7. bölüm / 7
YERLE YEKSAN7. Bölüm
Bölümler 7Şu an: 7. Bölüm
- 1 1. Bölüm1.667 kelime
- 2 2. Bölüm1.420 kelime
- 3 3. Bölüm1.985 kelime
- 4 4. Bölün2.444 kelime
- 5 5. Bölüm2.052 kelime
- 6 6. Bölüm2.475 kelime
- 7 7. Bölüm3.333 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Selam şekerlerim yeni bölüm geldi.
İstanbul
Derin Su Hazel
🔥🦅
Hastaneden çıktığımızda hava biraz serinlemişti.
Kendimi iyi hissettiğimde hastenden taburcu olmuştum. Dört gündür ortalıkta yoktum. Ve annemler süreki beni arıyorlardı.
Mirza artık iyiydi.
Adımlarımı yavaş atıyordum. Eslem hemen yanımda yürüyordu. Birkaç gündür hastane odasında kaldığım için dışarıdaki havayı yeniden hissetmek bile garip gelmişti.
Arabaya kadar yürürken Eslem birkaç kez bana baktı. “Yavaş yürü,” dedi sonunda.
Başımı ona çevirdim. “Yavaş yürüyorum zaten.”
“Daha da yavaş yürü.” diye tekrarladı.
Derin bir nefes verdim. “Eslem…”
Başını iki yana salladı. “Ne?”
“Annem gibi konuşuyorsun.” dedim ciddi bir tonda
Kaşlarını kaldırdı. “Annen gibi konuşmam çok normal. Çünkü sen kendini hiç düşünmüyorsun.” dedi her zaman kurduğu cümleyi kurarak.
Gözlerimi devirdim. “Ben iyiyim.” dedim sadece.
Sesi sertleşti. “Bunu üçüncü kez söylüyorsun.”
Makuldüm. “Çünkü iyiyim.”
“Tamam,” dedi alaylı bir şekilde. “Kesin çok iyisin, inandım.”
Başımı iki yana salladım. Ama ağızımı açıp cevap da veremedim.
Arabaya ulaştığımız da kapıyı açıp oturmama yardım etti.
Ardından kendi tarafına geçip direksiyona oturdu.
Emniyet kemerimi takarken yüzüm biraz buruştu.
Eslem hemen fark etti. “Acıdı mı?” diye sordu endişeyle.
“Biraz.” dedim toparlanırken.
“Derin Su…” dedi canımı o acıtmış gibi sesi düşmüştü.
“Abartma. Geçti.”
Motoru çalıştırdı ama hemen hareket etmedi.
Bana dönüp ciddi ciddi baktı. “Bak, eve gidiyoruz. Dinleneceksin.”
Başımı salladım. “Tamam.”
Eklemeye devam etti. “İş yok.”
“Tamam.”
“Koşturmak yok.”
İstemsizce göz devirdim.
Sanki okula hazırlanıyordum. “Tamam.” dedim yinede. “Kimseye bir şey anlatmak yok. Onu zaten biliyorsun, değil mi?”
Başımı ona çeviridim.
Bir süre sessizce bana baktı.
Sonra hafifçe başını salladı. “Biliyorum.” dedi sıkıntılı bir sesle. “Kimse bilmeyecek.”
Araba hareket etti.
Camdan dışarı bakarken İstanbul’un kalabalığını izledim. İnsanlar kendi hayatlarının telaşında yürüyordu.
Kimsenin benim ne yaşadığım hakkında en ufak bir fikri yoktu.
Ve ben de onların hayatını bilmiyordum.
Bir süre sonra telefonum çaldı.
Ekrana baktığımda annemin aradığını gördüm.
Derin bir nefes aldım.
Eslem bana baktı. “Aç.”
“Açacağım.” dedim. Telefonu kulağıma götürdüm. “Efendim anne?”
“Kızım neredesin?” sesi endişeli geliyordu.
“Bürodan çıktım.” derken sakindim.
“Eve geliyor musun?”
“Geliyorum.”
Sesimdeki yorgunluğu fark etmesinden korkuyordum.
Annem birkaç saniye sustu. “Sesin neden böyle?”
Hemen boğazımı temizledim. “Yoğunluktan anne. Biraz yoruldum herhalde.”
“Dört gündür ortalarda yoksun, tabii yorulursun.” dedi kızgın bir şekilde.
Yola bakmaya devam ettim. “Geldim sayılır.” dedim. “Kapatıyorum.”
“Tamam kızım. Seni bekliyoruz.” dedi yumuşak tonuyla.
