YALANIN BENDE KALSIN kitap kapağı

17. bölüm / 17

YALANIN BENDE KALSIN

YALANIN BENDE KALSIN

Vaveyla Yazarı: 145 145

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 17Şu an: YALANIN BENDE KALSIN

Cihangir’in dudakları alaycı bir ifadeyle kıvrıldığında başını hafifçe yana eğmişti.

“Güzel. Sorularını biriktir, Sena. Bu gece hepsine cevap verebileceğimden emin değilim.”

İşte buydu. Adamın en sinir bozucu yanı da buydu zaten. Ne söylerse söylesin son sözü kendisinin söyleyeceğinden zerre şüphe duymuyordu.

“Bin arabaya, güzelim.”

Arabaya bindikten sonra kısa bir yolculuk yaptık. Araç, Kuzguncuk yakınlarında, Boğaz’a nazır lüks bir mekânın önünde durdu.

Geniş cam cepheli, modern tasarımlı restoran şehrin ışıklarını yansıtıyordu. Vale kapıyı açarken, içeriden loş bir caz melodisi duyulmuştu.

İçeri girdiğimizde, kristal avizelerin altında parlayan masa düzenleri ve pencereden görünen Boğaz köprüsü hemen göze çarpıyordu.

Tanrım!

Böyle yerlere bayılıyordum! İnsan yemek yemeye mi gelirdi, yoksa oturup manzaraya bakarak hayatını gözden geçirmeye mi, karar vermek mümkün değildi.

Fakat her manzaranın da içine eden biri olurdu zaten.

Bizimkisi Serkan’dı.

Onu masada görünce adımlarım bir an yavaşlamıştı. Kaşlarımı hafifçe çatarak Cihangir’e döndüm.

“Serkan’ın burada olduğunu söylememiştin,” dedim sesimde şaşkınlıktan çok bir sitem vardı. Gözlerim yeniden masaya kaydığında Serkan, beni fark edince başını eğip selam verdi.

“Serkan senin güvenliğin için burada, Sena,” dedi Cihangir sandalyemi çekerken.

Serkan araya girip omzunu silkerek konuştu.

“Biz de böyle her gece görüşüyoruz. Ama Sena, kusura bakma. Bizi Cihangir’le ayıramazsın!”

Cihangir’le ikimizde ona boş bir bakış atmıştık.

Bazı insanların kendi esprilerine gülmemek için özel bir çaba harcaması gerekiyordu. Serkan ise bunun tam tersiydi. Şakayı yapıyor, beğeniyor, bir de üstüne alkış bekliyordu. Neyse ki benim arkadaşım değildi. Onu Cihangir düşünsün.

Cihangir’e baktığımda gözleri tebessümle bana bakıyordu.

“Burası gerçekten de büyüleyici, Cihangir. İstanbul’u böyle görmek... farklı hissettiriyor, sanki daha az acıtıyor gibi” dedim.

Gerçekten de öyleydi. Onun yanında kendimi hiç olmadığım kadar huzurlu hissediyordum.

Cihangir bir elini omzuma uzattı.

“Biliyorum, güzelim. İstanbul’la aranı düzeltmem gerekiyordu. Seni yanımda, burada tutmak o zaman daha kolay olur.”

“Şehirle aramı düzeltmek için bütün İstanbul’u gezdirmeyi mi planlıyorsun?” diye sordum. Gözlerinin karası mavilerime değiyordu.

“Gerekirse.”

Yanımızdan bir kahkaha yükseldi. Serkan’ın varlığını çok şükür birkaç dakikalığına unutmayı başarmıştım. Bu, başlı başına bir başarıydı.

“Ben bir şey söyleyebilir miyim?” diye araya girdi.

Cihangir ona bakmadan konuşuyordu, gözlerini gözlerimden ayırmamıştı.

“Hayır.”

“Daha ne söyleyeceğimi bilmiyorsun, oğlum.”

“Bilmem gerekmiyor, Serkan.”

Gülmemek için kendimi zor tutuyordum.

“Sena, bak,” dedi Serkan bana dönerek. “Bu adamın romantizm anlayışını geliştirmek için yıllardır uğraşıyorum. Geldiğimiz noktaya bak. Bir kadını yemeğe getiriyor. Tabi yanın da ben varım. Hem de seni koruması için en çok güvendiği kişi olarak romantik yemeğin ortasında oturuyorum. Sonra ne yapıyor? İstanbul’u sevdirerek seni yanında tutmaya çalışıyor. Biraz daha zorlarsak sana İstanbulkart da alacak ama ona da güvenemez. Malum İstanbul bu. Her an bir yerden sürpriz çıkabilir.”

Bu kez kahkahamı tutamamıştım.

