2. bölüm · ZEHİRLİ MİRAS

İkinci Bölüm

İremsu Köksal

Selamlar 💙
İkinci bölüm ilk bölüme nazaran daha uzun. Sindire sindire okuyunuz.
Keyifli okumalar şimdiden, satır arası yorum yapmayı ve beğenmeyi unutmayın 🙏🏻💙
***
Tarih: 22/10/2024
Sevgili Beyefendi,
Yıllardır bu deftere kendimden ve hayallerimden başka hiçbir şey yazmamış bir insanım ben. Hayatımdan ve yaşadıklarımdan bile bir sayfa bahsetmişliğim yoktur çünkü hayatımın sadece bir karanlıktan ibaret olduğunu düşünüyorum. Bu karanlıkta ailemden bile bahsedemezken siz kendi hayatınızdaki karanlığa rağmen benim hayatımda bir ışık yakmışsınız gibi hissediyorum. Hissettiklerim on günlük bir tanışmaya göre fazla gelmiş olabilir ama bu hisler basit bir "beğenme" gibi gelmiyor bana. Sanki daha fazlası ama sadece bir tanışmayla bu nasıl olabilirdi, işte buna verecek bir cevabım yok. Yine de kendimi frenlemek adına on gün boyunca bu defteri açıp da tek bir cümle yazmadım. Çünkü bu defteri açsaydım yine tek yazacağım kelime "Sevgili Beyefendi" olurdu, zira o akşam yemeğinden beri tek düşündüğüm şey sizsiniz. Nefes almak ve biraz da kafamı dağıtmak adına ağabeyimi ziyarete geldiğim şirketimizde bugün sizi tekrardan asansörde gördüğümde ise hissettiklerime ek olarak kalp çarpıntısı da eklendi. Gerçekten, siz bana neler yapıyorsunuz böyle? Bunları yaparken vicdanınız hiç sızlamıyor mu sevgili beyefendi? Şaka bir yana siz de benim hissettiklerimi hissediyor musunuz çok merak ediyorum. Asansörde selamlaşmamız bile o akşam yemeğindeki huzursuzluğu daha farklı bir duyguya bırakmıştı.
(Günümüz, İrem Kuzgun'un Anlatımıyla)
Burnuma gelen rutubet kokusuyla kaşlarımı çattım. Gözlerimi yavaşça araladım ve nerede olduğumu anlamaya çalıştım. Tavanından sular damlayan, büyük, hafif bir ışıkla aydınlanan, havasız bir depodaydım. Üzerinde yattığım koltuğun yumuşaklığı ise beni geri uykuya davet ettiren cinstendi. Hâlâ tam olarak kendime gelemediğim için bir süre gözlerim kapalı bekledim. Ne kadardır baygındım, neredeydim ve en önemlisi o adam neredeydi? Bana bir şey yapmış mıydı, yapacak mıydı?
Hafif inlemelerimin, nefes alışverişlerimin sesini kalbimin gümbürtüsü bastırıyordu. Bir süre sonra vücudumda herhangi bir acının ya da sızının olup olmadığını anlamak için sakinleşmeye çalıştım. Hiçbir şey yapmamışlardı, hiçbir yerim acımıyordu. Önüme gelen saçlarımı geriye itmek için ellerimi hareket ettirmeye çalıştım ve o an derime gömülmüş ipleri fark ettim. Dudaklarımı birbirine bastırıp Baran'a okkalı bir küfür ettikten sonra zor da olsa hafifçe doğrulup sırtımı koltuğa doğru yasladım.
“A-ah... başım..." diye sayıkladığım sırada ağır ve rahat adım seslerinin depoya yaklaştığını duydum.
"Düşündüğümden erken uyanmışsın."
Gözlerimi Baran'dan kaçırıp karanlık duvara doğru döndüm. Korkumun yerini yavaş yavaş öfkem devralıyordu ve ben bu adamı abimden önce kendi ellerimle öldürmek istiyordum!
"Sevkiyata son yirmi saat kaldı!"Elindeki yemek poşetini önüme doğru attığı sırada tiksinti içinde ona bakıyordum.
"Duyumlarıma göre ağabeyin her yerde seni arıyormuş. Ah, ağabeyinin bu kadar akılsız davranmasını ben de beklemiyordum. Beni en iyi tanıyan birisi olarak seni buraya getireceğimden emin olmasını beklerdim."
Sözlerine cevap vermeyip tekrardan duvara doğru döndüğümde bir anda çenemi sıkıca tutup yüzümü kendisine doğru çevirdi.
“Seninle konuşurken bana bakacaksın."
