6. bölüm / 7
YERLE YEKSAN6. Bölüm
Bölümler 7Şu an: 6. Bölüm
- 1 1. Bölüm1.667 kelime
- 2 2. Bölüm1.420 kelime
- 3 3. Bölüm1.985 kelime
- 4 4. Bölün2.444 kelime
- 5 5. Bölüm2.052 kelime
- 6 6. Bölüm2.475 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 7. Bölüm3.333 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Selam şekerlerim yeni bölüm geldi.
İstanbul
Derin Su Hazel
🔥🦅
Sabahın erken saatlerinden beri hukuk bürosundaydım.
Masamın üzerinde üst üste duran dosyalara bakarken elimdeki kalemi parmaklarımın arasında çeviriyordum.
Bugün yapılacak o kadar çok iş vardı ki hangisinden başlayacağımı şaşırmıştım.
Önümdeki dosyayı açıp birkaç sayfa okudum.
Tam not alacakken telefonum titredi.
Ekrana baktım.
Hastane.
Bir an elimdeki kalem durdu.
İki gündür beklediğim haberdi bu.
Telefonu elime aldım.
Mesajı açtım.
Hastane:
‘Sayın Derin Su Hazel, yapılan değerlendirmeler sonucunda donörlük başvurunuz uygun bulunmuştur. Gerekli kontorllerin ardından operasyon süreciniz planlanacaktır. Ameliyatınız özümüzdeki iki gün içerisinde gerçekleşemesi öngörülücektir. Ayrıntılı bilgi için hastanemizle iletişime geçebilirsiniz.’
Mesajı bir kez daha okudum.
Sonra bir kez daha.
Önümüzdeki iki gün.
Gerçekten olacaktı.
Telefonu yavaşça masanın üzerine bıraktım.
Derin bir nefes aldım. “Tamam…”
Kendi kendime söylediğim tek kelime buydu.
Ama kalbim hiç de benim kadar sakin değildi.
Sandalyeme yaslandım.
Birkaç saniye tavana baktım. Ben gerçekten bunu yapacaktım. Hem de Mirza’nın bundan haberi olmadan.
Telefonumu tekrar elime aldım ve hastaneyi aradım.
Birkaç çalıştan sonra telefon açıldı. “Merhaba, nasıl yardımcı olabilirim?”
“Merhaba. Ben Derin Su Hazel. Donör değerlendirmesi için başvurmuştum. Az önce mesaj geldi.” dedim.
“Bir saniye, dosyanızı kontrol ediyorum.” Kısa bir sessizlik oldu. “Evet, görüyorum.” dedi.
“Mesajda ameliyatın önümüzdeki iki gün içinde olabileceği yazıyor.”
“Evet. Gerekli değerlendirmeleriniz olumlu sonuçlanmış.”
Dudaklarımı birbirine bastırdım. “Benim bir ricam olacak.”
“Tabii.” dedi yumuşak bir sesle.
“Mirza Valeska’nın benim donör olduğumu öğrenmesini istemiyorum.” dedim.
Karşı taraf birkaç saniye sustu. “Bu konuyu doktorunuzla görüşmeniz gerekiyor.”
“Görüşeceğim zaten.” dedim. “Ama özellikle bunu bilmenizi istiyorum. Ben bunu gizli tutmak istiyorum.”
“Anladım.”
“Mirza’ya benim ismim verilmeyecek, değil mi?”
“Donör ve alıcı bilgilerinin gizliliğiyle ilgili süreçler hastanemizin prosedürlerine göre yürütülür. Doktorunuz sizinle ayrıntılı olarak konuşacaktır.”
Başımı salladım görmese bile. “Tamam.”
Telefonu kapattım.
Bir süre telefon elimde öylece kaldı.
Sonra ekrana baktım.
Mirza’nın adı aklımdan geçti.
Ama ona söylemeyecektim.
Beni bilmesine gerek yoktu.
Zaten bilse kabul eder miydi, onu bile bilmiyordum.
Belki yine o kendinden emin tavrıyla karşıma geçip yardımı mı reddedecekti.
Belki de bana kızacaktı.
Ama bu kez kararımı vermiştim.
Kimseye söylemeyecektim.Telefonumu masaya bıraktım.
Tam önüme yeniden dosyayı çekiyordum ki kapı açıldı. “Derin Su?”
Başımı kaldırdım.
Asistanım aynı zamanda en yakın arkadaşım Eslem kapı da duruyordu.
