2. bölüm / 7
YERLE YEKSAN2. Bölüm
Bölümler 7Şu an: 2. Bölüm
- 1 1. Bölüm1.667 kelime
- 2 2. Bölüm1.420 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 3. Bölüm1.985 kelime
- 4 4. Bölün2.444 kelime
- 5 5. Bölüm2.052 kelime
- 6 6. Bölüm2.475 kelime
- 7 7. Bölüm3.333 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yeni bölüm geldi şekerlerim.
İstanbul
Derin Su Hazel
🔥🦅
Sabah erkenden kalkıp duşa girmiştim.
Saçlarımı taramıştım ama kurutmadan masaya oturmuştum.
Mirza Valeska’nın dosyayı gerçekten kafamı karıştırmıştı.
Kazanacağıma emindim ama yine de tereddüt ediyordum.
Bilgisayarımı açtığım sırada odanın kapısı tıklandı.
Ardından kapı açıldı. Babamı görünce gülümsedim.
“Gelebilir miyim?”
“Soruyor musun baba gel tabi,” dedim. Babam içeri girerken dosyaları düzenledim.
Babamın elini saçımda hissetim. Babam saçımı okşarken bilgisayarla uğraşıyordum.
“Neden saçın ıslak?” diye sordu babam. Sesi biraz sertti. “Kurut saçını hasta olacaksın.”
“Sevmiyorum baba kurutmayı,” dedim omuz silkerek.
Babam odadaki banyoya girdi.
Geri döndüğünde elinde fön makinasi vardı.
Gülümsedim.
Babam saçımı kurutmaya başladı.
İşi bittiğinde başımın üstüne bir öpücük kondurdu.
“Kızım,” dedi babam. “Hayatımın neşesi.”
Babamın böyle seslenmesine alışmıştım.
Kendimi bildim bileli bana hep böyle seslenirdi.
“Derin,” dedi yumuşak bir sesle.
“Efendim babacım,” dedim.
“Yeni dosya mı?” diye sordu. Benimle aynı renkte olan gözlerini dosyada gezdirirken.
Başımı salladım. “Evet,” diye kısa bir cevap verdim.
Masadan kalkıp yanına oturdum.
Bir şey konuşucaktı belliydi.
“Bir şey mi diyeceksin baba?”
“Kızım, bu avukatlığı ne zaman bırakacaksın?”
Of yine mi aynı konu?
“Baba,” dedim sesim fazla ciddi çıkıyordu. “Hayalim bu biliyorsun.”
“Biliyorum kızım, senin mutlu olduğun işi yapmanı istiyorum ama,” dedi gözlerime baktı. “Ben öldüğümde o masaya sen geçeceksin.”
Stresle ayağa kalktım.
“Ne ölmesi baba ya,” dedim sıkıntıyla. “Ne ben mesleğimi bırakıp o masaya geçeceğim ne de sen ölüceksin.”
Ölüm kelimesinden nefret ediyordum.
Çünkü ölüm, geride kalanların omuzuna hiç istemedikleri yükleri bırakıyordu.
Ben sadece başarılı bir avukat olmak istiyordum.
Adalet için savaşmak…
Mahkeme salonlarında suçluların karşısında durmak…
Babam ise benim bambaşka bir savaşın içinde olmamı istiyordu.
Ne kadar mesleğimi yapmamı desteklese de…
Günün sonunda onun tek istediği o masaya benim oturmamdı.
Yeraltı dünyasının en karanlık masasının başına.
Babasının koltuğunu devralan tek kadın lider olmamı istiyordu.
Ama ben Anka kuşu olmayı değil, adaletin sesi olmayı seçmiştim.
Yine de babamın gözlerine baktığımda, bu isteğinin sadece güçten ibaret olmadığını görüyordum.
Babam bir kaç saniye sessiz kaldı.
Gözlerini benden ayırmadan derin bir nefes aldı.
