ZEHİRLİ MİRAS kitap kapağı

7. bölüm / 17

ZEHİRLİ MİRAS

Yedinci Bölüm

Vaveyla Yazarı: İremsu Köksal

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 17Şu an: Yedinci Bölüm

Merhabalar, nasılsınız 🌸
Sizi hemen bölümle baş başa bırakıyorum, biraz kaotik bir bölüm oldu. 🥹
Şimdiden ÖZÜR DİLERİM 😁
***
"Kaderin Kırmızı İpi" inancına göre; tanrılar birbirleri için yaratılmış iki kişinin serçe parmaklarını görünmez, sihirli kırmızı bir iple birbirlerine bağlarlar. Japon kültüründe; bu ipin serçe parmağa dolandığına inanılmasının sebebi, serçe parmağın kalbe giden bir damarla bağlantılı olduğu düşüncesidir. Bu ip zamanla uzayabilir, esneyebilir, karışabilir ve hatta kördüğüm bile olabilir ama ne olursa olsun asla kopmaz. Mesafeler, zaman ve koşullar ne kadar zorlu olursa olsun; o ip eninde sonunda sizi doğru kişiye, kaderinizdeki kişiye ulaştırır.
İster istemez gözlerim serçe parmağıma odaklanmıştı. O an hayali bir kırmızı ip düşledim, parmağıma sıkıca dolanmış belki de biraz canımı yakıyor. Sonra gözlerim o ipin yolunu takip etti, Devrim Bey'in telefonda konuştuğu noktaya doğru ilerliyordu ama ip o kadar sıkı ve o kadar kördüğüm olmuştu ki ister istemez kaşlarım çatılmıştı. Sanki gerçekten canım yanıyordu, biraz daha gözlerim ipi takip ettiğinde ise kördüğümler artık daha da karışık hâle gelmeye başlamıştı. İpin belirli kısımlarda kördüğüm olduğu yetmezmiş gibi bir de o düğümler birbirleriyle de kördüğüm olmuştu! Bir süre sonra gözlerim takip edememeye başladı çünkü yolu kaybetmiştim. Zorlukla yutkunduğum sırada beni kendime getiren şey annemin sesiydi.
"Anneciğim?"
İrkilerek geriye doğru çekildiğim sırada annem endişeyle bana bakıyordu.
"İyi misin bebeğim? Dalmışsın."
"İyiyim anne... Evet, iyiyim. Yoruldum sanırım, ondan olsa gerek."
Gülümsemeye çalıştığım sırada annemin sorgulayıcı bakışları hâlâ üzerimdeydi. Ben ise daha demin gerçekmiş gibi hissettiğim o acıyı ve hayalimdeki kırmızı ip görüntüsünün etkisini üzerimden atmaya çalışıyordum. Tekrardan serçe parmağıma baktığımda ise kırmızı ipi görmemiştim. Derin bir nefes alarak ayağa kalktım ve anneme tekrardan gülümsedim.
"İyiyim ben, bakma öyle."
"Gözlerin hiç öyle demiyor valla." dedi sitemli bir sesle. Kendimi bu kadar yormamdan nefret ediyordu. "Korumalardan birine söyleyelim de seni eve bıraksınlar."
"Hayır anne..."
"Asıl sana hayır! Yavrum; sen daha iki gün önce kaçırıldın, azıcık kendini şımart, eve kapan, çıkma odandan anneciğim ya! Koşa koşa işe geldin bugün, yengenin doğumu da denk gelince iyice yoruldun. İtiraz istemiyorum, hadi eve!"
"Anne! Ben kalmak istiyorum."
"Sus, ben neden kalmak istediğini biliyorum." dedi gözleriyle hâlâ telefonda konuşan ve sırtı bize dönük olan Devrim Bey'i gösterirken. Şok içinde ve biraz da kızararak annemi kolundan tutup yanıma çektim.
"Anne, ne alakası var? Yapma şöyle şeyler birisi görecek şimdi!"
Annem ise istediğini almış gibi bir tavırla gülmeye başlamıştı. Kabanımı ve çantamı elime tutuşturup beni asansörlere doğru itelerken kulağıma fısıldamıştı.
"Yakışıklı çocuk."
"Anne!"
