(5) BİR ŞEY YOK AMA ÇOK ŞEY VAR

Vaveyla Yazarı: Elay .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 8Şu an: (5) BİR ŞEY YOK AMA ÇOK ŞEY VAR

5.BÖLÜM

“Bir Şey Yok Ama Çok Şey Var!”

Rengârenk dünyamın merkezinde, sınıfımdaydım. İki günü bir şekilde bitirmiştik ama hâlâ üzerimden tır geçmiş gibi yorgundum. Atamamıştım şu iki günlük tatilde sinirimi stresimi. Daha fazla stres olmuştum hatta... Olaylı günün üzerinden tam üç gün geçmişti. Kimse olay hakkında tek kelime etmemişti.

Defne, Mervoş ile benden olayı dinlemişti sadece. Gerisi salla da gitsin Adanalımdı.

Ya da Ankaralım mıydı? Emin değildim. Emin olduğum tek şey; pazartesiden ölesiye nefret ettiğimdi. Bir gün bu kadar mı uyuz olurdu? İnsanın bütün hayat enerjisini sinerjisini elinden çekip alıyordu resmen. Gece uyumadığımı, sırf sonunu merak ettiğim için gece yarısına kadar film izlediğimi de varsayarsak… Aslında tüm suç pazarteside değil gibiydi.

Aman be! Tüm suçu üstlenemeyecek kadar güzeldim ben.

Kırmızı, küçük masanın üstündeki kalemime uzandım. Tükenmez kalemi açtım, kapattım. Açtım, kapattım. Dalgın dalgın önümdeki ayıcığa bakarken birkaç kez tekrarladım. Gözlerimi kırpmamaya çalışıyordum öbür yandan. Neden mi? Zira birkaç gündür kafamda para vermeden yaşayan bir kiracım vardı. Adı aklımdan hiç çıkmıyordu ama sesli dile getirmekte zorluk çekiyordum aynı zamanda.

Askerlerin içinden bana en dikkat çekici gelen kişiyi, Baran’ı aklımdan çıkaramıyor olmam beni deli ediyordu. Ne özelliği vardı ki hafızama kazınacak? Bakışları mı? Sesi mi? Otoritesi mi? Asker oluşu mu? Ne yani? Belki de hepsi beni ona çeken küçük detaylardı.

İçli bir nefes almam kaçınılmazdı. Aniden bastıran yakalanma korkusuyla bakışlarım sınıfta gezindi. Çocuklar oyun oynuyordu. Zaten bana baksalar bile yüz ifademden bu kadın yüzsüz gibi masanın altında saklanırken tanıştığı adamı düşünüyor, diyemezlerdi. Off, Baran bende akıl mı bırakmıştı? Saçmalıyordum.

“Örtmenim saçlarımı örer misiniz?”

“Çık aklımdan, baş belası,” dedim şakaklarımı ovuştururken. “Akıl bırakmadın.”

“Bela mıyım ben, örtmenim?”

Duraksadım. Bu ses Baran’ın kafamda yankılanan kiracı sesi değildi. Başımı biraz eğerek dibimde biten kız çocuğuna baktım kirpiklerimin arasından. “Hayır tabii ki,” dedim hemen, ellerimi salladım. “Olur mu öyle şey? Sana demedim ben onu.”

Beklediğim soru geldi. “Kime dediniz?” diye sordu küçük kız sağına soluna bakıp. Kendinden başka kimseyi göremeyince incecik kaşları çatıldı. “Benden başka kimse yok.”

Şimdi ayıkla pirincin taşını, salak Gülperi. İncecik çocuk sesini kalın bir erkek sesiyle nasıl karıştırmış olabilirsin? Bu kadar mı fena durumun?

Buse’yi kolundan tuttum, kendime çektim. “Gel bakalım yanıma. Seninle bayadır sohbet etmiyoruz.” Yandan küçük sarı bir sandalye çektim ve kızı oturttum. Sarı saç tutamları o kadar inceydi ki, acıtmamak için yavaş hareket ediyordum. Saçlarını ikiye ayırdıktan sonra örmeye başladım sınıftaki kızlara hep yaptığım gibi. Onlar da alışmıştı artık duruma, kendileri yanıma geliyorlardı.

Saçları örülürken, “Örtmenim,” dedi ağzı dolu dolu, meraklı bir sesle.

“Efendim?” dedim saçlarının bir tutamına masanın üstündeki kırmızı bir kurdeleyi bağlarken. Diğerine geçtim. Saçları çok uzun olmadığı için işim kolaydı.

Ayaklarını sallamaya başladı. “Sizin baş belanız kim?” Güldü. “Benimki kardeşim.” Elini dudaklarına örttü. “Ama annem duymasın, kızar sonra.”

