YANILGI kitap kapağı

6. bölüm / 6

YANILGI

Bölüm 6: "Cehennem boş, tüm şeytanlar burada."

Vaveyla Yazarı: Damla Karadağ

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Bölüm 6: "Cehennem boş, tüm şeytanlar burada."

Her başarı insanı parlatıyordu ama her başarı için şampanya patlatılmıyordu. Bu başarı da işte onlardan biriydi. Perşembe günkü duruşmanın üzerinden yalnızca iki gün geçmişti. Asu duruşmanın ertesi gün ofise gidebilecek kadar iyi hissetmemişti kendini. En iyilerden biri olduğunu ispatladığı gün iyi hissetmemek ne büyük çelişkiydi. Ama hayat böyleydi işte, kendi kuralları vardı. Bunu kabul edip devam etmekten başka bir çare yoktu. Asu da öyle yaptı. Doğru olanı yapmayı başarmıştı, şimdi sırada doğru hissetmeyi başarmak vardı. Haldun Bey ile konuşmuş ve çarşamba gününe kadar ofise gelmemesinde bir sakınca olmadığına karar kılmışlardı. Asu’nun başarılarının üzerinde her zaman bir gölge vardı. Geçmişinin ve ailesinin gölgesi. Bununla yaşamaya alışmıştı. Zaman zaman azalıp artsa da asla silinmeyeceğini anlamıştı. Ama bugününde gölgeyi büyüten bir şey daha eklenmişti. Yıllardır çok fazla davaya girip çıkmıştı, çok fazla ana şahit olmuş, çok fazla insan tanımıştı. Ama duruşmadaki kadının görüntüsü gözlerinin önünden gitmiyordu. Kendisine itiraf edemese de o kadında annesini gördüğünü hissetmiş ve hiç tanımadığı bu kadın, Asu’yu içinden çıkmak için çok çaba sarf ettiği geçmişine yeniden hapsetmişti. Geçmişin yüklerinden kurtulmak ve önüne bakabilmek için yıllarını vermişti. Şimdi sadece birkaç dakikalık bir konuşmanın onun oraya geri götürmesine izin vermek istemiyordu. O yüzden araya çok fazla zaman girmeden, Çarşamba günü ofise dönmenin en doğrusu olduğuna karar vermişti.
Evden çıkmadan geçen birkaç günün ardından Çarşamba günü erken saatlerde büroya gitmek için uyandı. Başucundaki takvimli dijital saatine baktı. 14 Ekim 2026. Saat: 07:25. Yüzünden kendisinin bile yakalayamadığı bir tebessüm geçer gibi oldu. Gözlerinin hafif dolmaya başladığını anladığı an yataktan hızlıca kalktı ve vücudunun sıcağını beyaz çarşaflar arasında bırakarak sabahın soğuğuna merhaba dedi.
Büronun arka yolundan bahçeye girip arabasını park ettiği esnada bahçede kimseyi görmemiş olmayı garipsese de havanın soğukluğuna verdi. Üç katlı avukatlık ofisi eğimli bir arazideydi ve bahçe tarafından girildiğinde direkt Asu’nun odasının bulunduğu ikinci kata geçiliyordu. Dış kapıyı parmak iziyle açıp içeri girdi. Odasının kapısına doğru ilerlerken merdivenlerin aşağısında başlayan alkış sesleriyle irkildi. Bürodaki herkes merdivenlerin aşağısında parlayan gözlerle Asu’ya bakıyordu. Bu durumun bir dava kutlamasından çok daha fazlası olduğunu fark etmişse de içinde bulunduğu durumu tam olarak idrak edememişti. Sağ taraftaki odadan çıkan Belinay’ın ve sol çaprazdaki odada çalışan Önder Bey’in departmanındaki yeni isimlerden olan Mert’in elindeki konfetileri patlatmasıyla o ana geri döndü. Ona ilk sarılan Belinay olmuştu. “Tebrikler Asu Hanım” demişti sarıldığı esnada ve kulağına doğru fısıltı ile eklemişti “Sizden başkasını düşünemezdim.”
Tam olarak neye teşekkür ettiğini bilmeden teşekkürlerini iletti ve büyük bir gülümsemeyle merdivenlerin aşağısında onu bekleyen Haldun Bey’in yanına gitmek için merdivenlerden indi. Haldun bey, Asu’nun yüzündeki ifadeden hiçbir şeyin farkında olmadığını anlamıştı. Eliyle kalabalığın arkasındaki duvarı göstererek gülümsedi. “Aileye bir kere daha hoş geldin Asu!”
Kalabalık Asu’nun duvarı görebilmesi için yavaşça açıldı. Şimdi Asu ve “SOYKAN & YILDIRIM Avukatlık Ortaklığı” tabelası karşı karşıyaydı. Yıllardır hayalini kurduğu şey tüm gerçekliğiyle tam karşısındaydı. Asude Yıldırım’ın soyadı bir avukatlık ortaklığının tabelasına büyük harflerle eklenmişti. Ama Asu Yıldırım mutlu hissetmiyordu.
Etrafındaki kalabalığa baktı. İçindeki sessizliği bölen şampanyalara, odanın uğultusu içinde birbirine karışan seslere, birbirini aşmak için yarışan kahkahalara baktı. Bu anı tam olarak böyle hayal etmişti. Bu anı hiç böyle hayal etmemişti. “Hadi mutlu ol!” dedi kendi kendine, her şey bunun içindi. “Her şey bunun için değil miydi? Hadi mutlu ol!”