“Tamam anne.”
Telefonu kapattım.
Eslem bana baktı. “Şüphelendi mi?”
“Sanmıyorum.” dedim sadece.
Şüpelense soru sormaya devame derdi.
Başımı koltuğa yasladım.
Ama içimde garip bir heyecan vardı.
Eve dönüyordum.
Ailemin yanına.
Ve onların hiçbir şey bilmemesi gerekiyordu.
Bir süre sonra evin önüne geldik. Eslem arabayı durdurdu.
Kapıyı açmaya çalıştığımda hemen elimi tuttu. “Dur.”
Ona baktım. “Ne oldu?” diye sordum.
Siyah saçlarını geriye savurdu. “Ben yardım edeceğim.” dedi.
“Eslem, sakat değilim, yürüyebiliyorum.” dedim.
“Biliyorum. Yine de yardım edeceğim.” dedi inat ederek.
İtiraz etmedim.
Arabadan indim.
Eslem çantamı aldı ve birlikte eve doğru yürüdük.
Kapıyı açtığım anda annemin sesi geldi. “Derin Su?”
Başımı kaldırdım.
Annem salondan çıkıp bana doğru geldi.
Yüzünde endişeli bir ifade vardı. “Sonunda geldin.”
Gülümsedim. “Geldim anne.”
Bana sarılmak için yaklaşınca bir an gerildim.
Bunu fark etmemiş olacak ki bana sarıldı. Kollarını etrafımda hissettiğimde istemsizce nefesimi tuttum. “İyi misin kızım?” diye sordu belime sarılırken.
Tırnaklarımı avuç içlerime geçirdim. Dişlerimi sıktım. “İyiyim.” dedim her zamanki gibi.
Annem geri çekilip yüzüme baktı. “Çok solgun görünüyorsun.”
Eslem hemen araya girdi. “Çok çalıştı.”
Annem Eslem’e baktı. “Sen de mi yanındaydın?”
“Evet. Gerçekten çok yoğun bir dört gün geçirdik,” dedi bana bakarken.
Eslem’le bakışlarımızdan ne dediğimizi anlıyorduk.
Tam olarak, ‘anne de yalan söyledim ya, seni mahvedeceğim’ diyordu.
“İyi ki yanındasın kızım,” dedi annem Eslem’in omuzuna elini atıp okşadı.
Eslem hafifçe gülümsedi. “Her zaman.” dedi o da annemin elini okşadı.
O sırada babam salondan çıktı.
Bana baktığı anda yüzündeki ifade değişti. “Hayatımın Neşesi.”
İstemeden gülümsedim. “Efendim baba?”
Yanıma gelip başımı hafifçe okşadı. “Hoş geldin.”
“Hoş buldum.”
Gözlerini üzerimde gezdirdi. “Yorgunsun.”
“Biraz.”
“Dinlen o zaman.”
Başımı salladım.
“Dinleneceğim.”
Tam o sırada Ata merdivenlerden indi. “Kuzen!” Bana doğru gelirken elindeki telefonu cebine koydu. “Sonunda geldin.”
“Geldim.” dedim hafifçe gülümserken.
Eslim de arkasından geliyordu.
İkisi birbirlerine kısa bir bakış attılar.
Ata çantama uzandı. “Ver, ben taşıyayım.”
Çantayı geri çektim. “Gerek yok.”
Diretti. “Ver dedim.”
Çantayı elimden aldı.
Kaşlarımı kaldırdım. “Emir vermeyi ne zaman bırakırsın?”
“Sen söz dinlemeye başladığında.”
Gözlerimi devirdim. “Çok komiksin.”
İyi bir şeymiş gibi gülümsedi. “Biliyorum.”
Eslim güldü. “İkiniz de çocuk gibisiniz.”
“Sen karışma,” dedik Ata ile aynı anda.
Birbirimize baktık. “Hadi bir kere şerefsiz desene, keyfim yerine gelsin,” dedi Ata.
Eslem gülerken, Eslim göz devirdi. “Harbiden salaksın ya.” dedi ikizine.
“Hadi Derin Su,” dedi Ata ısrar ederek. “Bir kere şerefsiz de, valla rahat bırakıcağım seni.”
Ben cevap vermeden Eslim konuştu. “Ya biri sana mal dese adamı döversin,” dedi bu olay yaşanmış gibi. “Ama Derin Su sana hakaret etsin diye yalvarıyorsun.”
