yalancı katil kitap kapağı

2. bölüm / 6

yalancı katil

Katilin Arkasında Bıraktığı Tanık

Vaveyla Yazarı: Gofik _fzt

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Katilin Arkasında Bıraktığı Tanık

1. Bölüm: Katilin Arkasında Bıraktığı Tanık
Yatakta uzanmış vlog videosu izliyordum ve aynı zamanda kola içip cips ve jelibon yiyordum. Lakin videodaki kız iyice saçmalamaya başlamıştı.
Baymıştı.
Sıkılmış bir şekilde bilgisayarda izlediğim videoyu değiştirdim. Favori dizim olan Yaprak Dökümü açtım. Necla’nın Oğuz’a kaçtığı bölümü açtım.
Şu bölüm çoğu aksiyon sahnesine bin basardı. Dizinin en iyi bölümü bile olabilirdi. O entrika harikaydı.
Bölümü biraz ileri sardım ve tam o kaçış kısmına getirdim.
Garibim Leyla o mücveri yiyememişti. Yazık.
Necla Leyla’nın suratına mantoyu fırlatıp evden çıktı. Sonrasında zaten Leyla delirmişti.
“Kocamı da aldı. Kocamla kaçtılar,” diye Leyla’nın repliğini onunla beraber söylüyordum. Leyla delirip camı çerçeveyi kırmaya başladığında daha da dikkatli izlemeye başladım.
Ali Rıza Bey’in ağzının tadı yine kaçmıştı.
Tam o sırada odamın kapısı şiddetle çalınmaya başladı. Korkuyla sıçramıştım. Yediğim cips boğazıma kaçmıştı.
Evin kapısı çalınsa tamamdı ama odamın kapısı çalıyordu.
İyi de ben evde tektim ve tek yaşıyordum. Laptopumu kapattım. Komodinin üstüne koydum ve yediğim şeyleri de koydum.
O sırada kapıyı çalan kişi konuştu.
“Jale kapıyı aç!” bu ses karşı komşum olan Yasemin Teyze’nin sesiydi. Eve nasıl girmişti bu kadın?
Ayağa kalkıp kapının kilidini açtım.
Eğer odamda olursam her zaman kapımı kilitlerdim. Bu bende çok küçüklükten kalma bir alışkanlıktı.
Kapıyı açtığım gibi Yasemin Teyze boynuma sarıldı. “Çok şükür sen iyisin! Allah’ıma şükürler olsun iyisin!” diyerek ağlıyordu. Onu geri ittim. Hiçbir şey anlamamıştım.
Bir şeyler olduğu kesindi.
“Yasemin Teyze ne oluyor?” diye sordum. Bir anda bana şaşkınlıkla bakmaya başladı. “Kızım yardım edin diye bağırdın ya. İyi ki bağırmışsın. Sessiz kalsaydın kesin seni de ölü bulurduk,” dediğinde dehşete düştüm.
“Ne ölüsünden bahsediyorsun Yasemin Teyze? Ben yardım edin diye bağırmadım,” dedim. O anda bana şefkatle baktı. “Gel,” dedi.
Beni bir anda elimden tutup salona götürdü.
Salona girmemle çığlık atmam bir oldu.
Televizyonun tam karşısında olan koltuğumda bir adam ağızından karnına kadar kesilip yarılmıştı. Adamın bütün kanı koltuğa ve yere akmıştı.
Elimin kolumun canı çekiliyordu. Donup kalmıştım. Titremeye başladığımda kapıya tutundum. O anda korkuyla derin nefesler almaya başladım.
O anda bacaklarım beni daha fazla taşıyamadı. Kendimi yere bırakmamla hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamam bir oldu.
“Bu ne böyle!” diye bağırdığımda Yasemin Teyze bana sarıldı. “Kızım on dakika önce bütün apartmanı ayağa kaldırdın,” dedi.
Neyden bahsediyordu bu kadın ya! Salonumda birisi öldürülmüştü! Bana binayı ayağa kaldırdın diyordu!
Yapmadığım şeyi söylüyordu.
Kafamı iki yana salladım. “Ben öyle bir şey yapmadım,” deyip daha çok ağlamaya başladım. “Korkma birazdan polisler gelir,” Yasemin Teyze bunu dediğinde sıkıca ona sarıldım.
“Nasıl korkmayayım! Evimde birisi öldürülmüş! Nasıl korkmayacağım!” diyerek daha çok ağladım.
