YERLE YEKSAN kitap kapağı

5. bölüm / 7

YERLE YEKSAN

5. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Vaniliss 🌙

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: 5. Bölüm

Selam şekerlerim yeni bölüm geldi.

İstanbul

Derin Su Hazel

🔥🦅

Mahkeme salonundan çıktığımızda derin bir nefes aldım.

Sonunda bitmişti.

Bir yıl.

Mirza’nın hayatından tam bir yıl çalınmıştı ve bugün o dört duvarın arasından çıkmıştı.

Koridoru geçip adliyeden dışarı çıktığımızda birkaç koruma hemen yanımıza geldi.

Mirza’nın etrafında yürümeye başladılar. Ben de yanındaydım.

Arabaların olduğu tarafa doğru ilerlerken korumalardan biri Mirza’nın yanına yaklaşarak bir şey söyledi.

O sırada Mirza’nın cebinden katlanmış bir kâğıt yere düştü.

Kâğıt rüzgârın etkisiyle birkaç metre sürüklendi ve gelip tam ayaklarımın önünde durdu.

Eğilip kâğıdı yerden aldım. “Mirza, bu senin.” diye seslendim.

Mirza arkasını döndü. Kâğıdı gördüğü anda yüzündeki ifade değişti.

Elini uzattı. “Ver.” dedi otoriter bir sesle.

Kağıdı ona uzatmak üzereydim ama üzerinde hastanenin adını görünce gözüm birkaç kelimeye takıldı.

Ameliyat.

Böbrek.

Böbrek yetmezliği.

Kaşlarımı çattım .“Bir dakika.” dedim yazanları okumaya başladım.

Mirza’nın eli havada kaldı.

“Böbrek yetmezliği mi?” derken şaşkındım.

Mirza hiçbir şey söylemedi.

“Bu ne?” dedim tekrar.

“Önemli bir şey değil.” diye geçiştirdi.

Başımı kaldırıp ona baktım. “Önemli bir şey değil mi?” diye sordum.

Mirza sessiz kaldı.

Kâğıdı elimde biraz daha açtım. “Burada ameliyat yazıyor.”

“Günbatımı.”

“Ne ameliyatı?” dedim onu umursamadan.

Mirza gözlerini benden kaçırdı. “Hastaneyle ilgili bir işlem.” diye ağzının içinde geveledi.

“Ben onu sormuyorum. Ne ameliyatı?” dedim.

Bir süre sessizlik oldu. Sonunda Mirza bana baktı.

“Böbrek.”

Kalbim bir anlığına sıkıştı. “Sen böbrek hastası mısın?” Mirza cevap vermedi. “Mirza.”

Elini kâğıdı almak için uzattı. “Günbatımı, ver şu kâğıdı.” dedi hafif sertleşen ses tonuyla.

Elimi arka tarafa doğru çektim. “Önce bana doğru düzgün cevap ver.” dedim inat ederek.

Korumalardan biri bize baktı ama elimi kaldırarak durmasını işaret ettim.

Gözlerimi Mirza’dan ayırmadım. “Ne zamandır biliyorsun?”

Mirza yine sustu.

Bu kez sesimi daha da sertleştirdim. “Ne zamandır böbrek yetmezliğin var?”

Mirza birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi. Sonunda sakin bir sesle cevap verdi.

“Bir süredir.” dedi.

O an ne diyeceğimi bilemedim.

Bir süredir.

Bu kadar basit söylemişti.

Sanki konu bundan ibaretti.

Ama benim için değildi.

Kâğıdı ona uzattım.

“Ameliyat ne zaman?” diye sordum.

Acıyla gülümsedi. “Ne oldu gelecek misin? Ve ya yardım mı edeceksin?” diye sordu alayla.

Pardon da neydi bu tavır?

Cevap vericektim ki lafımı böldü.

“Sorma bir şey Günbatımı, ne gel ne de yarım et,” dedi ses tonunu korurken. “Beni buradan çıkardın, eyvallah, ama yeter.

Öylece kaldım.

Bir şey diyemeden arkasını dönüp adamlarının açtığı kapıdan arabaya bindi.

Kapı kapandı.

Araba hareket edip gözden kaybolurken elimde olmadan arkasından baktım.

Bana hiçbir şey anlatmak istemiyordu.

Haklıydı yani beni tanımıyordu. Yine de tavrı…

Ama artık bir şeyi çok iyi biliyordum.

Mirza’nın böbrek yetmezliği vardı.

Ve bir ameliyat bekliyordu.