“Derin Su dediğin de hoşuma gidiyor,” dedi umursamadan omuz silkerek. Bal rengi gözleri bana döndü. “Hadi kuzen.”
Başımı iki yana salladım.
Şerefsiz benim sevgi dolu kelimemdi. Sadece yakınlarıma öyle derdim.
Ata’ya dediğimde Ata zevk alıyordu.
“Demeyeceğim,” dedim bu sefer inat ederek.
Ata bu sefer ısrara edemedi çünkü Eslem’e bakıyordu.
Eslem’e döndüğüm de onun da Ata’ya baktığını gördüm.
Onlar aşık aşık bakışırken. Annem ve babam salona geçmişti.
Eslim elini belime attı ve beni merdivenlere yöneltti. “Eslem, sen de gel,” demeyi de ihmal etmedi.
Tabi Eslem orada kitlenip kalmazsa gelirdi.
Bir anlığına her şey normalmiş gibi geldi.
Sanki birkaç gün önce hastaneye yatmamıştım.
Sanki bedenimde artık bir eksiklik yokmuş gibi.
Sanki kimsenin bilmediği büyük bir sırrı taşımıyormuşum gibi.
Eslim belimi tuttuğu için canım yanıyordu.
Fark etti bana döndü. “İyi misin?” diye sordu.
“Merdivenden düştüm,” dedim sadece merdiveni çıkmaya başladım.
Ne güzel de yalanları sıralıyordum.
Afferin bana!
“Ne?!” dediğinde bütün bakışlar bize döndü. “Nasıl merdivenden düştün.”
Arkamı dönüp herkese baktım. Annem ve babam salondan bize bakıyordu. “Topuklumu bileğime bağlamayı unuttuğum için ayağımdan çıktı,” dedim kimse sormadan anlatarak. “Merdivenden düştüm bu yüzden. Bir şeyim yok iyiyim.”
Herkesi arkamda bırakarak odama çıktım.
Odama girip kapıyı kapatım yatağa doğru ilerledim.
Belimi tutup yatağa oturdum. Başımı yatağın arkasına yasladığım da dudaklarımın arasında bir nefes çıktı.
Gözlerimi birkaç saniyeliğine kapattım.
İçimde garip bir huzur vardı.
Mirza hayattaydı. Ölüm tehlikesi yoktu.
Ben de evimdeydim.
Ailem yanımdaydı.
Ama kimsenin bilmediği bir sır artık benimle birlikteydi.
Sır bile demek istemiyordum. Öğrenseler de olan olmuştu. Pişman asla değildim.
Bir daha olsa bir daha yapardım.
Yeterki kimse ölmsesindi.
🔥🦅
Ev sessizdi.
Aşağıdan ailemin konuşma sesleri belli belirsiz geliyordu. Birkaç gün hastanede kaldıktan sonra kendi odamda olmak garip bir şekilde huzur veriyordu.
Tam gözlerimi kapatacakken telefonum çaldı.
Elimi komodine uzatıp telefonu aldım.
Ekrana baktım.
Gizli numara?
Kaşlarımı çattım.
Kim beni gizli numaradan arıyordu?
Belki yine iş içindir diye düşündüm.
Telefon susmadan birkaç saniye ekrana baktım.
Sonra açtım. “Efendim?”
Karşı taraftan birkaç saniye ses gelmedi.
Sadece nefes alışını duyuyordum.
“Kimsiniz?”
Yine sessizlik oldu.
Kaşlarım çatıldı.
“Bakın, konuşmayacaksanız kapatıyorum.” dedim sert bir sesle.
Tam telefonu kulağımdan çekecekken karşıdaki adam sonunda konuştu.
“Günbatımı.”
Olduğum yerde kaldım.
O sesi tanıyordum.
Ama yine de emin olmak istemedim. “Mirza?” dedim ama sadece bana Günbatımı diye seslenen tek kişi oydu.
Karşı taraftan hafif bir nefes sesi geldi.
“Sesimi unutmadın demek.” derken mutlu gibiydi.
Gözlerimi devirdim. “Unutulacak bir ses değil.”
“Öyle mi?”
Sesindeki belli belirsiz gülümsemeyi hissedebiliyordum. “Sen ne yapıyorsun?” dedim bir anda boş bulunarak. “Beni neden aradın?”
“Dinleniyorum.” dedi sadece.
“İyi,” dedim sadece.
Hafifçe güldüğünü duydum. “İyi misin?” diye sormasını beklemiyordum.
Bir an sustum.
“İyiyim,” dedim sesimi sabit tutmaya çalışarak. Bunun için aramasına neden mutlu olmuştum?