Kan kokusu midemi bulandırıyordu. Kusmuğum sürekli ağzıma geliyordu.
“Jale kızım hadi kalk,” Yasemin Teyze bu dediğinde geri çekildim ama ağlamam azalmıyordu aksine şiddetleniyordu.
“Jale,” bana seslenen kişiye baktım. Alt komşum Serhat Amca’ydı. Yasemin Teyze’yle beraber beni ayağa kaldırdılar ve mutfağa götürdüler. Bir sandalyeye oturttular.
Ellerimle yüzümü kapattım. O da neydi ya öyle! Ben dizi izliyordum! Şimdi bu da neydi böyle!
Yasemin Teyze ellerimi yüzümden çekti. “Kızım bir şey duymadın mı?” diye sorduğunda başımı şiddetle iki yana salladım. Yasemin Teyze de üstüme gelmedi.
Yasemin Teyze bana sakinleşmem için bir bardak su içirdi ama işe yaramıyordu. Sakinleşemiyordum.
Gözyaşlarım sicimle akıyordu. Adamın o hali gözümün önündeydi. Gerçi şu anda salonumdaydı.
Salonum da ölmüş bir adam vardı!
“Jale kızım gerçekten bir şey hatırlamıyor musun? Yardım edin diye bağırıp durdun,” Serhat Amca’ya baktım. “Ben öyle bir şey yapmadım.” O anda ikisi birbirlerine baktılar.
Ağlamaktan kaynaklı nefesim kesilmeye başlamıştı ama kendimi durduramıyordum.
“Jale kızım sakinleşmen lazım. Birazdan polis gelir. Senin ifadeni alacaklardır,” Yasemin Teyze haklıydı ama olmuyordu.
Sakinleşmek için derin nefesler almaya başladım.
Bacaklarım titrese de masadan destek alıp ayağa kalktım. Sarsak adımlarla tutuna tutuna camın oraya gidip camı açtım. Yüzüme vuran o rüzgâr gözyaşlarımdan kaynaklı daha soğuk hissettiriyordu.
Az da olsa nefes alabilmiştim. Rüzgar yüzüme vurdukça daha çok ağlıyordum.
On dakikaya yakın öyle durdum. Ağlamam azaldı ama durmamıştı. Tir tir titriyordum. Camın önünden çekildiğimde yüzümü sildim ama gözyaşlarım benim irademin dışında akıyordu.
O sırada siren sesleri duyulmaya başladı. İçeri gitmek istediğimde başım dönmüştü. Mutfak tezgâhına tutunduğumda Serhat Amca ve Yasemin Teyze beni tutmuştu. Beni tekrardan sandalyeye oturtmak istediler ama izin vermedim.
Ellerinden kurtulup bulanık olan görüşümle ve titreyen bacaklarımla tekrardan salona gittim.
O cesede baktığımda dünya etrafımda dönmeye başlamıştı. Yer ayağımın altından kayınca etraf kararmıştı.
Bir şey kolumu sıkıyordu. Etraftaki sesleri duymaya başlamıştım. “Neden bayılmış?” tanımadığım bir ses duydum. “Tansiyonu düşmüş. Ciddi bir şey değil,” yavaşça gözlerimi açtığımda yanımda bir tane paramedik vardı.
Kadın bana bakıp gülümsedikten sonra odadan çıktı. Kendi odamdaydım. Bir tanede polis vardı. “Daha iyi misiniz?” diye sorduğunda başımı salladım.
Yavaşça yatakta doğruldum. Polise baktım. “Konuşabilecek misiniz? Eğer konuşacak haldeyseniz sizi karakola ifade vermeniz için götürmeliyim.”
Başımı sallayıp onayladım onu.
“Üstümü değişebilirim dimi?” diye sorduğumda polis bir şey demeden odadan çıkıp kapıyı kapattı.
Sakince ayağa kalktım. Dolaptan üstüme rastgele şeyler aldım. Onları giydikten sonra komodinin üstünde duran telefonumu aldım. Onu da cebime koydum.
Sarhoş gibiydim.
Düzensiz adımlarla odamdan çıktım. Salona gittiğimde cesedi çıkarmışlardı.
Bir ekip gelmişti ve etrafı inceliyorlardı. O sırada içlerinden kadın olanı bana baktı. Bir şey demedi ama bir baş hareketi yaptı.
Sanırım arkamdaki polis memuruna yapmıştı.
“Hanımefendi gelin artık,” polis memuru bana seslenince bir şey demeden onun peşine takılıp evden çıktık. Binadan çıktığımızda mahalledeki herkes camlardaydı.
