YALANIN BENDE KALSIN

Vaveyla Yazarı: 145 145

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 17Şu an: YALANIN BENDE KALSIN

Benim için o artık yalnızca Uyuz Serkan’dı!

“Senin şarjın mı bitti Serkan?” dedim, kaşlarımı kaldırarak. “İstersen sana priz bulalım.”

Bahar Hanım araya girmek istercesine bir adım attı ama Cihangir’in yüzündeki sabırlı gülümseme, onu durduruyordu.

“Yok yok, bırak konuşsunlar” dedi Cihangir. “Serkan’ın enerjisini düşürmek imkânsız zaten.”

Serkan, ellerini cebine sokup başını hafif yana eğdi sanki çocukmuş gibi.

“Ben sadece, gözlerimle gördüğümü söylüyorum.”

“Ne bok işin var gene burada Serkan? Hayırdır?” dedi Cihangir.

Sesindeki ton, her zamanki sakinliğinden çok uzaktı.

“Oğlum, beraber gitmeyecek miydik bu akşam. Ondan geldim” dedi Serkan, sanki hiçbir şey olmamış gibi rahat tavrıyla.

Cihangir gülümseyerek beni işaret ediyordu.

“Ben Sena’yla gidiyorum, seni bilemem dostum.”

Yaa... resmen eriyordum ama haberi yoktu.

Serkan’a küçük bir zafer edasıyla baktıktan sonra, odama çıkacağımı söyledim.

Yatağın üzerinde duran o şık kutuyu görünce kalbim hızla atmaya başlamıştı. Üzerinde “Perry” imzası vardı. Sadece o ismin bile pahalı anlamına geldiğini biliyordum. Kutuyu açtığımda nefesim kesilir gibi oldu.

Siyah, saten bir elbiseydi bu.

İlk bakışta sade görünüyordu ama detaylarıyla adete ben buradayım diye haykırıyordu. Drapeli yakası ve ince askıları omuzlarımı zarifçe ortaya çıkarırken derin göğüs dekoltesi, elbiseye cesur bir hava katıyordu. Sırtındaki bağlama detayıysa tam bir cesaret dokunuşu katmıştı.

Parmak uçlarımı saten kumaşın üzerinde gezdirdim.

Cihangir Soytürk...

Bir insanın hediye seçerken bile bu kadar iddialı olması normal miydi?

Elbiseyi giydikten sonra altına siyah, ince topuklu bir ayakkabı seçmiştim. Aynanın karşısına geçtiğimde birkaç saniye kendime bakakaldım. Karşımda tanıdığım ama sanki daha önce görmediğim bir kadın vardı.

Güçlü, zarif ve bir o kadar da iddialı.

Dudaklarımın kenarı kendiliğinden kıvrılmıştı. Elbisenin üzerimde nasıl durduğunu beğenmiştim. Hem de fazlasıyla.

Kuaförün yanına indiğimde saçlarım çoktan şekil almaya başlamıştı. Islak, görünümlü, maskülen topuz modeliyle sırt dekoltem dengelenmişti. İtiraf etmeliyim, sırtımın açık kalmasını özellikle istemiştim. Bu konuda fikrimi değiştirmeye hiç niyetim yoktu.

Makyajım tamamlandığında saate baktım.

Neredeyse sekiz olmuştu.

Hazırlanmam şaka gibiydi, ama aynadaki sonuç her saniyeye değmişti. Sonra aklıma, elbiseyi seçen adam geldi.

Acaba beğenecek miydi?

Bir dakika, Sena. Kendine gel. Elbiseyi beğenmek başka, Cihangir’in beğenmesini ummak bambaşka.

Yine de odadan çıkar çıkmaz onu görmek istiyordum. Koridordan çıktığımda Cihangir’in yanına gitmek üzereydim ki Bahar Hanım’la karşılaştım.

