YANILGI kitap kapağı

2. bölüm / 6

YANILGI

Bölüm 2: Gözlerindeki Ateş

Vaveyla Yazarı: Damla Karadağ

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Bölüm 2: Gözlerindeki Ateş

Adamın kum torbasından gözlerini ayırmadan kurduğu bu cümle kapının eşiğinde irkilmesine neden olmuştu. Hızlıca kendini toparladı ve beynindeki tüm cümlelerin plansızca dudaklarından dökülmesine izin verdi. “Dün gece? Buradayım, yani…” Elleriyle başını ovuşturdu, kalp atışları hızlanmıştı. Bir soru sormamıştı ama bir cevap beklediği aşikardı. Ama karşısındaki adamın ilgisi yalnızca kaybetmek üzere olduğu savaştaydı, bir an duraksamak dışında hiçbir tepki vermemişti. Bir cevap alamayacağını anlayınca yarım kalan cümlesini gerçek bir soruya çevirdi: “Beni buraya sen… yani siz mi getirdiniz?” Biraz bekledi, hala bir tepki alamıyordu.
“En son evimin önüne kadar geldiğimi sonra girmekten vazgeçtiğimi hatırlıyorum ama buraya nasıl geldiğimi bilmiyorum, telefonum kapalı. Ayakkabılarımı bulamadım? Kapıyı da üzerime kilitlemişsiniz, açar mısın- mısınız lütfen, ben… eve gitmek istiyorum.”
Adam Asu’nun son cümlesiyle gözlerini kum torbasından ayırıp ona çevirdi. Kısa bir bakışmadan sonra ellerindeki bandajları çıkarırken bir yandan da dün gece olanları sakin bir ses tonuyla, kısa cümlelerle ama şüpheye mahal vermeyecek kadar net bir şekilde anlatmaya başladı. Her gece olduğu gibi sahile koşuya çıkmıştı. Tam eve dönmek üzere caddeye geçeceği sırada kendine doğru gelen Asu’yu fark etmişti. Kadını sima olarak sabah koşularından, sahilde onlardan başka kimsenin olmadığı saatlerden tanıyordu. Ancak Asu ona çarpana dek onunla herhangi temas kurmaya niyeti yoktu. Onun da kendisi gibi sahilin bakir saatlerini seven biri olduğunu düşünmüştü ve onun bu mahrem anlarına her zamanki gibi saygı duyacaktı ancak dün gece adımları her zamanki gibi yere sağlam basmıyordu. Onu gördüğü diğer günlerde adımları yerden her yükseldiğinde ineceği o diğer saniyeye kadar yeryüzüne köklenirmiş gibiyken dün yeryüzü ayaklarının altından çekiliyormuş gibi yürüyordu. O yüzden ondaki farklılığı anlaması uzun sürmemiş ve düşmek üzereyken havada yakalamak zorunda kalmıştı. Önce acil durum kişilerinden birine ulaşabilirim diye düşünerek çantasından telefonunu çıkarmış ancak kapalı olduğunu görünce gece yarısı kollarında yatan baygın bir kadınla ne yapacağını bilemeyerek onu eve getirmek zorunda kalmıştı. Asu içinden "zorunda kaldın" diye tekrar etti ama adamın sözlerini bölmedi.
Telefonunu şarja takmayı denemişti ama telefonlarının modelleri farklıydı, çantasından karıştırmadan bakmış ancak bir şarj aleti görememişti. Adam son cümlelerini söylerken Asu zaten verdiği tepkiden çoktan utanmaya başlamıştı ancak adam özür dilemesine fırsat vermeden, gözleriyle Asu’yu da buyur ederek odadan çıktı ve dış kapıya doğru ilerledi. Kapının üst kısmındaki kilidi çevirmesiyle birlikte kapı hemen açıldı. Kapı o kadar yüksekti Asu kafasını kaldırıp kapının üstünde bir kilit olup olmadığını görmemişti bile. “Özür dilerim, fark etmemişim” dedi gözlerini kaçırarak. Ardından araya girmesine engel olmak ister gibi hızlıca cümlelerini sıraladı. “Evet ben de seni hatırlıyorum” dedi utancıyla birlikte karşısındaki adamı “siz”den “sen”e dönüştürdüğünün farkında değildi. “Sadece birden böyle uyanınca… İnsan tereddüt ediyor yani her şey… nasıl desem…” Cümleleri toparlayamayacağını anlayınca hepsini havada asılı bıraktı ve derin bir nefes alıp “Teşekkür ederim” dedi. “Her şey için.” Daha sonra sanki konuşmasına yeni başlıyormuş ve ilk cümleleri bunlarmış gibi elini adama uzattı ve sakin bir tonda “Ben Asu” dedi.
Adam eliyle salondaki koltuğun arkasını göstererek “Ayakkabıların koltuğun arkasında” dedi çıktığı odaya doğru geri yürürken. “Ayrıca bu bir iyilik değil, bir mecburiyetti, bu yüzden teşekkür etmene gerek yok.” Adamın bu cümlesiyle Asu’nun mahcubiyetinin yerini öfke almıştı. Sadece rica ederim ya da sorun değil demek yerine böyle bir cümle kurmayı ancak böyle bir adam kurardı zaten. Üzerine düşünmesine fırsatı olmadan adamın peşinden odaya girdi. Öfkeyle ağzını açmak üzereydi ki hiç tanımadığı bu adama böylesine bir öfke beslemenin ne kadar mantıksız olduğunu fark etti. Vücudu acıyla baş edebilmek içindeki vicdan azabını katlanılabilir başka bir duyguya dönüştürmeye çalışıyordu. Bunu daha önce de yaşamıştı. Ama şimdi bunu başka bir yabancıya, özellikle de kendine yardım etmiş bir yabancıya yöneltmesinin hiçbir anlamı yoktu. Üstelik adama gerçekten gereksiz ve huzursuz bir gece yaşatmış olmalıydı. Kendi başına gelse nasıl davranacağını tahmin bile edemediği olayı düşünürken fark etmeden adamı incelemeye başladı. Mesleki bir alışkanlıktı bu. Yeni tanıştığı insanların nasıl biri olduğunu anlamak için genelde ilk dakikalarda çok konuşmaz, karşı tarafın söylediklerini ve söylemediklerini dinleyerek o kişiyi gerçekten tanımaya çalışırdı.