İstemsizce gerilmiştim.
Derin bir nefes alıp polis arabasına bindim.
Cam kenarına doğru kaydım. Araba hareket etmeye başlayınca kafamı çevirip arkaya baktım. Sokaktan çıkınca önüme döndüm. Yanımda kadın bir polis vardı.
“Bende mi cinayet şüphelisiyim şimdi?” diye sordum ama konuşmadı. Bir süre kadının yüzüne baktım ama bana bakma zahmetinde bile bulunmadı.
Burnumun aktığını hissediyordum. “Peçete var mı?” diye sordum. Ön koltukta oturan polis bana peçete verince “Teşekkür ederim,” deyip aldım.
En azından içlerinden biri halime acımıştı.
İlk önce akan gözyaşlarımı sildim. Sonra ise akan burnumu sildim. Peçeteyi cebime koydum.
Camdan dışarı bakmaya başladım. Akıp giden yol, geride bıraktığımız ağaçlar, sokak lambaları ve binalara baktım.
Midem bulanmaya başlamıştı çünkü beni araba tutuyordu. Bir yandan da ağlamak hiç iyi gelmiyordu.
Burnum akmasın diye sürekli burnumu çekiyordum ve tekrardan şiddetli bir şekilde ağlamamak için dişlerimi sıkıyordum.
Dişlerimi sıkınca da başım ağrımaya başlıyordu.
“Hanımefendi su ister misiniz?” önde oturan polis memuru bunu deyince sadece başımı salladım.
Bana bir şişe su uzatınca alıp zorda olsa açtım.
Ellerim deli gibi hâlâ titriyordu.
Su içip polis memuruna geri uzattım.
Tekrardan camdan dışarı baktım. Sessizce ağlamaya devam ediyordum. Yol bitmek bilmiyordu ve beni neyin beklediğini de bilmiyordum.
Bu da beni çok korkutuyordu.
En sonunda karakola gelmiştik. Kapıyı açıp arabadan indim. Başım dönünce geçmesi için bir süre bekledim.
Geçince yavaşça yürümeye başladım. Karakola girdiğimizde polisleri takip etmeye devam ettim. Bir yere geldiğimizde “Hanımefendi burada oturup bekleyin,” dedi polis memuru.
Bir şey demeden oturaklara oturdum. İyice stres olmuştum. Ve fazla stres olduğumda vücudum dökmeye başlardı.
Dirseklerim kaşınmaya başlamıştı bu da dökmeye başladığımı gösteriyordu.
Elimle akan yaşlarımı sildim. O sırada “Jale!” diyen birisini duyunca bana seslenen kişiye baktım.
En yakın arkadaşım Simge’ydi. Yanıma gelip oturunca anında ona sarıldım. “Sana geldiğim sırada seni polis arabasına bindirdiklerini gördüm. Peşinizden geldim. Ne oldu?” diye sorsa da konuşabilecek halde değildim.
Simge geri çekildiğinde konuşamayacağımı anlamıştı. “Korkma. Yanındayım,” demesi beni rahatlatmasa da iyi gelmişti.
Beraber beklemeye başladık.
Aradan ne kadar geçti bilmiyorum ama bir polis memuru yanımıza geldi. “Hanımefendi benimle gelin,” dediğinde Simge’ye son kez baktım. Bana şefkatle gülümsedi. Ayağa kalkıp polisin peşine takıldım.
Beni bir sorgu odasına getirdiğinde kapıyı kapattı. Ortada duran masa ve sandalye vardı.
Gidip sandalyeye oturdum. Beklemeye başladığımda etrafı incelemeye başladım.
Önümdeki masada kelepçe takma yeri vardı. İyi de bana da mı kelepçe takacaklardı. Ben suçsuzum ama ya!
Kalbim korkuyla çarpıyordu. Elimle istemsizce boğazımı ovuşturdum. O sırada odaya sivil giyinmiş birisi girdi.
Bu kişi evdeki ekipten birisiydi.
İçeri giren kişi erkekti. Adam bir doksan bir boyunda olmalıydı. Maksimum ise doksan iki kilo falandır. Siyaha yakın koyu kahve saçları vardı. Koyu kahvede gözleri vardı. Buğday tenli birisiydi. Yapısal olarak ise kaslı duruyordu ama ideal bir vücudu vardı. Çene hattı keskindi ve aşırı belliydi. Hafif kısık bakıyordu gözleri. Kemerli bir burnu vardı. Hafif dağınık saçları vardı.