"Sus kız! Ne kızarıp morarıyorsun hemen? Daha demin çocukla baş başa konuşurken gayet iyi gözüküyordun."
"Anne!"
"Anneden başka kelime bilmez misin sen? Azıcık da 'Devrim' de! Adama neden habire 'Devrim Bey' diye hitap ediyorsun? Senin mi iş ortağın?"
En sonunda daha fazla tepki vermeme izin vermeden beni asansörün içine itmiş ve korumalardan birisine beni eve bırakmasını söylemişti. Şok içinde bunu nasıl yaptığını düşünürken ben de kendime engel olamamış hafifçe gülmüştüm. Ardından aynaya doğru döndüğümde ise... Yüzüm pancar gibiydi!
Oflayarak zemin katta indiğim sırada kardeşim Kaan ile karşılaşmıştım. Sırtı bana dönük birisiyle telefonda hararetli bir şekilde konuşuyordu.
"Ne demek izlerini süremedik? Siz benimle dalga mı geçiyorsunuz?"
Ardından uzun bir süre karşı tarafı dinledi.
"Ben onu bunu anlamam! Bana bahanelerle gelecekseniz çıkış işlemlerinizi ayarlarım yerinize de anında başkalarını alırım! O haysiyetsizin hangi delikte olduğunu, kimin ona o gece yardım ettiğini bulacaksınız! Bitti!"
Sonrasında telefonu kapatmış birisine mesaj atmıştı. Onu dinlediğimi anlamaması için yanına doğru yürüdüm ve sırtına dokundum.
"Kardeşim, bir sorun mu var?"
Hafif bir irkilmenin ardından gülümsemişti.
"Yok abla, birkaç belgeyle ilgili bir sorun çıkmış."
"Hm; birkaç belgeye haysiyetsiz dedin yani, öyle mi?"
"Ne zamandan beri telefon konuşmalarımı dinliyorsun?" dedi dişlerinin arasından.
"Yaklaşık beş dakika öncesine kadar." dediğimde ise saçlarımı tutmak için elini kaldırmıştı ki aklına bir şey gelmiş olsa gerek bir anda kaskatı kesilmişti.
"Ne oldu?" dedim kaşlarımı çatarken. Biz küçüklüğümüzden beri birbirimizle kavga ettiğimiz için genelde o benim saçlarıma asılır ben de onun etlerini morartana kadar çimdiklerdim. Şu an ilk defa gözlerinde gördüğüm pişmanlık bu zamana kadar saçlarımı çektiği için miydi?
"Çok canın yandı mı?" diye sordu bir anda. Afallayarak gözlerimi kırpıştırdım.
"O herif senin saçlarını çektiğinde çok canın yandı mı?"
İçimden bir şeylerin kopup gittiğini hissettiğimde kendimi daha fazla tutamadım ve ona sıkıca sarıldım. Benim küçük kardeşim, her zaman benim için "küçük kardeşim" olarak kalacaktı. Yaşadığım müddetçe...
O da kollarını bana sıkıca dolayıp saçlarıma öpücükler kondurduğunda gözlerimi sıkıca yummuştum. Bir süre öylece bekledik. Daha sonra ise geriye çekilip ilk konuşan o oldu.
"Küçüklüğümüzden bir alışkanlık, her kavga ettiğimizde ben senin saçlarını çekerim sen de beni çimdiklersin." Derin bir nefes aldı.
"Annem her ne kadar sen kız çocuğu olduğun için bana çok kızsa da o zamanlar ayrımcılık yaptığını düşünürdüm ama şu an ne kastettiğini daha iyi anlıyorum. Eğer ben de bu zamana kadar canını çok yaktıysam özür dilerim abla."
Dolu dolu gözlerimle sözlerini dinlerken kimse görmeden yaşlarımı gözlerimden sildim. Ellerini sıkıca tutup annemden aldığı mavi irislerine baktım.
