YANILGI kitap kapağı

3. bölüm / 6

YANILGI

Bölüm 3: "Saat: 06.32"

Vaveyla Yazarı: Damla Karadağ

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Bölüm 3: "Saat: 06.32"

O gece o kutlamada Asu’nun hayatındaki tüm ışığını ve kalan son neşesini çalan sadece kısa bir andı. Çok kısa bir an. Patronu Haldun Bey’in; daha doğrusu eski patronu, yeni ortağı Haldun Bey’in, beraat aldırdıkları müvekkilleri ile yaptığı o kısa kapı önü konuşmasıydı. Dürüst, saygın bir iş adamı ve en önemlisi masum bir adam olduğuna inandığı Hakkı Sinan Başaran'ın ellerinin kanla kaplı olduğunu dair o şüphe içine işte o an düşmüştü. Haldun Bey biliyordu. Asu’nun tek bir kırmızı çizgisi vardı, bu kirli dünyaya bulaşmamış bir masumun kanı eline bulaşan kimseyi savunmayacaktı. Bir kadına dokunan kimseyi savunmayacaktı. Bir çocuğa dokunan kimseyi savunmayacaktı. Bunun sözünü almıştı. Geri kalan dünyada birbirlerini yiyebilirlerdi. Geri kalan dünyada zaten herkes kirliydi, herkes griydi. Belindeki silahı çıkarmaya istekli olan kimsenin patlayacak silahtan korkmaya hakkı yoktu. Ama şimdi mahkeme salonuna fırlayan o kadın gözlerinin önünde tekrar belirmişti ve bu kez silinmiyordu. Abim dediği patronu bu saygın ve dürüst iş adamına tanıklık etmişti, o gece onu evine ben bıraktım demişti. Evden çıkmadı demişti, mahkemede de Asu ile yüz yüze yaptığı görüşmelerde de bunu söylemişti. Asu da güvenmişti. Haldun Bey hayatı boyunca ona yalan söylemeyen tek kişiydi. Haldun Bey yıllardır bila bedel baktığı dosyalarda mağdurların yanında olup gerçek kötülerin ceza alması için onunla aynı saflarda savaşmıştı. Bu davayı almadan önce Asu’yla uzun uzun konuşmuş, saatlerce anlatmıştı. Bu adam sıradan bir adam değildi. Ülkeye yaptığı yatırımlarla ünlü, üst makamlarca oldukça sevilen dürüst ve saygın bir iş adamıydı. Ailesi, Başaran İnsan ve Yaşam Derneğinin kurucusuydu, dernek onun yönetimine geçtiğinde daha da büyümüş yüzlerce hatta binlerce insana umut olmuştu. Bu kadar insanın hayatta tutan bir adam başka bir insanı hayattan koparmış olabilir miydi? Yüzlerce müvekkilleri olmuştu, artık o da insan sarrafı sayılırdı. Bu adamın ne kadar iyi bir insan, nasıl iyi bir aile babası olduğunu anlamıyor muydu? Evde bekleyen iki çocuğu bu lekeyle yaşayamazdı elbet. İtibar suikastiydi. Belli ki fazla göz önünde olan bu adam birilerini rahatsız etmişti. Hiçbir iyilik karşılıksız kalmazdı. Bu adamın da yaşadığı buydu. Ölen o masum çocuk da gerçek katilinin bulunmasını hak etmiyor muydu?
İşte tüm bu konuşmalar, Asu’nun, Öz Başaran Holding’in kurucusu Hakkı Sinan Başaran’a suç atfedilmesine yol açan ve davanın dayanağı olan çok önemli bir delil ile ilgili müvekkili lehine çok büyük bir hatayı fark etmesiyle başlamıştı. Bu dosyaya Asu bakmıyordu ancak o gece ofisten tam çıkmak üzereyken telefonuna gelen bir mesaj tüm gece ofiste kalmasına yol açmıştı. Kafasını dağıtmak, kafasındaki düşüncelerden kaçmak istediği gecelerde bir de koşarak kaçamayacak kadar yorgun olduğunu anlarsa ofiste sabahlardı. Ona ait olmayan dosyaları en baştan açar, başkalarının dertlerinin onun dertlerini unutturmasına izin verirdi. İçindeki bu kaçma isteği öyle yoğun olurdu ki o hırsla sarıldığı bu dava dosyalarında bazen hiç fark edilmeyen hataları ya da detayları yakalardı. O gece kaçmak istediği şey de işte bu mesajdı. Telefonuna gelen bu mesaj annesinin cenazesinden beri kapalı tuttuğu bir kutunun açılmasına neden olmuştu. Mesajda hiçbir şey yazmıyordu, abisinin eşinden gelen bir fotoğraftı yalnızca. Ama bir fotoğraf ne kadar uzun konuşabilirse o kadar uzun konuşmuştu o gece onunla. Abisinin bir oğlu olmuştu.
Bu dünya bu aileye çok şey borçluydu çünkü ölüm bu aileye çok tanıdıktı. Çok kayıp yaşasın ya da yaşamasın herkes ölüm acısını bilirdi. Ama bu aile artık bir doğumda bile benzer şeyler hissediyordu. Bu aile için ölüm acı demekse doğum korku demekti… Ölüm korkusu… Çünkü her doğum yeni bir hayat demekti, çok fazla sevgi demekti. Bu aile fazla sevdiği herkesi kaybetmişti.
Çok küçük yaşlarda çok büyük kayıplarla tanışan insanlar hayatla bir pazarlığa girerler. Asu ve abisi, yaşadıkları ilk büyük kayıptan hemen sonra ve yaşayacakları son büyük kayıptan biraz önce o cenazede birbirlerinin gözlerine bakıp hayatla aynı pazarlığı yapmışlardı. “Bu hayata kurban edecek bir canı daha onlar dünyaya getirmeyecekti.”
Abisi tüm o kayıplara rağmen o gün henüz Asu’yu kurban etmemişti. O yüzden bu sözü birbirlerine verebilmişlerdi. Ama yıllar geçip son büyük kayıplarını, annelerini de toprağa verdikten sonra bu ailenin kalan son iki üyesi birbirine sarılmak yerine birbirinin üzerine toprak atmıştı. Böylece kaybedecek kimseleri kalmamıştı.
Abisinin bu dünyaya kaybedebileceği birini daha getirdiğini öğrenince kafasında gerçekten kaçması gereken şeyler belirmişti. O yüzden o gece ofiste sabaha kadar kaldı. Şirketin önemli müvekkillerinden olan ama sebepsizce pek de hazzetmediği Hakkı Sinan Başaran’ın dava klasörlerini dolaptan çıkardı ve toplantı odasındaki masanın üzerine tek tek dizdi. Gün doğumuna yakın saatlere dek her evrakı tek tek inceledi ama saat sabah 06.32’ye kadar farklı giden hiçbir şey yoktu. Yazıcıdan hafif silik çıkarılmış sayfayı hızla dosyadan çıkardı ve detaylıca tekrar bakmak için eline aldı. Telefonunun ekranına dokundu. Saat 06.32’yi gösteriyordu. Telefonun kamerasını açtı ve sayfanın bir fotoğrafını çekip Haldun Bey’e attı. “Bir şey buldum.” Bu kısa mesajın kendini kaybetmesine sebep olacağından habersiz gülümsedi ve kendi kendine tekrar etti. “Bir şey buldum.”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

145okunma 3beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.