“Bir gün fikrin değişecek,” dedi kendinden emin bir şekilde.
Başımı iki yana salladım.
“Sanmıyorum babacım.”
“Biliyorsun ki seni zorlamıyorum,” dedi.
“Beni zorlamıyor musun?” diye sordum şaşkınca.
Babam hafifçe gülümsedi.
“Hayır,” diye net bir cevap verdi.
“Ama ben öyle hissetmiyorum,” dedim hafif boyun bükerek.
Babam neyse ben de oydum.
Davalarda karşı tarafın avukatları sürekli değişirdi.
Benden ötürü.
Babam ise düşmanlarını çok iyi tanırdı ve kimseye boyun eğmez dik dururdu.
Ben de davayı kazanmak için hiç boyun bükmemiştim.
Gözlerim haricinde dış görünüşüm annemken,
içim babamdı.
Her anlamda babamın kopyasıydım.
Babamın elini omzumda hissettiğimde babama döndüm.
“Hayatımın neşesi…” dedi herkese sert çıkan sesi yok olmuştu.
Bu hitabı her duyduğumda istemsizce gülümsüyordum.
“Ben sana hiçbir zaman yapmak istemediğin bir şeyi yaptırmam,” dedi o yumuşak sesiyle. “Gerçi sende bu inat varken de yaptıramayız ama.”
Güldüm.
“Zaten beni zorlamıyorsun,” dedim aynı sıcaklıkla.
“Hayır,” dedi.
Bir an durdu.
“Ben sadece günü geldiğinde hazır olmanı istiyorum,” diye devam etti.
Kaşlarım çatılır gibi oldu.
“Neye hazır olmam lazım?”
Gözlerini kaçırır gibi oldu ama yine de gözlerime baktı.
“Hayatın ne getireceğini kimse bilemez.”
“Baba…”
“Sadece şunu unutma,” dedi.
Sesi bu kez her zamankinden daha ciddiydi.
“Bir gün bütün kapılar yüzüne kapanır ve ben olmazsam…”
İç çektim.
“O masanın kapısı sana her zaman açık olacak.”
Ne demek istedigini tam olarak anlayamamıştım.
Ama sesindeki karanlık ilk kez içimi huzursuz etmişti.
“Umarım o güne hiç ihtiyacım olmaz,” dedim dua eder gibi.
Babam başını salladı.
“Ben de öyle umuyorum kızım.”
🔥🦅
Arabamı veteriner kliniğinin önüne park edip, arabadan indim.
Bugün buraya daha iki aylıkken sahiplendiğim kızımı almaya gelmiştim.
Kapıyı açıp içeri girdiğin an tanıdık bir havlama sesi duydum.
İstemsizce gülümsedim.
“Amaya…”
Sesimi duyar duymaz ayağı fırladı.
Kar beyazı tüyleri ışığın altında parlıyordu, buz mavisi gözleri ise hiç gözünü kırpmamadan bana bakıyordu.
Beni gördüğü an kuyruğunu sallamaya başladı.
Çok asil bir köpekti.
Veteriner gülümseyerek yanıma geldi.
“Sanarım sizi çok özlemiş,” dedi gülümseyerek.
Elimi Amaya’nın başına koyup kulaklarının arkasını kaşıdım.
“Öyle olmuş,” derken ben de gülümsüyordum.
Sanki saatler değil aylar geçmiş gibi davranıyordu.
“Tedavisi gayet iyi geçti. Patisindeki kesik tamamen kapanmış. Birkaç gün daha koşturmazsanız hiçbir sorun kalmaz.”
Başımı salladım.
“Teşekkür ederim Gül,” dedim.
“Ne demek Derin Su hanım,” diye kibar bir cevap verdi.
Amaya’ya baktım.
“Hadi kızım.”
Amaya komutum ile ayağa kalkıp benimle kapıya yürüdü.
Gül’de bizimle kapıya kadar geldi.
