14. bölüm · YOLCULUK
XIV.BÖLÜM-Anlayış
(Umut)
Onu arkamda bırakırken her adım, içimde yankılanan bir çığlığa dönüşmüştü.
Sanki ciğerimden koparıp almışlardı onu.
Sanki onsuz nefes almak ihanetti…
Ama yine de yürüdüm.
Kafamda susturamadığım bir fırtına, kalbimde taş gibi bir suçluluk.
Kapıyı çekip çıkarken duyamadığım tek şey, onun gözlerinden düşen sessiz çığlıklardı belki de.
Ama içimde bir yer...
O sönmeyen parça...
Gitmemem gerektiğini haykırıyordu.
Ona geri dönmeliydim.
Bu sefer kaçmak olmazdı.
Ayaklarım istemsizce geri yürümeye başladı.
Kafamda binlerce düşünce, her biri başka bir geçmişe dokunuyordu.
Ama en baskın his, suçluluktu.
Ona bu kadar yaklaşıp, hiçbir şey anlatmamış olmamın yükü…
Onun gözlerine bakıp geçmişimden kaçmamın utancı…
Evin kapısını açtığımda bir sessizlik karşıladı beni.
Ne televizyon sesi, ne ayak sesi, ne bir tıkırtı...
Sadece bir sessizlik... ama keskin.
Kalbimin ritmine eşlik eden türden.
Salona geçtiğimde oradaydı.
Oturmuş, boşluğa dalmıştı.
Gözleri buğuluydu ama kararlı görünüyordu.
Beni gördüğünde bir şey demedi.
Ama gözleri konuştu.
Sanki "Neden gittin?" diye haykırdı içten içe.
Yanına gittim, hiçbir kelime etmeden.
Sadece gözlerine baktım.
Ve sonra…
Onu öptüm.
Tüm suçluluğumu, tüm geçmişimi, tüm kelimelere dökemediğim duygularımı o öpücüğe yükledim.
Gözlerimden yaşlar süzülürken, dudaklarımız hâlâ birleşikti.
O da ağlıyordu.
Ama elleri ellerimi sıkıca tutmuştu.
Bizi ayırmayan tek şeyin, birbirimize olan ihtiyacımız olduğunu o an bir kez daha anladım.
Sonra bir anda geri çekildi.
Bakışları endişeli, kırgın ama sevgi doluydu.
“Deniz… ne oldu?” dedim fısıltıyla.
Sanki nefesim bile onu ürkütmekten korkuyordu.
Bir süre sustu.
Gözlerini kaçırmadı ama cümle kurmakta zorlandı.
“Neyin var senin böyle…?” diye sordu.
Gözlerimin ta içine bakıyordu.
Sanki içimde sakladığım her karanlık anıyı görmek ister gibi.
O an yutkundum.
Yüzümdeki yaşları sildim ama kalbimdeki sızı hâlâ oradaydı.
“Her şeyimi anlatacağım sana…” dedim.
“Artık saklayacak hiçbir şeyim yok. Her şeyimi…”
Bu sözlerimle gözleri doldu.
Ama bu sefer o bana yaklaştı.
Ve beni öptü.
O kadar sıcak, o kadar derin, o kadar sahipleniciydi ki…
Kalbim, o an yalnızca onun varlığıyla çarpıyordu.
İkimiz, birbirimizin nefesine çekiliyorduk.
Sanki başka bir evrenin kapıları açılmıştı o öpücükle.
Sanki artık ne geçmiş vardı, ne gelecek…
Sadece onun nefesi vardı.
Onun nefesi… dünyamdı.
O beni anladığını fısıldadı kulağıma.
Sanki içimdeki bütün kirli geçmişe rağmen, hâlâ beni seçiyordu.
Sanki bu karanlığın içinden elimi tutup çıkarmaya hazırdı.
Ve ben ilk defa birine bu kadar ait hissetmiştim.