“Efendim?” dedim.
“Elindeki dosyaya bakacaktın ya, müvekkil geldi.”
Hemen toparlandım. “Tamam, gönder.”
“Peki.”
Kapı kapandı.
Dosyaya baktım. Bir an önce kendimi toparlamam gerekiyordu.
Şu an önümde bir dava vardı.
Ben avukattım. Ve işimi her zamanki gibi yapacaktım. Ama içimde artık başka bir şey daha vardı.
İki gün. Sadece iki gün. Sonra hayatımda hiç beklemediğim bir şey gerçekleşecekti.
Ve bundan Mirza’nın haberi bile olmayacaktı.
🔥🦅
Bir gün daha geçmişti ve kimseye bir şey söylememiştim.
Yanımda illa birinin olması lazımdı.
Annem babam olmazdı. Kesinlikle izin vermezlerdi.
Kuzenlerime söylesem anında annem ve babama söylerlerdi.
Aklımda tek bir kişi vardı. Küçüklükten kalma sırlarımı bile kimseye söylememiş kardeşim.
Aramızda kan bağı yoktu. Bunun bir önemide yoktu zaten Eslem benim dostum, kardeşimdi.
Hukuk bürosundaydık yine. Kahve içiyorduk. Mola verince yanıma kahve alıp gelmişti.
“Kardeşim?” dediğinde bakışlarım ona döndü.
Dudaklarımı dişliyordum.
Başımı ‘ne var’ derecesinde salladım. “Efendim?”
“Üç gündür bir değişiksin, bak yine dudağını ısırıyorsun, hayırdır bir şey mi oldu?” diye sordu.
Dudaklarımı dişlemem stresten veya üzüntüden fark etmeden yaptığım bir şeydi.
Söylemek için yer arıyordum. Hemen başımı salladım. “Eslem…”
“Ne oldu?” diye sordu. Gözlerini kapattı. “Ne olur evleniyorum de.”
Stresle söyleyecektim ki, son söyledikleri ile göz devirdim.
Gözümü yumdum.
“Eslem… ben birine böbreğimi veriyorum.”
Söyledim!
Ses gelmedi.
Gözümü hafifçe araladım.
“Ne!?” dedi bir anda bağırarak.
“Bağırma,” diye uyardım. “Kimse bilmiyor sus.”
Kaşları çatıldı. Koyu kahverengi gözleri bana değşetle baktı. “Kızım kafayımı yedin, kime veriyorsun sen böbreğini?”
Sesini alçaltmıştı ama yine de bağırıyordu.
“Ya sonuç olarak iki tane var. Birini versem ne olacak ki?” dedim masum masum.
Gözleri büyüdü. Kaşları hala çatıktı. “Mal mısın?” diye sordu ciddi ciddi. “Kardeşim kendine gel. Kime veriyorsun?”
Dudağımı dişlemeye devam ettim. “Şeye…”
Başını salladı. “Neye?”
“Şey var ya,” dedim yine söyleyemeyerek.
Kaşları çatıldı. “Konuş artık!”
“Şu geçen davasını kazandığım adam varya lacivert gözlü.” dedim.
Derin Su adamın gözlerini unutmadın mı?
“Mirza Valeska mı?” diye sordu değşetle. Başımı salladım. “Aptal ne alaka?”
“Ya dava bittikten sonra kapı da gördüm.” dedim. Dudaklarımı kanatmıştım. “Hasteneye sordum, hala bulunamamış. Ben de…-“
Lafımı böldü. “Sen de iyilik yapayım dedin… Aptal,” dedi içten bir şekilde. “Derin Su, benim mal kardeşim, salak arkadaşım sen iyilik meleği misin?”
Hakaretlerini çok umursamadım. “Ölsün mü?” diye sordum.
Kalbim acımıştı.
Neden? Derin Su neden?
“Gebersin banane!” dedi oturduğu yerde hiddetlenerek. “Bize ne kardeşim. Annesi babası yok mu?”
“Bilmiyorum bakmadım,” dedim. Üzülmüştüm. “Dava da bile bir yakını bile yoktu.”
Sözlerim onu da vurmuştu.
“Kardeşim bak anlıyorum üzülmüşsün ama bu ne demek biliyor musun?”
Başımı salladım. “Biliyorum ve istiyorum, annemlerim haberi yok tek sana güvendim söyledim.” dedim. “Eğer benimle hastaneye gelmeyeceksen bile kimseye söyleme.”
