(1) İTİNAYLA BAŞINIZ BELAYA SOKULUR

Vaveyla Yazarı: Elay .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 8Şu an: (1) İTİNAYLA BAŞINIZ BELAYA SOKULUR

1.BÖLÜM

“İtinayla Başınız Belaya Sokulur”

AVM’ye sonunda gelebilmiştik. Her yere onunla gittiğim biricik arabamla otoparkta park yeri arıyorduk. Hafta sonu yaklaştığı için ve okul çıkışı olduğu için insanlar bunu değerlendirerek çullanmıştı otoparka.

Şoför koltuğunun yanında oturan Merve dertliydi. “Güloş şuraya bir yere park et de inelim artık.” Elini dudaklarına bastırdı. “Yemin ederim kusacağım şimdi arabana!”

En az onun kadar sinirliydim. Hem ona ne oluyorduysa. Sırtım yapışmıştı terden koltuğa. Hava çok sıcaktı. İstanbul İstanbul olalı böyle sıcak görmemiştir. Saçlarımda ensemi yakıyordu. Makyajımı saymıyordum bile. “İn o zaman, Merve,” dedim arabayı durdururken. “Başımı şişirdin. Arabaya bindiğimizden beri vır vır vır, bir susmadın kızım ya!”

Merve emniyet kemerini açıp arabadan inerken hâlâ söyleniyordu. “Ay aman indik be! Sür şimdi kıymetli arabanı.”

“Arabanın içi ferahladı sayende.” Merve kapıyı çarpınca ona iyi dileklerimi ilettim.

Arabayı uzun uğraşlar sonucu park yeri bulduktan sonra güzelce park ettim. Dışarı çıktığımda güneşin yakıcı sıcağı vurdu yüzüme. Ellerimle yüzüme yelpaze yaparken arkadaşlarımı arıyordu gözlerim. Defne, Merve ile beni yalnız bırakmak istememişti. Yine bir belaya karışırız diye korkuyordu. Rüya da evde yalnız kalmak istemediğinden bizimle gelmişti.

Beyaz kol çantamı koluma taktım. İçinde telefonum ve cüzdanım vardı sadece. Fazlasına da gerek yoktu. Kızların yanına giderken onları zorla getirmemişim gibi kocaman gülümsedim. “Hadi içeri girelim.”

Sırayla güvenlikten geçtik ve mağazaların olduğu tarafa ilerlemeye başladık. Burada ne ararsam vardı. Makyaj malzemelerim de bitmek üzereydi. Gelmişken oraya da uğrayacaktım.

Yan yana mağazaya girdiğimizde gözüme ilk çarpan şey kahverengi, diz hizasında biten, bir omuzu düşük bir elbiseydi. Bu parçayı gelenlerin gözüne sokmak istercesine mağazanın orta yerine koymuşlardı. Başarılı da olmuşlardı.

Diğerlerine baktım. “Kızlar benim şu muhteşem elbiseyi denemem lazım,” dediğimde elbiseyi gösterdim. “Baksanıza şuna, çok güzel.” Şahsen ben elbiseye aşık olmuştum.

Merve elbiseye bakarken küçümseyici bir bakış attı. “Bu mu muhteşem elbise? O kadar da güzel değil.” Hayallerimi yıkmak denince de Merve.

“Güzelmiş. Dene istiyorsan,” dedi Defne yanıma yaklaşarak. Etrafa göz gezdirdi. Kısa boylu, minyon tipli bir çalışanda durdu bakışları. “Bakar mısınız? Şuradaki elbisenin modelleri nerede?”

Çalışan bizi arkalarda bir yere yönlendirdi. Defne bana elbisenin bana olacağını düşündüğü bir bedenini uzattı. Kabinlere gittik. Elbiseyi denediğimde daha çok sevmiştim. Alıyordum bunu!

Rüya da öylesine bakıyorum, dese de gözü bir etekte takılmıştı. Beyaz eteği almaya yanaşmasa da Defne onu denemesi için ikna etti bir şekilde. İkisi kabinlere ilerlerken Defne’nin uyarı dolu bakışları geride kalan beni ve yanımdaki bela mıknatısı Merve’yi buldu. “Sakın bir yere ayrılmayın.”