"Eğer bir insanın niyeti kötülük değilse isterse suratına sert bir yumruk atsın, yine de canın yanmaz ama bir insanın niyeti zarar vermekse o zaman küçücük bir dokunuş bile canını yakmaya yeter. Sen benim saçlarımı çeksen bile benim canım yanmıyordu çünkü o an ikimizin de amacı birbirimize zarar vermek değildi. Gerçekten canımız yansa bile iki-üç dakikaya o acıyı unutup oyun oynamaya geri dönüyorduk çünkü..." dedim ve bir elimi omzuna koydum.
"Çünkü niyetimizin ne olduğunu çok iyi biliyorduk. O yüzden bir daha sakın canımı yaktığını düşünme. Benden bir daha bunun için özür dilersen o kafanı kırarım!"
"İyi be! Hemen çirkefleşme, hadi yürü seni eve bırakayım."
"Hayır, sen ne olur ne olmaz burada kal. Hem annem adamlardan birisine söyledi, beni bırakacak kişi dışarıda bekliyor."
"İyi tamam, eve geçince haber ver."
"Emredersin!" dedim çıkışa doğru yöneldiğim sırada. Arkamdan gülerken ben de kıkırdamış ve kabanımı giymiştim. Eylül ayının serin havası artık kendini hissettiriyordu. Rüzgâr saçlarımla dans ederken siyah arabaya ulaşmış, şoförün benim için açtığı kapıdan arabaya binmiştim.
Yolculuk kısa ve sessiz geçmişti. Çiftlik evine vardığımızda hava iyice bozmuş, şiddetli bir şekilde yağmur yağmaya başlamıştı. Adamlardan birisi şemsiyeyle birlikte koşarak yanıma gelmiş ve kapımı açmıştı. Hızlıca yürüyerek evin kapısına vardım ve şemsiyeyi de adama geri verdim. İçeri girdiğimde şöminenin sıcaklığıyla mayışırken hizmetlilerden birisi yanıma gelmişti.
"İrem Hanım, arzu ettiğiniz bir şey var mı?"
"Teşekkür ederim Sinem, aslında bir bitki çayı fena olmaz."
"Peki efendim, hemen getiriyorum."
Sinem gülümseyerek yanımdan uzaklaştığında ben de merdivenlere yönelmiş ve kendi odama çıkmıştım. Hızlı bir duş alıp mavi pijama takımımı giydim ve saçlarımı kurutmak yerine ikiye ayırıp ördüm. Sinem de o sırada bitki çayımı getirmiş ve tebessüm ederek odamdan ayrılmıştı. Perdeleri hafifçe aralayarak yağmur damlalarının pencerede bıraktığı ince çizgileri izledim. Bitki çayımdan bir yudum aldık ve defterimi sakladığım kutudan çıkarıp önüme çektim.
Sevgili Günlük, diye başladım uzun bir süre sonra ilk defa.
Bugün babamla o geceden sonra ilk defa konuştuk. Daha doğrusu babam konuştu, ben dinledim gibi oldu biraz. Bana dedi ki "Her şey için özür dilerim. Yaptıklarım, yapmak zorunda kaldıklarım, yapacaklarım ve yapmak zorunda kalacağım her şey için senden özür dilerim." Benim aklıma gelen tek şey daha doğrusu kişi ise: Baran Akdoğan. Aynı babadan ama farklı anneden dünyaya gelmiş olan üvey kardeşimiz, ağabeyimiz. Bu sırrı sadece babam, ağabeyim Araf, ben ve sen biliyorsun artık. Bir de Sevgili Beyefendi biliyor. Sevgili Beyefendi demişken... Neyse en iyisi kafam karışmadan hemen devam edeyim.
Şimdi şöyle ki, babamın söylediği sözlerden yapabildiğim tek çıkarım "yaptıklarım" kısmı. "Yaptıklarım" derken bence Baran'ı yaptığı bir hata olarak görüyor. O zaman "yapmak zorunda kaldıklarım" kısmında ve geriye kalan yerlerde neyi anlatmaya çalışıyor, işte o kısımda hiçbir fikrim yok. Beynimi zorluyorum, anlamaya çalışıyorum ve bir çözüm yolu bulmayı ama bulamıyorum. Son bir haftada yaşadığımız olaylara bakacak olduğumda hâlâ sırlarla kaplı olan tek bir olay var: Ağabeyim Araf'ın vurulduğu gece. Ağabeyim o gece bana Baran için "kurtulmadı, kurtarıldı." demişti. Demek ki Baran ya arkasına sağlam birisini almıştı ya da birisi onu korumak zorundaydı. Bu yüzden tam şu an aklıma gelen şey umarım beynimin bana karşı oynadığı bir oyundan ibarettir.