Son sözlerimle üzüldüğü belliydi.
Elini elimin üzerine koydu. “Ben senin her daima yanındayım. O ne demek?” dedi hafiften kızarak. “Gelirim tabi kimseye söyelemem de sırrın sonsuza kadar benimle ama…”
“Ama?” diye sordum.
“Güzel düşün kardeşim,” dedi içten bir sesle. “Bak sonuç olarak ömür boyu bedeninde bir iz taşıyacaksın.”
Evet öyle bir şey vardı. Hafifçe ona sırtımı döndüm. Sağ omzumun arkasını gösterdim.
Orada Kızıl Anka Kuşu dövmesi vardı.
“Yaramı yine böyle kapatırım sıkıntı değil.”
İç çekti.
O dövmenin altında benim çocukluğumda canımı yakan bir şey vardı.
Ve sebepini sadece ben ve o yarayı yapan biliyordu.
“Tamam.” dedi sadece. “Kararın neyse yanındayım.”
Gülümsedim.
“Tamam yarın yatış işlemi yapılacak,” dedim ben de. “Annemlere bürodayım işler yoğun diyeceğim.”
Başını salladı sadece.
Başımı omzuna yasladım. “Teşekkür ederim kardeşim.”
O da başını benim başıma yasladı. “Her zaman kardeşim.”
Kan bağı bazen bir şeye yaramıyordu…
🔥🦅
Ertesi sabah kahvaltı masasında hep birlikteydik.
Annem kahvaltıyla ilgileniyor, babam telefonuna bakıyordu.
Ata ile Eslim de karşılıklı oturmuş bir şeyler konuşuyordu.
Ben ise önümdeki çaya bakıyordum.
Bugün hastaneye yatacaktım.
Kimse bilmiyordu. Sadece bilen tek kişi Eslem’di.
Çay içmediğim için sudan bir yudum aldım.
Annem bana baktı. “Derin Su, kızım iyi misin?”
Başımı kaldırdım. “İyiyim anne.” dedim.
Sıkılmıştım artık üç dört günden beri herkes bu soruyu soruyordu.
“Sabahtan beri sessizsin.” dedi annem.
“Biraz yoğunluk var.” dedim kestirip attım. “Yorgunum.”
Ata hemen araya girdi. “Yine mi iş?”
Başımı salladım. “Evet.”
Eslim güldü. “Senin işin hiç bitmiyor zaten.”
Onayladım. “Bitmiyor gerçekten.” derken yalan söyleniyordum. Gerçekten bitmiyordu.
Babam telefonunu masaya bıraktı. “Bugün büroda mısın?” diye sordu.
Babama döndüm. Gülümsedim. “Evet.” Bir an durdum. Sonra sakin görünmeye çalışarak devam ettim. “Ama bu gece eve gelmeyebilirim.”
Annem kaşlarını çattı. “Nasıl yani?”
“Büroda işler çok yoğun. Bir dosyayla ilgilenmem gerekiyor.” dedim güzel bir yalan ortaya atarak.
Ata bana baktı. “Sabaha kadar mı kuzen?”
“Gerekirse. Evet.”
Eslim hafifçe başını salladı ama hiçbir şey söylemedi.
Annem endişeli bir ifadeyle bana baktı. “En azından haber ver kızım.” dedi.
İçi rahat değildi.
“Veririm anne.”
Babam da başını salladı. “Çok geç kalırsan eve dönme. Bürodaysan orada kal Derin.”
Babamı da onayladım. “Tamam baba.” Derin bir nefes aldım. “Belki bir iki gün de evde olmayabilirim.”
Bu kez masadaki herkes bana baktı. “Bir iki gün?” dedi Ata.
“Evet. Dosyanın işi uzayabilir.”
Eslim hemen söze girdi. “Yorulmayacak mısın?”
Belli belirsiz gülümsedim. “İşim bu,” diyerek omuz silktim.
Annem başını salladı. “Tamam kızım. Ama kendini çok yorma.”
Gülümsedim. “Yormam anne.”
Babam bana baktı. “Hayatımın Neşesi.” dedi o yumuşak sesiyle.
Aynı renkte olan gözlerimiz buluştu. “Efendim?”
“İş yüzünden kendini ihmal etme.”
Gülümsemem biraz daha büyüdü. “Etmem babacım.”
Kahvaltıya devam ettik. Kimse başka bir şey sormadı.
Ama içimde garip bir his vardı.