“Hissetmeyi de mi unuttun?” dedi kendi kendine. “Güzel herhangi bir şey hissetmeyi de mi unuttun?” Aklındaki tüm bu sorular ve kalbindeki huzursuzluk hissiyle bürodaki tebriklerden akşamki kutlama yemeğine kadar sürüklendi. Kendisi hareket edebilecek gibi hissetmiyordu, o da kendini kalabalığın akışına bıraktı. Çünkü biliyordu, bazen akıntıya karşı direnmek sadece daha hızlı boğulmana yol açardı.
Kutlama mekânında kaldırılan kadehlerin hepsi birbirine karışıyor, Asu’nun keskin çizgileri gecenin siyahıyla siliniyordu. Haldun Bey dahil hiç kimse Asu’nun bu kadar içmesine de bu düşünceli hallerine de anlam veremiyordu. Ama karşılarındaki Asu’ydu işte, zaten hiçbir zaman ondan bekleneni yapmazdı. Belki de bu yüzden Haldun gelen telefonla masadan sessizce ayrılırken de Asu’nun takibinde olduğunu fark etmemişti. Davanın başından beri gizlilikle yürüttüğü bu süreçte zafer sarhoşluğuyla ilk hatasını yapıyordu. Mekânın basına gözükmeden çıkmak isteyen isimler için ve yalnızca özel müşterilere ayrılan kapısına doğru ilerlediğinde Asu bir şeylerin farklı olduğunu anlamıştı. Sessizce oda masadan kalkmış ve Haldun Bey’in görmeyeceğinden emin olarak arkasından ilerlemişti. Birkaç dakika sonra Hakkı Sinan Başaran ve Haldun Bey yan yanaydı. Hakkı Sinan Başaran elindeki zarfı Haldun Bey’e uzatmış ve Asu’nun tüm hayatını karartacak birkaç cümleyi çok basitmiş gibi art arda sıralamıştı. Dönüp arabasına geri binmeden önce “Elimdeki kanı senden başkası silemezdi” demişti fısıldayarak “Bundan sonra da senin arkanda daima ben olacağım.” Sonra gülmüştü. Sanki bir katil değil gibi gülmüştü. Dürüst ve saygın bir iş adamı gibi gülmüştü. İyi bir aile babası gibi gülmüştü. Asu’nun hayatını mahvettik der gibi gülmüştü. Bu Asu ne kadar aptal der gibi gülmüştü. İnsanların hayatı ile ne güzel kumar oynadık der gibi gülmüştü. Yalnızca bizim hayatımız değerli der gibi gülmüştü. Birilerinin mezarına basar gibi gülmüştü. Gülmüştü işte.
Asu hızla masaya dönüp çantasını aldı ve koşar adım kendisini mekândan dışarı attı. Yolunu göremiyordu, yönünü bulamıyordu. Nasıl böyle bir oyuna ortak edilmişti, nasıl anlamamıştı. Kendini tanıyamıyordu. Yıllar sonra bir yere ait olma hissini tatmıştı, ait olduğu yerin onu yutacağını bilmeden. Çıktığı yolda yol arkadaşları var sanmıştı, yolda kendini kaybedeceğini bilmeden. İlk bulduğu taksiye bindi ama öyle bir haldeydi ki evim dediği yere geldiğinde kapısını açmak bile gelmemişti içinden.
O yüzdendir ki tanıdığını sandığı yabancılardan ve aynadaki yabancıdan kaçıp indiği sahil kenarında o güne yakışır şekilde bir yıldız gibi kayarken onu tanımadığı bir yabancının yakalaması onu çok da korkutmamıştı. Zaten dengesiz olan adımları iyice karışıp son kalesi olan vücudu gecenin ayazına daha fazla dayanamayan düşmek üzereyken Pamir onu havada yakalamış ve Asu gözleri kapmadan hemen önce Pamir’in gözlerini görmüştü. "Cehennem boş” diye geçirdi içinden gözleri tamamen kapanmadan hemen önce “…tüm şeytanlar burada."
Pamir’in evinde geçen hatırlamadığı geceden ve gergin sabahtan sonra taksiyle kendi evine geri dönmüştü. Aynı anda o kadar fazla şey düşünüyor, o kadar fazla şeyi aynı anda hissediyordu ki bir sonraki güne kadar evden çıkamadı. Ne yapacağını bilmiyordu ama bildiği tek şey elini açık oynamayacağıydı. Haldun Bey onun bildiğini bilmeyecekti, o Asu’yu nasıl unuttuysa Asu da onu öyle uyutacak ve darbeyi ona en beklemediği anda vuracaktı. O yüzden hiçbir şey olmamış gibi büroya geçmeye ve dava dosyalarının kopyalarını almaya karar vermişti ki iki gündür arabasını görmediğini fark etti. Arabasını kutlama mekanının otoparkında bıraktığını hayal meyal hatırlıyordu ama araba anahtarlarının nerede olduğunu bilmiyordu. Çantalarını ve kabanının ceplerini biraz karıştırdıktan sonra düşünmek için koltuğa oturduğu sırada gözlerinin önüne bir anlık görüntü gelip silindi.
Anahtarını daha birkaç gün tanıştığı ve adının Pamir olduğunu bile künyesinden öğrendiği bir yabancının evinde düşürmüştü.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

37okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.