Acaba böbrek bulunmuş muydu?

Ailesi var mıydı?

“Salak mısın Derin Su?” diye sordum kendi kendime. Arabama yürüdüm. “Sanane milletten.”

Hangi hastane olduğunu görmüştüm arasamıydım?

Off!

Neden kendimi kötü hissediyordum?

Derin Su adam senin müvekkilin. Ve işini bitirdin davayı kazandın.

Merhametin sadece ailene göster.

Ama…

Aması yok Derin Su adam senin müvekkilin başka bir şeyin değil!

🔥🦅

Eve geldiğimde evin içi her zamanki gibi sessizdi.

Kapıyı açıp içeri girdim.

Ayakkabılarımı çıkarırken salondan annemin sesi geldi.

“Derin Su, geldin mi?”

“Geldim anne.” Salona geçtiğimde annemi babamla konuşurken buldum.

Babam koltuğa oturmuş, elindeki telefona bakıyordu. Annem ise karşısında oturmuş bir şeyler anlatıyordu.

“Ata ile Eslim nerede?” diye sordum onlar göremeyince.

“İşleri vardı çıktılar,” dedi annem.

“Anladım.” dedim kısa bir nefes verdim.

“Mahkeme nasıl geçti?” diye sordu annem.

“Bitti.”

Annem hemen yüzüme baktı. “Adam?”

“Serbest kaldı.”

Babam telefonundan gözlerini kaldırdı. “Dava?”

“Kazandım.”

Babam başını salladı. Dudaklarında küçük bir tebessüm oluştu. “Aferin benim güzel kızım.”

Annem gülümsedi. “Yorgun görünüyorsun.”

“Biraz.” diye mırıldandım.

Aslında yorgun değildim. Aklım başka yerdeydi.

Mirza’nın yüzündeki o ifade gözümün önünden gitmiyordu.

Böbrek yetmezliği.

Ameliyat.

Böbrek bulunmuş muydu?

“Ben odama çıkıyorum.”

Annem başını salladı. “Tamam kızım.”

Merdivenleri çıkarken cebimde olmayan o kâğıdı düşünüyordum.

Sanki hâlâ elimdeymiş gibi. Odaya girip kapıyı kapattım. Çantamı yatağın üzerine bıraktım.

Birkaç saniye olduğum yerde durdum. “Seni ilgilendirmiyor Derin Su…”

Kendi kendime söyledim.

Sonra telefonumu çıkardım.

Ekrana baktım.

Hastanenin adını hatırlıyordum.

Arama kısmına hastanenin numarasını yazdım.

Parmağım arama tuşunun üzerinde birkaç saniye bekledi.

“Arama…” dedim ama bastım.

Telefon çalmaya başladı.

Birinci çalış.

İkinci çalış.

Üçüncü çalış.

Sonunda biri açtı. “İyi günler, nasıl yardımcı olabilirim?”

Sesimi toparladım. “İyi günler. Bir hasta hakkında bilgi almak istiyorum.”

“Tabii. Hasta adı ve soyadı?”

Bir an duraksadım. “Mirza Valeska.” dedim.

Karşı taraf birkaç saniye sessiz kaldı. “Yakını mısınız?”

İşte bu soruyu beklemiyordum. “Hayır.”

“Maalesef hasta yakını değilseniz hastamızın sağlık durumuyla ilgili bilgi veremiyoruz.” dedi.

Gözlerimi kapattım. “Ben avukatıyım.”

Karşıdaki kişi yine sessiz kaldı. “Avukatı mısınız?”

“Evet.” Bu kez ses tonum biraz daha ciddileşti. “Bugün kendisiyle ilgili bir belge gördüm. Böbrek yetmezliği ve bir ameliyatla ilgiliydi. Sadece ameliyatın planlanıp planlanmadığını öğrenmek istiyorum.”

“Hanımefendi, yine de hastanın izni olmadan sağlık bilgisi paylaşamam.”

Dudaklarımı birbirine bastırdım.

Haklıydı.

Ama ben de kolay kolay vazgeçmeyecektim. “Peki.” dedim. Kısa bir sessizlik oldu. “Size bir şey soracağım.”

“Tabii.”

“Böbrek nakli için bekleme sürecinde mi?”

Karşıdaki kişi cevap vermeden önce birkaç saniye düşündü.

“Bu konuda da bilgi veremem.” dedi yine söylemeyi reddederek.

Derin bir nefes aldım. “Anladım.”

Telefonu kapatacakken aklıma başka bir şey geldi.

“Bir dakika.”

