YERLE YEKSAN kitap kapağı

1. bölüm / 7

YERLE YEKSAN

1. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Vaniliss 🌙

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: 1. Bölüm

Selam şekerlerim yeni kurgum sizlerle.

Gerçeklik ile alakalı değildir!

Yeni bir seriye başlıyoruz!

İstanbul

Derin Su Hazel

🔥🦅

İstanbul her sabah aynı sesle uyanıyordu. Arabalar, korna sesleri, acele eden insanlar…

Ben ise sessizliğin içinde uyanıyordum.

Evdeki sessizlik bile düzenliydi. Her şey yerli yerinde, her şey kontrol altındaydı.

Çünkü kontrol kaybolursa geriye kaos kalırdı.

Ve ben kaos sevmezdim.

Ama hayatım bir kaostu. Yirmi beş yaşında iki senelik bir avukattım.

Kahvemi hazırlarken mutfağın ışığı yüzüme vurdu.

Her sabah aynı saat aynı şeyler.

Hayatım böyleydi.

Değişmeyen şeyler beni güvende hisettirirdi.

Mutfaktan ayrılıp odama geçtim.

Kahvemi masaya koyup, çekmecemi açtım. Dosyalarım. Notlarım. Kalemlerim.

Hepsi sıralı, düzenli.

Dağınıklığı sevmezdim.

Aynaya baktım. Kızıl uzun saçlarım omuzlarım düşüyordu. Gözlerim açık kahverengiydi.

Gözlerim şu anlık sakindi ama iki saate mahkeme salonunda bu kadar sakin olacağını sanmıyordum.

Beyaz bir buluz, ve siyah kumaş pantolon giydim.

Dosyamı ve cübbemi alıp odadan çıktım.

Merdivenden inerken topuklumun sesi evin için yankılandı.

Salonda oturan babamı gördüm. Telefon ile ilgileniyordu.

Gözleri bana döndüğünde o sert, herkesin korkuttuğu babam beni görünce gülümsedi.

Gözlerimin rengini babamdan almıştım.

Annem hep, ‘baban gibi sert bakmaya başladın,’ derdi.

“Günaydın,” dedim babama gülümseyerek.

“Günaydın Derin’im” dedi yumuşak bir sesle.

Ya Derin’im diye seslendirdi ya da hayatım neşesi diye.

Babamın sevgisiyle büyümüştüm.

Derin ismini babam koymuştu.

Hazellerin yeraltı dünyasında bir sembolü vardı Anka kuşu.

Babam beni adım gibi tertemiz yetiştirmişti ama yeraltı dünyasında benimde dahil olmamı istiyordu.

Su ismini annem istemişti. Annem ne kadar beni babamın dünyasından uzak tutsada babam o masaya oturmamı çok istiyordu.

Ama ben sadece işini iyi yapan adaleti sağlayan bir avukat olmak istiyordum.

Annem salona girdiğinde bakışlarım anneme döndü.

Annem kızıl saçlarını topuz yapmış her zamanki süslü, bakımlı haliyle salona girdi.

Mavi gözleri bizi süzdü.
“Hadi gelin artık kahvaltıya,” dediğinde babam ile aynanda harekete geçtik.

Babam ayağa kalktığında yanında küçük kalmıştım.

Babamın ağır başlılığı, dik duruşu, öfkesi ve inatçılığı.

Babamın aynısıydım.

Annem sinirliydi ama yumuşak yanınınada unutamazdım. Annemde lafını esirgemeden söylerdi.

Babam Demir Hazel tek annemin sözünü dinler ve uygulardı.

“Selen,” dedi babam. Annemin mavi gözleri babama döndü.

Masaya oturduğumuzda annem, “efendim hayatım?” dedi.

Babam konuşacağı sırada telefonum çaldı.

Gözlerim direk telefona kaydı.
‘Eslem’ arıyor…

Eslem liseden tanıyorduk, asistanlığımı yapıyordu. Aynı zaman en yakınımdı.

Tek arkadaşım, kardeşimdi.

Telefonu alıp masadan kalktım.
Bahçeye çıktığımda telefonu kulağıma yerleştirdim.

“Efendim Eslem?” diyerek açtım telefonu.

Eslem gerçek anlamda deli dolu bir kızdı.

“Derin Su, uyandın mı?”

“Evet uyandım,” dedim. Bahçede dolaşırken konuşuyordum. “Ne oldu?”

“Bugün duruşman var mı?”

“Var da, neden?” diyen sordum.

“Sana ulaşamayınca beni aradılar, avukat istiyorlarmış” dedi.

“Duruşmam bitsin, sonra konuşuruz” dedim.