Bende tam gözlerinin içerisine bakıp yüzüne tükürdüm. "Tükürüğümü bile hak etmiyorsun ama içimden geldi."
O ise büyük bir kahkaha attı ve kenarda duran sandalyeyi çekip karşıma oturdu."Hadi ye, acıkmışsındır."Ona ciddi olup olmadığını anlamak için baktığım sırada öfkeyle söze girdim.
“Ellerim bağlıyken nasıl yiyebileceğimi düşünüyorsun?"
"Ağız ve çene cerrahı değil misin sen? Ağzını iyi kullanırsın o halde, böyle yiyebilirsin değil mi?"
“Alçak herif! Sen benimle dalga mı geçiyorsun? Beni bırakacaksın, hemen! Senin derdin babamla ve ağabeyimle!"
“Seninle derdim olduğunu iddia etmedim zaten." dedi bacak bacak üstüne attığı sırada. "Hatta benim derdim ağabeyinle de değil, benim derdim sizin babanızla ve babanızın bana büyük bir borcu var. Bu borcu da en sevdiği insanlarla ödeyecek."
“Ne saçmalıyorsun sen?" diye bağlı olan ayaklarımı ona vurmak için kaldırdığım sırada geriye doğru çekildi ve ayaklarımdan kurtuldu. Kesik ama sık nefesler alıyor, iplerin bileğime ve ayaklarıma verdiği acıyı görmezden gelmeye çalışıyordum. İçimde yükselen ateş onun bana sakince bakan gözlerini oymak istiyordu! Boğazımda oluşan kuruluğu rahatlatmak adında yutkundum, o ise ayağa kalkıp bana doğru eğildi.
Anlık bir yakınlaşmayla irkilmeme rağmen oturduğum yerde dikleştim. Önüme gelen saçlarımı kulağımın arkasına nazikçe itelediği sırada sırtımdan aşağı soğuk bir terin aktığını hissettim. Tüylerim istemsizce diken diken olmuştu. Nefesini yanağımda hissettiğimde omzumla onu itmeye çalıştım.
“Bana dokunma!" diye haykırdım düşmanının kızına yapabileceği onlarca ihtimali düşünürken. Cebinden çıkardığı bıçağı boğazıma dayadığında dudaklarımdan tiz bir çığlık yükseldi. O ise benim aksime aşırı sakin duruyor ama bir o kadar da bu durumdan rahatsızmış gibi hissettiriyordu.
“Benden korkuyor musun?" diye sordu kulağıma doğru eğildiği sırada.
“Hayır." dedim net bir sesle. Bıçağı biraz daha boynuma yasladığında ise kendimi geriye doğru çekmeye çalıştım. Zayıflığımı göstermemeye çalışıyordum çünkü babam bize bu şekilde öğretmişti. "Ne kadar korkarsanız korkun, sakın korktuğunuzu karşınızdaki kişiye belli etmeyin." derdi bize her zaman. Dünya çoğu zaman çekingenleri sınar, cesurları ise ödüllendirir. Korkmayın; çünkü korku, insanın gücünü başkalarına teslim etmesidir. Kendisini yem etmesidir.
“Ölmekten korkuyor musun?" diye sordu bu kez de.
“Hayır." dedim yeniden.
Evet, dedi iç sesim benim ve babamın söylediklerinin aksine. Ölmekten korkuyorum. Hayatımdaki insanlardan korkuyorum.Bir gün korktuğum o insanlara dönüşmekten korkuyorum. Sevdiklerime bir şey olmasından korkuyorum.
“O zaman neden titriyorsun?" diye sorduğunda afallamıştım. Titriyor muydum? Evet, hem de panik atak geçiriyormuş gibi titriyordum! Bıçağı boynumdan çekip tekrardan karşıma oturduğunda toparlanma fırsatı bulmuştum. Getirdiği poşetin içerisinden dürümü çıkartıp ağzıma doğru yaklaştırdı. Ben ise ağzımı açmayı bırakın yüzüne bile bakmıyordum.
“Daha demin bağırıp duruyordun ellerim bağlıyken nasıl yiyeyim diye, yesene."
“İstemiyorum." dedim ve başımı sağa doğru çevirdim. O da dürümü poşetin içine geri koydu.
“Bir psikopat gibi davrandığının farkında mısın?" Yerimde kıpırdanıp geriye doğru yaslanmaya çalıştım.
"Farkındayım." dedi alnını kaşıdığı sırada. "O yüzden buradasın ya."
Verdiği cevapla ürperirken tekrardan kulağıma doğru eğildi.