Sanki evden çıkarken her şey aynı kalacaktı ama ben geri döndüğümde hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
Kahvaltıdan sonra odama çıktım.
Çantamı hazırladım.
Birkaç parça eşya koydum.
Telefonumu, cüzdanımı ve gerekli şeyleri aldıktan sonra aynanın karşısında birkaç saniye durdum.
Derin bir nefes aldım. “Tamam. Yapabilirsin.”
Tam o sırada telefonum çaldı.
Ekranda Eslem’in adı vardı. Açtım.
“Geldim.” dedi direkt.
“Tamam. İniyorum.”
Çantamı aldım.
Odadan çıkıp merdivenlerden aşağı indim.
Annem salondaydı. “Çıkıyor musun?”
“Evet anne.”
“Dikkat et.” dedi.
“Ederim.” dedim sedece.
Babam da salondan seslendi. “Hayatımın Neşesi.”
İstemeden gülümsedim. “Efendim baba?”
“Akşam haber ver.”
Bir an durdum. “Veririm.”
Kapıya doğru yürüdüm.
Kimseye bakmadan kapıyı açtım.
Dışarı çıktığımda Eslem’in arabası kapının önündeydi.
Yanına gidip arabaya bindim.
Eslem bana baktı. “Hazır mısın?”
Başımı koltuğa yasladım. “Hazırım.”
“Emin misin?” diye sordu. Emin olmak istiyordu.
Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. “Eminim.”
Eslem arabayı çalıştırdı.
Evimiz arkamızda kalırken bir kez bile arkama bakmadım.
Çünkü bugün hastaneye gidiyorduk.
Ve bu kez geri dönüşü olmayan bir kararın içindeydim.
Eslem’in arabasına binip hastaneye doğru yola çıktık. İkimiz de fazla konuşmuyorduk.
Eslem arada bana bakıyor, sonra tekrar yola dönüyordu.
Bir süre sonra hastanenin önünde durduk.
Arabadan indiğimizde derin bir nefes aldım.
Hastanenin kapısına doğru yürürken Eslem yanıma geldi. “Son kez soruyorum. Emin misin?”
Ona baktım. “Eminim.” dedim.
Asla vazgeçmeyecektim.
Çünkü bir kere tereddüt edersem dahası olmuyordu.
Eslem başını salladı ama yüzündeki endişe hâlâ geçmemişti.
Birlikte içeri girdik.
Kayıt işlemlerinden sonra görevli bizi doktorun odasına yönlendirdi.
Doktor bizi içeri çağırdığında Eslem de benimle geldi.
“Derin Su Hanım, bugün son kontrollerinizi yapacağız. Daha önce konuştuğumuz gibi bazı değerlendirmeler yapılacak. Her şey uygun olursa ameliyat hazırlığına geçeceğiz.”
Başımı sallayarak onayladım. “Tamam.”
Doktor dosyaya baktı. “Kararınızdan hâlâ emin misiniz?”
Tereddüt bile etmedim. “Evet.”
“Bu önemli bir karar. Herhangi bir noktada vazgeçmek isterseniz bunu söyleyebilirsiniz.” dedi Doktor.
Kararım netti. “Vazgeçmeyeceğim.”
Eslem bana baktı. Ben ise gözlerimi doktordan ayırmadım.
Doktor birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra başını salladı .“Peki. O zaman hazırlıklara başlayalım.”
Odadan çıktığımızda Eslem koluma girdi. “Bir şey olursa hemen haber veririm, tamam mı?”
“Tamam kardeşim.”
“Ve ailene hiçbir şey söylemeyeceğim.”
Belli belirsiz tebessüm ettim. “Biliyorum.”
Bir süre sonra hemşire geldi ve beni hazırlık bölümüne götürdü. Eslem kapının önünde kaldı.
“Derin Su…” diye mırıldandı. Dönüp ona baktım. “Her şey yoluna girecek.”
Güven veren sesi içimi ısıttı.
Küçük bir gülümseme bıraktım. “Umarım.” dedim.
Sonra içeri girdim.
Hazırlıklar tamamlandıktan sonra yatağa uzandım. Tavana baktım.
Birkaç saniye boyunca hiçbir şey düşünmeden öylece kaldım.
Artık geri dönüş yoktu. Gözlerimi kapattım.
Ve her şey yavaşça karanlığa gömüldü.
🔥🦅
Gözlerimi zorlukla araladım.
Bembeyaz bir tavanla gözlerim daha çok açıldı.