Sesi ciddileşti. “Bana hala böbreğini verdiğine inanamıyorum,” dedi sert bir sesle. “Sana karışma demiştim.”
“Ben genel olarak bana denilenin tersini yapıyorum da,” dedim alay ederek. “Ondan karışmışımdır.”
Sert bir şekilde nefes verdiğini duydum.
“Dövmeni ne zaman yapabilirim?” diye sordu.
Unutmamış mıydı?
“Daha yeni çıktın hastaneden, biraz zaman geçsin iyi ol,” dedim. “Sonrasına bakarız.”
“İyiyim ben,” dedi sadece. “Yarın yapabilirim… Yani sen de müsaitsen.”
“Nasıl yapacaksın yeni ameliyat oldun-“ dedim ama yine öküzlük yaparak lafımı böldü.
“Birkaç saatlik ameliyat yüzünden yataktan kalmayacak değilim Günbatımı,” dedi sanki normal bir şeyden bahsediyormuş gibi. “Yarın müsait misin onu söyle.”
Bir an sustum.
“Yeni ameliyat oldun, dikişlerin var,” dedim yine de.
“Önemli değil ilk defa ameliyat olmuyorum,” dedi unutmamaya devam ederek. “Sen de iyiysen yapabilirim.”
İlk defa ameliyat olmuyorum mu?
Kaç kere ameliyat olmuştu ki?
“Ben iyiyim de, sen sanki beni görmek için diretiyormuş gibisin,” dedim ona takılarak.
Anında cevap verdi. “Evet.”
Tek kaşım havalandı. “Ne evet?”
Netti. “Seni görmek için diretiyorum.”
Telefon kulağımda mal gibi kaldım.
Cevap veremediğimde o konuştu.
“Avukat hanım, Bu sefer verecek cevabınız yok mu?” dedi alaylı bir sesle o da bana takılarak.
Benimle eğleniyordu resmen!
“Neyse görüşürüz yarın,” dedim ve cevap vermesine izin vermeden telefonu yüzüne kapattım.
Elimdeki telefona baka kaldım. Birkaç süre.
Sonra telefonumu açıp Eslem’e yazdım.
“Eslem kusura bakma, öyle yanından kaçar gibi oldum.”
Dudaklarımı yemeye başlamıştım. Mirza neler demişti öyle.
Birkaç dakika sonra mesaj geldi.
“Sıkıntı yok Derin Su, Ata’ya kitlenip kaldım zaten.”
Güldüm istemsizce.
Bir iki hafta büroya gitmeyi düşünmüyordum. Çok yorulmuştum bu aralar fazla yıpranmıştım.
Birazcık evde oturup, dışarda vakit geçirmek istiyordum.
Mirza’nın numarasını kaydedip kitap okumaya koyuldum.
🔥🦅
Ertesi sabah gözlerimi açtığımda güneş çoktan odayı aydınlatmıştı.
Birkaç saniye tavana bakarak öylece kaldım.
Sonra yatağın içinde doğruldum. Vücudum hâlâ tam anlamıyla toparlanmamıştı ama dünden daha iyiydim.
Telefonumu komodinden aldım.
Ekranda birkaç mesaj vardı.
Biri Eslem’dendi.
“Uyandın mı?”
Gülümseyerek cevap verdim.“Uyandım.”
Cevabı hemen geldi.
“İyi. Kahvaltını yap.”
Kaşlarımı kaldırdım. “Tamam anneciğim.”
Yazdığım mesaja bakıp güldüm.
Birkaç saniye sonra mesaj geldi.
“🥰”
Telefonu kapatıp başımı iki yana salladım.
Tam yataktan kalkacakken kapımı biri çaldı.
“Derin Su?”
Annemin sesiydi. “Gel anne.” dedim hemen.
Kapı açıldı.
Annem içeri girip bana baktı. “Nasıl hissediyorsun?” diye sordu. “Belin iyi mi?”
“İyi.”
Kaşlarını kaldırdı. “Gerçekten mi?”
Başımı salladım. “Gerçekten anne.”
Yanıma gelip tişörtümün eteklerini tuttu. “Dur bakayım sırtına.” dedi.
Elini tuttum hemen. “Anne merdivenden düştüm sadece, bir şey yok,” dedim sesimi düzeltirken.
Paniklemiştim.
“Gözlerime bak bakayım,” dedi annem emir vererek.
Bir şey karıştırdığımı anlamamalıydı.
Mavi gözlerini dikti gözlerime. Normalmiş gibi baktım.