“Efendim?”

“Eğer bir hastanın acil şekilde böbrek nakline ihtiyacı varsa… hastane bu durumda donör arıyor mu?”

“Gerekli tıbbi değerlendirmeler yapılıyor.”

“Yani henüz bir donör bulunmamış olabilir mi?”

Karşıdaki kişi bu kez hiçbir şey söylemedi.

O sessizlik bile yeterince şey anlatıyordu.

Telefonu kapattım.

Yatağın kenarına oturdum.

Başımı ellerimin arasına aldım. “Sen ne yapıyorsun Derin Su?”

Kendi kendime sorduğum sorunun cevabını bilmiyordum.

Ama içimde bir his vardı. Bu telefon görüşmesi burada bitmeyecekti.

🔥🦅

İki gün geçmişti.

İki gündür Mirza’nın söylediği tek bir cümle aklımdan çıkmıyordu.

‘Bir süredir.’

Ne zaman aklıma gelse sinirleniyordum.

Bana neydi?

Davayı kazanmıştım.

Mirza serbest kalmıştı.

Artık onunla hiçbir işim yoktu.

En azından olmaması gerekiyordu. Ama aklımın bir köşesinde sürekli aynı sorular dönüp duruyordu.

Ameliyat ne zaman olacaktı?

Böbrek bulunmuş muydu?

Ya bulunmadıysa?

“Derin Su!”

Eslim’in sesiyle düşüncelerimden çıktım.

Başımı kaldırdım. “Efendim?”

“Üç kere seslendim.” dedi salona girdi.

“Duymadım.” dedim. Çok dalgındım.

Ata karşımdaki koltukta oturuyordu. Elindeki kahveyi masaya bıraktı. “İki gündür böylesin.” dedi.

Kaşlarımı kaldırdım. “Nasılım?”

“Dalgın.”

Eslim hemen araya girdi. “Bence kafasında yine iş var.”

“Yok.”

“Kesin var.” diye diretti.

Beni iş bağımlısı zannediyorlardı.

Gözlerimi devirdim. “Her şeyi de biliyorsunuz.” dedim. “Ama iş düşünmüyorum.”

Ata hafifçe güldü. Bal rengi saçlarını eliyle arkasına attı.

Eslim bana baktı. “Sen bugün de mi dışarı çıkmayacaksın?”

“Birazdan çıkarım.” diye mırıldandım.

“Nereye?”

“Bilmiyorum.”

Ata ayağa kalktı. “Biz Eslim’le biraz dışarı çıkacağız. Eslem’de gelecek.” dedi sesindeki mutluğu anlıyordum.

Eslem’i seviyor olabilir miydi?

“Tamam.” dedim sadece.

Amaya havlayarak yanıma geldi. Bahçenin kapısı açıktı. “Çıkabilirsin bahçeye.” dediğimde koşa koşa bahçeye çıkmıştı.

Eslim çantasını aldı. Elini omzuma koydu. “Sen de gelsene.”

Elimle onun elini okşadım. “Yok, siz gidin.”

“Emin misin?”

Başımı salladım. Gülümsedim. “Evet.”

İkisi kapıya doğru yürüdü.

Ata çıkmadan önce dönüp bana baktı. “Bir şeye ihtiyacın olursa ara.”

“Ararım.” dedim gülümsemeye devam ederken.

Kapı kapandı.

Ev sessizleşti.

Bir süre olduğum yerde oturdum. Sonra gözlerimi kapattım.

İki gündür kendime aynı şeyi söylüyordum.

Sanane Derin Su! Sanane!

Ama içimdeki ses susmuyordu.

Ayağa kalktım.

Telefonumu aldım.

Hastanenin adını arama kısmına yazdım.

Ekrana birkaç saniye baktım.

Sonra çantamı aldım.

“Yeter.”

Kimseye bir şey söylemeyecektim.

Ata’ya da.

Eslim’e de.

Anneme de.

Babam’a da.

Kimseye.

Hastaneye gidecektim.

Sadece ne durumda olduğunu öğrenecektim.

En azından kendimi buna inandırıyordum.

Kapıyı açıp evden çıktım.

Ama içimde bir his vardı.

Bugün hastaneden sadece bilgi alıp dönmeyecektim.

🔥🦅

Hastanenin önüne geldiğimde arabayı park edip birkaç saniye direksiyonun başında oturdum.

Ne yaptığımı hâlâ sorguluyordum.

Aslında buraya gelmemem gerekiyordu.

Ama iki gündür içimi yiyip bitiren o düşünce yüzünden sonunda kendimi burada bulmuştum.