“Sena Hanım,” dedi beni görünce. Gülümsemesi her zamankinden biraz daha belirgindi. “Maşallah, çok güzel olmuşsunuz.”

“Teşekkür ederim, Bahar Hanım.”

Elbisemin askısını düzeltirken gözlerim istemsizce koridorun diğer ucuna kaymıştım.

“Cihangir hazırlandı mı?” diye sordum.

“Cihangir Bey, sizi bekliyor Sena Hanım. Serkan Bey’le birlikte dışarıdalar.”

Kalbim gereksiz yere hızlanmıştı.

Gereksiz yere heyecanlanma, Sena. Alt tarafı bir elbise.

Ama mesele elbise değildi ve bunu kendime itiraf etmek istemiyordum.

“Peki, teşekkür ederim,” diyerek merdivenlere yöneldim.

Bahçede, arabanın yanında Serkan ve Cihangir hareketli bir konuşma içindeydiler.

Serkan beni fark edince sustu, gözleriyle Cihangir’e beni işaret ediyordu.

Cihangir arkasını dönüp bana baktığında... bacaklarım gerçekten titredi. Üzerinde siyah, kusursuz kesimli bir takım elbise vardı. Gömleğinin yakası açıktı, her zamanki gibi zahmetsiz görünen ama en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş bir şıklığı vardı.

Başını çevirip gözleri beni bulduğunda bakışları önce yüzümde durdu, ardından üzerimde gezindi. Sanki gözleriyle elbisemin her kıvrımını ezberliyordu.

“Demek elbise meselesi bu kadar önemliydi.”

Gözlerimi devirdim. Ciddi miydi?

“Bir kere de güzel bir şey söyle, olmaz mı?”

Serkan’ı gerisinde bırakıp yanıma geldiğinde karşımda durdu. Bakışları mavilerimle buluşmuştu.

“Söyleyeceklerimi duymaya hazır olduğundan emin misin Sena?”

Cevap vermek üzerindeydim ki Serkan gözlerini devirerek arabaya yöneldi.

“Hadi o zaman, prenses hazırsa gidelim.”

Sesi alaycıydı ama umursamadım. Şu an onunla uğraşacak halim yoktu.

Cihangir, bana elini uzattıktan arabanın kapısını açtı. Elini tutarken parmak uçlarımız birbirine değmişti. O küçücük temas bile kalbimi hızlandırmaya yetti.

Arabaya bindiğimizde içeride yumuşak bir müzik çalıyordu. Hava kararmış, dışarıda şehir ışıkları akmaya başlamıştı bile. Serkan ön koltukta telefonuyla ilgilenirken Cihangir yanımda oturuyordu.

Başımı çevirip dışarıya bakmaya başlamıştım. Birkaç saniye sonra üzerimde gezinen bakışları önce yüzüme baktı. Ardından boynumdan omuzlarıma, oradan da sırtımı açıkta bırakan elbiseme kaydı.

Bu kez bakışlarını kaçırmakta acele etmiyordu.

Demek ki gerçekten de hoşuna gitmiştim.

Koltukta bana biraz daha yaklaştı ve kulağıma doğru eğildiğinde dudaklarının arasından çıkan nefesi boynuma değiyordu.

“Siyah... en çok sana yakışıyor Sena.”

Sesi alçaktı ama etkisi fazlaydı. İstemsizce yutkundu.

Başımı ona çevirdiğimde gözleri hala üzerimdeydi. Yüzündeki o alışıldık emin ifade yerindeydi ama bakışlarında başka bir şey vardı.

“Ben... bu kadar açık olduğunu fark etmemiştim,” dedi. “Böyle durmuyordu. Bilerek mi böyle yaptın?”

Kaşlarımı kaldırdım.

“Neyi?”

Bakışları gözlerime kilitlendi.

“Saçlarını.” Derin bir nefes aldı.” Ve beni sabrımla sınamayı.”

Gülümsememi bu kez saklamamıştım.