“Anne abartma ya,” dedim gözlerimi ondan çektim.
Ben bakışlarımı kaçırmıştım ama o dikdik bakmaya devam etti.
Bir süre baktı sonra şüphelenmemiş olacak ki konuştu.
“İyi peki, kahvaltı hazır aşağı gel,” dedi kadife sesiyle.
“Tamam,” diye mırıldandım.
Kapıya yöneldi ama çıkmadan önce tekrar bana baktı. “Bugün büroya gitmiyorsun, değil mi?”
Başımı iki yana salladım. “Gitmeyeceğim.”
Memnun olmuş gibi başını salladı. “Güzel. Biraz kendine zaman ayır.”
Kapıyı kapattığında derin bir nefes aldım.
Yatağın kenarında birkaç saniye oturduktan sonra ayağa kalktım.
Üzerime belimi açıkta bırakan bir korse giydim. Üstünede ceket geçirdim.
Altıma klasik kumaş pantolon giydim ve aşağı indim.
Söylememe gerek yoktu herhalde çünkü ben topuklu ayakkabım olmadan bir hiçtim.
Aşağı indiğimde. Salonda babam, Ata, Eslim ve annem vardı.
Ata beni görür görmez gülümsedi. “Günaydın kuzen.”
“Günaydın herkese.” dedim gülümseyerek.
Eslim ikizine kızmakla meşguldü. “Gerçekten geri zekalısın.”
“Ne oldu?” diye sordum masaya otururken.
Yine ve yine kavga ediyorlardı.
Herkes masada yerine alırken Eslim anlatmaya başladı.
“Sen yokken Ata İzmir’e gidip geldi. Uçaktaki insanlara, ‘sıkı tutunun uçak düşüyor’ demiş.” dedi Eslim sinirle. “Uçakta bir kadın bayılmış.”
Güldüm istemsizce. “Neden öyle dedin?” diye sordum gözlerim Ata’ya dönerken.
Omuz silkti. “Mikrofon açık kalmış, dalga geçiyorduk pilot arkadaşımla,” dedi masum bir şekilde.
“Öyle dalga mı geçilir?” diye sordu Eslim. “Ya bir şey olsaydı o bayılan kadına?”
“Olmadı ama,” dedi Ata umursamazca.
Güldüm. “Şerefsizsin,” dedim kendime engel olamadan.
Ata’nın yüzü anında aydınlandı. “İşte şimdi gün aydı kuzen.” dedi gülümserken.
Eslim gözlerini devirdi. “Bir insan kendisine hakaret edilmesinden neden bu kadar mutlu olur? Anlamıyorum.”
Ata omuz silkti tekrar. “Çünkü Derin Su söylüyorsa seni seviyor demektir.” dedi gülmeye devam ederken. “Hem o bana şerefsiz dediğinde ninni gibi geliyor.”
Eslim başını iki yana sallayarak kahvaltısına döndü. “Allah akıl fikir versin.”
Kahka attım. Gerçekten geldikleri günden beri böyle gülmemiştin.
Annem önüme kahvaltı tabağını koydu. “Ye bakalım.”
Başımı salladım. “Tamam annecim.” dedim. Kahvaltımı odaklandım.
Kahvaltı boyunca normal şeylerden konuştuk.
İşlerden, evden, Ata’nın anlattığı saçma bir olaydan…
Her şey sıradandı.
Kimse birkaç gün önce hastanede olduğumu bilmiyordu.
Kimse bedenimde artık bana ait olmayan bir organın olmadığını bilmiyordu.
Ve kimse Mirza’nın hayatta kalmasının sebebini bilmiyordu.
Ben ise sanki hiçbir şey olmamış gibi kahvaltımı yapıyordum.
🔥🦅
Mirza bana konum atmıştı. Onun yanına gitmeden hastaneye uğrayıp dikişlerimi aldırmıştım.
Zımba ile dikiş olduğu için çok uğraşmamışlardı.
Hastaneden çıktıktan sonra doğrudan Mirza’nın attığı konuma doğru yola çıktım.
Konum, ara sokakta bulunan küçük bir dövme dükkânını gösteriyordu.
Arabayı biraz ileride durdurup etrafa baktım.
Dükkânın tabelasına baktığımda kaşlarım hafifçe çatıldı.
Kapıyı açıp içeri girdim.
İçerisi tamamen sessizdi.
Kimse yoktu.
Bir an etrafa baktım. “Mirza?” diye seslendim.
