4. bölüm / 6
YANILGIBölüm 4: Sır
Bölümler 6Şu an: Bölüm 4: Sır
O sabah gün doğumuyla başlayan telaşlı dakikalar geceye kadar birbirini kovaladı. Telefon aramalarıyla başlayan görüşmeler, Haldun Bey ve Hakkı Sinan Başaran dosyasına bakan diğer ortak Serpil Hanım’ın da büroya gelmesiyle toplantı odalarına taşındı. Dosyanın karar duruşması haftaya perşembe günü olacaktı ve bir haftadan az vakitleri vardı. O yüzden savunma stratejisini değiştirmek konusunda uzun uzun konuşmaları ve her detayı tekrar tekrar düşünmeleri gerekiyordu. Uzun saatler süren toplantılar sırasında birçok telefon görüşmesi de yapıldı. Haldun Bey o günkü toplantıyı bitirdiğinde saat gece yarısına gelmek üzereydi. Yarın üçü de üç ayrı ceza hukuku profesörüyle görüşüp onların da son savunma stratejileri hakkındaki görüşlerini alacaklardı. Bu kişiler bazı önemli davalarda destek aldıkları, alanında uzman kişilerdi. Hakkı Sinan Başaran dosyası da bu dosyalardan biriydi. Davanın ilk aylarını takip eden toplantılarda herkes savunmanın hangi yönden yapılması gerektiğine dair kendi fikirlerini vermiş ve bu toplantılarda büyük fikir ayrılıkları yaşanmıştı. Ancak son aşamada nihai savunma stratejisine karar veren Haldun Bey ve Serpil Hanım’dan başkası değildi. O yüzden her ne kadar duruşmaya yalnızca beş gün kala bu görüşmeler yapılacak olsa da bu dosyayı bu insanlardan daha iyi bilen kimse yoktu. Haldun Bey, Asu büroda staja başladığı ilk günlerde ona şöyle demişti: “Bir insanın bir konuda gerçekten bilgi sahibi olup olmadığını o konuda tartışmaya girip girememesinden anlarsın. Karşında bilen biri yokken konuşmak kolaydır. Bir antitez yokken tezini savunmak da kolaydır.” Elindeki dosyayı Asu’ya uzatmış ve eklemişti. “O yüzden bir hafta sonra bana bu dosyayı bana anlatmanı değil bu dosya hakkında benimle tartışmanı isteyeceğim.” Asu o günden sonra öğrendiği her şeyi yarın biriyle bir tartışmaya girecek gibi öğrenmeye başlamıştı. Hayatında yeterince tartışma yokmuş gibi artık olmayan tartışmalarında tarafı olmuştu. Haldun Bey Asu’nun hayatındaki ve ruhundaki eksiklikleri orada çalıştığı ilk yılda çok iyi kestirmiş ve Asu hiç farkında olmasa da oldukça zeki bulduğu bu kızı kendisi için çok iyi yetiştirmişti. Asu yolun başında olmasına rağmen kendisini tamamen işine vermiş ve bu iş hırsı zekasıyla da birleşince daha ilk yıllarında bürodakiler tarafından fark edilmeye başlamıştı. Onu ilk fark edenlerden biri de elbette Haldun Bey’di. Geç saatlere kadar çalışan ve çalışırken tüm dünyayla iletişimini kesmiş gibi gözüken bu kızı daha dikkatli izlemeye başlamıştı. Bu gözlem sürecinde Asu’nun telefonunun pek de çalmadığını fark etmişti. Ofisteki diğer çalışanlarla sigara molalarına çıkmadığını, öğle aralarını kısa tuttuğunu, doğum günlerinde ve özel günlerde hiç çiçek almadığını, gelen bir mesaja hevesle cevap yazmadığını, yıllık izinler konuşulurken pek de heyecanlanmadığını… İş arkadaşları Asu’nun soğuk ve mesafeli biri olduğunu düşünüyordu, onun olmadığı anlarda arkasından konuşuluyordu ama onu sevmedikleri de söylenemezdi. İş yükünün çoğunu üstlenen, mesaiye kalınması gerektiğinde bunu hiç ikiletmeden kabul eden ve yıllık izinler konusunda kendisine kalan tarihlerle hiçbir zaman sorunu olmayan bu iş arkadaşıyla kimsenin pek de derdi olmuyordu. Öyle ki normalde büroda terfi alan kişilere karşı hep bir kıskançlık ya da hak etmediğine dair dedikodular dönerken Asu terfi aldığında kimse onun arkasından tek bir kelime edememişti. Hep arkasından konuşulan bu kıza söyleyemeyecekleri tek şey terfiyi hak etmediğiydi. Hatta büroda bu terfiyi hak eden bir kişi varsa onun da Asu olduğu aşikardı. O yüzdendir ki ilk terfiinde de soyadı büronun tabelasına adı ortaklar arasına eklenirken de onu alkışlamayan ve yüzünde gülümseme olmayan kimse yoktu. Çok yaşanan bir şey değildi bu ve Asu da dahil herkes farkındaydı. Tüm bu alkışlar ve tebrikler aralarındaki sözsüz anlaşmanın en görünür kanıtlarından biriydi.