Defteri hızlıca kapatıp nefes nefese kaldığım sırada aklıma gelen şeyler beni çıldırtacak cinstendi!
Baran'ı korumak zorunda olan kişi babam olabilir miydi?
Ağabeyim babam yüzünden vurulmuş olabilir miydi?
Çünkü aklıma yatan ve mantıklı olan ihtimallerden birisi buydu!
Ağabeyim bir keresinde Baran'ın piyasada çoğu kişiyle anlaşamadığını ve bu yüzden ortağının hiç olmadığından bahsetmişti. Böyle bir durumda onu koruyabilecek ve korumak zorundaymış gibi düşünebilecek tek bir kişi kalıyordu: Babam.
Kafamı iki yana sallayıp kendimi, bunun sadece benim beynimin bir oyunu olduğuna inandırmaya çalıştım ama geriye başka bir seçenek kalmıyordu ki! Bu adamı başka kim bu şekilde koruyabilecekti? Babam tabii ki.
Sinirle telefonumu elime alıp ayağa kalktım ve hızlıca rehbere girip babamı aradım.
Çaldı, çaldı, çaldı...
Açmadı!
Bu sefer babamın şoförü Melih amcayı aramak için rehbere girdim ve aradım.
Yine çaldı, çaldı... O da açmadı!
"Siz benimle dalga mı geçiyorsunuz?"
Öfkeyle söylenip bu sefer ağabeyimi aramak için rehbere girmiştim ki yabancı numaradan gelen bir mesajla sendelemiştim.
Bir fotoğraf vardı ve altında sadece dört kelime yazıyordu.
Fotoğrafta daha bugün doğmuş olan yeğenim Arya vardı. Pembe battaniyesine sarılı, ağzında emziği ile uyuyordu. Sağ tarafında süt ile dolu bir biberon, sol tarafında ise bir mermi vardı. Fotoğrafın altında ise şu yazıyordu: Sağ mı sol mu?
"Hayır... Hayır, hayır!"
Gözlerimden akan yaşlara engel olamazken aynı numaradan bir mesaj daha gelmişti.
Eğer sağ tarafı seçmek istiyorsan kimseye haber vermeden attığım konuma gel. Telefonun takibe alınmış bir durumda, eğer birisine haber verirsen seçim şansın bile kalmaz kız kardeşim.
"Allah senin belanı versin!"
Deliye dönmüş bir hâlde odadaki her şeyi bir tarafa fırlatırken avazım çıktığı kadar bağırıyor ve ağlıyordum. En sonunda yere çöktüm ve ne kadar o hâlde kaldığımı hatırlayamayacak kadar zaman geçti. Gözlerimden akan yaşlar kurumaya başladığında yatağımın kenarına tutunup ayağa kalktım. Pijamalarımı çıkartıp siyah taytımı ve çelik yeleğimle birlikte tişörtümü giydim. Üzerime kabanımı da giydikten sonra kilitli kasada duran silahımı alıp belime yerleştirdim.
Bugün ne pahasına olursa olsun Arya'yı kurtaracaktım.
***
Çuf çuf çuf, hoş geldiniz!
Bölüm nasıldı?
Bütün küfürleri buraya bırakabilirsiniz ahahah 😁
Bir dahaki bölüm için teorileriniz neler? Buyrunuz.
Sizleri öpüyorum, görüşürüz 🍀💙

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

29okunma 11beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 154

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk AşkıDark RomancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanplatonikpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYarı TextingYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18