Arka taraftan onun sesi geldi. “Buradayım, Günbatımı.”
Sesin geldiği yöne doğru ilerledim.
Mirza arka taraftaki odadan çıktı. Üzerinde siyah bir tişört vardı. Hasta kıyafetleri ile görmüştüm en son.
Toparlanmış gibiydi. Bu kadar uzun ve kaslı olması çok spor yaptığını gösteriyordu.
Yüzündeki ifade her zamanki gibi sakindi.
Beni görünce bakışları üzerimde birkaç saniye kaldı. Lacivert gözlerine dikatlice bakmamak için zor duruyordum.
Bir insanın gözü bu kadar koyu olabilir miydi?
Bakışlarımı ondan çekip dükkânın içine çevirdim.
Etrafa biraz daha dikkatli baktım. Duvarlarda çeşitli çizimler ve birkaç çerçeve vardı. Ortalık oldukça düzenliydi ama içeride kimsenin olmaması hâlâ garip geliyordu.
“Burası kimin?” diye sordum bakışlarım ona dönerken.
Mirza ellerini cebine koydu. “Bir arkadaşımın.” diye yanıtladı beni.
Kaşlarımı kaldırdım. “Arkadaşının mı?”
Başını salladı. “Evet.”
“Peki nerede?”
“Şehir dışında.”
Etrafa tekrar baktım. “Dükkânı sana mı bıraktı?” derken şaşkındım.
“Bana bıraktı.”
“Böyle mi güveniyor sana?”
Çok soru sormuştum. Mirza’nın dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı. “Güveniyor.”
“Sen de burada dövme yapıyorsun.” dedim emin olmak ister gibi. “Herkese.”
Etrafa bakmaya devam ettim.
Resimler, mürekkepler gibi dövme eşyaları vardı.
Renkli güzel bir ortamdı.
“Cık,” diyen sesle ona döndü bakışlarım. “Sadece sana.”
Tek kaşım havaya kalktı. “Ne sadece bana?”
Birkaç adım bana yaklaştı. “Sadece sana dövme yapıyorum,” dedi aramıza iki adım varken. “Sadece sana yani. Sana özel.”
Adamızdaki mesafe azaldıkça geriliyordum. Ve geri adım atmamak için kendimi zor tutuyordum.
“Başlayalım mı?” diye sordum bakışlarından kurtulmak için etrafa bakmayı seçtim.
“Başlayalım,” dedi ve elini kolunda hissedince gerildim. “Gel.”
Yakınlarımla temasa girdiğimde gerilmiyordum ama tanımadığım bir insanla temasa girmek benim için iyi değildi.
Sakin ol Derin Su, dedim içimden.
Derin bir nefes al.
Beni arka odaya götürdü. İlk defa dövme yaptırmadığım için, ne yapacağımı biliyordum.
“Geç şöyle,” dedi kolumu bırakırken.
Odadaki deri koltuğa geçtim.
Üstümdeki ceketi çıkardığım an belim açıkta kaldı.
Mirza birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.
Sessizliği fark edip başımı hafifçe çevirdim. “Ne oldu?”
Cevap vermedi.
Bakışları belimdeki ize takılmıştı.
Yüzündeki o sakin ifade bir anda değişmişti.
Kaşları hafifçe çatılmış, çenesi gerilmişti.
Belimdeki izin sebebi için kendini suçlu hissediyordu.
“Mirza…” dedim ama bakışlarını hemen üzerimden çekti.
Bilgisayarla birkaç bir şey yapıp elinde bir kâğıtla yanıma geldi.
“Ben çizdim sen de bak istersen,” dedi sabit bir ses tonuyla.
Elindeki kâğıda baktım. Edelweiss çiçekleri vardı. Çok güzel bir çizimdi.
“Çok güzel,” dedim sadece.
Gözlerim lacivertlerine döndü.
Sadece bana bakıyordu. “Sei dolorosamente bella,” diye fısıldadı dudaklarının arasından. (Sen acı verecek kadar güzelsin.)
Ne dediğini anlamamıştım. Ama İtalyanca olduğunu biliyordum.
“Ne dedin?” diye sordum.
Ellerine eldiven geçirerek beni yanıtsız bıraktı.
“İtalyanca biliyor musun?” diye sordu.
Başımı iki yana sallayıp koltuğa uzandım. Yarı oturur pozisyonda yatıyordum.
Bir tabure çekip yanıma oturdu. Kağıdı belime, izin üstüne doğru yapıştırdı.
“Ne dedin?” diye direttim.