Yeni bir duruşma istemiyordum.

“Tamam canım, kolay gelsin.”

Teşekkür ederek telefonu kapattım.

🔥🦅

Duruşma beklediğim gibi sonuçlanmıştı.

Hâkimin son sözlerinden sonra dosyamı kapattım. Karşı tarafın avukatı itiraz edecek gibi görünsede sonucu değiştirecek hiç bir şey yoktu.

Kazanmıştım.

Yine.

Salondan emin adımlarla çıktığımda tekrar telefonum çaldı.

Eslem.

“Gurur’un okşandı mı avukat hanım?” dedi telefonu açar açmaz.

“Günün ilk beş dakikasında beni sinirlendirmeyi nasıl başarıyorsun?”

“Buna yetenek deniyor,” dedi.

Bu kızın egosu ile baş edemezdim.

Gözlerimi devirdim.

“Dinliyorum.”

“Bir müvekkil var-“ dedi ama lafını böldüm.

“Reddet,” dedim direkt.
Şu an değildi.

“Derin Su.”

“Ne?” dedim küçük bir öfkeyle.

Adliyenin kapısı açıldı. Dik adımlarla adliyeden çıktım.

“Adam özelikle seni istiyor.”

Adımlarım yavaşladı.
“Tanıyor muyum?” diye sordum.

“Muhtemelen hayır,” dedi.

“O zaman neden beni istiyor?”

“Bilmiyorum Derin Su, ama ısrarcı.”

Arabamın önüne geldiğimde çantamı elime alıp arabaya bindim.

Arabayı çalıştırmadan dosyamı ve cübbemi sağ koltuğa koydum.

“Suçlama ne?”

“Onu yüz yüze konuşsak daha iyi.”

“Eslem,” dedim uyarıyla.

“Derin Su, soru sorma gel,” dedi ve kapattı.

Derin bir nefes aldım.

İçimdeki ses gitme diyordu ama her zamanki gibi mantığımı dinledim.

Yola çıktım.

🔥🦅

Yaklaşık 1 saat sonra Eslem ile birlikte görüş odalarının. Bulunduğu koridorda giriyorduk.

“Hala bana dosyayı vermedin,” diye söyleniyordum yürürken.

“Çünkü önce görmeni istiyorum,” dedi.

Sıkıntıyla nefes verdim.

“Bu hiç profesyonel değil, haberin olsun.”

“Ben de profesyonel değilim zaten,” dedi gülümsedi. “Sorun yok.”

Kapının önünde durdugumuzda Eslem hala sırıtıyordu.

O sırıtışın altında bir şey olduğu çok belliydi.

“Ne var?” dedim.

“Hiç,” dedi.

“Eslem, daraldım hadi,” dedim.

Sinirlenmeye başlamıştım. Sabrımı sınıyordu.

Gardiyan kapıyı açtı. Eslem’den dosyayı alıp.
Vakit kaybetmeden içeri girdim.

Kapı ardımdan kapandı.

Masanın diğer tarafında oturan arkası bana dönük adamı gördüm.

Arkası dönüktü ama üstündeki kıyafetleri omuzlarını zorluyordu.

Ne arkasını dönüp baktı ne de ben hemen gidip karşısına oturdum.

Elimdeki dosyaya baktım.
‘Mirza Valeska’

“Avukatım geldi demek,” ses ile birlikte bakışlarımı masada oturan ismini yeni öğrendiğim adama çevirdim.

“Henüz avukatınız değilim,” dedim net bir tavırla.

Daha fazla ayakta durmayarak masaya ilerleyip sandalyemi çektim ve oturdum.

Göz göze geldik.

Lacivert gözlü, kahverengi saçlı, keskin yüz hatları olan adama dikkatle baktım.

Ellerini masata koymuş. Ama bileklerinde kelepçe yoktu.

Bir kaç saniye sadece gözlerime baktı.

İlk bakışlarını kaçıran ben oldum. Gözlerimi dosyaya çevirdim.

“Mirza Valeska,” dedim.

Gözlerim tekrar lacivertlerini buldu.

Başını hafifçe salladı.
“Evet.”

Gözlerim dosyaya kaydı, sonra tekrar ona döndü.

“Bir yıldır tutuklusunuz,” dedim.

Aynı sakin tonla cevap verdi:

“Evet.”

Sesinde en ufak bir gerilim yoktu.

Bu beni rahatsız etti.

Çünkü suçlu dediğin insanlarda bir şey olurdu; ya öfke, ya savunma, ya da korku…

Bu adamda hiç bir belirti yoktu.

Sadece kontrol vardı.