Cihangir ağır ağır başını sallayarak ona baktı.

“Yemeğini ye, Serkan.”

“Bak, işte Sena. Bundan bahsediyorum.” Serkan çatalını eline aldı. “Duygularıyla baş edemeyince konuyu değiştiriyor. Yıllardır aynı adam, Sena. Bir gram gelişme yok.”

“Serkan! Senin duygularınla baş etmek zorunda kalmadığım için her gün şükrediyorum lan ben!” dedi Cihangir.

Serkan göğsüne elini koyup yaralanmış gibi geriye yaslandı.

“Bunca yıllık dostluğun ardından bu ha?”

“İstersen dostluğumuzu da sorgulayabiliriz.”

“Yok, ben iyiyim.”

Cihangir’in yüzünde en ufak bir duygu belirtisi yoktu Serkan’a karşı. Aksine bakışlarını yeniden bana döndürdüğünde bu sefer dudaklarında bir gülümseme belirdi.

“Sen eğlenmene bak, güzelim. Serkan’ın kendini önemli hissetmek için arada konuşması gerekiyor.”

“Ben de tam olarak bunu söylüyorum!” Diye atıldı Serkan. “Sena beni anlamıştır, teşekkür ederim Sena.”

“Rica ederim,” dedim gülümseyerek. “Ama İstanbulkart konunda haklı olabilir. Cihangir’in güven problemleri olduğunu düşünmeye başladım.”

Serkan kahkaha atmıştı, restoranın ortasında.

“İşte! Sonunda beni anlayan biri.”

Cihangir bardağını eline alırken ikimize de kısacık bir bakış atmıştı.

“İkiniz çok eğleniyorsunuz, bakıyorum.”

“Sen de katılabilirsin,” dedim masunca.

“Benim eğlence anlayışım biraz farklı, güzelim.”

Tam ona ne demek istediğini soracaktım ki restoranın girişindeki hareketlilik dikkatimizi çekmişti.

İçerisi bir anda kalabalıklaşmıştı.

Masaların arasından ilerleyen adamı gördüğümde önce neden herkesin ona baktığını anlamadım. Siyah takım elbisesi, kendinden emin adımları ve çevresine karşı en ufak bir ilgi göstermeyen tavrıyla kalabalığın arasından geçiyordu. Fakat masamıza doğru yaklaştıkça havada oksijenin bittiğini hissettim.

Gülümsemem yavaşça silindi

Macit Kolcuoğlu.

Hakkında öğrendiklerimden sonra yüzünü ilk kez görüyordum.

Refleksle Cihangir’e baktım.

Az önce benimle uğraşan adamdan eser yoktu. Elindeki bardağı ağır ağır masaya bıraktı. Bakışları Macit’e kilitlenmişti. Soğuk, ölçülü ve tek bir ayrıntıyı bile kaçırmayan bakışlar.

Serkan’ın yüzündeki ifade de değişmişti. Sandalyesini geriye iterek doğruldu ama tamamen ayağa kalkmadı. Sanki Cihangir’den gelecek en küçük işareti bekliyordu.

Korumalar fark edilmeden yer değiştirdiğinde birkaç saniye öncesine kadar yanımızda olduklarını bile fark etmemiştim. Şimdi ise masanın çevresinde görünmez bir duvar oluşmuştu.

Biraz önce kahkahalarla dolu olan masamızda çıt çıkmıyordu.

Macit ağır adımlarla masamıza doğru ilerledi.

Cihangir sonunda sandalyesinden kalktı.

“Dur,” dedi sakince.

Tek kelimeydi ama Macit’in adamları anında durmuştu.

Resmen tüm restorandaki insanlar bize bakıyordu. Birkaç dakika önce yalnızca manzarayla ilgilenen ben bile gözlerimi karşımdaki iki adamdan alamıyordum. Ki onlar ne yapsın? Bakarlardı yani...

Cihangir başını yana eğdiğinde bakışlarını bir an olsun Macit’ten ayırmamıştı.

“Ulan orospu çocuğu... hangi yüzle çıktın karşıma?”

Macit durmamıştı.

Bize doğru bir adım daha attı.

Gözleri bana kaydığında yüzünde beliren gülümseme içimde bir yeri kesip geçmişti. Soğuk, rahatsız edici ve tuhaf biçimde tanıdık.

İşte o an, Cihangir’in tüm sabrı tükendi.

Hiç tereddüt etmeden beni arkasına çekti. Hareketi o kadar hızlıydı ki ne zaman ayağa kalktığımı ne zaman onun arkasına geçtiğimi anlayamadım bile.

Bir sonraki anda görüş alanım tamamen kapanmıştı. Yalnızca onun sırtını, omuzlarının gerginliğini ve önümde dimdik duran varlığını hissedebiliyordum.