“Aslında..." dedi. "Ağabeyin seni hiçbir yerde yana yıkıla aramıyor."
“Demek ki yerimizi biliyor ve buraya geliyor. Adamlarına söyle de hazırlıklı olsunlar, gerçi ne kadar fark eder bilemedim. Başlarında senin gibi kendini akıllı sanan ama hiçbir halt bilmeyen, kendini patron sanan birisi olduğu sürece sizi alt etmek zor olmaz."
Onun gibi alaycı bir ses tonuyla konuşmamın onu sinirlendirmesini bekledim ancak o tam tersi yüzüme bundan hoşlanmış gibi bakıyordu.
“Psikopat olduğunu iddia ettiğin birisiyle bu şekilde konuşman senin için ne kadar güvenli?"
“Psikopat olduğunu iddia etmedim, öyle davranıyorsun dedim."
“Ne fark eder?"
“Seninle burada laf yarıştırmayacağım! Söylesene, kaç para istiyorsun?"
Gür bir kahkaha attı.
“Beni parayla satın alabileceğini mi düşünüyorsun?"
Bu sefer kahkaha atan kişi bendim.
“İstersem tüm sülaleni satın alırım, sen kimsin?"
“Ne fark ettim, biliyor musun?" Sessiz kaldım. "Sen bana benziyorsun..." dediğinde gözlerimi devirdim, o ise konuşmaya devam etti.
“Sadece babalarımızın ortak olmasıyla bu kadar benzerlik... Şaşırtıcı! Bu arada izleniyoruz kız kardeşim..." diye fısıldadığında ise gözlerim fal taşı gibi açıldı.
“...ne?"
“Ağabeyin ve sevgili ortağınız Devrim Aras Koral tarafından izleniyoruz. Buraya geliyorlar, seni almaya- ah pardon, ölmeye geliyorlar. Bu deponun etrafı bombalarla çevrili ve gerçekten ölümlerine geliyorlar.”
Baran'ın kardeşlerimle benim ağabeyimiz olma ihtimalinin, ağabeyimin ortağımızla birlikte bombaların kucağına geliyor olmalarının verdiği mide bulantısıyla boş midemle öğürdüm. Olduğum yerde debeleniyor, ellerimi ve ayaklarımı çözmeye çalışıyordum ama farkında olmadan aslında daha da fazla ipleri kördüğüm ediyordum. Avazım çıktığı kadar bağırmaya başladım.
“Ne saçmalıyorsun sen? Ağzından çıkanı kulakların duyuyor mu Allah'ın belası? Yalan söylüyorsun!"
Ben nereye saldıracağımı bilemez hâlde çığlık atıp dururken Baran ise bana zafer kazanmış gibi bakıyordu. Hızlıca kameraya doğru dönüp bağırmaya devam ettim. Gözlerindeki gurur ve istediğini elde ediyor olma düşüncesi onu daha da fazla keyiflendirmişti.
“Ağabey! Sakın gelmeyin! Bu adam, deponun etrafına..."
Sözlerimi bitiremeden Baran çoktan eliyle ağzımı kapatmıştı. Ben ise tereddüt etmeden elini sertçe ısırdım, o acıyla inlerken bana iki saniye kazandırmıştı.
"BOMBA!" diyebildim sadece. Ardından yüzüme yediğim tokatla başım sola doğru düşerken saçlarımdan tutup beni yere doğru fırlattı.
“Babası ne ki kızı ne olsun!"
Beni tekrardan saçlarımdan tutup kafamı ona doğru çevirdi ve ağzımı sıkıca bantladı. Korkuyla ve acıyla inlerken bir taraftan da hâlâ kameraya dönmeye çalışıyor, konuşmaya çalışıyordum.
Baran ise beni kucakladığı gibi deponun alt katına inen merdivenlere yöneldi. Beni bir odaya sokup yumuşak bir koltuğun üzerine bıraktı ve son kez gözlerimin içine baktı.
"Tek bir yanlış hareketinde o koca malikanenizdeki bombalar bir mesajımla patlar güzel kardeşim. Şimdi usluca dur ve beni bekle."
Beş dakika sonra elinde tentürdiyot ile içeri girdiğinde dehşet içerisinde ona bakıyordum. Ağzımdaki bantı çıkarıp attığı tokat yüzünden patlayan dudağımı temizlediği sırada bütün öfkemle yüzüne tükürürmüşçesine haykırdım.
“Seni adi pislik! Bu yaptıklarının bedelini ödeyeceksin! Söylediklerinin yalan olduğu tek tek ortaya çıktığında yüzünün alacağı hâli kimse göremeden geberip gideceksin! Anladın mı beni? Bırak! Bırak, dokunma bana bir daha! Aileme dokunmayacaksın! Aileme dokunmayacaksın!"