“Cinayet ve organize suç örgütü yöneticiliği şüphesi,” dedim bu kez daha net bir sesle.

Bu sefer cevap vermedi.

Sadece gözlerimi gözlerimden ayırmadı.

Sanki söylediklerini tartıyordu.

Dosyanın sayfalarını çevirmeye devam ettim.

“Dosyaya göre,” dedim bakışlarımı dosyadan kaldırmadan. “Sizin bir adamı öldürdüğünüz yazıyor.”

Başını çok hafif yana eğdi.
“Yazıyor,” dedi sadece.

Bu tek kelime bile beni sinirlendirdi.

“Bu bir suçlama değil, kayıt,” dedim kaşlarımı hafif çatarak.

Gözlerini dosyadan çekip bana çevirdi.

“Her kayıt gerçek değildir,” diyerek sinirlerimi iyice bozdu.

Bu kez tamamen ona baktım. “Peki siz ne diyorsunuz?” dedim.

Bir an sustu.

Sonra çok sakin bir sesle konuştu.

“O gece ordaydım.”

“İtiraf mı ediyorsun?” dedim. Gerçekten dalga geçiyordu. “Dosyada senin öldürdüğünü söylüyor, o gece tabiki orada olacaktınız.”

Sesim sertleşmişti.

Daha fazla sakin kalmadı o da. “Ben öldürmedim,” dedi sesi sertleşmişti.

“Peki,” dedim sakin olmaya çalışarak. “Silahın üzerindeki parmak iziniz?”

Tereddüt etmeden cevapladı.

“Dokunduğum bir şeydi,” dedi. “Sonra benden alındı.”

“Bu savunma,” dedim yerimde dikleşerek.

“Hayır,” dedi düz bir sesle. “Sadece olan.”

Bir an sustum.

İlk kez gözlerim gözlerinde bu kadar uzun kaldı.

Çünkü ne yalan söylüyor gibiydi. Ne de gerçeği tam anlatıyordu.

Sadece kendi gerçeğini söylüyordu.

“Avukatlığımı yapacak mısınız?” diye sorduğunda düşüncelerimden ayrılıp ona baktım.

“Bilmiyorum,” dedim sadece. “Neden beni bu kadar istiyorsunuz?”

“Beni burdan çıkaracağınıza eminim,” dedi.

Dudaklarıma alaycı bir gülümseme kondurdum. “Kendinize bu kadar güvenmeyin,” dedim.

Cevap anında geldi.
“Size güveniyorum,” dedi.

Dudaklarımdaki gülümseme silindi, ciddileştim.

“Beni ile defa görüyorsunuz,” dedim. Başını sallayarak onayladı. “Neden bu kadar çok güveniyorsunuz.”

Dosyaya baktığımda ne kadar çok uğraşıldığı belli oluyordu ama bir şey de vardı.

Mirza Valeska’nın gücünü ve parasını anlıyordum ama nasıl çıkamamıştı?

Üç avukattan biri yapamamışmıydı?

Ve özelikle niye bendim, sebep neydi?

Evet Derin Su, dedim içimden. İçindeki şüpheyi kenara bırak kendine gel.

Hislerime çok güvenirdim ve hislerim beni hiç yanıltmazdı.

Ama bu adamın bakışları bile farklıydı.

“Hiç bir davayı kaybediğinizi duymadım,” dedi beni cevaplayarak. Ama istediğim cevap bu değildi. “Mesleğinizde yenisiniz ve bu kadar dava kazanman.”

“Aslında sizin gibilerinde suçunu örtbas edememesi saçma,” dedim lafı çarpıtarak.

Kaşları havalandı.
“Bizim gibiler?” dedi.

“Yani buraya gelene kadar isminizi bile bilmiyordum ama,” dedim dosyaya göz attım. “Mafya olduğunuzu var sayıyorum ve işlediğiniz cinayeti nasıl saklayamadınız?”

Ağzını arıyordum.

Benim babamın böyle işleri varken beni kandırmayı düşünmüyordu değil mi?

“Mafya olduğumu da nerden çıkardın avukat?” dedi.

“Bence birbirimizi kandırmayalım Mirza Valeska,” dedim ciddiyetle. “O gece Kasım’ı sen mi öldürdün?”

“Ben öldürmedim,” dedi. Ve ardından ekledi. “Ama ordaydım.”

“Yani sen öldürmedin, öldürttün,” dedim iddada bulunarak.

“Hayır,” dedi sert bir sesle.

İnkar ediyordu ama açıkça söylemiyordu.

Ayağa kalktım. Dosyayı elime aldım.

“Araştırıp haber vereceğim,” dedim.

