7. bölüm / 8
Zıtlığın Adı Aşk(6) HOŞÇA KAL YAKIŞIKLI BEY
Bölümler 8Şu an: (6) HOŞÇA KAL YAKIŞIKLI BEY
- 1 GİRİŞ1.666 kelime
- 2 (1) İTİNAYLA BAŞINIZ BELAYA SOKULUR1.124 kelime
- 3 (2) YAĞMURDAN KAÇARKEN GÖK GÜRÜLTÜSÜNE TUTULMUŞUZ...1.208 kelime
- 4 (3) FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK1.754 kelime
- 5 (4) AŞK CİDDİ BİR İŞTİR1.980 kelime
- 6 (5) BİR ŞEY YOK AMA ÇOK ŞEY VAR1.323 kelime
- 7 (6) HOŞÇA KAL YAKIŞIKLI BEY1.286 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 (7) Bir Kar Topu Kaç Belaya Sebep Olabilir?2.715 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
6.BÖLÜM
“Hoşça kal, Yakışıklı Bey!”
Tesadüfler hayatın, insanın önüne hiç beklemediği anda bıraktığı küçük sürprizlerdi. Bazen yıllardır aradığın bir şeyi tek bir bakışta buldurur, bazen de kaçmaya çalıştığın bir gerçeği tam karşına çıkarırdı. İnsan ne kadar plan yaparsa yapsın, kaderin kendi planı olduğunu unuturdu.
Bazı karşılaşmaların zamanı olmazdı. Nerede, ne zaman, kiminle karşılaşacağını hesaplayamazdın. Bir yolun başında, kalabalığın ortasında, hiç bilmediğin bir yerde...
Ya da tam kaçmaya karar verdiğin anda, arkanı döndüğünde.
Benimki de böyle bir tesadüftü işte. Birkaç gündür aklımdan çıkarmaya çalıştığım adam, şimdi karşımda duruyordu. Üstelik öyle uzaktan görüp geçeceğim biri gibi değil; gözlerini gözlerime dikmiş, sanki günlerdir beni bekliyormuş gibi sakince bakıyordu. Ve en kötüsü… Beni hatırlıyordu.
Dilim kurumuş dudaklarımda gezindi. “Ben…” dedim ama devamı gelmedi. Ne diyecektim?
Merhaba, beni hatırlamanı beklemiyordum, çünkü üç gündür seni düşünüp duruyorum, muhabbetine mi girecektim?
Yok artık, Gülperi.
Kendimi rezil etmenin yeni yollarını keşfetmek için özel bir çaba sarf etmeme gerek yoktu. Hayat zaten bu konuda benim adıma yeterince çalışıyordu.
Baran’ın dudaklarının kenarındaki belli belirsiz gülümseme kaybolmadı. Birkaç saniye beni izledikten sonra başını hafifçe yana eğdi. “Sen ne?” diye sordu oyunbaz bir ifade takınarak.
O an onu inceleme fırsatı buldum. Üzerindeki üniforma kusursuz ve düzenliydi. Omuzları dik, duruşu kendinden emindi. Kumral saçları kısaydı, gözleri güneşte daha bir canlı, daha bir parlaktı. Onu o gün gördüğümden daha havalı görünüyordu ama iki hâliyle de çok yakışıklı olduğunu inkâr edemezdim.
Kelimeler ağzıma ulaşmadan tekrar geri gönderiliyordu sanki. Konuşmak için aralanan dudaklarımdan dökülen cümle tam olarak şuydu, “Lojmanın önünden geçiyordum öyle.” Cevapsız bırakmaktansa saçma bir cevap vermek daha mantıklı gelmişti.
Baran başını eğdi, gözleri kısıldı. “Anladım.” Zerre anlamadığına o kadar emindim ki… Ama ona koz vermeyecektim.
İki adım attım arkaya doğru. “Ben gideyim o zaman.” Tüm cesaretim ayıptır söylemesi başka yerime kaçmıştı. Rekorlar kitabına cesaretini en hızlı kaybeden insan, olarak adımı yazabilirlerdi, pek şaşırmazdım. Adımlarım geri geri giderken kalbim kalmak istiyordu. Derin bir nefes alarak düşüncelerimin ne kadar saçma olduğunu kendime hatırlattım.
Baran’ın bakışları adımlarımı takip ediyordu. Ne yapmaya çalıştığıma bir anlam vermeye çalıştığını çatık kaşlarıyla belli ediyordu. Haklıydı tabii. Karşısına bir anda çıkmam onu da şok etmiş olmalıydı. “Bu kadar mı?” diye sorarken ne duymak istediğini düşünüyordum.
Başımı aceleyle aşağı yukarı salladım. “E-evet başka ne olabilir ki? Değil mi?” Neden kekeliyordum ben? Kendine gel, Gülperi!