“Belki de sorun senin sabrındadır, Cihangir.”

Söylediğim şey onu tatmin etmemiş gibiydi.

“Olabilir. Ayrıca kimsenin sana bakmasıyla ilgili bir sorunum yok, yanlış anlama.”

“Merak etme,” dedim. “Kimsenin bana bakmasıyla ilgili bir sorunum yok.”

“Güzel.” Ceketinin düğmesini açmıştı. “Benim de kimin baktığıyla ilgili sorunum yok. Yalnızca ne kadar uzun baktıklarıyla ilgileniyorum.”

Bu kıskançlık mıydı? Yoksa kıskançlık numarası mıydı?

Gözleri meydan okurcasına vücudumda geziniyordu. Tam o sırada Serkan gülerek araya girdi.

“Arka koltukta ciddi bir sahiplenme iç güdüsü dönüyor gibi ama merak etmeyin, ben sadece yolu izliyorum.”

Cihangir ona dönmedi bile. Gözlerini benden ayırmadan konuşuyordu.

“İn istersen Serkan. Ama yürüyerek gelirsin.”

Serkan’ın gülüşü bir anda kesilmişti arabanın içinde.

Üsküdar’da, Beylerbeyi’nde bulunan Palace Hotel’e vardığımızda, Boğaz kıyısına, kurulmuş ihtişamlı binanın ışıkları çoktan geceyi aydınlatıyordu. İçerideki avizelerin parıltısı dışarıdan bile seçiliyor, binanın her köşesinden lüks ve güç hissediliyordu.

Her yerde korumalar vardı.

Bir yardım gecesinde bu kadar korumanın ne işi olurdu?

Gerçi, buraya gelirken bizim dışımızda iki araç daha bize eşlik etmişti. Sanırım ultra zenginlerin dünyasında güvende olmak biraz da gösteriş meselesiydi.

Araba durduğunda Cihangir bana döndü.

“Sena, buradaki herkes senin, benim sevgilim olduğunu düşünüyor. Sende ona göre davranmalısın. Yanımdan bir an olsun ayrılma?

Zaten ayrılacak olsam nereye gidecektim ki?

“Nerede, nasıl davranmam gerektiğini biliyorum,” dedim kendimden emin bir ses tonuyla.

Ona baktığımda yüzünde beliren gülümseme o kısa anı sonsuzmuş gibi hissettirdi.

“Dışarıda magazinciler var. İstersen arka kapıdan girebiliriz.”

Neden istemeyecekmişim ki?

İlk defa bu kadar güzel hissettiğim bir gecede, onun yanında olmaktan çekinmeyecektim. Üstelik insanların bizi birlikte görmesinden de korkmuyordum.

“Benim için sorun değil” dedim gülümseyerek.

Gülümsemem hoşuna gitmişti; dudak kenarındaki o gamze bir an belirip kaybolmuştu. Sonra dışarıda bekleyen Hakan’a başıyla işaret etti.

Kapı açıldığında flaşlar bir anda patladığında birkaç saniye boyunca gözlerim kamaştı. Kalabalığın içinden yükselen sesler birbirine karışıyordu.

“Cihangir Bey, ne zamandır birliktesiniz?”

“Evlilik planınız var mı?”

Sorular peş peşe geliyordu. Flaşlar aralıklarla patlıyor, herkes bizden bir cevap koparmaya çalışıyordu.

Cihangir’in eli belimdeydi, parmaklarıyla sırtımı okşarcasına bastırdı. O temasla birlikte içimdeki tüm gerginlik yavaşça dağılmıştı.

Otelin içine girdikten sonra etkinliğin düzenlendiği, deniz kenarındaki alana geçtik. Sanki herkes bana bakıyordu.

Gerçekten Cihangir’in sevgilisi olmadığımı biliyor gibiydiler. Belki de bu yalnızca benim kuruntumdu. Sonuçta onun yanında bulunmaya alışık değildim. Üstelik hakkımızda çıkan haberlerin ardından insanların merakını üzerimize çekmemiz kaçınılmazdı.