Ne diyebilirdim ki? Baş belam söylemek istemeyeceğim kadar gizliydi ama saklanamayacak kadar da büyüktü. İkilem arasında kalmıştım. Elbette çocuğa söyleyeceğimden değil, kızlara anlatsam mı, diye düşünmüyor değildim. “Arkadaşım,” dedim Merve’yi kullanarak. Bari bir işe yarasın, beceriksiz. “Adı Merve. Kendisiyle çok anlaşamıyoruz.”

Küçük bir çocuğa içimi üstü örtülü de olsa döktüğüme inanamıyordum. “Yaa…” dedi düşünceli çıkan neşeli sesiyle. “Onunla beni tanıştırır mısınız?”

Örmeyi bitirdiğim saçının ucuna kırmızı kurdeleyi bağladıktan sonra eserime uzaktan baktım. Harika olmuştu. Çok tatlı görünüyordu. Kurdele sarı saçlarına çok yakışmıştı. “Tanıştırırım. Bitti.”

Sandalyeden kalktı ve arkasında duran örgülerini omzunun üstünden öne attırdı. Bakmaya çalıştı yandan yandan. Güldüm bu çabasına. “Çok güzel olmuş, örtmenim. Teşekkür ederim.” Yanıma yaklaşınca eğildim, yanağıma sulu bir öpücük bıraktı. Oyun oynamaya geri döndü.

Arkasından buruk bir tebessümle bakıyordum. “Çocuk bile anladı ruh halini. Sen nasıl bir kadınsın, kızım.” Bir çocuğa bile içimizi dökmüştük, iyi mi? Öğretmen olarak hem rehber öğretmeni hem oyun arkadaşı hem de öğrencilik görevini aynı anda üstleniyordum. Öğretmenler günümü kutlamayanlar utansın.

“Birilerinin Karadeniz de gemileri batmış anlaşılan,” dedi yanıma bir sandalye çeken Ebru. O da benim gibi öğretmendi. Benim yanımda çalışıyordu. Çocuklarla ilgileniyor, onların ihtiyacı olduğunda yardımcı oluyordu. Kendisiyle baya iyi anlaşırdık. Birbirimize içimizi dökerdik. İki yıldır yan yana olduğumuzdan, bazı hareketlerimden neler hissettiğimi anlıyordu.

Dudağımı büzdüm. “Hiç,” dedim harfleri uzatarak. Hiç de hiç, değildi ama onu kendi dertlerimle uğraştırmak istemedim. “Öylesine düşünüyorum.”

Zeki kadındı vesselam. “Uzaktan bakıldığında depresyondaymış gibisin. Tabii sen daha iyi bilirsin orasını.” İyice sokuldu. “Ne oldu? Anlatmak ister misin?”

İsterdim ama istemezdim de. Kararsızlık, denince de Gülperi Sönmez. Sahneyi bana bırakın, bir dakikada herkesi bıktırayım. “Bilmem,” diye mırıldandım. Kurduğum cümlenin saçmalığı umurumda değildi. Sinirlerim bozulduğunda ya da gerildiğim zaman, her şeye bilmiyorum, diye cevap verirdim. Değişmeyen bir kuraldı.

Ebru’nun tek kaşı kalktı. “Ne demek bilmem?” Bilmiyorum işte! Gelmeyin üstüme. Kafam kazan oldu.

Omuz silkerek, “Bilmem ne anlama geliyorsa o anlamda bilmem,” dedim tüm huysuzluğumla. Uyuz olduğum anlar oluyordu.

Ebru güldü. “Sizi ilk defa bu kadar sinirli görüyorum. Bunun özel bir sebebi mi var?” Ne özeliydi canım? Her şeyim ortadaydı. Her zamanki halimdi. Beni benden daha iyi tanıyacak değildi ya.

Ona baktım. Ebru esmer, tatlı bir kadındı. Badem gözleriyle bana melül melül baktı. “Yok,” dedim sinirle. “Ne olabilir ayrıca? Nedir yani? Unutulur elbet bir gün.” Dilime de kızgındım! Şimdi mi söylenirdi o?

Ebru meraklı bakışlarıyla görüş açıma girdi. “Ne unutulur, Gülperi Hanım?” Açıkla şimdi neyi unutmak istediğini. Battığın boktan hiç çıkma, e mi kızım?!

Dudağımı dişledim. “Şöyle ki…” Gözlerim parmaklarıma döndü. Kıtlattım parmaklarımı. Stres altındayken yapardım bunu. “Unutmak istediğim biri var ama nasıl unutacağımı bilmiyorum.” Açık olacaktım. Belki bir çözüm bulabilirdik.