Bana baktı. “Zamanı gelince söylerim,” dedi sadece.
Tek kaşımı havaya kaldırdım. “Bir daha görüşüceğiz yani?”
Cevap vermedi.
Belimdeki kağıdı çektiğin de bakışları tekrar bana döndü.
“Hangi renk istersin?”
“Siyah, ve beyazlık olsun,” dedim sadece.
Başını salladı.
“İlk defa mı dövme yaptırıyorsun?” diye sordu.
“Hayır, omzumun arkasın da Kızıl Anka Kuşu dövmesi var,” dedim sorusuna yanıt vererek. “Senin dövmen var mı?”
Başını iki yana salladı. “Yok, ben sevmem öyle bedenim de boyalar,” dedi sanki çok kötü bir şeymiş gibi.
Elinde dövme yapak için makine vardı.
“Başlıyorum,” dediğinde sadece başımı salladım.
Birkaç saniye sonra odada sadece cihazın sesi duyulmaya başladı.
İğne çizimin üstünde gezerken canım acıyordu ama aldırmıyordum.
Pamak uçları belimde gezerken tüm dikkati belimdeydi.
Saçlarına baktım. Kahverengi tutamlara dokunmak istedim bir an.
Işığın altında parlak ve çok yumuşak gözüküyordu.
İlk defa bu kadar yakındık ve kokusunu çok net alıyordum.
Üzerinden yükselen amber kokusu, sıcak ve gizemli bir iz bırakıyordu. Mirza uzaklaşsa bile kokusu bir süre daha havada kalıyordu.
“Gerçekten dövme yapmayı biliyor musun?” diye sordum. Konuşmaya bir şey bulamadığım için sormuştum. “Herkese değil sadece sana dedin ya.”
Başını kaldırmadı. İşine devam etti ama sorumu da cevapladı.
“Arkadaşıma yapmıştım bir iki kere.”
“Anladım,” dedim. Konuşmak istiyordum ama bir şey bulamıyordum. “Mirza?”
“Efendim?”
“Sana bir şey sorabilir miyim?”
“Sor.”
Derin bir nefes aldım. “Kasım Karahan, düşmanımın kardeşi dedin,” diye başladım. “Nasıl düşman oldunuz?”
“Beni tekrar hapise sokmaya mı çalışıyorsun?” diye sordu alaylı bir tonda.
“Hayır,” dedim anında. “Sadece merak etmiştim. Neyse duymamış ol.”
İlk başta cevap vermedi. “İhanet,” dedi birkaç dakika sonra.
Bakışlarım hızla ona döndü. Ama o dövmeyi yapmaya devam ediyordu.
İhanet?
“Ne ihaneti?” diye sordum bu seferde.
Sinirli bir şekilde nefes alıp verdi. “Öyle, ihanet etti benim de ondan intikam olacağımı düşündü,” dediğin de kafamın içindeki bütün taşlar pat diye yerine oturmuştu.
“O yüzden öldü Kasım, suçta senin üstüne kaldı,” dedim tam tespit etmiştim.
Başını salladı.
Daha fazla ne o ne ben konuştuk.
“Sana ihanet eden birini affeder misin?”
Sorumu duymasıyla başını kaldırması bir oldu.
Lacivertleri gözlerime değidiğinde yutkunamadım bile.
Öyle sert, öyle acımasız bakıyordu.
“İhanetin bittiği yerde, intikam başlar Günbatımı,” dedi sesindeki tonlama ile tedirgin olmuştum. “Yani affetmem.”
Bir süre hiçbir şey söylemedim.
Mirza’nın gözleri hâlâ üzerimdeydi.
Söylediği cümle odanın içinde asılı kalmış gibiydi.
‘İhanetin bittiği yerde, intikam başlar Günbatımı.’
Yutkundum. “Hiç mi affetmezsin?” diye sordum sonunda.
Bakışları birkaç saniye daha gözlerimde kaldı. “Bazı şeyler affedilmez.”
Sesi sakindi ama o sakinliğin altında başka bir şey vardı. Öfke değil sadece. Yıllardır taşınmış bir kırgınlık gibi.
Dövmeyi yapmaya devam etti.
“Peki ya pişman olursa?”
Netti. “Geç kalmıştır.”
Kaşlarımı hafifçe çattım. “Bu kadar kesin konuşman…” dedim ve başımı iki yana salladım.
“Çünkü bazı insanlar ikinci bir şansı hak etmez.”
Başımı hafifçe yana eğdim. “Bunu Kasım için mi söylüyorsun?”