Cihangir tedirginliğimi fark etmiş olmalıydı ki adımlarını yavaşça durdurdu. Ardından Serkan’a dönüp benim için bir şeyler getirmesini istedi.

“Sena için bir şeyler getir.”

Serkan kısa bir bakışla ikimizi süzdükten sonra uzaklaştı.

Ben etrafı incelerken, o bana bir adım daha yaklaştı ve yavaşça dudaklarını başıma değdirdi.

Ben dahil, salondaki bütün kadınlar şok olmuştuk, Cihangir Soytürk’ün böyle bir şey yapması, anlaşılan pek alışıldık bir şey değildi. Ama tüm o şaşkınlığımın altında, kendime açıklamakta zorlandığım tuhaf bir rahatlık vardı. Belimdeki eli hala yerindeydi ve ben, ilk kez bu kadar kalabalığın ortasında kendimi o kadar da yabancı hissetmiyordum.

Demek ki bu oyunu kurallarına göre oynayacaktık.

Öyleyse ben de rolümü hakkıyla oynayabilirdim. Ne de olsa bu gece onun sevgilisiydim.

Cihangir’den aldığım cesaretle, belimde duran elini tuttum ve dudaklarına ufak bir öpücük kondurdum.

Bu kez şaşırma sırası ondaydı.

En azından bir anlığına öyle olacağını düşünmüştüm. Fakat beklediğimin aksine, yüzünde şaşkınlıktan çok hoşnutluğa benzeyen bir ifade vardı. Yaptığımdan memnun olmuşçasına gülümsediğinde gözlerindeki o koyu karanlık kalbime kadar değmişti, sadece bana ne yaptığının farkında bile değildi.

Ya da belki de fazlasıyla farkındaydı. Asıl sorun buydu.

Cihangir, konukların arasında yerimizi alabilmemiz için bize ayrılan masayı işaret ettiğinde, kalabalık bir grubun olduğu masaya ilerleyip oturduk. Bir yanımda Cihangir, diğer yanımda Serkan vardı.

Masadaki çoğu kişiyi ismen tanıyordum; televizyon ekranlarından, dergi kapaklarından ya da magazin haberlerinden... Hepsinin yüzünü bir yerlerden hatırlıyordum ama aynı masada oturacağımızı hiç düşünmemiştim.

Karşımda oturan adam, turizm sektöründe büyük başarılar elde etmiş bir isimdi, Semih Ceylan. Geceye eşiyle birlikte katılmıştı. Onları daha önce pek çok magazin haberinde görmüştüm. Fotoğraflarında birbirlerine bakışları, yan yana duruşları, hatta birbirlerine dokunuşları bile aralarındaki bağı belli ediyordu.

İster istemez yanımdaki adama baktım.

Cihangir, önündeki kadehle ilgileniyordu. Acaba insanlar bizi de böyle mi görmüştü?

Birbirine aitmiş gibi duran iki yabancıyı mı, yoksa gerçekten birbirini seven bir çifti mi?

Ay, görse ne olacaktı? Sahteydik biz.

Serkan’ın benim için getirdiği Cosmopolitan kokteyl, ilk yudumda burnuma keskin bir votka kokusu yaymıştı. Limon suyunun ekşiliği neredeyse kaybolmuştu; inşallah çarpılmazdım, içki içmek konusunda çok da iyi değildim, o esnada sahne ışıkları biraz azaldı.

Eski bir haber spikeri olan Hande Korkmaz, mikrofona doğru ilerledi. Kırmızı elbisesinin içinde zarif, sesi ise alıştığım o tok ve güven veren tondaydı. Yaşını hiç göstermiyordu o kadar kendinden emin, o kadar asil duruyordu ki salondaki tüm gözler bir anda ona çevrildi.