“Derin Su?” diyen sesle kendime geldim. Bakışlarım odanın içindeki Eslem’a döndü. “İyi misin?”
Başımı salladım.
Olmuş muydu?
Mirza iyi miydi?
“Eslem ne oldu?” dedim sesim boğuk çıkmıştı.
Endişeli görünüyordu hatta gözleri kızarmıştı.
Ağlamıştı.
“Her şey yolunda iyisin,” dedi şükreder gibi.
Dudaklarımı zorlukla araladım. “Mirza?” diye sordum.
“İyi o da ameliyat çok iyi geçti iki gündür uyuyorsunuz,” demesiyle derin bir nefes verdim.
Artık tek böbrekliydim ama birinin hayatı kurtulmuştu.
Derin Su baban belinde silahla geziyor bazen can alıyor.
Sen de can mı kurtarıyorsun?
Hem de tanımadığın bir insan için…
Doktor gelmişti. Her şeyi anlattı. Kötü bir şey yokmuş Mirza’da bir saat önce uyanmış.
Mirza hala böbreği kimin verdiğini soruyormuş ama kimliğimi gizlediğim için ölmüş birinden alınmış gibi gözüküyordu.
Eslem annemlerle konuşmak için odadan çıkmıştı.
Annem ve babam bir şeyden süpelenmemişti çünkü arada büroda kaldığım oluyordu.
Dinlenmem lazımdı. Gözlerimi yumdum kapı açılma sesi gelince gözlerim açıldı.
Karışımda bir çift lacivert göz vardı.
Gözlerim büyüdü ama tepki vermemeye çalıştım.
Bu adam yeni ameliyattan çıkmıştı ne diye ayağa kalkıyordu ki?
“Günbatımı?” dedi şaşkınca. Ameliyat olduğu yeri tutuyordu. “Neden buradasın?”
“Sen neden ayaktasın?” diye sordum.
“Ameliyat oldum,” dedi sonra bana cevap veridiği için kendine kızdı. “Neden hastanedesin?”
“Sana mı hesap vereceğim?” dedim anında tersleyerek.
Kaşları çatılır gibi oldu. “Ne işin var burada?”
Makul olmaya çalıştım. “Hastayım.”
Sert bir nefes verdi. Bayılacak gibiydi.
“Çok mu hastasın?” diye sordu.
Dalga mı geçiyordu?
“Çok hasta olmasam neden burada yatayım?”
İkimizde saçma bir şekilde soruya soru ile cevap veriyorduk.
Güler gibi oldu ama sinirden. “Ne hastasısın?” dedi halsizleşmiş gibi görünüyordu.
Rengi artınca nedense endişelendim. Yerimde doğruldum. “Otur şuraya bayılacaksın şimdi,” dedim sandalyeyi gösterek. “Hem ameliyat oldum diyorsun bir de ayakta geziyorsun.”
Gösterdiğim yere lafımı ikiletmeden oturdu.
Gözlerini belime sarılı olan beyaz bantlara kaydı.
“Ne oldu beline?” diye sordu.
Hemen örtüyle kapattım belimi. “Yok bir şey.” derken ciddi olmaya çalışıyordum.
Ama ben bile kendime inanmıyordum.
Akıllı birine benziyordu ya anlarsa?
Çok kızar mıydı?
Off!
Ben niye stres olmuştum ki? Böbrek benim ister veririm ister vermem!
Başı ağrımış gibi ellerini şakaklarına bastırdı. Gözlerini yumdu.
Dudaklarımı dişlemeye başladım.
“Sakın bana böbreğini verdim deme?!” dedi, sesini ilk defa bu kadar öfkeli duyuyordum.
Yerime daha çok sindim. “Ne alaka-“ diye başladım ama böldü beni öküz.
“Yalan söylemeyi kes!” diye aniden yükseldi. “Ben sana karışma demedim mi?”
Kaşlarımı hızla çattım. “Bana bağırma! Gebertirim seni!” diye yükselmemi beklemiyordu. “Verdim ne oldu? Sana mı soracağım, böbrek benim değil mi?”
Beni sinirlendirerek ağzımdan lafları tereyağından kıl çeker gibi almıştı.
Kaşlarını daha çok çattı. “Sen manyak mısın?” diye bağırdı. Boynundaki damarlar şişti. “Benim için değer mi? Bir de Avukat olacaksın ama aptal gibisin?”
Aptal?
