YALANIN BENDE KALSIN

Vaveyla Yazarı: 145 145

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 17Şu an: YALANIN BENDE KALSIN

“ “Kimmiş bakalım, Cihangir Soytürk? Senden dinleyelim, Kerem Günay!”

Başımı çevirdiğimde o sert duruşuyla Cihangir’i gördüm.

Ne zamandır oradaydı, bilmiyordum. Koyu takım elbisesi içinde rahat bir tavırla karşımızdaydı. Yüzünde belli belirsiz bir gülümseme vardı ama gözleri sanki Kerem’i onlarca parçaya bölmüştü bile.

Kerem şaşkınlıkla arkasına yaslanıp Cihangir’i baştan aşağı süzdü.

“Güzel,” dedi. “Senden bahsediyorduk zaten.”

Cihangir’in dudaklarının kenarı hafifçe kıvrılmıştı. Sesi meydan okur gibiydi, ama içinde kıskançlığın sert tonu vardı.

“Eeee Kerem Günay, umarım en azından hakkımda doğru şeyler söylüyorsundur.”

“Bunu öğrenmek için biraz daha konuşmamız gerek, Cihangir.”

“Vaktim var” dedi Cihangir bakışlarını benden ayırmadan yanımdaki sandalyeyi çekti. Oturmadan önce başıma eğilip bir öpücük kondurdu.

“Ama önce Sena’nın neden benim evimden ayrılması gerektiğine karar verdiğini açıkla, ben de sana bazı şeyleri anlatabileyim.”

Refleksle elini tuttum.

Lütfen bir delilik yapma, Cihangir...

Kerem’in yüzü gerilmişti. Bakışları ellerimize takıldı. Elimi çekmek istediğim de bu kez Cihangir elimi bırakmamıştı. Parmaklarını biraz daha sıktı, sanki bana ben buradayım, der gibiydi.

Kerem tam konuşacakken araya girme ihtiyacı hissettim. Çünkü bu masada ya yalanlarım ortaya çıkacaktı. Ya da yeni sevgilimle hayatıma devam edecektim.

Allah’ım neydim ne oldum!

“Cihangir, Kerem benim çok yakın arkadaşım. Beni merak etmiş, akşam bizi haberlerde görünce... Ona Urla’da seninle tanıştığımı ve senin için İstanbul’a geldiğimi anlatıyordum ki, sen geldin.”

Cümlemi bitirdiğimde kalbim ağzımda atıyordu resmen.

Ne olur yalanımı bozma, Cihangir. Ne olur...

Ama o, gözlerini benden ayırmadan konuştu.

“Sena, olanları biraz eksik anlatmış sanırım.”

Bir an boğazım kurudu.

Yok artık, gerçekten mi?

Her şeyi mi anlatacak?

Cihangir sonunda bakışlarını Kerem’e çevirdiğinde yüzündeki o belli belirsiz alaycı gülümsemesi ne düşündüğünü anlamamı zorlaştırıyordu.

“Sen anlat bakalım o zaman, işin doğrusunu, Cihangir” dedi.

Cihangir bir süre sessiz kaldı, sonra dudak kenarları belli belirsiz kıvrıldı.

“Sena’yı ilk gördüğümde âşık oldum ben ona” dedi. “Bütün bu karmaşanın içinde bile onu sevmeme izin verdi.”

Bir saniyeliğine zaman durmuştu sanki.

Cihangir’in sesi yankı gibi kulağımda dolanıyordu. Kalbim ondan bir adım geri atmak isterken, hislerim onu tam tersi yönde çekiyordu.

Ne yapıyorsun sen Cihangir? Beni mi koruyorsun, yoksa beni köşeye mi sıkıştırıyorsun?

Kerem şaşkınlıkla ona bakmıştı, şahsen ben de öyle bakıyordum.

Çünkü böyle bir cevap vereceği aklımın ucundan geçmezdi. Bir anda, masanın üzerindeki bardaklar bile sessizliğe bürünmüş gibiydi.

Kerem benim aksime kendini toparlayıp konuştu.

“Ne kadar zamandır berabersiniz?” diye sordu.

Ne olur bana sorma, Kerem.

Çünkü bana sorsaydı... Kesin boşluğuma gelir, üç gündür, derdim. Ve o an bütün yalanım, Cihangir’in gözlerinde erirdi.

Neyse ki sorusunun muhatabı Cihangir’di.