Ebru daha çok meraklandı. “Sizin mi?” derken sesini istemeden yükseltmişti. “Ay inanmıyorum! Hayatınızda bir erkek mi var yoksa? Ya da takıntılı bir eski sevgili vakası? Hangisi?” Ex listesi uzayıp gittiği için bu konuda uzmandı.

“Sessiz ol, çocuklar duyacak.” Yalnızca çocuklara değil, tüm dünyaya duyuracaktı. “Çok da büyük bir şey değil. Göz göze geldik, iki laflaştık. Bu kadar.” Ve o kadar şeye rağmen aptal kalbim onu unutmayı ısrarla reddediyordu.

Ebru yanımıza yaklaşan çocuğun su şişesinin kapağını hızlıca açıp eline tutuşturdu. Çocuğu yollarken çocuğun ağzı balık gibi açıldı. Anlayamadı garibim ne yaşandığını. “Eee? Bunda bir sorun göremedim ben. Sizin için sorun tam olarak nerede, Gülperi Hanım?”

Derin bir nefes verdim. “Sorun da tam olarak bu işte. Ortada hiçbir şey yok ama çok şey var.” Yutkundum. “Ama onun ne düşündüğünü bilmiyorum. Tek taraflı bir merak da olabilir, tek taraflı bir unutamayış da…” Gözlerimi yeniden ona çevirdim. “Anlayacağın, hiçliğin içinde savruluyorum birkaç gündür.”

Ebru’nun gülümsemesi bu kez yaşanmışlık ve bilgelik doluydu. “Onunda sizi düşünmediği ne malum? Eh tamam. Biraz zor olacak sizin için ama onunla bir konuşun bence. Şu gizemli beyefendi ile yani.” Ters bakışlarımı görünce sırıtışı soldu. Hafifçe öksürerek boğazını temizledi. “Sizin fikriniz yine de. Karışmak bana uygun düşmez.”

Konuşması bittiğinde minik bir tebessüm ile karşılık verdim ona. “Sağ ol, Ebru. Beni dinlemen bile beni rahatlattı. Gerisini ben hallederim.”

“Ne demek, Gülperi Hanım.”

Yüzümü ekşittim. “Şu Hanım, kelimesini de bir unut. Arkadaşız biz.”

Güldü. “Peki, Gülperi.” Yanımdan uzaklaşırken son kez, “Ama siz yine de bir düşünün dediklerimi. Bir gelişme olursa…” Elini telefon işareti yaptı. “Ne yapman gerektiğini biliyorsun.”

Kıkırdadım. “Tamam.” Ve düşüncelerimle beni baş başa bıraktı.

🪖🎀

Terleyen avuçiçlerimi eteğime sürttüm. “Hadi, Gülperi. Göreyim seni kızım.” Kendime gazı da verdikten sonra düşünme şansı tanımadan hızlı adımlarla lojmana yöneldim. İçimdeki cesur kadın lojmana yaklaştıkça her adımda daha bir küçülüyor, daha bir utanıyordu. “Acaba geri mi dönsem?”

Ebru’yu dinlemiş ve lojmanın kapısının önüne kadar gelmiştim. Konuşmak için dolup taşarken yapmak istediğim şeyin büyüklüğünü yeni fark ediyordum. Endişe içinde arkama baktım. Geri dönmek için hâlâ vakit vardı. Dönebilirdim. Sonra önüme baktım. Lojman buraya gel Gülperi, der gibi bana göz kırpıyordu. Ne yapmam gerektiğini düşünürken kalbim küt küt atıyordu.

“Yapamayacağım,” dedim ve lojmana arkamı döndüm. Adımlarım hızlı ve tedirgindi. Düşecektim az kalsın önümdeki taşa takılıp. Nefes nefese ilerlerken içimdeki cesur Gülperi’ye de iyi dileklerimi iletiyordum. “Salak. Şimdi de çıksana ortaya!”

“Kiminle konuşuyorsun?” Adımlarım yere çivinlendi. Hareket edemedim bir süre. Rüzgâr esti, saçlarımı yüzüme savurdu. Nefesimi tuttum. Arkamı dönmek zorundaydım. Omzumun üzerinden ona baktığımda gözlerimiz kesişti. Dudağının kenarı yavaşça yukarı kavislenirken, güneşte açık bir renge dönen kahverengi gözlerini benden ayırmadı. “Seni burada görmeyi beklemiyorum.” Tek kaşı havalandı. “Ama sen benden daha şaşkın gibisin.”

Yönümü tamamen ona çevirdim. Bakışlarımı yere indirdiğimde, “Merhaba,” demekten öteye geçemedim.

Güldüğünde ona baktım. Gözleri kısılmıştı. “Merhaba. Evime hoş geldin, Gülperi.”

Beni hatırlıyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.