Masaya bir laptop ve dosya bıraktıktan sonra çıkıp kendisine bir sandalye getirip oturdu. Yüzümü sildim ve adamın neler diyeceğini beklemeye başladım.
Bir süre dosyaları inceledi. Sonrasında ise laptopu açıp bir şeyler yapmaya başladı.
Ama bu böyle yapınca ben daha çok korkuyordum.
En sonunda bana baktığında konuştu.
“Ben Gökhan Arslan. Katilin işlediği cinayetleri çözmek için kurulan Mühür Ekibin başıyım.” Sesinden bile otorite akıyordu ve bu beni daha çok korkutuyordu.
“Biraz bana kendini tanıt. Hem de biraz rahatlarsın. Korkma adam yemiyoruz,” dediğinde kollarını göğsünde bağlayıp arkasına yaslandı. Bakışları içimi delip geçiyordu.
Bu özgüveni insanın içini üpertiyordu.
Titreyen sesimle konuştum.
“Jale Yalın. Yirmi yedi yaşındayım. Büyük ihtimal buraya cinayet şüphelisi olarak getirildim dimi?” Gökhan bana bir süre sessizce baktı.
“Evet, cinayet şüphelisi olduğun için getirildin. Şimdi bana ne biliyorsan anlat. Sakın eksik bilgi verme ve yalan söyleme,” dediğinde başımı salladım.
Tekrardan akan yaşlarımı sildim. İstemsizce burnumu çektim.
“Ben odamda oturmuş Yaprak Dökümü dizisinden Necla’nın Oğuz’a kaçtığı bölümü izliyordum. Sonra bir anda odamın kapısı çaldı ama anlamamıştım çünkü evde kimse yoktu ve ben tek yaşıyorum. Kapıyı açtığımda karşı komşum olan Yasemin Teyze’yi gördüm. Bana sarılıp iyisin dediğinde ne oldu anlamamıştım. Sonra beni salona götürdüğünde cesedi gördüm,” diye anlattım.
“Peki, o adamı neden evine aldın?” diye sordu. Boğazımdaki yumru gitsin diye yutkundum ama işe yaramadı. “Ben eve almadım,” dediğimde bana tek kaşını kaldırıp baktı.
Gökhan bir şey demeden başını salladı. Masaya doğru yaklaştı. “Yani bana diyorsun ki benim evimde bir cinayet işlendi ama ben ruhum bile duymadı. Buna kim inanır? Sen söylemeden ben söyleyeyim ki hiç kimse,” dediğinde korkuyla yutkundum.
“Ben ne biliyorsam onu anlattım. O adamın bile neden benim evimde olduğunu bile bilmiyorum. Size de az önce söyledim,” dediğimde laptopu açıp bir şeyler yapmaya başladı.
Sonra ise laptopu bana çevirdi. Gördüğüm şeyle şaşkına uğradım. Bizim yan binanın altındaki Bim’in kamera görüntüsüydü ve ben binaya ölen adamla giriyordum. Saate baktığımda adamla binaya girdiğimiz saatler benim hafızamda yoktu.
Gökhan laptopu tekrardan kendisine çevirdi ve kapattı. “Buna ne diyeceksin,” dediğinde derin bir nefes aldım.
“Ben hatırlamıyorum,” diyebildim. “Başka yalan bulamadın mı?” dediğinde gözyaşlarım istemsizce hızlanmıştı.
“Yalan söylemiyorum. Ben gerçekten hatırlamıyorum,” desem de bana inanmamıştı. “Madem itiraf etmeyeceksin bari bunun anlamını söyle,” dedikten sonra dosyadan bir fotoğraf çıkarıp önüme koydu.
Fotoğrafa baktığımda evimin salonun duvarına değişik bir alfabeyle bir şey yazılmıştı.

“Ben bunun anlamını bilmiyorum,” dedim. “Jale bana bilmiyordum veya hatırlamıyordum deyip durma. Binadakiler senin yardım edin diye çığlık çığlığa bağırdığını söylüyorlar. İtiraf et hem bakarsın alacağın ceza bile azalır,” dese de bir şey diyemedim.
“Biliyorum dediklerime inanmıyorsunuz ama ben gerçekten dört saat öncesi olan hiçbir şeyi hatırlamıyorum,” dediğimde Gökhan bir anda sinirle ayağa kalktı.
Sandalye yere düşmüştü.