Susmayacağımı anlamış olsa gerek ağzımı bu sefer beyaz bir bezle kapatıp sıkıca bağladı ve saçlarımı sevmeye başladı.
“Ah, benim güzel ama inatçı kardeşim. Baban hakkında, aileniz hakkında bilmediğin o kadar çok şey var ki... Zamanı geldiğinde babanın ve diğerlerinin yaptığı bütün pislikleri öğreneceksin. O zaman onları öldürmek için ateşi başlatacak ilk kişi sen olacaksın."
Daha deminki öfkeli hâlini bir anda sakin bir adama bırakınca "Ben neyin içine düştüm?" diye düşünerek daha çok ağlamaya başlamıştım. Bu adam gerçekten psikopattı! Tımarhanelikti!
Annem evdeydi, ağabeyimin eşi Elif evdeydi ve neredeyse dokuz aylık hamileydi! Bizi korumakla görevli olan adamlar; her gün bize yemek pişiren, evimizi temizleyen kadınlar, sevdiklerim... Hepsi oradaydılar! Hepsinin arkasından gözyaşı dökecek insanlar vardı ve onların ölümüyle tehdit ediyordu beni.
Kendisinin ağabeyimiz olduğunu iddia ediyordu ve eğer bu doğruysa... İşte o zaman olacakları ben bile kestiremiyordum.
Bu basit bir kaçırma planı değildi.
Bu düpedüz bir yıkım planıydı ve bu plan aylardır hazırlanıyor olsa gerek daha demin kameraya doğru bağırmamı engelleyebilecekken biraz beklemesi bile sanki bilerek yapılmış gibiydi!
Bu adam her kimse gerçekten dersine iyi çalışmıştı.
Ne kadar süre ağladım, sızlandım hiçbir fikrim yoktu. Tek bildiğim şey en son ağlamaktan yorgun düşüp koltuğun üstünde hareketsiz bir şekilde uyuyakaldığımdı. Yukarıdan gelen bir kapı sürükleme sesi ve iki el silah sesi ile sıçrayarak uyanmıştım. Bileklerim ve ayaklarım artık mahvolmuştu! Kıpkırmızı olmuşlardı, hatta bazı yerleri kanamaya bile başlamıştı. Ağrıyan kaslarıma rağmen tekrardan dikleşip gözlerimi odada gezdirdim. Baran yokken ipleri kesebileceğim bir şey arıyordum ya da sürtünmeli bir köşe. En sonunda gözüm koltuğun kenarındaki çıkıntıya odaklandığında sürünerek oraya doğru ilerledim ve ellerimdeki ipleri kenara doğru sürtmeye başladım.
Birkaç dakika sonra iplerin gevşediğini anladığımda büyük bir inatla ipleri daha fazla sürtmeye başladım. Bileklerimdeki ipler tamamen çözüldüğünde önce ağzımdaki beyaz bezden kurtuldum ve kenara fırlattım. Tam ayaklarımdaki iplere yönelmiştim ki yukarıdan gelen silah sesleriyle çatışmanın başladığını anlamıştım.
Titreyen ellerimle düğümlenmiş ipleri açmaya çalışırken bir taraftan da gözlerimden akan yaşları hızlıca siliyordum. Sonunda ayaklarımdaki iplerden de kurtulduğumda ayağa kalktım ve açık kapıdan dışarı fırladım. Havasız, her yerinden su damlayan bu bodrum katta burnuma gelen kötü kokuyla ağzımı kapatmak isterken arkamdan gelen birisi benim yerime bu görevi üstlenmişti.
“İrem Hanım, sakin olun!" diye fısıldadı birisi kulağıma doğru. "Ben sizi korumak için buradayım. Devrim Bey'in adamıyım ben."
Nefesim kesilirken ağzımı kapatan ellerini çekip beni kendisine doğru nazikçe çevirdi. İsmini duyduğumda göğsümün içinde çırpınan kalbime bu anda bile heyecanlandığı için lanet okudum. Kimse duymadan “Devrim'in adamı mısın?" dedim şüpheyle onu süzerken. “Yalan söyleme, ben dün gece seni gördüm. Beni sıkıştıran arabalardan birindeydin sen."
Dikkatli olmam onu şaşırtmış olsa gerek önce kaşlarını havaya kaldırdı, ardından yukarıdan gelen seslerin artmasıyla elindeki siyah şalı hızlıca omuzlarıma ve başıma sardı.