Arabadan indim.

Hastanenin içine girdiğimde danışmaya doğru ilerledim. “Merhaba.”

“Merhaba, nasıl yardımcı olabilirim?” dedi samimi bir şekilde.

“Bir doktorla görüşmem gerekiyor.”

“Randevunuz var mı?”

Başımı iki yana salladım. “Hayır. Donör değerlendirmesi için geldim.”

Kadın şaşkınlıkla yüzüme baktı. “Donör mü?”

Onayladım onu. “Evet.”

“Organ nakli birimine yönlendirebilirim.”

Gülümsedim. “Teşekkür ederim.”

Gösterilen tarafa doğru ilerledim. Birkaç dakika sonra bir hemşire yanıma geldi. “Donör değerlendirmesi için siz mi başvurdunuz?”

“Evet.”

“Alıcı kim?” diye sordu.

Bir an sustum. “Mirza Valeska.” diye cevap verdim.

Hemşirenin yüzündeki ifade değişti. “Hasta yakını mısınız?”

“Hayır.”

“Peki kendisinin bundan haberi var mı?”

“Hayır yok.”

Hemşire şaşkınlıkla bana baktı. “Hanımefendi, süreçle ilgili bazı kurallarımız var.”

“Biliyorum. Ben sadece uyumlu olup olmadığımı öğrenmek istiyorum.”

Beni uyardı. “Testlerin sonucunda uygun çıkarsanız bile karar vermek zorunda değilsiniz.”

Başımı salladım. “Biliyorum.” dedim.

Biliyordum işte.

“Ve bu süreçte psikolojik ve tıbbi değerlendirmeler de yapılacak.”

Başımı tekrar salladım. “Tamam.”

Birkaç form doldurdum.

Sonra kan grubum ve gerekli diğer testler için örnekler alındı.

Her şey tamamlandığında hemşire sonuçların değerlendirilmesinin biraz zaman alacağını söyledi.

Koridordaki sandalyelerden birine oturdum.

Ellerimi birbirine kenetledim.

İçimde garip bir heyecan vardı. Bir süre sonra doktor yanıma geldi. “Derin Su Hazel?”

Ayağa kalktım. “Evet.”

“Sonuçlarınız hakkında konuşabiliriz.”

Doktorun odasına girdim. Karşısındaki sandalyeye oturdum. Doktor dosyayı açtı. “İlk değerlendirmeleriniz olumlu.” dedi.

Kalbim hızlandı. “Yani?”

“Kan grubu açısından uyumlu görünüyorsunuz. Diğer değerlendirmelerinizin de sonuçları uygun.”

Bir an konuşamadım. Yutkundum. “Yani böbreğimi verebilir miyim?”

Doktor hemen ciddi bir ifadeyle bana baktı. “Bu kadar basit değil. Canlı böbrek bağışı büyük bir tıbbi karardır. Sizin için de riskleri var. Bunun için daha kapsamlı değerlendirmeler yapılması gerekiyor.”

Başımı salladım. “Anlıyorum.”

“Kararınızdan emin misiniz?”

Gözlerimi birkaç saniye yere indirdim.

Emin miydim?

Sıradan bir adam, müvekkilin için emin miydin?

Sıradan değildi. Hiç kimse sıradan değildi. Benim elimde kurtarmak için bir şeyler varken kimseyi ölüme terk edemezdim.

Sonra tekrar doktora baktım. “Evet.” dedim net bir sesle.

“Alıcının bundan haberi olmadığını söylediniz.”

“Evet.”

“Bunu neden gizli tutmak istiyorsunuz?”

Bir an sustum.

Aklıma Mirza’nın yüzü geldi. Bana söyledikleri.

“Sebebi yok, bilmesini istemiyorum.” dedim tek bir solukta.

Doktor daha fazla soru sormadı. Dosyaya birkaç not aldı.

“Peki. Bundan sonraki süreçte gerekli değerlendirmeler yapılacak.”

Başımı salladım. “Teşekkür ederim.”

Odadan çıktığımda derin bir nefes aldım.

Koridorda birkaç saniye öylece durdum.

Artık geri dönmek çok daha zordu.

Telefonumu çıkardım. Ekranda Ata’dan gelen bir mesaj vardı.

Ata: Nerelerdesin?

Mesaja baktım. Sonra telefonu kapattım.

Cevap vermedim. Kimseye söylemeyecektim.

Özellikle de Mirza’ya.