Merve gayet rahattı. “Tamam, Defnoş. Zaten nereye gidebiliriz koskoca mağaza dururken, değil mi ama?” Defne ve Rüya gözden kaybolduğunda rahatlığının yerini heyecan aldı. “Gülperi az önce buradan geçen bir erkek grubu gördüm. İçlerinden sarışın olanı çok yakışıklıydı. Hadi onlarla tanışalım belki kısmetimiz açılır kız.”

Hızla ondan uzaklaştım. “Merve ne dediğinin farkında mısın?” Kabinleri gösterdim. “Defne daha şimdi söyledi bir yere ayrılmayın, diye! Valla bu kez seni ben bile kurtaramam.” Geçenki alışveriş maceramızın sonu hüsrandı. Reyonları devirmiştik! Defne sonunda sayamadığım kadar sıfır olan fiyatı halletmişti. Arkamızı toplamıştı hep yaptığı gibi.

Merve gözlerini devirdi abartıyla. “Sen ne bakıyorsun Defne’ye? Tanımıyor musun sanki, aklınca bize göz dağı vermeye çalışıyor.”

Kaşlarımı çattım. “Seninle hiçbir yere gelmem.” Gözlerimi kıstım. “Buraya da o yüzden geldin, değil mi?” Şeytan gibiydi.

Merve pis pis sırıttı. “Öyle de denebilir.” Manalı manalı baktı yüzüme. “Hem sen de istemez misin biriyle tanışmak, sevgili olmak, flörtleşmek hı?”

“İstemem!”

“İstersin, istersin,” dedi başını sallayarak. Kolumdan aniden tuttuğu gibi beni çıkışa sürüklemeye başladı.

“Bırak beni, deli! Git kendin nereye gidiyorsan ama beni bu işe karıştırma!” Mağazanın içinde bas bas bağırdığımdan içerideki herkesin gözleri bana çevrildi. Mahcup bir tebessümle baktım herkese. “Kusuruma bakmayın.” Merve’den kurtulmaya çalıştım. “Arkadaşım biraz kafadan gidik de…”

Merve beni dışarı çıkardığında kolumu sıkmayı bıraktı ama elini çekmedi. “Şu tarafa gittiler.” Bana karşıdaki marketi gösteriyordu. “Yürü bulalım şunları.”

“Asla!” diye cırladım. İçeriye döneceğim sırada Defne’nin çatılı kaşları ve sıktığı yumruklarıyla karşılaştım. “Merve bittik,” diye mırıldandım çaresizce.

Merve bana bakmıyordu. “Bende bittim. Aşık oldum sanırım.” İki dakika önce gördüğü çocuğa aşık olacak kadar da deliydi kendisi.

“Arkana bak.”

Merve baktığım yere bakınca Defne’yi gördü. İkimize de öldürücü bakışlar atan Defne sonumuz olacaktı. “Kaç kaç kaç!” diye bağıran Merve, beni üst kata ilerletti.

Defne arkamızdan, “Buraya gelin!” diyerek mağazayı inletiyordu. Kurtulana aşk olsun.

Merve ile üst kata çıktığımızda saklanacak yer arıyorduk. “Belki de geri dönmeli ve yol yakınken her şeyi anlatmalıyız,” dedim. En doğrusu bu olacaktı.

Merve, “Ya da kaçmalıyız,” diyerek deliliğini konuşturdu. “Şuraya gidelim.” Söylediği yer bir restorandı! Kalabalık bir restoranda nereye saklanacağımızı merak ediyordum.

Restorana girdikten sonra kapının çarptığı kapı zili duyuldu. Birkaç kişi bize döndü ama Merve kimseyi umursamıyordu. Kısa bir göz gezdirdikten sonra bize en yakın olan boş masayı gösterdi. Masanın üstündeki boş ama kirli tabaklar birilerinin az önce buradan kalktığını gösteriyordu.