“Devrim Bey'im bir yolunu bulup bizi gizlice aralarına soktu efendim. Şimdi lütfen birisi gelmeden arka kapıdan çıkalım..." dediği sırada merdivenlerden elinde silahla inen adamı gördüğümüzde refleks olarak adamın kolunu tutmuştum. O ise gözünü bile kırpmadan susturucusu olan silahıyla adamı alnının ortasından vurdu.
"Hadi İrem Hanım, kimse fark etmeden çıkmamız lazım!"
Kafamı tamam anlamında salladıktan sonra beni arkasına alıp karanlıkta yürümeye başladı. Ben ise üzerimdeki siyah şala sıkıca sarılmış onu takip ediyordum. Belirli bir süre silah sesleri eşliğinde yürüdükten sonra onu kaybetmemek için elimi öne doğru uzattım ve kolunu sıkıca tuttum.
“Az kaldı İrem Hanım, dikkat çekmemek için ışık açmıyorum."
“Tamam." diyebildim sadece. Çürümüş ve yosun kaplamış bir kapıya ulaştığımızda kapıya sert bir tekme attı. Kapı dışarıdan açılırken içeri dolduran telefon ışıklarıyla gözlerimi kıstım ve karşımdaki kişilerin kim olduğunu görmeye çalıştım.
Bir dakika, ben bir şeyi unuttum.
Bombalar!
“Bomba vardı! Öyle söylemişti..."
“Korkmayın hanımefendi, bomba falan yok. Araf Beyler'i oyalamak için kameranın önünde size öyle söyledi ama kendisi tuzağa düştü."
Gerçekten silah sesleri kesilmişti, içeride neler olduğuna dair hiçbir fikrim yoktu ama ön taraftaki arabaların arasında ağabeyimin ve babamın arabasını gördüğümde onların çoktan Baran'ı köşeye sıkıştırdıklarını anlamıştım.
Sonra bir şey daha hatırladım.
Baran bana, ben ağlayarak uyuyakalmadan önce evimizdeki bombaların tek bir hareketimle patlayacağını söylemişti. Burada bombalar yoktu ama ya malikanede bombalar için yalan söylemediyse? Korkuyla yutkunduktan sonra adamlara döndüm.
“Bana bir telefon verir misiniz? Hemen!"
En önde duran adam hiç tereddüt etmeden elindeki telefonu bana uzattı. Araf ağabeyim buradaysa kardeşim Kaan kesin evdedir diye düşündüm çünkü yengemi ve annemi evde sadece korumalarla bırakmayacaklarına emindim. Telefon bir kere çaldıktan sonra hemen açılmıştı.
“Alo?"
“Kaan, benim! İrem!"
“Abla, ablam! İyi misin, neredesin?"
“Ben iyiyim ama beni dikkatli dinle. Şimdi evdeki herkesi toparla, evin arkasındaki geçitten arabalarla oradan ayrılın! Bir dakika bile çok önemli tamam mı ablacığım? Sakın ön taraftan çıkmayın, oraya da bomba yerleştirmiş olabilirler ama arka tarafı sadece ağabeyim, sen ve ben biliyoruz. Şimdi dediğimi yap! Hemen!"
“Bomba mı? Abla..."
Titreyen ellerimi saçlarıma geçirip telefona doğru tekrardan bağırdım.
“Sorgulama ve dediğimi yap Kaan! Çiftlik evine geçin şimdilik, sığamayabilirsiniz ama idare edin! Tamam mı?"
“Tamam tamam, hemen hallediyorum. Beş dakikaya kalmadan herkesi alıp çıkıyoruz abla, söz. Ben bu numaraya mesaj atacağım."
“Tamam kardeşim, dikkat edin."
Telefonu kapattıktan sonra derin bir nefes verip bir süre sakinleşmek için kendime süre tanıdım. Etrafımdaki adamlar herhangi bir tehlikeye karşı tetikte bekliyorlardı. Kulaklarımın uğuldamasının geçmesini beklerken kolumda hissettiğim el ile irkildim.
“İrem Hanım; hiçbir tehlike kalmadı, tüm adamlar etkisiz hâle getirildi, sakinleşmek için arabaya geçmek ister misiniz?"
“Hayır, onlar içeride mi?"
“Evet, İrem Hanım. Araf Bey, Ahmet Bey ve Devrim Bey içeride."
Daha fazla beklemeden ve telefonu da geri sahibine vermeden hızlı adımlarla ön bahçeye doğru yürüdüm. Adamların birkaçı beni takip ediyor birkaçı da her ihtimale karşı önümde bana eşlik ediyorlardı. Ön tarafa ulaştığımızda yerde yatan adamları gördüm ve keskin kan kokusunu aldım.