🔥🦅

Eve geldiğimde annem yemek hazırlıyordu. Sofra hazır olana kadar Eslim’le terasta kahve içiyorduk.

“Eee,” dedi fincanı masaya bıraktı. “Var mı sevgilin?”

Sorusuyla gözlerimi günbatımından çektim.

“Yok,” derken çok nettim.

Gözlerini belertti. “Yeme beni Derin Su,” dedi alayla. “Güzel kızsın illa biri vardır.”

“Yok be!” dedim aynı şekilde. “En son ki erkek arkadaşımdan sonra tövbeliyim.”

“Ne oldu ki?”

En sevdiğim dedikodu!

“Benim üniversite de son senem tamam mı?” dedim.

Başını salladı. “Tamam.”

Elimi dizime vurdum. “He, neyse işte o dönemde Eslem’le ortak bir yakın arkadaşımız var, adınıda Kahpe koydum.” dedim devam ederek. “Bu kahpe benim sevgilim Uras’la birlikte olmuş.”

Bal rengi gözleri iyice açıldı. “Neee!” dedi inanmayarak. “Şaka yapıyorsun?”

Başımı iki yana salladım. “Şaka olsa keşke,” dedim. Kaşlarım hızla çatıldı. “Bu Kahpe de geldi benim yüzüme okulun ortasında ‘Uras’ımın peşini bırak yoksa seni mahvederim’ dedi.”

Taklidini yapmıştım.

“Hay götüm,” dedi sinirli bir tonda Eslim. “Eee sonra?”

“Neyse ben de orada mal gibi kaldım. Sonra Eslem geldi. Kızın üstüne atladı.”

Ellerini göğsünden karnına kadar sürttü. “Ohh! Aferin yengeme.”

Kaşım havaya kalktı. “Yenge?”

“Salak, Ata ile olur bunlar ondan öyle dedim.” dedi tam cevap vericektim ki. “Devam et.”

“Neyse Eslem bu Kahpe’nin üstüne atladı. Sonra baya dövdü. Ben bir şey yapmak için hareketlendiğim de izin vermedi. Okuldan atılırım diye.”

Eslim’in yüzünde gururlu bir gülümseme oluştu.

Ben de anlatmaya devam ettim. “Sonra eve geldik ben salya sümük ağladım,” dediğimde iç çekti. “Harbiden sevmiştim Uras piçini. Şimdi şeytan görsün yüzünü.”

“Amin!” dedi içten bir şekilde. “Eee şimdi nasıl tip istersin? Sarışın, kumral ve ya esmer?”

“Ay kalsın,” dedim hemen.

“Kızım hiç mi erkek sevmiyorsun?”

“Babam haricinde, genel olarak erkek sevmiyorum.” dedim ciddi ciddi. Güldü. “Senin var heralde. Hayırdır.”

Yerinde bildiğin süzüldü. “Var.” demesi ile şoka uğradım.

Bacaklarımı kendime çektim. “Kim?”

“Şey var ya…”

“Kim lan?! Şey ne?” dedim merakla yükselerek.

“Eniştemin arkadaşı ölmüştü ya…” diye mırıldandı.

Heyecanla sordum. “Şükrü Yalçın mı?” dedim babamın arkadaşı üç sene önce vefat etmişti.

Aynı zamanda masa lideriydi.

Şimdi oğlu o masadaydı.

Başını salladı. “Evet onun oğlu varya Kayra… o işte.”

“Ciddi misin?” diye çığlık attım resmen.

“Sus ya!” dedi bacağıma vurdu. “Kimsenin haberi yok bir buçuk sene oldu.”

Gözlerim büyüdü. “Ya bana nasıl söylemezsin kuzen?” dedim küçük bir sitemle.

“Ne biliyim ya?”

“Geçen bize geldi, bana soruyor kuzenlerin ne zaman gelecek diye,” dedim gözlerim büyürken. “Meğer bu yüzdenmiş!”

Güldü salak aşık aşık.
“Keşke senin de olsa.”

“Yok istemem.” dedim anında.

Kaşları çatıldı. “Sebep ne?”

“Erkek olmaları.”

“Of sendeki erkek nefretini anlayamayacağım.”

“Bana babam yeter.”

“İyi babanla turşunu da kurarsın.”

“Kurar,” dedi terasın kapısından bir ses.

Bakışlarımız oraya döndü.

Anında yumuşadım. “Babam!” dedim.

“Hayatımın Neşesi,” dedi anında.

Gülümsedim.

İşte günüm güzelleşmişti.

🔥🦅

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

18okunma 3beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.