“Jale itiraf et! O adamı öldürdüğünü itiraf et! Dediklerin çok saçma! Hadi onu geçtim o adamı kendin eve almışsın!” diye bağırdığında korkuyla sıçradım.
“Ağlayıp durma!” diye de bağırdı. “Şimdi bana o adamı neden öldürdüğünü söyle,” bunu resmen beni tehdit ederek söylemişti ama her türlü şeyi kabul ederdim ama tehdidi asla.
“Ben öldürmedim! Ayrıca o anları gerçekten hatırlamıyorum! Ayrıca beni tutuklasan bile tek bir görüntü yetmez! Delil yetersizliğine girer!” diye bağırdım.
Gökhan tam bir şey diyeceği zaman odaya turuncu saçlı birisi girdi. Gökhan ona döndüğü gibi “Ne diye giriyorsun?” diye bağırdı ama adam onu umursamadı.
“Gökhan kız hakkında bir şey bulduk,” dedi. “Ne buldunuz?” diye sordu Gökhan.
“Jale’nin çoklu kişilik bozukluğu var. Anlayacağın o anları gerçekten hatırlamıyor olabilir,” dedi.
“Nasıl hatırlamayacak?” diye sordu Gökhan. “Bak şimdi ana kişilik ve ikinci kişilik var. Eğer o anda ikinci kişiliğindeyse ana kişiliğine döndüğünde ikinci kişiliğindeyken yaptıklarını hatırlayamayabilir. Arkadaşına da sorduk bunu onayladı.”
Gökhan o an bana dönüp baktı. “Gerçekten böyle bir şeyin var mı?” diye sordu. “Evet, yıllar önce tanı konmuştu ama aklıma gelmedi,” dediğimde o diğer adam beni onayladı.
“Görüyorsun,” dedi.
“O zaman sabah olduğunda birde onu doktor görsün ki emin olalım. Şimdilik alın nezarethaneye götürün. İşimizi garantiye alalım,” dediğinde çaresizce yutkundum. Turunculu saçlı olan adam yanıma geldi.
Adam maksimum bir seksen iki boyunda olsa olsa seksen iki kilo olan birisiydi. Turuncu olan saçları uzundu ama toplanmazdı. Yüzünün her yerinde küçük çiller vardı. Gözleri ise yeşildi ve gözlük takıyordu. Gökhan gibi kaslı bir vücudu yoktu ama ideal bir yapısı vardı. Ama benim asıl dikkatimi çeken şey boğazındaki âdemelmasıydı. Çok tatlı birisiydi. Tabi dışardan bakıldığında öyleydi.
“Tuna Demir,” diyerek kendisini tanıttı. Sesi bile nazikti. Nazikçe kolumdan tuttu. “Zorluk çıkarma sana kelepçe takmak istemiyorum,” dediğinde sadece başımı salladım.
Sorgu odasından çıktığımızda Simge yanıma geldi. “Simge sen git. Beni burada tutacaklar,” dediğimde bana sarıldı ama karışıklık bile verecek gücüm yoktu. “Bu arada telefonun yanındaysa arkadaşına ver,” Tuna bunu deyince cebimdeki telefonu Simge’ye vermek için çıkardım.
Simge geri çekildiğinde telefonu verdim. “Ben senden bir ara alırım,” dediğimde yürümeye devam ettik.
Nezarethaneye gelince beni başka bir kadının olduğu yere koydu ve sonrasında kapıyı kilitleyip gitti. Oturağın olduğu yere gidip oturdum. “Ne için düştün buraya?” kadın bunu sorunca ona baktım. “Evimde cinayet işlendi ve bende şüpheliyim,” dediğimde “Hee,” dedi.
“Sen?” dediğimde gevşek bir ağızla konuştu. “Gasp,” dedi.
Kadın bir anda yanıma gelip oturdu. “Kız sen baya kötüsün. Rengin baya solmuş,” dediğinde derin bir iç çektim.
O sırada birisi girdi. Gelen kişi ikimiz içinde ayrı ayrı yemek bıraktı. “Şey bunun içinde biber var mı?” diye sordum.
Bibere alerjim vardı.
“Oradan bakınca aşçı gibi mi duruyorum,” dedikten sonra gitti. “Kız biber olsa ne değişecek,” dedi yanımdaki kadın. “Alerjim var,” dedim. Yemeği biraz olabildiğince inceledim.
“Ye bir şey olmaz,” kadın bunu dese yemeği yemedim ve ona verdim. İtiraz etmeden alıp yemeğe başladı. “Neyse sen burada yat ben yerde yatarım,” kadın bunu deyip battaniyeyi alıp yere yattı.
