6. bölüm / 6
yalancı katilAcının Getirdiği Mecburi Kabul
Bölümler 6Şu an: Acının Getirdiği Mecburi Kabul
5. Bölüm: Acının Getirdiği Mecburi Kabul
O mahkeme gününün üzerinden beş gün geçmişti.
Şu an ise bir camideydik ve öğlen namazının kılınmasını bekliyorduk. Böyle ortamları hiç sevmiyordum.
Gökhan’ın babasının adı ise Kerem’di. Bunu bugün öğrenmiştim. Annesi Afife Hanım ise şu an yanımızdaydı ve bir ruh gibi duruyordu.
Gözlerinden yaşlar akıyordu ama bunun farkında olduğunu sanmıyordum. Sakinleştiriciler sayesinde buradaydı zaten.
Yakınları onu teselli etmeyi deniyordu ve bana sürekli ters ters bakıyorlardı çünkü Yalancı Katil bunu bana verilen zarardan yaptığını açıkça söylemişti.
Daha fazla bu bakışlara katlanmak istemediğimden annemin yanına gittim. O uzak bir köşede duruyordu. Yanına gittiğimde bana baktı.
“Sakın kendini suçlu hissetme kızım. Bu senin yüzünden olmadı,” dese de rahatlayamadım.
Başımdaki başörtüyü düzelttim. Kızıl olan saçlarım bile insanların bana ters ters bakmasına yetiyordu.
Öğlen namazı bitmiş olmalıydı ki bütün erkekler camiden çıkmaya başlamıştı. Babam çıkınca doğruca ikimizin yanına geldi fakat benim dikkatimi Gökhan çekmişti. Zor yürüyordu.
Onu böyle göreceğim hiç aklıma gelmezdi.
O an Gökhan bana baktığında bir süre öylece bakıştık. Gözlerinde ilk defa düşmanlık yoktu. Bu olay aynı zamanda masumluğumu da kanıtlamıştı ama keşke böyle kanıtlamasaydı.
Bir can ölmeden kanıtlansaydı.
Göz temasını ilk o kesti ve annesine baktı. Annesine bir şeyler dedikten sonra sıra cenaze namazı için saf tutanların yanına gitti ve babam da gitti o sırada.
Cenaze namazı kılındıktan sonra helallik istemeye geldi sıra herkes hakkını helal ettiğinde tabutu cenaze arabasına taşıdılar. Gömüleceği mezarlık yakındı o yüzden yürüyerek gidecektik.
Camiden çıkacağımız zaman birisi bir anda arkamdan saçlarımı tutup sertçe çektiğinde acıyla çığlık attım. Yere düştüğümde kafamı da vurmuştum. Fakat ne olduğunu anlayamadan bir el daha saçıma yapıştığında tekrar acıyla çığlık attım ama saçıma yapışan kişinin geri çekilmesi çok kısa sürmüştü.
“Sen kim oluyorsun da benim kızımın saçını çekiyorsun?!” diye bağırdı annem. Babam beni tutup kaldırdığında bunu kimin yaptığına baktım ama tanımadığım bir kadındı.
Annemde onun saçına yapışmıştı. Kadın ne kadar kurtulması denese de annem onu bırakmıyordu. “Bir daha kızıma dokun seni gebertirim! Anladın mı beni!” annem yine sinirinden Almanca konuşmuştu.
Kadını bıraktığında kadın ona anlamamış şekilde baktı.
Babam onu geri çektiğinde annem hâlâ Almanca bir şeyler söylüyordu. “Yabancı sürtük! Siz hangi yüzle buradasınız asıl onu söylesenize! Kızın yüzünden benim abim öldü!” demek ki bunu yapan Kerem Bey’in kız kardeşiydi.
Annem tekrardan kadının üstüne atlamak istedi ama babam izin vermedi.
“Emma yeter artık,” babam annemi geri çekip bıraktı. “Cem bırak beni! O kim oluyor da Jale’ye dokunuyor!” diye bağırsa da Yine Almanca konuşmuştu ve babamın Almancası çokta iyi değildi.
Lakin neyse ki annem daha fazla konuyu uzatmadı. Yanıma gelip kafama baktı.
Kadın tekrardan üstüme atlayacağı zaman bir anda “Hala yeter!” diye bağırdı Gökhan. Ona baktığımda yanımıza geldi. Halasına baktı. “Babamın cenazesinde böyle bir olay çıkarmaya utanmıyor musun?!” diye bağırdı.
Halası bir şey demeden camiden çıktı. Gökhan bana baktığında bir şey söylemek istedi ama onun yüzüne bakmadım.
Babama bakıp “Eve gidelim,” dedi titreyen sesimle. Bana şefkatle gülümsedi. “Tamam,” dediğinde o da yanıma geldi. Camiden çıkıp arabamıza gidip bindik.
Kafamı vurduğum yerlerden kanlar akıyordu. Babam şoför koltuğa oturduğunda “İlk önce hastaneye gidelim kafa baksınlar,” dedi öfkeden titreyen sesiyle.