Adam o sanki orada yokmuş gibi antrenmanına geri dönmüştü. Kum torbasına her vuruşunda boynundaki gümüş bir künye sallanıyordu. Üzerindeki yazıyı okumak için gözlerini kısıp hafifçe eğildi. Küçüklüğünden, şeffaf mavi çerçeveli gözlük kullandığı zamanlardan kalan bir alışkanlıktı bu. Yirmi dört yaşında gözlerini çizdirmişti ve geçmişindeki birçok şeyi olduğu gibi mavi çerçeveli gözlüğünü de evindeki tozlu raflara kaldırmıştı. Ama insan hayatını geçmişinden, geçmişindeki alışkanlıklarından kurtulmaya da adasa böyle beklenmedik anlarda ortaya çıkan minik alışkanlıkların farkına bile varamadan sürdürüyordu hayatını.
“Pamir…” Asu bunu kısık ama adamın da duyabileceği bir tonda söylemişti. Pamir, Asu’nun odaya geri geldiğini fark etmişti ancak konuşana kadar ona bunu hissettirmemişti. Gözlerini kum torbasından ayırmadan ama Asu’nun odadaki varlığını kabul ederek “Kendini iyi hissedene kadar kalabilirsin” dedi.
Pamir birkaç saat sonra üzerini değiştirmiş ve ıslak saçları ile girişteki büyük odaya girdiğinde orada görmeyi beklediği en son kişi Asu’ydu. Sabah yaptıkları konuşmadan sonra onun çoktan gittiğini düşünmüştü. Asu ise sanki hiçbir şey olmamış gibi gri örtüye sarılmış ve deri koltuğun üstünde tekrar uykuya dalmıştı. Açık kumral saçları yastığı sarılmak ister gibi her yere yayılmıştı. Kızarmış burnu, şişmiş gözlerinden dışarıya uzanan yay gibi uzun kirpikleri, yanaklarına yapışmış inatçı saçlarıyla sabahki sert duruşunun aksine şimdi o da cephede tüm dostlarını kaybetmiş bir asker gibi mağlup görünüyordu. Dün gece çantasında telefonunu ararken avukat kimliğini görmüştü ama Asu’ya bundan bahsetmemişti. Her sabah asker gibi aynı saatte koşuya çıkan, sabahın o erken saatlerine rağmen hiçbir zaman dağınık görünmeyen ve hatta kendine bile itiraf edemese de oldukça güzel gözüken bu kadının tuttuğunu koparan sıkı bir avukat olduğundan emindi. Bir şekilde tanıyor gibi hissettiği bu kadını neyin bu hale getirdiğini düşünmeden edemiyordu.
Asu gözlerini araladığında Pamir’in kaç dakikadır onu izlediğini bilmiyordu. Gerildiğini belli etmemeye çalışarak örtüyü üzerinden attı ve oturduğu koltuktan kalktı.
“Gitmemişsin” dedi Pamir ve bakışlarını Asu’dan ayırıp köşedeki küçük mutfak tezgahına yönelirken. Buzdolabının yanındaki kapağı araladı ve bir paket kahve çıkarıp kahve makinesinin haznesine bir filtre kâğıdı yerleştirdi. Göz kararı ama oldukça fazla kahveyi hazneye döküp paketi eski yerine kaldırdı. Kahvenin demlenmesini beklerken oyalanmak ister gibi odadaki dağınıklığı toparlamaya başlamıştı. Kahve demlenip kendi bardağına doldurana kadar odada küçük mutfak seslerinden başka hiçbir şey yoktu. Pamir kendi kahvesinden bir yudum alıp büyük cam masanın üzerine bıraktı. “Sana da kahve koymamı ister misin?” diye sordu ama daha sorusuna cevap almadan ikinci bardağı almak için mutfak tezgahına doğru yönelirken. Asu’nun şu an bir kahveden daha fazla istediği hiçbir şeye yoktu ama umursamaz bir “olur” demekle yetindi. Beton zeminde ayakları üşümüştü, parmak uçlarında masaya doğru yürüdü ve kendi kahvesiymiş gibi masadaki kahveyi alıp koltuğa geri döndü. Asu Pamir’e bakmıyordu ama Asu onun ara sıra attığı kaçamak bakışlardan ilgisini kendi üzerine çektiğini fark edebiliyordu. Sanki garip davranan hatta genel olarak bu garip durumu yaratan kendisi değilmiş gibi “Çok garip bir adamsın, Pamir” dedi. “Ama sana gerçek bir teşekkür etmeliyim. Bu son davadan sonra birileri beni dün gece o halde görseydi bu sabahki manşetler can yakıcı olurdu.”
Pamir’in Asu’nun neyden bahsettiği hakkında hiçbir fikri yoktu. Öğrenmek de istemiyordu, yani istemese iyi olurdu. Asu gülümsemesinin Pamir’in donuk ifadesinde bir yumuşamaya sebep olacağını umarak gülümsedi ama tam aksine bu Pamir’in yüzünün iyice kasılmasına sebep olmuştu. Bakışlarını Asu’ya çevirip tenini yakarcasına ona baktı ve ardından bir şey söylemeden odadan çıkıp gitti.
Asu onun gözlerindeki ateşi işte ilk o sabah görmüştü.