“Bu gece” dedi Hande Korkmaz, “çocukların haklarını desteklemek ve özel sektörden kaynak sağlamak amacıyla buradayız. Bir çocuğun sağlıklı bir şekilde büyümesi, eğitim görmesi ve hayatta kendi ayaklarının üzerinde durabilmesi için... Her bir bağışçımız, ihtiyaç sahibi çocuklarımızın hayatına dokunarak onlara daha güzel bir gelecek sunabilir.”

Salondan nazik bir alkış yükselmişti. Bazı konuklar ellerini zarifçe birbirine vururken, diğerleri sadece başlarını onaylarcasına eğdi. Masalarda fısıltılar dolaşıyordu; kimisi Hande’nin elbisesini, kimisi masadaki ünlüleri konuşuyordu.

Zengin de olsan illaki dedikodu yaparsın işte.

“Bu gece” diye devam etti Hande Hanım, tebessümünü koruyarak “sadece açık arttırmadan aldığınız eşyalarla ayrılmayacaksınız aynı zamanda bir çocuğa umutta olacaksınız.”

Işıklar biraz daha kısıldığında, sahnenin önündeki spot gerdanlığın üzerine yoğunlaştı.

“Açık arttırma için gelen ilk antika parçamız” dedi, “turizm sektörünün öncü isimlerinden Semih Bey ve eşi Sena Ceylan’ın koleksiyonundan: yakut taşlarla bezenmiş göz alıcı bir gerdanlık. Açılış fiyatı iki yüz elli bin dolar.”

Salondan birkaç nefes sesi duyuldu; bir kadın ‘İnanılmaz...’ diyordu.

Şahsen bende ilk defa bu kadar pahalı bir şey görüyordum. Gözlerim istemsiz açılmıştı.

Tavanın ortasındaki kristal avizeler ışığı öyle bir kırıyordu ki, her bir yakut taşının üzerinde dans eden parıltılar göz kamaştırıcıydı. Kadehlerin birbirine çarpan sesi, fısıltılar ve zaman zaman yükselen heyecanlı nefesle karışıyordu.

Bir masada iki kadın birbirine eğilip “O parayı çocuklar için mi, reklam için mi veriyorlar bakalım...” dedi.

Parayı çocuklar için değil de reklam için veriyorlarsa yazıklar olsun ya.

Gerdanlığın açılış fiyatı çoktan ikiye katlanmıştı. Elimdeki kokteyli yudumlarken, sıvının boğazımdan geçişini hissettim. Serin ama içimde bir sıcaklık bırakıyordu.

O sırada Cihangir, elini sakin bir kararlılıkla kaldırdı.

Salon sessizleşti. Herkes onun ağzından çıkacak sayıyı bekliyordu.

“Bir milyon dolar.”

Sesi ağır, kendinden emin, neredeyse bir emir gibiydi. Bir milyon dolar...

Bu kadar büyük bir rakamı bir mücevhere vermek inanılmaz.

Kaç karatlık bir gerdanlıktı bu?

Altı iri yakut, kan kırmızısı bir hizada dizilmişti; ışık her taşın üzerinde farklı bir şekile bürünüyordu.

Ama o hikâyenin en parlayan noktası artık o değildi, Cihangir’di.

Onun teklifi sonrası hiçbir ses çıkmadı. Kimse o sessiz gücün karşısına geçmeye cesaret edemedi. Eğer biri daha yüksek bir teklif verseydi, yemin ederim kalbim o anda dayanamazdı.

Hande Hanım, yüzünde profesyonel bir tebessümle, “Satılmıştır” dediğinde salondaki hava hareketlendi.

Cihangir başını hafifçe eğip teşekkür etti, o kadar. Gösterişsiz, ama inanılmaz etkileyiciydi.

Oturduğum sandalyede Cihangir’e biraz daha yaklaştım; aramızda yalnızca birkaç santimetre vardı.