Büroda Asu hakkında kimse pek bir şey bilmiyordu. Onun hakkında bilinen en gizli şey işe insan kaynaklarında işe başlayan bir stajyerin onun işe giriş evraklarını karıştırırken fark ettiği bir detaydan ibaretti. Asu’nun bürodaki dördüncü yılında ve yirmi altı yaşında aldığı terfiden sonra, ki bu ceza departmanının başına getirilmesi ve yönetici avukat olması anlamına geliyordu, onun bu yaşında bu terfiyi almasına şaşıran insan kaynakları stajyeri işe giriş belgelerini karıştırırken Asu’nun kimlik fotokopisine rastlamış ve bir sonraki molada gördüklerini diğerleriyle paylaşmak da gecikmemişti. “Sadece sana söylüyorum” demişti Asu’nun departmanında iki yıllık avukat olan Zehra ile konuşurken, “aramızda” diye bitirmişti. Bu konuşulanlar ağızdan ağıza sadece sana söylüyorum diye dolaşmış, bürodaki son kişiden Asu’nun kulağına gidene dek “aramızda” diyerek ilerlemişti.
Belinay bir pazartesi sabahı tedirgin bir şekilde Asu’nun kapısını tıklatmış ve kısa bir girizgahtan sonra yapmak istemediği ama yapmak zorunda olduğu bilgilendirmeyi yapmıştı. “Adınızın kimlikte farklı olduğunu konuşuyorlar Asu Hanım” demişti, “Yanlış anlamayın, kimsenin kötü niyetle söylediği bir şey değil ama yani konuşuluyor. Bilmeniz gerekir diye düşündüm.” Belinay oldukça kibar ama bir o kadar da düzenli ve çalışkan bir kızdı. Asu’dan yalnızca üç yaş küçük olmasına rağmen onları yeni tanıyan biri aralarında en az on yaş olduğunu düşünürdü. Asu’nun aksine oldukça güler yüzlü, sıcakkanlı ve konuşkan bir kızdı. Bu yüzdendir ki Haldun Bey kendisine bir asistan seçmesini istediğinde Asu’nun Belinay’ı seçmesine herkes şaşırmıştı. En çok da Belinay. Ama daha ilk aydan Asu ne kadar iyi bir karar verdiğini anlamıştı. Onu çok eskiden tanıdığı birine benzetiyordu, çok sevdiği birine. Bu tanışıklık ona iyi geliyordu. Belinay her ne kadar sıcakkanlı ve konuşkan bir kız olsa da Asu’nun sınırlarını asla geçmiyor, onu rahatsız edecek her hareketten dikkatle kaçınıyordu. O günde bu konuşulanları söyleyip söylememekte çok düşünmüştü ama büroda haftalardır konuşulan ve artık konuşuldukça farklı hikayeler eklenmeye başlanan bu konudan Asu’nun da haberi olması gerektiğine karar vermişti. Asu’nun ne tepki vereceğini bir süre beklemiş ve korktuğu tepkilerden hiçbirini almamıştı. Daha doğrusu hiçbir tepki almamıştı. Sessiz ve kısa bir bekleyişin ardından Asu hafifçe gülümsemiş ve oturması için eliyle masanın önündeki koltuğu işaret etmişti. Asu Belinay’ı sakinleştirmek ister gibi yüzündeki tebessümü biraz daha büyüttü ama Belinay’ın gerginliği bir cevap almadan azalacak gibi değildi. Asu kahvesinden bir yudum aldıktan ve gözlerinden birkaç düşünce bulutu geçtikten sonra sakin bir sesle konuşmaya başladı. “İnsanlar konuşabilirler Belinay. Merak duygusu öyle kuvvetlidir ki insanlara bazen yanlış şeyler bile yaptırabilir. Ama eğer sen bu durumda ne yapacağımı bilmek istiyorsan hiçbir şey yapmayacağım.” Belinay neden ve nasıl ile başlayan birkaç cümle kurmak istese de kafasından geçen soruları bir cümle haline getiremedi. Ama amacından da uzaklaşmadı. Her ne kadar bürodaki diğer tüm insanların aksine bu konu hakkında hiç konuşmamış olsa da yaptığı bu konuşmayı en az onlar kadar merak ettiği soruların cevabını almak için değil, patronunu bilgilendirmek için yapmıştı. Bu yüzden Asu’nun hafta hakkındaki yeni notlarını ajandasına yazıp odadan çıkmak üzereyken duydukları onu daha da şaşırtmıştı. “Ama uzun yıllardır beraber çalışıyoruz Belinay ve bu yıldan itibaren anlaşılan o ki daha da yakın çalışacağız. Bu yüzden bilmek hakkın diye düşünüyorum”, gülerek devam etti ki bu çok sık yaşanmazdı “Bunu sadece Haldun Bey ve Serpil Hanım’ın bilmesi yeterli diye düşünmüştüm. Ama merak duygusunun ne kadar zehirli bir şey olduğunu unutmuşum. İsmim beş yıldır sadece ‘Asu’, bunu aslında girdiğim duruşmalara ait tutanaklardan da görüyorsunuz. Neden bu kadar merak konusu olduğunu anlayamasam da anlatayım. Burada çalışmaya başladığım ilk yıl açtığım bir davayla resmi olarak ismimi değiştirdim. Çok farklı olduğunu söyleyemem ama ismimin bana ait hissettirmeyen fazlalıklarından kurtulmak istedim. Arkasında başka bir anlam ya da büyük bir hikaye yok, hepsi bu.” Asu Belinay’a beklenenden çok daha fazla açıklama yapmıştı. Üstelik kurduğu son cümleye kadar tamamen dürüsttü de. Asu için bu hikâyeyi anlatırken küçük beyaz yalanlar eklemek ne kadar kolay olsa da Asude için Asu olmak hiç kolay değildi.
Asu onu hiç uyarmamıştı ama Belinay bu sırrı hiçbir zaman hiç kimseyle paylaşmadı.
Bölüm etkileşimi