Derin Su sinirlenme aptal demedi, gibisin dedi.
Derin Su, derin derin nefes al.
“Değer veya değmez sanane!” dedim ben de yükselerek.
“Manyaksın gerçekten!” dedi o da aynı hiddetle.
Ters ters bana bakıyordu. Bakışlarımı çektim ondan.
“Çık odamadan,” dedim sakin bir sesle. “Git yat, seninle uğraşamam. Çık odamdan, çıkarken kapıyı da kapat.”
Güler gibi bir ses çıkardı. Dönüp bakmadın.
“Bana bak,” dedi o da benim gibi emir vererek. Bakmadım. “Bana bak sana kızım!”
Kızım lafıyla şartallerim attı.
Açık renkli gözlerim ona hızla döndü. “Kızım mı? Ben senin kızın mıyım da bana öyle sesleniyorsun?!” dedim aniden parlayan öfkemle. “Ben sana oğlum diyor muyum?!”
Ani parlamamla şaşırdı.
O cevap vermeden tekrar konuştum. “Bana bir daha kızım deme!” Daha fazla yükselince dikişlerim acıdı.
Dudaklarımdan kısık acı dolu bir inilti çıktı.
Gözlerim dolmuştu. Belimdeki ağrıdan değil ona iyilik yapmama rağmen bana kızmasından.
Dolmuş gözlerimi görünce yüzü anında değişti.
“İyi misin? Canın mı acıdı?” diye sordu ard arda. Ayağa kalkıp yana geldi. “Ağlama.”
Gözlerimi kırptım. Ve yanağıma doğru birkaç damla yaş süzüldü.
“Çıkar mısın odamdan?” diye sordum. Göz yaşlarımı sildim. “Dinleniceğim.”
“Çıkamam,” derken çok netti. Kaşlarımı çatıp ona döndüm. “Neden bana böbreğini verdin?”
Evet neden verdim?
“Keyfimin kahyası öyle istedi,” dedim.
Evet ciddi ciddi bunu dedim.
Kaşlarını kaldırdı. “Keyfini kahyası?” dedi. Salak gibi bakıyordu. “Söyle ona öyle şeyler istemesin.”
Çok ciddi söylemişti.
“Oldu ve bitti.” dedim umursamadan. “Şimdi git dinlen, artık ölmek için bir sebebin kalmadı git hayatını yaşa.”
“Değil mi, hayat çok güzelmiş gibi yaşayım?” dedi alayla. “Benim ölmem senin için iyi bir şeydi.”
Mal gibi baktım suratına.
Söylediklerini ağzından kaçırmış gibi yutkundu.
“İyi bir şey derken?” diye sordum. “Benim için neden iyi olsun ki?”
Cevap vermedi.
“Mirza-“
“Ömür boyu belinde bir iz olacak,” dedi bu duruma sıkılırmış gibi.
Gerçekten gülümsedim. “Sorun değil, dövme yaptıracağım üstüne,” dedim dudaklarıma takıldı lacivertleri. “Sence ne yaptırmalıyım?”
Kaşları çatıktı. “Birine belini mi göstereceksin?” diye sormasını beklemiyordum.
Afalladım. “Ne alaka ya?” diye sordum.
“İstersen dövmeni ben yaparım,” dedi bir anda.
Daha çok afalladım. “Sen dövmeci misin?”
İlk defa samimice güldü. “Değilim ama biliyorum,” dedi.
Şirketi var diye biliyordum.
Zaten hakkında başka bildiğim bir şey yoktu.
“Nasıl bir dövme yapalım?” dedim.
Konu nasıl dövmeye geldi. Ben nasıl ikna oldum bilmiyorudum.
Ama böbrek verme konusu kapanmıştı.
“Beline boydan boya bir çiçek çizebilirim,” dedi öneri sunarak.
Başımı salladım. Hoşuma gitmişti. “Edelweiss çiçeği!” dedim heycanla.
“Ne?”
Anlamamıştı.
“Edelweiss çiçeği diğer ismi Alp Yıldızı,” dedim anlatarak. “Yüksek yerlerde sert iklim koşullarında yetişen bir dağ çiçeği. Çok nadirdir.”
“Senin gibi yani…” diye mırıldandı ağzının içinde ama duyamadım. Başını salladı. “Tamam çizelim.”
Küçük çocuk gibi mutlu olmuştum ama sadece tebbesüm etmekle yetinmiştim.
🔥🦅
Bölüm etkileşimi