Baran’ın yüz ifadesinden hiçbir şey anlayamıyordum. Gözleri üzerimdeyken elim ayağım birbirine dolaşıyordu. Herif iki karşılaşmada ayarlarımı bozmuştu be! “Gidecek misin?” diye sorarken bakışları kanmadığını haykırıyordu.
Minik bir öksürükle boğazımı temizledim. “Evet.” Müsaade var mı? diye soracaktım utanmasam. En son lisede okul formasını giymediğimde müdür beni odasına çağırdı diye bu kadar panik olmuştum.
Baran ellerini arkada kavuşturdu. Ben onu iki kez görmeme rağmen otoritesini kavramıştım, askerlerine bir el fatiha... Baran baştan aşağı beni inceledikten sonra dudağının kenarı belli belirsiz yukarı kıvrıldı. Beğenmiş miydi? Gözlerime bakar bakmaz kalbim normalden hızlı atmaya ant içmiş gibi attı. “Hoşça kalın o zaman, Gülperi Hanım,” dedi saygılı ifadesiyle.
“Hoşça kalın, Baran Bey,” dedim kibarca. Yeni bir konu açmasına izin vermeden ona sırtımı dönüp hızlı adımlarla lojmandan uzaklaştım. Arkama dönmeyi istesem de cesaretim yoktu.
🪖🎀
Lojmandan uzaklaştıkça kalbimin atışları da yavaşlar sanmıştım. Yanılmışım. Her adımda biraz daha hızlanıyordu. Sanki az önce koşarak kaçmışım gibi nefes nefese kalmıştım. Oysa yaptığım tek şey, adamın karşısında birkaç dakika durup iki cümle konuşmaktı. Zihnimde sadece onunla göz göze geldiğim anlar yeşilçam filmindeyiz gibi ağır çekimde dönüyordu.
“Gülperi!” diye yükseldi ne kadar zamandır tepemde zebella misali dikilen Merve. “Bir şey söylesene artık! Geldiğinden beri ne bu alıklığın?” Gözlerini kısarak üzerime eğildi. “Bir halt yemişsin sen, belli. Bu bakışları tanıyorum. Dünyayı başıma kendi isteğimle yıktım ama size çaktıracak değilim, adlı bakışın bu. Yine ne yaptın da pişman oldun?”
Kınayan gözlerle baktım yüzüne. “Aşk olsun, Mervoş,” dedim alınmışlıkla. “Ne hatamı gördün?” Sormam başlı başına bir hataydı. Bu zamana kadar yediğim naneleri anlatsak gün biterdi. “Hatalarımın olduğu doğru ama hatasız kul mu olur, değil mi? Hepimiz en az bir kere hata yaptık. Yapmadık mı?”
Merve aklımdan geçenleri anlamış olacak ki, “Bana bak,” dedi parmağını yüzüme sallayıp. “Sakın bana oturdukları masanın altına saklandığımız askerleri görebilmek için lojmana gittiğini söyleme.”
“Ay ne alakası var? Markete gitmiştim. Amma büyüttün!”
Merve’nin mavi gözleri kısıldı. Foyam ortaya çıkmak üzereydi. “Bu saate kadar evin bir alt sokağındaki markete gidip gelemediniz mi, Gülperi Hanım?” Gülperi Hanım, demeseydi keşke. Birilerini hatırlatıyordu.
“Gelemedim.” Omuz silktim. “Ayrıca sana ne? Annem değilsin, babam değilsin. Bana karışmaya ne hakkın var?”
Merve elini göğsüne koyduğunda kalbinden vurulmuşa dönen bakışlarla bakıyordu. “Zamanında eve beş dakika geç geldim diye beni yağmurlu havada şemsiyesiz dışarıda bırakan kimdi?”
Bendim. Haklı olduğuma inanıyordum. Onun yüzünden Defne’den ben fırça yemiştim. Merve’nin gizlice evden gittiğini sakladığım için ben de nasibimi almıştım bu kaçış planından. “Hak etmiştin. Yine olsa yine yaparım.”
Yanımıza Defne ve Rüya da geldiğinde ekip tamamlanmıştı. Hep birlikte üzerime hücum edeceklerdi, hissediyordum. Rüya ve Defne bulaşıkları yıkamış olmalıydı. Merve ile tembelliğimizle bilindiğimizden masayı kuran kaldırsın, deyip kalkmıştık sofradan. Merve bana yemek yerken şahin gözlerini dikmişti. Anlamıştım sorguya çekeceğini ama kaçamamıştım. Tuvaleti bahane edebilirdim. Mantıklı geliyordu.
Defne karşımdaki koltuğa oturdu. Ellerini dizine yasladı bir büyük edasıyla. “Evet,” dedi harfleri uzatarak. “Gelelim Gülperi’nin nerede olduğu meselesine. Anlat bakalım, yemeğe neden geç kaldın? Hiç kalmazdın.”
