15. bölüm / 17
YALANIN BENDE KALSINYALANIN BENDE KALSIN
Bölümler 17Şu an: YALANIN BENDE KALSIN
- 1 YALANIN BENDE KALSIN1.561 kelime
- 2 YALANIN BENDE KALSIN3.040 kelime
- 3 YALANIN BENDE KALSIN2.135 kelime
- 4 YALANIN BENDE KALSIN1.958 kelime
- 5 YALANIN BENDE KALSIN2.279 kelime
- 6 YALANIN BENDE KALSIN2.445 kelime
- 7 YALANIN BENDE KALSIN2.190 kelime
- 8 YALANIN BENDE KALSIN1.671 kelime
- 9 YALANIN BENDE KALSIN2.203 kelime
- 10 YALANIN BENDE KALSIN1.995 kelime
- 11 YALANIN BENDE KALSIN2.697 kelime
- 12 YALANIN BENDE KALSIN4.137 kelime
- 13 YALANIN BENDE KALSIN924 kelime
- 14 YALANIN BENDE KALSIN1.486 kelime
- 15 YALANIN BENDE KALSIN1.020 kelime · Okuduğun bölüm
- 16 YALANIN BENDE KALSIN1.679 kelime
- 17 YALANIN BENDE KALSIN1.727 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bir an durdu.
“...başka şeyleri fark ediyor, güzelim.”
Açıkçası bu sözleri beklemiyordum. Yine de yüzümdeki şaşkınlığı gizlemek için çantamı koltuğun üzerine bıraktım.
“Beni buraya yalnızca odanın dekorasyonunu eleştirmem için çağırmadın herhalde.”
Güldü. Sonra masanın üzerindeki dosyayı eline alıp bana doğru uzattı.
Ama dosyayı elime almadan önce sormam gereken bir soru vardı.
“Arabada bir çanta vardı, Cihangir. İçinde bilgisayar, dosyalar. Bir de senin yazdığın not...”
Bakışları yüzümde geziniyordu.
“Evet?”
“Çantayı dün koymuşsun arabaya.”
“Doğru.”
Kaşlarımı çattım. Ay resmen bu adam insanı delirtirdi.
“Cihangir, sen dün vurulmuştun!” dedim sesimdeki şaşkınlığı ve öfkeyi hissederken. “Bütün o olanların arasında ne ara bunu akıl edip hazırladın?”
“Senin bugün geleceğini bilmiyordum, Sena.”
“Öyleyse bu çanta ne?”
“Bir gün geleceğini biliyordum. Ne zaman geleceğini değil.”
Bu adam beni deli ediyordu!
“Bu nasıl bir cevap şimdi?”
“Seni biraz tanıdıysam, merak ettiğin bir şeyin dışında kalmaya uzun süre dayanamazsın. Hele ki merak ettiğin şey benim dünyamsa...”
Kısa bir an durdu, ardından gülümseyerek bana baktı.
“Bir gün buraya gelmek isteyeceğini düşündüm.”
Çantayı hatırlayınca yeniden şaşkınlıkla ona baktım.
“Peki ya dün? Sen vurulmuştun?
“Talimat verdim, Sena. Hepsi bu. Notuysa kendim yazdım. Merak etme, kalemi tutabilecek durumdayım.”
Gözlerimi devirmiştim.
“Seninle konuşmak gerçekten imkansız, Cihangir.”
“Yine de buradasın.”
Evet, buradaydım.
“Peki, ne iş yapacağım ben?” diye sordum elimdeki dosyaya bakarak.
Cihangir çenesini hafifçe kaldırdığında gözlerimin tam karşısında durdu. Karanlığı mavilerime değdiğinde istemsizce ona doğru çekilmiştim. Yalı neyse de şirkette de böyle olacaksak, insanlara çok malzeme verirdik biz. Gerçi Cihangir vermezdi ama...
“Önce bir incele.”
“Cihangir, ciddi soruyorum. Ne iş yapacağım yani?”
“Ben de ciddi cevap veriyorum, Sena. İnceleyeceksin, gözlemleyeceksin. Sonra konuşacağız.”