“Bir aydır beraberiz” dedi Cihangir. Sanki dünyanın en sıradan bilgisini veriyordu. Gerçi dünya için bunlar gerçekten çok sıradandı. Ama bizim için tam bir muammaydı.

Kerem’in bakışları altında eziliyordum. Çünkü bana sana inanamıyorum, der gibi bakıyordu.

Vallahi Keremciğim, ben de inanamıyorum. Ama şimdilik ayak uyduruyorum, dedim gözlerimle.

Neyse ki bakışlarımdan bir şey anlamamıştı.

“Peki, niye söylemedin, Sena? Bana neden bahsetmedin?” dedi Kerem, bu sefer muhatabı bendim.

Cihangir, özellikle bana neden bahsetmedin kısmına takılmış olmalıydı ki elini omzuma koyup beni kendine doğru çekti.

Sanki benim o der gibiydi.

Kerem’in rahatsız olduğu o kadar belliydi ki şimdi onun canını sıkmış olmaktan dolayı içim acıyordu. Canım arkadaşım benim.

Ama bir yandan da gönlüm hiç ferman dinlemiyordu.

Ne yapayım?

Bende bu oyuna ayak uydurup başımı Cihangir’in omzuna koydum.

Kerem artık bakışlarını benden kaçırıyordu, gitmek için hareketlendiği sırada, başımı Cihangir’in omzundan kaldırdım.

“Kerem böyle yapma. Sen benim en yakınımsın. Gerçekten söyleyecektim, sadece bizim için de her şey hala yeni. İstanbul’a gelmek olsun, yaşadıklarım olsun... Bunların benim için ne kadar zor olduğunu biliyorsun. Ne olursun, böyle kızgın bakma bana.”

Kerem’in yüzünde hafif bir yumuşama belirdi.

“Şimdi nerede kalıyorsun, Sena?” diye sordu Kerem.

Halbuki Cihangir’in yanında kaldığımı ilk başta söylemiştim, bunu bilerek soruyordu.

Ama benden önce Cihangir cevap verdi.

“Benim yanımda” dedi, sert ve çizgisini belli eder bir tonla.

Söylediği şey son derece basitti. Kerem’in bakışları yeniden ona döndü.

“Onu anladık zaten, Cihangir. Ben Sena’ya sordum.”

Cihangir alaycı gülümsemesiyle Kerem’e açıkça meydan okuyordu.

“Duydum, Günay. Yalnız sorunun cevabı değişmedi.”

İçimden derin bir nefes aldım. Bunlar böyle devam ederlerse Cahit’e falan hiç gerek kalmazdı ölmek için. Çünkü birbirlerinin boğazına sarılacakları kesindi.

Kerem sonunda Cihangir’le meydan okumasına son verip bakışlarını bana çevirdi.

“Peki. Eve gidince konumunu at, yarın akşam çocuklarla geliriz” Ardından yeniden Cihangir’e döndü. “Sizin için uygunsa” demeyi ihmal etmemişti Allah’tan. Saygı çerçevesine geri dönmüştük sonunda.

Şükürler olsun!

“Olur, Sena’nın İzmir grubuyla tanışmak isterim.”

Bir an duraksadım.

Bir dakika...

İzmir grubumu nereden biliyordu ki?

Cihangir’e baktığımda yüzünde bu cümleyi sorgulamama neden olacak bir ifade yoktu. Sanki arkadaşlarımdan haberdar olması dünyanın en doğal şeyiymiş gibi davranıyordu. Kerem’in yanında daha fazla üsteleyememiştim. Ama gider gitmez bunu ona soracağımdan emindim.

“O zaman anlaştık. Yarın sizde görüşürüz.” Kerem ceketini düzeltirken sesi yeniden ciddileşmişti. “Bir şey olursa beni ara, Sena. Saatin bir önemi yok, tamam mı?”

Sözü daha çok Cihangir’e gözdağı vermek ister gibiydi. Ama bilmediği bir gerçek vardı: Cihangir, benim gerçekten sevgilim değildi.

Kerem gitmek için hareketlendiğinde ben de onu geçirmek için ayağa kalktım. Fakat Cihangir beni hafifçe kendine doğru çekti. Ardından Kerem’e elini uzattı.

İkisi el sıkıştığında, bu sıradan bir el sıkışma değildi; açıkçası aralarında durmama gerek yoktu. Sanki aralarında savaş başlamadan önceki sert bir temas gibiydi olanlar.