Hayatımın en çok da bu kısmından nefret ediyordum.
Babam için, ağabeyim için ve belki de kardeşim Kaan için bunlar normal olabilirdi ama ben onlar gibi düşünmüyordum, düşünemiyordum. Kime çalışırlarsa çalışsın fark etmez, bu insanların arkasından gözyaşı dökecek bir tane bile insan evladı yok muydu?
Yarına çıkacağımızın garantisi olmadığı bu dünyada yıllardır liderlik vasfı altında kim kime hangi gücü kanıtlamaya çalışıyordu?
Asırlardır süregelen bu kan, ne zaman son bulacaktı?
İleride benim çocuklarım da bu vahşete tanık olmak zorunda kalacak mıydı?
Kafamı sağa sola sallayıp düşüncelerimden sıyrıldım ve ön kapıdan depoya girdim. Zira içerideki hesaplaşmaya benim de katılmam gerekiyordu. Sormam gereken sorular, öğrenmem gereken gerçekler vardı.
Ağabeyim, ağzını yüzünü dağıttığı düşmanının kafasına silahını dayamış hesap soruyordu. Babam, yanında Devrim Bey ile birlikte ağabeyimi izliyordu. Baran'ın gözleri beni bulduğunda ise bir anda yüzündeki tüm kan çekildi. Ağabeyim de kafasını onun baktığı yöne doğru çevirdiğinde elindeki silahı adamlarından birisine verip benim için kollarını açtı.
“İrem!"
“Ağabey..."
Ona doğru koşup hızlıca kollarının arasına girdim ve o an yemin ederim tüm kemiklerimin ağrısı geçtiğini hissettim. Güvendeyim, dedim içimden kendime. Güvendeyim...
“İyisin değil mi?" diye sordu yüzümü avuçlarının arasına alırken.
“İyi olmamam için bir neden yok ağabey." dedim imalı gözlerle Baran'a bakarken. O ise beni karşısında görmüş olmasının verdiği şoku üzerinden hâlâ atamamıştı.
“Nasıl?" diyebildi sadece. Benim alt kattan nasıl kurtulduğumu düşünüyor olsa gerek gözleri kendi adamlarını buldu.
“Oradan nasıl kurtuldu? Beş tane adam, bir kadını zapt edemedi mi?"
“Efendim..." dedi adamlarından bir tanesi ama Baran oturduğu yerden fırlayıp adamın üstüne atıldı.
“Ne halta yarıyorsunuz oğlum siz? Vasfınız ne?"
“Oradan İrem Hanım'ı kimin çıkarttığını soracağına..." diye söze girdi Devrim Bey bir anda. "Adamlarına körü körüne güvenmemeyi öğren."
Devrim Bey'in yaptığı imayla Baran duraksamış, yönünü yavaşça ona doğru çevirmişti. Her şeyi anladığını gösteren bir yüz ifadesiyle önce öfkeyle gülmüş, ardından da sandalyeye tekme savurmuştu.
“Sen..." dedi Baran, Devrim Bey'e parmağını sallarken. "Sen karşına kimi aldığını bilmiyorsun."
“Asıl sen karşına kimi aldığını bilmiyorsun!" diye sinirlendi bir anda karşılık vererek. Ağabeyim de en az benim kadar şaşırmış gibiydi çünkü Devrim Bey'i ilk defa bu kadar sinirli görüyorduk. Baran, Devrim Bey'in suratına yumruğunu geçirecekken Devrim Bey kendini korudu ve onu boğazından tutup duvara yasladı.
“Bana bak, ben normalde çok sakin bir insanım ama bir daha bu kadar sinirlenmeme neden olursan, bir gecede canını alırım senin."
Baran, zorla nefes alırken konuşmaktan geri kalmamıştı.
“Asıl sinirlenmenin sebebi..." birkaç kez öksürdü. Hırıltılı bir nefes verdi. "Sevkiyatı bozmaya çalışmam mı yoksa arkandaki kadını kaçırmam mı?"
Gözleriyle beni işaret ederken Devrim Bey suratına bir yumruk atıp onu yerine doğru fırlattı.
“Saçma sapan imalar yapma." dedi ağabeyim sert bir sesle. Kimsenin konuşmasına izin vermeden birkaç adım öne çıktım.
“Sen bana tokat atmıştın değil mi?" dedim Baran'a bir adamın elinden silahı aldığım sırada.
“Sen de bana atmıştın, ödeştik."