Rüya ve Merve de oturduktan sonra kapıya göz ucuyla baktım. Hızlıca koşarsam, beni yakalamaları zor olurdu. Ani bir hareketle onlar olayı idrak edemeden odama kaçıp kapımı kilitleyebilirdim. Sonrasında Merve illa ki odaya girecekti ama en azından o gelene kadar bir şey uydurabilirdim. Şu an aklıma hiçbir fikir gelmiyordu.
“Bugün değişiklik yapayım, dedim, fena mı oldu sanki?” dedim safa yatarak. Şimdi konuyu değiştirme vakti… “Gününüz nasıl geçti bu arada? Hava güzeldi. Dışarı falan çıktınız mı?” Aniden ayağa kalktım. “Acaba yarın piknik mi yapsak kızlar?” Üçünün de şüpheli bakışları değişmedi, hatta arttı. Bakışmalar sürerken gerildim. “Ne?”
“Gerçekten çok kötü bir yalancısın,” dedi Merve.
Gözlerim irileşti. “Ayıp oluyor ama. Ben ne zaman size yalan söyledim?”
“Az önce.”
Battı balık yan giderdi. “Ne yalanı?” dedim.
“Markete gitmiştim, dedin.”
Tek kaşım havalandı. “Evet,” dedim soru sorar gibi.
Merve susmadı. “Sonra havadan sudan konuşmaya başladın.” Yese şaşırırdım.
“Eee?”
“Sonra piknik.”
“Eee?”
Merve bıkkınlıkla nefes verdi. “Güloş’um sen piknik, kelimesini duyduğunda bile üşenen bir insansın.” Doğruydu.
Ağzım açıldı. Tek kelime edemedim. Yalan söylemeyi beceremiyordum resmen. Attığım yalanlar dönüp dolaşıp beni bulunca kafama isabet etmezse iyiydi. “İnsanlar değişebilir.”
Defne ellerini birbirine kenetledi. Gören de ortaokula giden kızını öğretmenlerden dinleyen anneler zanneder. “Bir anda mı?”
Dudağımı büzdüm. “Hayat sürprizlerle dolu. Ne olacağı hiç belli olmaz.”
Sessizlik içinde oturan masum Rüya nokta atışı yaparak beni nakavt etmeyi başaran kişi oldu. “Lojmanın önünden geçerken seni görür gibi oldum. Sana seslendim ama bakmadın. Konuştuğun asker Baran mı?” Yuh! Pot kırmamaya çalışırken potayı kırmıştı biricik arkadaşım.
Bütün bedenim alarma geçti. “Baran mı?” diye tekrarladım, sesimin normal çıkması için verdiğim mücadeleyi yalnızca Allah biliyordu. “Hangi Baran?” Yatabildiğin kadar safa yat, kızım. Boylamasına yat.
Rüya’nın gri gözleri verdiğim sinyalleri algılamıştı. Bakışları Defne ve Merve arasında gidip geldi. Benimle göz göze geldiğinde yutkundu. “B-bilmiyorum ki,” diye mırıldandı çaresizce. Çırpınışları boşunaydı. Anlayan anlamıştı olanları.
Merve’nin gözleri öyle hızlı aydınlandı ki, biraz daha zorlarsa kafasının üstünde ampul yanacaktı. “Askerlerin yanına gittin ve bana haber vermedin mi? Yazıklar olsun seninle arkadaş olduğum güne!” Yanındaki yastığı yumruklarken bağırarak ağlıyordu. “Benimki de oradaydı kesin. Göremedim ya, Allah kahretmesin! Ühü ühüüü!”
Birkaç adım attım yan tarafa yengeç gibi. Kaçmanın tam sırasıydı. Defne dişlerini sıktı. “Seninki kim oluyor, Merve? Açıklamak ister misin?” Tehlike çanları Merve ve benim için çalıyordu.
Essale...
Merve ile göz göze geldik. Aynı anda, “Kaç kurtar kendini!” diye tabiri caizse böğürüp tabanlara kuvvet başladık koşmaya. Odaya girdiğimiz gibi kapıyı kilitledik.
Nefes nefese olduğumuz yere çökerken kapımız yumruklanıyordu. “Açın kapıyı yoksa kırarım!” dedi Defne sertçe. “Bana ne işler karıştırdığınızı anlatacaksınız!”
Rüya’nın cılız çıkan sesi, “Yapma, Defne,” dese de Defne onu dinlemiyor, Allah ne verdiyse kapımızı tekmeliyordu.
“Buradan sağ çıkabilirsek, birlikte gidelim lojmana,” diyen Merve saçlarımı yolma isteğimi belirginleştiriyordu.
“Buradan bir çıkalım, Rüya ve senin elimden çekeceğiniz var!”
Bölüm etkileşimi