Kerem bozuntuya vermeden başını salladı.

“Görüşürüz.”

Sonra o içten gülümsemesiyle bana dönüp gülümsedi ve yanımızdan ayrıldı.

Ay, resmen şu üç günde ne içtiğim kahveden ne sigaradan bir şey anlamıştım.

Biraz nefes almalıydım.

“Bana kiminle görüştüğünü neden söylemedin, Sena?” dedi birden Cihangir.

Daha yeni biraz nefes almaya ihtiyacım olduğunu söylüyordum ama nafileydi.

Başımı ona çevirdim.

Açıkçası, görüştüğüm kişinin cinsiyetinin bu kadar önemli olabileceğini düşünmemiştim.

“Cinsiyete takılacağını düşünmemiştim” dedim pat diye.

Cihangir’in kaşı hafifçe kalkmıştı. Ciddi misin? der gibiydi.

“Cinsiyete takıldığımı kim söyledi?”

Bir an duraksadım.

“E, az önce--”

“Dünkü haberlerden sonra biraz olsun dikkatli davranman gerektiğini düşünmüştüm.” Kapkara gözlerini gözlerime sabitlemişti. Yani ne istiyordu mavilerimde boğulmak mı?

“Neredeyse bütün Türkiye senin benim sevgilim olduğunu düşünüyor. Bir de yeni bir magazin haberi çıkmasını istemezsin sanırım herhalde.”

Dudaklarımı birbirine bastırdım.

Haklıydı.

Bunu kabul etmek hiç hoşuma gitmese de haklıydı. Ama sonuçta Kerem benim arkadaşımdı. Yine de son birkaç gündür yaşadıklarım yetmezmiş gibi bir de yeni bir haberle hiç ama hiç uğraşamazdım.

“Peki, İzmir grubumu nereden biliyorsun Cihangir?” diye sordum. “Telefonumu mu karıştırdın?”

Cihangir, inanamayan bakışlarla gözlerimi bakıyordu.

Neyim ben aptal falan mı yani böyle bakıyor bana?

Ve o anda fark ettim ki hala yan yanaydık.

Hatta aramızda olması gerekenden çok daha az mesafe vardı. Dibimde, nefesi yüzüme kadar ulaşan bir Cihangir Soytürk vardı.

Ondan etkilendiğimin farkındaydı. Ama o da benden etkilendiğini belli etmeden duramıyordu.

“Telefonuna bakmak yerine, biraz akıl yürütseydin, senin hayatın hakkında bilgi sahibi olabileceğimi anlardın, Sena,” dedi.

Evet, evet aptaldım ben. Net yani.

Anlamayan, şaşkın gözlerle ona bakmaya devam ediyordum.

Başını hafifçe yana eğdiğinde yanağında beliren o küçük gamzesi de ortaya çıkmıştı. Ben ona bakarken o konuşmaya devam ediyordu.

“Yani diyorum ki...” hafifçe eğildi, sesi düşük ama daha çekiciydi. “Üniversiteden arkadaşım dediğin kişi Kerem’di. O da ‘bizim çocuklarla geliriz’ dedi. Düşününce o arkadaşlarının da İzmir’de tanıştığın kişiler olması gerekiyordu. Çünkü sen İstanbul’a gelmediğin için ikinizin de arkadaş edinebileceği tek ortak nokta İzmir deki üniversite arkadaşlarınızdı.”

İçimden sessizce, Vay be, dedim.

Cihangir’in gözleri, gülümsemesiyle birleşince daha da anlamlı bir hal almıştı. Belli ki zekice bir çıkarım yapmış olmanın keyfini sürüyordu.

“Beni bozmadığın için teşekkür ederim” dedim. “Kerem’e yalan söylemek istemezdim ama söylemeseydim, Cahit konusu çözülene kadar yanında kalmama asla izin vermezdi.”

Cihangir, hafifçe kaşlarını kaldırdı.

“Senin bende kalman için ondan izin istediğimi hatırlamıyorum, Sena,” dedi. Sesi alttan alta uyarıcı bir tondaydı.

“Senin için demesi kolay,” dedim içimi çekerek. “Ama inan bana, Kerem kafasına koyduğunu mutlaka yapar. Biraz fazla korumacıdır bana karşı. Üniversitede kaç kişiyi bana sarkıntılık ettikleri için dövdü bir bilsen... Yerim onda ayrıdır, onun da yeri bende ayrı.”