Kilinikten çıktığımızda serin rüzgar yüzüme çarptı.
Kızıl saçlarım arkaya doğru savruldu.
Amaya başını kaldırıp, kulaklarını havya dikti.
Etrafı koklarken benim arabamı tanıyınca her zaman bindiği koltuğun kapısının önüne ilerledi ve benim kapıyı açmamı bekledi.
Kapı açtım Amaya her zamanki yerine otururken ben de kendi yerime geçmiştim.
Motoru çalıştırmadan Amaya’ya baktım.
“Bir daha beni korkutma tamam mı?”
Amaya hafifçe başını eğip bir kere sesizce havladı.
Sanki ne dediğimi anlamış gibi gözlerini bana çevirdi.
Amaya’ya sahiplendiğimde yerini yadırgadığı için yüksek sesle havlıyordu.
Yavru olmasına rağmen sesi gür çıkıyordu.
Sessizce havalamayı öğretmek günlerimi almıştı ama başarmıştım.
Müvekkilimin köpeği doğurmuştu. Davayı kazanıdaktan sonra başka ülkeye taşınacağı sırada bir tane yavruyu sahiplenmiştim.
Gülümseyip başını okşadım.
Kontağı çevirip yola çıktım.
Araba yavaşça yola çıkarken aklım hala masamda bıraktığım dosyadaydı.
Mirza Valeska…
İsmi zihnimden bir türlü çıkmıyordu.
Sandığım gibi bir cinayet davası değildi.
Hayatımı sandığımdan daha çok değiştirecekti.
Amaya.
White Swiss Shepherd Dog
(Beyaz İsviçre çoban köpeği)
🔥🦅
Arabamı bahçeye sürdüğümde Amaya, arka koltukta doğruldu. Kontağı kapatır kapatmaz bana baktı.
Buz mavisi gözleri heycanla kapıyı açmamı bekliyordu.
Arabadan indikten sonra arka koltuğun kapısını açtım.
Amaya tek hamlede arabadan dışarı çıktı.
Birkaç adım ilerledi. Sonra dönüp bana baktı.
İzin istiyordu.
“Gidebilirsin.”
Sözümü bekliyormuş gibi başını eğdi ve bahçenin çimenlerinde koşmaya başladı.
Onu izlerken yüzümde fark etmeden küçük bir tebessüm oluştu.
Bazen günün bütün yorgunluğu, Amaya’yı izlediğim birkaç dakikada kayboluyordu.
Çantamı omzuma takıp evin arka bahçesinin balkonundan eve girdim.
Daha içeri yeni girmiştim ki Amaya da peşimden gelmişti.
Yeri eğilip başının üstünü okşadım.
Burnunu avcuma sürttü.
Sessizdi.
Her zamanki gibi.
Telefonumun çalması ile başımı kaldırdım.
‘Eslem’ Arıyor…
Aramayı yanıtladım.
“Efendim?” dedim yumuşak bir sesle.
Amaya peşimden geliyordu. Merdivenleri çıkarken Eslem konuştu.
“Evde misin?”
“Evet.”
“Güzel,” dedi neşeli bir sesle. “Hazırlan bebeğim seni almaya geliyorum.”
Güldüm. “Nereye?”
“Seni yemeğe çıkaracağım,” dedi.
Odamı girip kapıyı kapattım.
Çantamı masaya bıraktım.
“Canım istemiyor,” dedim yatağa oturup bağdaş kurdum.
“Canının istemesi umurda değil,” dedi umursamadan. “Derin Su, son üç gündür seni sadece telefonlarda görüyorum.”
“Yoğundum,” dedim her zamanki gibi.
“Yoğundun değil, kendini yine işe gömdün.”
Sessiz kaldım.
Beni iyi tanıyan insanlardan biriydi.
Sessizliğimde bile ne düşündüğümü anlaya biliyordu.
“Bak,” dedi bu sefer yumuşak bir sesle. “Sadece iki saat. Sonra seni yine dosyalarınla aşk yaşaman için bırakacağım.”