“Buraya girelim.” Af buyur?

Masanın üstüne bakarken şaşkındım. “Nereye girelim? Yer yok.”

Güldü. “Masanın altına saklanacağız.” Masanın altına girdiğinde ona onaylamaz bakışlar atıyordum. “Gelsene,” diye yükseldi. Özenle seçtiğim kıyafetlerimi masanın altına girerek kirletemezdim. Ayrıca bu kadar aksiyona gerek var mıydı? Defne’ydi sonuçta. Kızardı ederdi ama en sonunda affederdi bizi.

Yüzümü ekşittim. “Hayır.” Hiçbir güç beni oraya girmeye ikna edemezdi. Rezil olma korkusu tüm bedenimi sarmıştı.

Merve dişlerini sıktı. “Şaka mı sanıyorsun? Defne geliyor!” Arkamda bir noktaya bakıp yutkundu. “Güloş yürü! Azrail geldi.”

Hiç düşünmeden korkuyla kendimi masanın altına attım. Diz kapaklarım acıdı, avuçiçlerim sızladı ama o an bunu düşünecek değildim. Lafımı çok hızlı yutmuştum. Kendime inanamıyordum!

Merve’nin yanındaki yerimi aldığımda Merve halinden memnundu. Gülümsedi. Ukala bir gülüştü bu. “Sonunda gelebildin.”

Gözlerimi kıstım. “Defne falan gelmiyordu. Beni kandırdın,” diye söylendim. Yalancı bir arkadaşım vardı.

Merve omuz silkerek, “Başka türlü geleceğin yoktu,” dedi sakinlikle. “Ama bu birazdan gelmeyeceği anlamına gelmiyor.” Dediği gibi de oldu. Yaklaşık beş dakika sonra içeri biri girdi. Topuklu botlar bulunduğumuz masanın çok yakınındaydı. Yutkunamadım, nefesimi tuttum. Defne olduğundan emindik çünkü bu botlar ona aitti. Arkasından da Rüya geliyordu. Beyaz spor ayakkabılar onundu.

“Nereye gittiler?” Defne konuşuyordu.

“Bilmiyorum. Buraya girmiş olabilirler diye düşündüm ama görünürde yoklar.” Bu da Rüya’ydı.

“Aklımı kaçıracağım!”

“Tamam, sakinleş. Bulacağız onları. Bir yerden çıkarlar.”

Bizi bulamayınca Defne, “Gülperi’nin çantası da bende kaldı,” dedi. Doğru ya! Kabinlere giderken çantamı bir yerde unutmayayım diye Defne’ye vermiştim. Yani telefonum bende değildi.

“Er ya da geç bulacağız onları. Bana güven.” Psikologtu Rüya. Defne’nin sinirlendiği anlarda yanında duruyordu. Bir sorun olduğunda karşısındakini dikkatlice dinler, ona göre yorumlar yapardı.

Kızların dışarı çıktıklarından emin olduktan sonra Merve bana elini uzattı. “Çak!” dedi mutlulukla.

Çakmadım tabii. “Buradan bir çıkalım, o zaman çakacağım ben sana,” dedim ters ters. Sinirlerim tepemdeydi. Yaptığımız şeyi öğrencilerim yapmazdı. Ne hallere düşmüştüm.

Merve ile çıkmaya hazırlanırken masada bir hareketlilik oldu. Etrafımızdaki sandalyeler çekildi, birileri oturdu. Dibimize kadar yaklaşan postallar hiç hayra alamet değildi. İşte şimdi yandık!

Merve’nin kulağına eğildim. “Neler oluyor?” diye sordum fısıltıyla.

Merve de şaşkındı. “Hiçbir fikrim yok.” Dört bir yanımızı kuşatan postallarla bakıştık. “Galiba… Asker bunlar, Güloş.”

Altına saklandığımız masaya askerler mi oturmuştu? Kırk yılda bir denk gelen saçma bir olay benim başıma gelmişti. Kaderime daha sonra sövecektim. Buradan kurtulduktan sonra…

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.