Cihangir’in yüzündeki ifade pek değişmemişti.

“Öyle mi?” dedi. “Peki, o kişileri dövenin Kerem olduğunu nereden biliyorsun?

Şaşkınlıkla yüzüne baktım.

“Ne demek nereden biliyorum? Çünkü döven oydu?”

“Gördün mü Sena?”

Bir an duraksadım.

“Hayır ama...”

Cihangir’in dudaklarının kenarı hafifçe kıvrılmıştı. Hayır sanki Kerem değil de o dövmüş gibi konuşmuyor muydu?

Enteresan bir insandı, Cihangir Soytürk.

“Öyleyse bu kadar emin konuşman ilginç,” dedi sonunda.

Beynim artık onu anlayamamaktan afallamıştı.

“Cihangir, ne demeye çalıyorsun?

“Hiçbir şey, Sena.” Omzunu silkiyordu bir de çocuk gibi. “Sadece birinin birilerini dövmüş olmasıyla, o kişinin Kerem olduğunu bilmen arasında küçük bir fark var sadece.”

“Sen gerçekten insanı deli ediyorsun,” diye söylendim masada. Neyse ki insanların bakışları artık üstümüzde değildi.

Elimi çantama atıp telefonumu aldım, saate baktığımda 15.35’ti.

Hızla yerimden kalktım.

Cihangir hemen başını kaldırmıştı.

“Bir şey mi oldu?” diye sordu.

“Akşam için elbise almam lazım” dedim. “Yoksa davete evdeki elbiselerden biriyle geleceğim.”

Bunu hafifçe üzülmüş bir ses tonuyla söylemiştim, ama aslında küçük bir sitem gizlemiştim içine, belki anlar diye

Cihangir ise hiçbir şey söylememişti. Hesabı ödedikten sonra kafeden çıktık. Hakan bizim için kafenin kapısını açtığında dışarıda siyah bir araba bizi bekliyordu. Arabaya biner binmez Cihangir bana döndü.

“Eve gidelim Sena,” dedi. “Evdeki elbiselerden birini giyersin, olur mu?”

Bir an donup kalmıştım.

Şaka yapmıştım ben... Gerçekten ciddiye mi aldı?

Suratım asılmasına rağmen Cihangir hiç oralı olmamıştı. Yol boyunca tek kelime etmedim. Resmen o da beni kendi halime bıraktı.

Eve vardığımızda onun inmesini beklemeden arabadan indim eve doğruca kapıya yöneldim.

Bahar hanım kapıyı açtığında gülen yüzüyle beni karşılamıştı. Şahsen şu an gülecek havada değildim ama yine de ufak bir gülümseme dudaklarımda belirdi.

İçeri adımımı atmıştım ki Bahar Hanım seslendi.

“Sena Hanım, kuaför ve yardımcıları az önce geldiler efendim. Bu kattaki misafir odasında sizi bekliyorlar.”

Söylediklerini tam anlayamamıştım.

Şaşkınca arkamdan gelen Cihangir’e döndüm. Yüzünde öyle bir gülümseme vardı ki yanaklarındaki o küçük gamzesiyle birlikte içimi eritiyordu.

“Önce odana çık” dedi yumuşak bir sesle. “Orada seni bekleyen bir hediye var.”

Bir an bile düşünmeden çocuk gibi boynuna sarılmıştım.

Cihangir’in de şaşırdığı her halinden belliydi; kollarımın arasındaki bu adam ne yapacağımı kestiremiyordu. Ben kollarımı biraz daha sıkınca yavaşça kendine geldi, sonunda o da belime kollarını belime doladı.

Tam o anda arkamızdan gelen bir ıslık sesiyle Cihangir’in kolları arasında kalmıştım. Hızla kollarımı çekip iki adım geriye atmaya çalıştığımda Cihangir’in elleri hala belimdeydi ama ben geri çekilince istemeden bırakmak zorunda kaldı.

Odaya giren kişi, o güzel anın katiliydi.

Serkan.

Bahar Hanım’a dönüp pis pis sırıtıyordu.

“Bakıyorum da burada keyifler yerinde” Ardından bize doğru baktı. “Abla sence de havada bir şeyler yok mu, burada bir elektrik var gibi?”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

21okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 136

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurgugenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18