O an burnuma tatlı kehribar kokusu doldu, sıcak, yumuşak ve tehlikeli bir koku...

Bedenim, irademi hiçe sayarak o kokunun içinde erimişti. Bu adamın varlığında pürüzsüz bir tatlılık vardı; nefes almak bile başlı başına bir zevke dönüşüyordu.

Cihangir ona doğru biraz daha eğildiğimi fark ettiğinde tüm dikkatini bana çevirdi. Gözleri, sanki çevredeki bütün ışığı emiyordu. O tanıdık, tatlı ve tehlikeli gülümsemesiyle beni dinlerken ne soracağımı merak etmiş gibiydi.

“Sence de biraz fazla teklif etmedin mi?”

“Yani... çocuklar için yardım etmek elbette çok güzel bir şey ama gerçekten küçük bir servet harcadın o gerdanlık için?”

Cihangir gözlerini dudaklarıma sabitleyip alçak bir sesle konuşuyordu.

“Benim olmasını istediğim her şey...” Kısa bir duraksama yaşadı, nefesimin göğsümde sıkıştığını hissettim.

“Bir başkasının erişemeyeceği değerlere sahip olmalı, Sena. Buna bir gerdanlık da dahil.”

Bu adam, gerçekten ne istediğini bilen biriydi. Ve belki de asıl tehlike buydu, istediğini almayı da biliyordu.

Kendime gelmeliydim. Cihangir’in her cümlesine anlam yüklemeye başlarsam bu gecenin sonu gelmezdi.

Dikkatimi masadakilere verdim. Serkan, diğer konuklarla zoraki bir sohbete dalmıştı. Bu her halinden belliydi. Kısa süre de tanıdığım alaycı ve şakacı halinden oldukça farklıydı. Elimdeki kokteylden bir yudum daha aldım. Votkanın keskin tadı bu kez boğazımı yakarken yüzümü buruşturmamak için kendimi zor tutuyordum.

Belki de biraz hava almam gerekiyordu. Üstelik sigara içmek için de bir bahaneydi.

Sandalyemi geriye çekip ayağa kalktım.

“Ben biraz hava alacağım” dedim Cihangir’e.

Gözlerinin ucuyla beni izlediğini fark ediyordum.

“Sigara içmeye çıkıyorum,” diye ekledim. Cihangir kadehini masaya bırakmıştı. Bakışları yüzümde kısa bir süre gezindi.

“Çok uzaklaşma Sena. Görüş alanımda kaldığın sürece sorun yok”

Başımı hafifçe salladım.

“Merak etme. Kaybolmaya niyetim yok.”

Bir şey demesine izin vermeden masadan ayrıldım.

Çünkü kızmıştım.

İnsan, yanındaki kadın yerinden kalktığında en azından Bende geleyim, demez miydi?

Ama Cihangir’de tık yoktu.

Bir elimde kokteylim, diğerinde çantamla salonun biraz daha loş kalan kısmına, geniş masaların arkasındaki bistro masalardan birine geçtim.

Yeni getirilen kadeh elime geçtiğinde, bir sigara yaktım. Duman, nefesimle birlikte havada kalıyordu. İlk yudumu aldığımda yüzümü buruşturmuştum. Bu kokteyl falan değildi, resmen votkaydı. Ne limonun ekşiliği vardı ne de kızılcık suyunun tadı.

Hafifçe başımın dönmeye başladığını hissettim; muhtemelen biraz beni çarpmıştı.

Harika. Bir de sarhoş olacaktım.

Tam o sırada, çıplak omuzlarımda bir el hissettim.

Cihangir’in geldiğini düşünerek başımı çevirdim.

Ama o değildi.

Yanıma oturan adamın parfümü daha keskin, sesi daha yabancıydı.

“Merhaba güzelim,” dedi, dudaklarının kenarında kural tanımayan bir gülümsemeyle.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

26okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18