Baran'ı sağ omzundan yaralarken hiç tereddüt etmemiştim. Zira Kaan'dan gelmesi gereken o mesaj çoktan gelmişti. Şu an herkes güvendeydi.
Böylelikle ilk kanı kendim için dökmüştüm.
Baran'ın acı dolu haykırışları depoyu doldururken ağabeyimin elini omzumda hissetmiştim. Bunun ne demek olduğunu biliyordum, "Bana bırak." demek istiyordu.
“Kızım, sen dışarı çık istersen."
Babamın da sözünü umursamayıp Baran'a doğru bir adım attım.
“Bu attığın tokat içindi, normalde tanımadığım insanlar tarafından bana yapılan şeyler canımı yakmaz ama eğer bana bahsettiğin o şey doğruysa... Gerçekten bizim ağabeyimiz olmana rağmen bunu bana yaptıysan, bu kurşun onun içindi."
Son cümlemin ardından ağabeyimden ve babamdan ses gelmeyince önce babama doğru baktım. Gözlerindeki kabullenişi gördüğüm an tökezledim. Ağabeyim beni kolumdan yakalarken ben hâlâ bir umut babama bakıyordum. İnkâr etmesini bekliyordum, onun da bir silah alıp Baran'ın alnına dayamasını ve "Sen ne saçmalıyorsun?" demesini bekliyordum.
"Baba..." sesim bana ait değil gibiydi.
Sonrasında "Hayır..." döküldü dudaklarımdan.
“Hayır! Yalan söylüyor, yalan söylüyor desenize!"
Aklım ister istemez çocukluk anılarıma gitmişti. Genelde güvenliğimiz amacıyla yaşadığımız villanın bahçesinden dışarı çıkamazdık ama ağabeyim, ben ve kardeşim çok mutluyduk. Koşardık, eğlenirdik, oyun oynardık ve her seferinde ağabeyim ve kardeşim ben üzülmeyeyim diye bana yenilirdi. Yediğimiz önümüzde yemediğimiz arkamızdaydı; üstümüz başımız temiz, bir dediğimiz iki olmayan çocuklardık.Karşımda acı çeken bu adam bizim ağabeyimiz olmasına rağmen bizimle büyüyememişse, aile sıcaklığını hiç tatmamışsa... Bu kadar kötü bir insan olması şaşırtıcı değildi.
Bu hikayede suçlu olan tek kişi o değildi.
Evet, belki de gerçekten masumdu ama beni tehdit etmek amacıyla kullandığı insanlar da masumdu. Ben de masumdum! Yoksa değil miydim?
Tetikte duran parmağım bir süre duraksadı ama kararımı çoktan vermiştim. Diğer kurşunun da sol omzuna saplanmasına izin verdim. İkinci kanı da ailem için dökmüştüm.
Hem de üvey ağabeyimin kanını...
“Bu da sevdiğim insanları öldürmekle beni tehdit ettiğin içindi. Kusura bakma Baran Akdoğan, kaçırıp alıkoymak için yanlış kişiyi seçtin."
Silahı adamlara geri uzatıp elime bir bez parçası aldım ve ikiye ayırdım. Bir tanesini bir omzuna diğerini de öbür omzuna sıkıca bağladım çığlıklarını duymazdan gelirken. O sırada Devrim Bey ile göz göze gelmiştim.
Kollarını göğsünde bağlamış, her zamanki dik başıyla beni izliyordu. Kahverengi gözlerindeki parıltı içimi yakacak cinstendi. Gözlerimi kaçırıp boğazımı temizledim ve ağabeyimin yanına doğru yürüdüm.
“Merak etme; anatomi bilgilerim hâlâ taze, sakat kalmayacağın yerlerden vurdum. Sürünürsün tabii orası ayrı da."
Baran ise acı çekiyor olmasına rağmen gülümsedi ve adamlarına doğru döndü.
“Bombaları... Patlatsınlar."
“Ne bombası?" dedi ağabeyim ve anında Baran'ı yakasından yakaladı. Babam da korkuyla telefonunu eline almıştı.
“Ne bombası dedim sana! Cevap ver!"
“Evinize ve bahçenize yerleştirilmiş bombalar Araf Kuzgun." dedi acıyla nefes alıp verirken. Göğsü bir inip bir kalkıyordu, alnından akan terler dayanmaya çalıştığının göstergesiydi.
“Kız kardeşimize söylemiştim aslında ama o an çok ağlıyordu. Unutmuş olsa gerek."
Ağabeyim dehşet içinde bana baktığı sırada depoda tek gülümseyen kişi şu an bendim.
"Söyle adamlarına patlatsınlar! İsterlerse gitsinler bir de tarasınlar evimizi! Evdekiler çoktan oradan ayrıldı."