Ardından silahını çekip Macit’in başına dayadı.

Restorandaki herkes donup kalmıştı. Buna bende dahildim. Az önce masalarda yükselen konuşmalar kesilmişti. Resmen insanlar şimdi nefes almaya bile çekiniyormuş gibi bize bakıyordu.

“Burası senin oyun alanın değil, Macit,” dedi Cihangir, dişlerinin arasından. “Etrafına bak! Sana dedim uzak dur dedim!”

Cihangir silahının emniyetini açtığında gözlerimi sıkıca kapattım.

Sonra...

Silah sesleri.

Restoranın girişinden yükselen patlama sesiyle Cihangir’e biraz daha sokuldum. İnsanlar çığlık atıyordu, yere eğiliyor, sandalyeler devriliyordu. Kaosun ortasındaydık Alllah’ım.

Sonra bakışlarım istemsizce girişte duran adama kaydı.

Onu tanıyordum.

Artık yüzü bana yabancı değildi.

Cahit Mert Kolcuoğlu.

Elinde silahıyla içeri girdiğinde bakışları doğrudan babasına kilitlendi.

Sonra Cihangir’in elindeki silahı gördü.

“Baba!” diye bağırdı. Adımlarını hızlandırmıştı ama aramızda birkaç metre kala Cihangir’in tam karşısında durdu.

Cahit yavaşça ellerini kaldırdı. Bakışları babasıyla Cihangir arasında gidip geliyordu.

“Dur!” dedi nefes nefese. “Ona dokunamazsın, Cihangir!”

Babasına doğru bir adım daha attı.

“Bak, ben buradayım. Onu bırak anlaşalım. Tamam mı?”

Cihangir hala önümdeydi. Bir milim bile yerinden kıpırdamamıştı.

“Cahit...” dedi.

Onun adını söylerken bile içinde bastırılmış bir öfke vardı.

“Baban burada ne arıyor? Ben sana ne dedim? Gördüğüm yerde indiririm demedim mi lan!”

Çenesini sıktı.

“Oyun mu oynuyoruz burada?”

Macit, restoranın ortasında histerik bir kahkaha attı. Sanki silah Cihangir’in elinde değilmiş, bütün bu yaşananlar onun istediği gibi ilerliyormuş gibi rahattı.

“Bak, oğlum?” dedi alayla. “Görüyor musun? Bizim karşımızda hala oyuna devam ediyorlar!”

Kaşlarım kendiliğinden çatıldı. Herkes sürekli aynı şeyi söylüyordu.

Oyun.

Oyun.

Oyun.

Vallahi artık bıkmıştım bu laftan.

Oyunmuş.

Bir de sanki hepimiz bu oyunu biliyormuşuz gibi davranıyorlardı. Ben daha hangi oyunun ortasında kaldığımı bile anlamamıştım!

Cahit, babasına doğru adım atarken Serkan birden ateş etti.

Silah sesi restoranın içinde yankılanmıştı.

“AHHH!”

Macit’in bedeni geriye doğru savruldu. Masaya çarpıp dengesini kaybedecekken Cahit son anda onu tutmuştu.

Restoran bir anda kaosa sürüklendi. Korumalar ateş etmeye başladığında masalar devrildi, bardaklar kırıldı, silahlar patlamaya başladı. Müşteriler çığlıklar atarak yerlere kapanıyordu. Ben mi?

Ben hala Cihangir’in arkasında duruyordum.

Fakat Cihangir, hızlıca pozisyonunu değiştirip beni kollarının arasına aldı.

“Arka kapı, hemen!”

Korumalar da anında harekete geçti. Etrafımızda bir kalkan oluşturulmuştu. Birkaç saniye içinde kendimi insanların çığlıkları, silah sesleri ve devrilen sandalyeler arasında, Cihangir’in göğsüne bastırılmış halde buldum.

Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki bu gece yerinden çıkmadıysa, bir daha da çıkmazdı zaten.

Bir de ben daha akşam yemeğine gelirken manzaraya bayılmıştım. İnsan hayatının birkaç dakika içinde bu kadar dramatik bir şekilde değişebilmesi gerçekten inanılmazdı.

Cihangir beni kendisine daha sıkı çekerek ilerledi. Bir eli benimdeydi, diğerinde silahı vardı. Bakışları her hareketi, her köşeyi tarıyordu. Masada benimle uğraşan adam gitmiş, yerine bambaşka biri gelmişti.

“Başını eğ, Sena.”

Hiç itiraz etmemiştim. Başımı severdim.