Elindeki hareket birkaç saniyeliğine yavaşladı. Sonra yeniden devam etti.
“Hayır, sadece biri birine ihanet ettiyse pişman olsa bile affedilmez,” dedi net bir şekilde. “Yani bu hayatta ikinci şansı kimse hak etmez.”
Tek kaşımı kaldırdım.
“Neden?” diye sordum. Sonra kendi düşüncemi söyledim. “Bence her insan ikinci şansı hak eder.”
Yani ben böyle düşünüyordum.
Belimdeki eli durdu. Lacivertleri ile denk düştüm.
“Okudun mu hiç bir kitapta?” diye sordu. Sorduğu soruya kendi cevap verdi. “İhanetin bir sebebi yoktur. Avukat olmuşsun ama hala safsın.”
Göz devirdim. Her şeyi mesleğime bağlıyordu.
“Mesela çok sevdiğin… ya da sevdiğin kadın sana ihanet etti. Çok pişman, affetmez misin?” diye sormamı beklemiyordu ki irkildi.
Gözlerimin içine baktı.
“Affetmem,” derken çok sertti. Gözlerime öyle baktı ki sanki ona ihanet etmiş gibi hissettim.
“Peki, ihanetin bittiği yerde, intikam başlar dedin,” diye devam ettim gözlerine bakarken. “İntkam alır mıydın?”
Sorumu birkaç saniye düşündü.
Cevap veremeyince önüne dönüp dövemeyi yapmaya devam etti.
“Sana benden tavsiye Günbatımı, biri sana ihanet ederse asla affetme,” dedi sert bir tonla. “Seni bu merhametli kalbinle çok insan üzer.”
İç çektim istemsizce.
Hislerim kuvvetli demiş miydim?
Sanki o birine ihanet etmiş gibi konuşmuştu.
Daha fazla ikimizde konuşmadık.
Ya da konuşamadık.
“Bitti,” derken sesi eski sakinliğine geri dönmüştü.
Masanın üstünde bir ayna alıp belime doğru tuttu.
Dövmeye baktığımda gözlerim şaşkınlıkla büyüdü.
Mükemmeldi!
“Çok güzel olmuş!” dedim ani yükselen sesimle. “Harika!”
Edelweiss çiçekleri belim boyunca uzanıyordu. Siyah çizgilerin arasındaki beyaz detaylar çiçeği daha belirgin gösteriyordu.
“Beğendin mi?”
Açık renkli gözlerim ona döndü. Lacivertleri gözlerime yerleşti.
“Beğenmek mi? Bayıldım!” dedim hafif yükselerek. Yavaşça ayağa kalktım ve duvara da asılı olan aynadan belime bakmaya devam ettim.
Ben aynadan dövmeye bakarken Mirza’nın dudakları yavaşça yukarı kıvrılmıştı.
“Teşekkür ederim,” dedim ona doğru dönerken.
“Bana teşekkür etmene gerek yok Günbatımı,” dedi sakin ses tonuyla. Bana yaklaştığın da amber kokusu burnuma doldu. “Benim sana teşekkür etmem gerekiyor. Hem beni demir parmaklıkların arasından kurtardın, hem de yaşamam için bana böbreğini verdin.”
İşim bu gibi şeyler demedim çünkü hiçbirini kabul etmeyecekti.
“Ben artık gitsem iyi olacak,” dedim bakışlarından kurtulmak için. Ceketime uzandım. “Teşekkür ederim tekrar, görüşmek üzere.”
Kapıdan çıkarken bana seslendi. “Günbatımı!”
Ona döndüm hemen.
“Tekrar görüşelim olur mu?” diye sormasını beklemiyordum.
Ne diyeceğimi bilemedim.
Gözlerine baka kaldım. Gerçekten görüşmeye devam etmek istiyor muydu?
Başımı salladım belli belirsiz. “Birkaç hafta işe gitmeyeceğim,” dedim küçük bir açıklamayla.
Gülümsedi.
Gülümseyince daha da yakışıklı gelmişti gözüme.
“Yani bu bir evet?” dedi bu sefer de.
Ben de gülümsedim istemsizce. “Haberleşiriz.” diyerek odadan çıktım.
Hızlı adımlarla dükkanın kapısına ilerledim ve dükkandan çıkıp onu ardımda bıraktım.
Arabama doğru yürüken ceketimi üstüme geçirdim.
Kalbim çok hızlı atıyordu. Ve ben heyecanlanmıştım.
Neden?
🔥🦅
Bölüm etkileşimi