“Yani kabul ettin,” dedi hafif bir gülümeseme ile.

“Araştırma yapacağım dedim, kabul ettim demedim.”

Cevap vermesini beklemeden gardiyana işaret ettim ve odadan çıktım.

Onun yaptığını sanmıyordum ama Kasım’ın nasıl öldüğünü biliyordu.

🔥🦅

Cezaevinden çıktığında hava kararmaya başlamıştı.

Arabaya biner binmez dosyayı yan koltuğa bıraktım.

Ama gözlerim habire dosyaya kayıyordu.

Sanki içinde cevaplardan daha çok sorular vardı.

Arabayı çalıştırdım.

Yol boyunca radyoyu açmadım.

Telefonuma gelen mesajlara bakmadım.

Aklımda dönen tek bir şey vardı; ‘ben öldürmedim.’

Dosyadaki deliller başka bir şey söylüyordu.

Ama adamın bakışları.

Bakışlar yalan söylemezdi.
Yani ben böyle inanıyordum.

Dudaktan çıkan her kelime kolay dile getirilirdi ama gözler…

Gözler asla yalan söylemezdi.

Kırmızı ışık yanıdığında durdum.

Başımı koltuğa yasladım.
“Harika,” diye mırıldandım. “Daha ilk görüşmede kafamı karıştırdı.”

🔥🦅

Eve geldiğimde annem ve babam yoktu.

Tarihe baktığımda evlilik yıl dönümler olduğunu gördüm.

Dudağıma küçük bir gülümseme kondurdum. Babam annemi yemeğe çıkarmıştı.

İşlerim olduğu için hızlı adımlarla en üst kata odama çıktım.

Hızla bir duş alıp rahat şeyler giyerek saçımı üstün körü bir topuz yaptım.

Masaya oturdum.

Dosyayı açtım. Sayfaları teker teker inceliyerek çevirmeye başladım.

Otopsi raporu.

Olay yeri fotoğrafları.

Tanık ifadeleri.

Parmak izi raporu.

Her şey Mirza Valeska’yı işaret ediyordu.

Ama bir şey eksikti.

Dosyada sebep yoktu.

Kasım’ın ölümünden Mirza’nın ne kazanacağı yazmıyordu.

Bilgisayarımı açtım.

Arama çubuğuna ismini yazdım.

Mirza Valeska

Karşıma onlarca haber çıktı.

İş insanı.

Yatırımcı.

Şirket sahibi.

Hayırsever.

Basına göre kusursuz bir adamdı.

Ama başka haberlerde vardı.

Kanıtlanmamış suçlamalar.

Kapatılan soruşturmalar.

Organizasyon iddiaları.

Valeska ismi.

Kartal sembolü.

Ve yıllardır hakkında konuşulan ama ispatlanamayan söylentiler.

Kaşlarım çatıldı.

Ekrandaki fotoğrafa baktım.

Haberde gördüğüm adamla bugün gördüğüm adam aynı kişiydi.

Ama gözleri farklı görünüyordu.

Bugün karşımda oturan adam bir yıldır beni bekliyormuş gibiydi.

Sanki geleceğimi biliyormuş gibi.

Bu düşünce hoşuma gitmedi.

Dosyanın son sayfasını tekrar açtım.

Olay saati.

01:43

Ölüm saati

01:47

Silahın üzerindeki parmak izi. Mirza Valeska.

Tanık.

Yok.

Kamera kaydı.

Yok.

Cinayeti gören kişi.

Yok.

Bir an durdum. Sonra tekrar okudum.

Bir daha.

Bir daha okudum.

Ve o an fark ettim.

Yoktu.

Gerçekten yoktu.

Dosyada Mirza’nın tetiği çektiğini kanıtlayan tek bir şey bile yoktu.

Sadece orada olduğunu gösteren şeyler vardı.

Yavaşça sandalyeme yaslandım.

Gözlerim dosyada kaldı.

İçimdeki ses fısıltıyordu.
‘Ya gerçekten suçsuzsa? Onu dört duvarın arasında mı bırakacaksın?‘

Başımı iki yana salladım.

O gece ilk kez Mirza Valeska’nın davasını almayı düşündüm.

Ben Derin Su Hazel’dim

Babam bana hiç bir zaman pes etmemeyi öğretmişti.

Her koşulda kazanmayı, elimden geleni yapmayı öğretmişti.

Ve ben o davayı kazanmadan durmayacaktım.

🔥🦅

-YAPAY ZEKA-
(Derin Su Hazel karakteri)

-MODELİ-
Instagram= rutkismaria

Model mavi gözlü ama karakterimin gözü açık kahverengi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

36okunma 8beğeni 5yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.