Derin bir nefes alma ihtiyacı hissetmiştim.
“Benim eğitimim, iç mimarlık,” dedim. “Urla’dayken küçük tasarımlar yapıyordum. Bazen bir evin odalarını yeniden kurguluyor, yaşam alanlarını baştan aşağı dönüştürüyordum. Ama burası bir şirket, Cihangir.”
Etrafıma kısa bir bakış attım.
“Senin odanı tasarlamak başka, burası başka. Burası şirketin en önemli yerlerinden biri. Her gün onlarca insanın girip çıktığı, önemli kararların alındığı bir yer. Benim gibi deneyimsiz birine yaptırmak istediğine emin misin?”
Cihangir, yüzümden gözlerini ayırmadan dinledi. Sonra masadan doğrulup bana biraz daha yaklaştı.
“Ben de tam olarak bunu söylüyorum,” dedi sakin bir sesle.
“Neyi? Gerçekten deneyimsiz olduğumu kabul edip bana bu odayı tasarlatmayacağını mı?
Cihangir öyle içten güldü ki bir an ona bakakalmıştım. Karşımda duran bu adama bir adım daha yaklaştım. Elimi kaldırıp parmak uçlarımı sakallarında gezdirdim.
Tanrım, Cihangir gerçekten çok tatlıydı. Elimi yanağına götürdüğünde başını avcuma doğru eğdi. Ardından bileğimi kavrayıp avcumun içine bir öpücük bıraktı.
Kalbim, hiç gereği yokken hızlanmıştı.
“Bu oda benim alanım,” dedi, elimi hala bırakmadan. “Ama senin işin burayı dekore etmek değil.”
Bir anda durdu. Başparmağı bileğimin üzerinde ağır ağır gezinirken bakışlarını gözlerime sabitledi.
“Projelerimizin çoğu yeni konutlar ve oteller üzerine. Mekânın ruhunu okuyabilen birine ihtiyacımız var. Otellerde, yaşam alanlarında... projelere dahil olursun.”
Başımı biraz yana doğru eğdim.
“Yani bana güveniyorsun, deneyimsiz birine öyle mi?”
“Buraya kadar gelip hala bunu mu soruyorsun, güzelim?”
Dudaklarımı büzerek cevap verdim.
“Peki ya buradaki çalışanlar?”
Cihangir’in kaşları hafifçe çatılmıştı.
“Ne olmuş onlara?”
“Buraya geldiğimde ne düşüneceklerini biliyorsun.” Elimi çenesinin kenarında gezdirdim. “Seninle birlikte olduğum için burada bulunduğumu düşünecekler.”
Cihangir belimden kavrayıp beni kendine çekti.
“Benim şirketimde kimin ne düşüneceğiyle ilgilenmiyorum, Sena. Sen de ilgilenme.”
İçimde uzun zamandır kaybettiğimi sandığım o üretme isteği, sanki bir yerlerden yeniden kıpırdanıyordu. İstanbul’un anıları ağırdı benim için, ama belki de bu şehirde boğulmamanım yolu, kaçmak değil tutunmaktı.
“Peki, Bay Soytürk. Madem bana bu kadar güveniyorsunuz, nereden başlıyoruz?”
Cihangir gülümseyerek masaya bıraktığım dosyayı yeniden aldı.
“Önce şuna bakacaksın.”
Dosyayı bana uzattığında elimden tutup beni yandaki koltuğa yönlendirdi. Yanına oturup dosyayı dizlerimin üzerine koydum.
İlk sayfayı çevirdiğimde karşıma bir otel projesinin görselleri çıktı. Adından kat planları, oda yerleşimleri ve malzeme örnekleri geldi.
“Bunu kim tasarladı?”
“Ekibimiz.”
Başımı ona çevirdim.
“Bunu beğenmedim.”
Cihangir’in yüzünde belli belirsiz bir gülümseme vardı.
“Daha beş dakika önce bu şirkette ne yapacağını bilmiyordun.”
“Artık biliyorum ama.” Sesim beklediğimden daha emin çıkmıştı.