Derin bir nefes aldım.
Kıyamıyordum böyle yapınca.
“Peki,” dedim.
Telefonda sessizlik oluştu.
“Bir dakika, bir dakika!”
“Noldu?” diye sordum.
“Sen bana gerçekten ‘peki’ mi dedin?”
“Evet.”
“Hasta falan değilsin değil mi?” diye sordu ciddi bir sesle.
Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.
“Abartma.”
“Tamamdır sen vazgeçmeden on beş dakikaya ordayım,” dedi aceleyle.
Telefon kapanınca başımı iki yana salladım.
“Deli ya.”
Telefonu yatağın üstüne atıp giyinme odama girdim.
Her zamanki gibi sade bir kombin yaptım.
Acı kahverengi kumaş pantolon ve beyaz gömlek.
Saçımı yukardan sıkı bir at kuyruğu yaptım.
Yüzümde makyaj olduğu için ekstra bir şey sürmemiştim.
Odamın kapısını açıp aşağı indim.
Amaya, merdivenlerin başında beni bekliyordu.
Beni görür görmez ayağa kalktı.
Sessizce yanıma geldi.
Kocaman başını avcuma yasladı.
Parmaklarımı beyaz tüylerin arasında gezdirdim.
“Nasıl olmuşum?”
Başını hafifçe yana eğdi.
Gülümsedim.
“Güzel dediğini düşünüyorum.”
Bir kere havladı.
Sonra burnunu avcuma sürttü.
Bunu yalnızca bana yapardı.
Evde çalışanlar yanından geçerken sadece onlara bakardı.
Yaklaşmalarına izin vermezdi.
Dokunma çalışan olursa önce alçak bir hırıltıyla uyarır, geri çekilmeyen olursa dişlerini gösterirdi.
Babam bile sadece benim yanımdayken dokunuyordu.
Tam kapıyı açacakken dışardan bir korna sesi yükseldi.
Kapı açıp dışarı çıktım.
Eslem beni görür görmez. “Şükürler olsun,” dedi ellerini iki yana açarak. “Arkadaşım ile yüz yüze geldik.”
“Gerçekten abartıyorsun,” dedim gülerek yanına ilerlerken.
“Hayır hayatım seni tanıyorum,” diye anında cevap geldi.
Yanına yaklaşınca beni süzdü.
“Beyaz…” diye mırıldandı.
“Ne olmuş?” diye sordum gözlerine bakarken.
“Gardırobunda beyazdan başka renk var mı?” diye sordu.
“Var,” diye cevap verdim.
“Peki neden hiç giymiyorsun?”
“Çünkü bunlar yeterli.”
Eslem başını iki yana salladı.
“Bir gün seni rengarek giydireceğim.”
Güldüm. Hatta kahka attım.
“Hayal kurmaya devam et kardeşim.”
“İnatçısın.”
“Babamdan miras.”
Son sözüm ile birlikte güldük.
“En azından saatin renkli,” dedi sol bileğime bakarken. “Hallederiz ya.”
Bileklik tarzında saatler takmayı seviyordum. Hatta zaafımdı resmen.
Bayılıyordum!
Eslem’in arabasına bindim. Eslem kontağı çevirirken ben emliyet kemerimi takıyordum.
“Bugün Avukat Derin Su mı geliyor?” dedi. Bakışları bana döndü. “Yoksa lise arkadaşım Derin Su mı?”
“İkisi de.”
Eslem gülümsedi.
“O zaman güzel bir akşam olacak.”
Araba ağır ağır İstanbul trafiğine karıştı ama ben bir şey fark ettim.
Bizi uzaktan izleyen başka bir araç bizimle birlikte hareket etmişti.
🔥🦅
-YAPAY ZEKA-
(Mirza Valeska karakteri)
-MODELİ-
Instagram=Alex Volkov
Bölüm etkileşimi