İşte bu gerçekten Baran için son kozdu ve elinde patlamıştı. Bu deponun etrafında bombaların olmadığını öğrendiğimde evimizde de olmadığını düşünmemi ve pervasızca hareket etmemi bekliyordu.
Halbuki gözden kaçırdığı şey şuydu: Çoğu erkekten daha iyi bir hane lideri olma potansiyeline sahip olmam.
Öyle bir gayem yoktu. Hatta babam birkaç yıla kalmadan liderliği ağabeyime devredecekti ama yıllardır bu karanlık dünyada yaşadığım için az çok karşımdaki kişinin ne yapacağını tahmin edebiliyordum. Baran Akdoğan, yenilmiş bir şekilde bana bakarken en son gördüğüm şey ağabeyim tarafından dışarı çıkarıldığıydı. Büyük ihtimalle "özel olarak" ilgilenmek için "özel bir yere" götüreceklerdi.
Tuttuğumu fark etmediğim nefesimi verdikten sonra yavaş adımlarla dışarı çıktım. Yerdeki adamları görmemeye çalışarak ve kan kokusunu almamaya çalışarak ilerledim. Babamın ve Devrim Bey'in adım sesleri arkamdan geliyordu. En sonunda arabanın birisinin yanında durup onlara doğru döndüm.
“Kızım, yavrum, iyisin değil mi?"
“İyi gibi miyim baba?" dedim öfkeli ve titreyen sesime engel olamadan. Yanımızda Devrim Bey'in olup olmaması umrumda değildi.
“Yavrum..."
“Hayır baba, istemiyorum. Bana hiçbir açıklama yapma, hiçbir şey duymak istemiyorum. Söz veriyorum zamanı gelene kadar anneme de bir şey söylemeyeceğim diğerlerine de ama bu adam bizim peşimizi bırakmayacak! Senin çocuklarına, adamlarına, evimizdeki çalışan insanlara ve hatta belki de doğacak torununa bile zarar vermek için elinden geleni yapacak! Sen bunları bile bile bu zamana kadar hiçbir şey yapmadın öyle mi? Hatta eminim ki Baran beni kaçırdığında hiçbir önlem almadığı içim ağabeyimi suçlamışsındır! Öyle değil mi baba?"
“Sesini yükseltme bana! Karşında baban var!"
Yerime sinip dolan gözlerimi ondan kaçırdım. Sevgili Beyefendi'nin yanında ağlamak en son isteyeceğim şeylerden birisiydi. Babam çalan telefonunu cebinden çıkarıp yanımızdan uzaklaştığında Sevgili Beyefendi ile baş başa kalmıştık.
Gözümden akan iki damla yaşı hızlıca silip bakışlarımı ona çevirdim ve gülümsedim.
“Kusura bakmayın, yanınızda patlamak istemezdim."
“Sorun yok." dedi her zamanki mesafeli sesiyle ama son birkaç aydır fark ettiğim sıcaklığını da tekrardan hissetmiştim. Gözümden akan yaşlar anlamadığım bir şekilde asla durmazken ceketinin cebinden bir anda mendilini çıkardı.
“İzninizle..." dedi gözleri gözlerimden ayrılmazken.
Dokunmasına izin vermek... Neden bu kadar zor ama bir o kadar doğru hissettiriyordu?
Gözlerimi kapattım, zira akan yaşlara direnecek gücüm kalmamıştı. Ben ağlamaya devam ettikçe o bıkmadan, nazikçe dokunarak sildi gözyaşlarımı.
“Teşekkür ederim, her şey için. Adamlarınıza teşekkür edemedim ve bu telefonu da geri veremedim. Benim için iletebilir misiniz?"
“Tabii ki de."
Telefonu almak için elini uzattığında parmaklarımızın birbirine değmesiyle nefesim yarım kalmıştı. Zaten yerinden çıkmak istercesine atan kalbim, adeta bana işkence ediyordu. Telefonu alıp ceketinin cebine attı ve babam yanımıza geldiğinde sevkiyatla ilgilenmesi gerektiğini söyleyip gelen tırlara doğru ilerledi. Gözlerim sırtında oyalanırken fark etmiştim ki; onun yanındayken içimdeki her şey sessizliğe gömülüyordu.
***
Eveeet, hoş geldiniz?
Bu bölüm nasıldı ve sonraki bölüm için teorileriniz neler?
Baran hakkında neler düşünüyorsunuz?
Sevgili Beyefendi?
Öpüyorum kocaman, bir sonraki bölümde görüşmek üzere 💙