Bende banka uzandım. Nasıl oldu bilmiyorum ama uyumuştum. Sanırım yorgunluğumdan kaynaklıydı.
Bir anda sert bir sarsılmayla uyandım. Korkuyla sıçradım. Bir kadın uyandığım gibi beni kolumdan tutup sürüklemeye başladı. “Ne oluyor?!” desem de durmadı. “Ece kızı sürüklemeyi bırak,” Tuna yanımıza geldiğinde kadın durmuştu.
Adının Ece olduğunu öğrenmiştim o sırada.
Tuna yanıma gelip kolumu tuttu. “Amma da kibarsın,” Ece bunu deyip önden yürümeye başladı. “Onun kusuruna bakma,” dedi ve yürütmeye başladı.
Fakat bir yandan da benim başım dönüyordu. Vücut ağırlığımı birazda olsa Tuna’ya vermiştim yoksa hayatta yürüyemezdim.
Açlıktan olsa gerekti.
Bir servis gibi bir arabaya bindik. Beni ekibin tam ortasında herkesin görebileceği bir yere oturttu Tuna.
“Lan bu niye her an ölecekmiş gibi duruyor?” İçlerinden birisi bunu dese de ona bakmamıştım.
Midemin bulantısı ve başımın dönmesini geçsin diye gözlerimi kapatmıştım. “Yanında kaldığı kadına yemek yedimi diye sordum ve verilen yemeği yememiş,” Ece bunu dediğinde gözümü açmadan konuştum.
“Yemek yemediğim için özür dilemeyeceğim. Bibere alerjim var ve gelen yemeğin içinde ne olduğu belli değildi,” diye açıkladım.
“Bir şey alalımda yesin yoksa bayılıp kalır bu benden söylemesi,” İçlerinden biri bu dediğinde sonuna kadar haklıydı.
“Hastaneye gidip kontrol edilene kadar dayansın,” Gökhan bunu deyince istemsizce acıyla güldüm. “Gökhan olmaz böyle. Kızın hali belli. En kötü atıştıracağı bir şeyler alıp verelim ayrıca daha hiçbir şey kesin değil,” bunu da tanımadığım birisi söylemişti.
“Konuşmayın daha fazla,” Gökhan bunu deyince herkes susmuştu.
Araç hareket etmeye başlayınca daha da kötü olmuştum. Birisi kolumu dürtünce gözümü açıp baktım. Ece dürtmüştü. Bana yediği çubuk krakerden uzattı. “Ye. Bu erkekler yine mal gibi davranıyorlar. Yoksa ayağa kalktığın gibi bayılırsın,” dedi.
“Ece ben ne dedim?” Gökhan bunu demesiyle Ece resmen onu susturmuştu. “Kusura bak ama ekibin başısın diye seni dinleyecek değilim. Kızın hali ortada ve senin abuk subuk egon yüzünden onun böyle durmasına izin vermem. Siz erkekler nefret edilecek varlıklarsınız,” dedikten sonra krakeri tekrar uzattı.
Bir şey demeden krakerden alıp yedim. Gerçekten iyi gelmişti. En azından bayılma işini kontrolden sonraya erteleyebilirdim artık.
Hastaneye geldiğimizde bir psikoloğun önüne geldik. Ya da psikiyatriydi bilmiyordum. Doktor gelir gelmez beni almıştı.
Bütün olan bitini anlattım. Doktorda eski raporlarımı incelemişti o sırada.
En son ne hatırladığımı ve hafızamdaki boşluklardan bahsettim. Bir süre daha bir şeylere baktıktan sonra bana bakmıştı.
Ve gerçekten çoklu kişilik bozukluğum olduğunu söylemiş ve hafızamdaki boşlukların olabileceği söylemişti ve bana ekibe göstermem için bir rapor vermişti.
Odadan çıktığımızda Gökhan hararetli bir şekilde diğerleriyle konuşuyordu.
“Farkında mısınız bilmiyorum ama bu kızın yaşaması çok şüpheli,” dedi. “Gökhan sen neler diyorsun?” Tuna bunu dediğinde Gökhan öyle bir şey demişti ki donup kalmıştım.
“Daha geçen gün bu katil altı kişilik bir aileyi komple öldürdü.” Durup nefeslendi.
“Katil bu kızı neden sağ bıraktı? Asıl sorun bu.”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

229okunma 61beğeni 35yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.