Koltukta önce biraz daha tavana bakarak uzandı, daha sonra ellerini yüzüne kapatıp birkaç dakika da öyle durdu. Salon da yine tek başınaydı. Mide bulantısı hala etkisini kaybetmemişti, büyük duygularını hep midesinde yaşardı, bugünde öyleydi işte. Başını kaldırıp duvardaki saate baktı. Öğlen olmuştu. Koltuğun arkasındaki ayakkabılarına uzanıp aldı. Ayakkabılarını giyip cam masaya doğru birkaç küçük adım atıp çantasını da aldı ve içindekileri kontrol edip ağzını kapattı. Salondan çıkmak için kapıya yöneldiği sırada gözü tekrar duvardaki ürpertici büyük yağlı boya tabloya takıldı. Neredeyse onunla aynı boyda olan bu tabloya iyice yaklaşıp incelemeye başladı. Elinde mızrak tutan yaşlı bir adam kucağında tuttuğu minik bir bebeğin göğsüne uzanmış ve ondan ağzıyla bir parça koparmış gibi gözüküyordu. Göğsünden çıkan kanların kırmızısı yağlı boya tabloda adeta parlıyordu. Bebeğin yüzündeki acı ve korku tabloyu aşıp bakan kişiye yansıyor gibiydi. Üzerine sıçrayacak kandan kaçmaya çalışır gibi silkelenip hızla tablodan uzaklaştı. Küçük bebeği odada bırakıp kendi acı dünyasına dönmek için dış kapıya yöneldi. Kapıyı açmadan demir kapılı odadan gelen sesleri tekrar kulak kesildi, belli ki Pamir’in tek kişilik oyunu tekrar sahnedeydi.
Çıktığını söylemek için önce odaya çıkış doğru birkaç adım attıysa da sonradan vazgeçti. Kapıyı açıp hızla evden ayrıldı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

213okunma 5beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.