Arka kapıya ulaştığımızda korumaların biri öne geçerek çıkışı kontrol etti. Cihangir beni arkasına aldığında hala silahını indirmemişti. Ancak dışarısının güvenli olduğunu anladığında beni de dışarı çekti. Temiz hava yüzüme çarptığında derin bir nefes almaya çalıştım. Ama ciğerlerim sanki az önce içeride kalmıştı. Cihangir tekrar belimden tuttuğunda bana dönüp yüzümü, kollarımı, üzerimdeki kıyafetleri hızlıca kontrol etti. Bakışları yüzümde durduğunda çenesindeki kasın gerildiğini fark ettim.

“Sena, iyi misin?”

Başımı salladım.

“İyiyim.”

Cihangir, gözlerimin içine birkaç saniye daha baktıktan sonra beni aracın yanına çekti.

“Arabaya bin.”

Araca bindiğimizde Hakan gaz pedalına yüklenmişti. Araç hızla uzaklaşırken geriye dönüp baktım. Kapıdan Serkan da çıkmıştı.

Hemen Cihangir’e döndüm

“Serkan... Serkan’ı bıraktık Cihangir!!”

“Arkadaki arabayla bizi takip eder, Sena sorun yok.”

Başımı sallamakla yetindim.

Kaosun hâkim olduğu bu gece, duygularımın boşalmasına neden olmuştu. Kendimi çok ama çok kötü hissediyordum. Sanki birkaç saat içinde yaşadıklarımın etkisi şimdi üzerime geliyordu.

Yanımda oturan Cihangir’e döndüm. Yüzündeki keskin ifade, söylemeyi düşündüğüm her şeyi daha dudaklarından çıkmadan susturuyordu. Ne düşündüğünü bilmiyordum. Bildiğim tek şey, şu an onunla konuşabilecek gücü kendimde bulamadığımdı.

Yol boyunca aramızdaki sessizlik giderek büyüdü. Camdan dışarı baktım, ama gördüğüm hiçbir şeye odaklanamıyordum. Bir an önce arabadan inmeliydim, kendimle kalmalıydım.

Araba hızla evin önüne geldiğinde Serkan’da diğer araçtan inerek yanımıza yaklaştı.

“Sena, sen iyi misin? Titriyorsun!” dedi.

Titriyor muydum gerçekten?

Saçmalama.

Ben Tarık Algın’ın kızıydım!...

Bunu söylemek istemiştim ama Serkan haklıydı. Gerçekten titriyordum.

Cihangir, elini omzuma koyduğu anda nefesim hızlanmıştı. Parmaklarımın ucundan başlayıp bütün bedenime yayılan titremeyi durduramıyordum. Göğsümde giderek büyüyen bir sıkışma vardı. Nefes almaya çalıştıkça sanki ciğerlerime yeterince hava ulaşmıyordu.

Bu da neydi böyle?

Daha önce hiç yaşamadığım, adını koyamadığım bir histi. Bedenim bana ait değilmiş gibi davranıyordu. Birkaç saniye önce ayakta durabiliyorken şimdi dizlerimin bağı çözülüyordu.

“Sena.”

Cihangir’in sesini duydum ama cevap veremedim. Bir elimle koluna tutunmaya çalıştım. Parmaklarım ceketinin kumaşına kapanırken görüşüm bulanıklaştı. Ayaklarımın altındaki zemin kayıyormuş gibi hissettim.

“Sena! Tamam, ben buradayım, merak etme,” dedi beni kendine doğru çekti.

“Sana bir şey olmayacak, güzelim.”

Kollarımı boynuna doladım, çünkü ona ihtiyacım vardı. Cihangir beni nazikçe kucağına aldı. Bir kolunu sırtıma, diğerini dizlerimin altına yerleştirerek beni göğsüne yasladı.

“Sıkıntı yok,” diye fısıldadı. “Güvendeyiz. Şimdi beni dinle, Sena. Nefes al. Hadi, benimle birlikte nefes al.”

Gözlerimi kapattım.

Göğsünün altında düzenli biçimde yükselip alçalan nefesini hissetmeye çalıştım. İlk denememde başaramadım. Nefesim yine kesik kesik geldiğinde parmaklarımı ceketine daha sıkı geçirdim.

“Tanıdığım Kızıl böyle koy vermez. Hadi Sena kendine gel” dedi Cihangir.

Sesindeki tını bana ulaşmayı başarmıştı. Nefesim yavaş yavaş düzelmişti. Hala kendimi tam anlamıyla toparlayamamıştım ama artık en azından nefes alabiliyordum.

Cihangir başını saçlarıma yasladı. Beni kollarından ayırmadan kendime gelmemi bekledi.

“Ben buradayım... her zaman senin için buradayım güzelim.”

Gözlerimi kapattım.

O gece, ilk defa güçlü olmak zorunda olmadığımı hissetmiştim.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

8okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18