Dosyayı yeniden önüme çektim. Birkaç sayfa daha çevirdikten sonra belirli bir görselde durdum.
“Burada bir sorun var. Her şey çok güzel görünüyor ama hiçbir şey hissettirmiyor. Odaya girdiğimde bir otelde olduğumu anlayacağım, evet. Ama neden burada kalmak isteyeyim?
Cihangir cevap vermemişti. Bu kez ona baktığımda beni gerçekten dinlediğini fark ettim. Alay etmiyordu. Gerçekten dinliyordu.
Kapı hafifçe tıklatıldığında sohbetimiz yarım kalmıştı.
İçeri, kısa saçlı ve enerjik tavırlarıyla dikkat çeken bir kadın girdi. Güzelliği gösterişli değildi aksine abartısızlığının içinde insanın dönüp bir kez daha bakmasını sağlayan bir şey vardı.
“Cihangir, toplantı odası hazır.” Ardından bakışlarını bana çevirdi.
“Sena Hanım da geliyor mu?”
“Evet,” dedi Cihangir. “Bugün bizimle.”
Kadının gözleri yeniden bana döndü. Bu kez bakışları biraz daha yüzümde gezindi. İnceleyen değil de ölçen bir bakıştı sanki gözleri.
Dudaklarında küçük bir gülümseme belirdiğinde Cihangir’e döndü.
“Masaya yeni biri oturunca havanın değişmesi kaçınılmaz oluyor tabi.”
Cihangir’in ona attığı bakış, benim çözemediğim ve anlamadığım bir şey taşıyordu.
“İyi yönde umarım,” dedi.
“Kesinlikle Cihangir,” diye karşılık verdi kadın. “Bazı insanların orada bulunması gerektiğini anlamak için uzun uzun düşünmeye gerek yok. Hem Sena’nın bizimle olması... birçok açıdan kolaylık sağlayacaktır. Bunu sende benim kadar iyi biliyorsun.”
Bu kez Cihangir’in bakışı daha da sertleşmişti ama ses tonu aksine daha sakin çıktı.
“Evet, biliyorum.”
Ne hakkında konuştuklarını tam olarak anlamıyordum ama konuşmanın bana dokunduğu açıktı. Kadının Cihangir’e ismiyle hitap etmesi, üstelik onun yanında bu kadar rahat davranması ve benim şirkette bulunmamı sıradan bir durumdan fazlasıymış gibi değerlendirmesi, zihnimde birbirine bağlayamadığım birkaç soru bırakmıştı.
Üstelik Cihangir de söylediklerinin ne anlama geldiğini açıklamak için en ufak bir çaba göstermiyordu.
Kadın bana doğru yaklaştığında yüzüne sıcak bir gülümseme yerleştirdi ve elini uzattı.
“Ece Yılmaz.”
Elini sıktım. Tokalaşması kendinden emin, gülümsemesi samimi gibiydi.
“Memnun oldum,” dedim.
“Ben de. Seninle çok yakın arkadaş olacağımızı şimdiden biliyorum.”
Sesi şaka yapıyor gibi çıkmıştı ama cümlesi benim için fazla netti.
Hayır, yani nereden biliyor benim onu seveceğimi?
Onu tanımıyordum bile.
“Memnun oldum,” diye tekrarladım, bu kez gülümsemeye çalışarak.
Hiçbir zaman içimden gelmeden gülümseyebilen biri olmamıştım. Bir şeyi hissetmiyorsam yüzümde varmış gibi göstermekte de pek başarılı sayılmazdım. Dolayısıyla Ece’ye sunduğum tebessümün ne kadar zorlama olduğu yüzümden okunuyor olmalıydı.
Bana son bir kez baktıktan sonra Cihangir’e döndü ve kapıya yöneldi.
“Toplantı odasında görüşürüz,” dedi.
Bunu bana mı söylemişti, yoksa ikimize birden mi emin olmamıştım.
Kapı kapanır kapanmaz bakışlarım istemsizce Cihangir’e kaydı. Kaşlarımın çatıldığını hissediyordum.
Kim bu kadın?
Bölüm etkileşimi