Annem ön koltuktan dönüp bana baktı. Bende o sırada başörtümü çıkardım. Babam arabayı sürmeye başladı.
Ağlamamak için burnumu çekip duruyordum. Babam sürekli dikiz aynasından bana bakıyordu.
Yakınlarda olan özel bir hastaneye geldik. Acile girdiğimiz beni direkt bir odaya aldılar. İlk önce kanamayı durdurdular sonra ise uyuşturucu bir krem sürüp odadan çıktı doktor.
Galiba doktordu tam bilmiyordum.
“Daha iyi misin?” diye sordu annem. Ona baktım. “Biraz,” demekle yetindim.
“Şeytan diyor git o kadının bütün saçlarını yol,” annem kendi kendine söylendi. “Emma yeter artık. Kapat bu konuyu,” diye uyardı babam.
“Senin bu rahat beni delirtiyor,” dediğinde annem babam derin bir nefes aldı. “Rahat falan değilim. Ne yapsaydım? Kadına el kaldıramam ya. Kocası gelseydi ben konuşacaktım zaten,” dedi ve annem de daha fazla uzatmadı.
Babam yanıma gelip kafama baktı. Sonra ise “Çok acıyor mu?” diye sordu. Kafamı iki yana salladım.
O sırada doktor gelip kafamı dikmeye başladı. Uyuşuk olduğundan bir şey hissetmedim. En son ise yara mikrop kapmasın diye üstünü kapattılar.
Hastanenin ücretini ödeyip çıktık.
Arabaya bindiğimiz sırada babam “İstediğin bir şey var mı?” diye sordu. “Döner alsana,” dedim.
Canım çekmişti. “He bir de şey var. Kawasaki ninja h2r istiyorum,” dediğimde babam gülmeden duramadı.
“Altındaki motor sana yeter,” dedi annem. “Bakarız,” babam bunu dediğinde öne çıkıp anneme sırıtarak baktım. Annem babama sinirle baktı. “Bunu hep sen şımartıyorsun,” dedi ve kollarını bağlayarak önüne döndü.
“Bir tanecik kızım var. Tabi ki şımartacağım,” babam bunu deyip anneme resmen meydan okumuştu.
“Cem o motor ona yeter,” dedi annem uyaran bir sesle ama babam ıslık çalmaya başladığında onu umursamadığını açıkça gösteriyordu.
“Cem!” annem bir anda carlayınca babam korkuyla yutkundu. “Efendim karıcım?” dediğinde babamın sesi incelmişti.
Annem memnuniyetle önüne döndü. “Benim dönerimi unutmayın,” deyip arkama yaslandım. “Yol üstünde bir yer var. Oradan alırız,” dedi babam.
“Bende acıktım,” dedi annem. Sonra ise babama baktı. “Bana da döner al,” dediğinde babam kafasını salladı.
O anda bir şey dikkatimi çekti.
Babam sürekli dikiz aynasına bakıyordu. “Baba ne oluyor?” diye sordum. “Bir tane araba bizi takip ediyor. Sakın arkanıza bakmayın. Emniyet kemerlerinizi takın. Hızlanacağım,” babamın dediğini yapıp emniyet kemerimi taktım.
Babam ilk önce yavaşça hız arttırmaya başladı sonra ise bir anda gazı kökledi. Ana yolda olduğumuzdan babam arabaları makas atarak geçmeye başladı.
Lakin bizi takip eden araçta aynısını yapıyordu.
Bir polis çevirmesinin yanından çektiğimizde bir de polisler peşimize takılmıştı. Babam daha da hızlandığında artık içimi bir korku kaplamaya başlamıştı.
“Jale arabanın plakasını almayı dene,” dedi babam büyük bir sakinlikle. Arkama baktığımda arabanın plakasının olmadığını gördüm. “Plakası yok,” dediğimde babam sessizce küfür etmişti.
Baya bir süre böyle devam etti ve araba en sonunda peşimizi bırakmıştı. Bir tek polisler vardı peşimizde artık. Babam yavaşlamak istediğinde araba yavaşlamadı. “Frenleri kesmişler,” dediğinde ilk önce ayağını gazdan çekti. Hız düşmeye başladığında babam vites düşürmeye başladı.
Sonra ise hızı iyice düşürmek için direksiyonu bariyerlere kırdı. Araba bariyerlere sürtünmekten kaynaklı iyice yavaşlamıştı.
Fakat belli bir hızın altına düşmüyordu.
“Sıkı tutunun,” babam bunu arabayı bu sefer bariyerlere vurmaya başladı. En sonunda bütün bunlar sonuç vermişti ve daha fazla yavaşlamıştık ama durmamıştık. Yeşillik bir alan görünce babam oraya girdi ve kalın bir ağaca bilerek çarptı.
Sarsıldığımızda emniyet kemeri sayesinde zarar görmedim. En sonunda durmuştuk. “İnelim araba patlayabilir,” dediğinde babam söylediğini anında yaptım.
O sırada polislerde gelmişti.
Arabadan inmemizle polisler bize silah doğrultmuştu. Babam ellerini kaldırarak yanlarına gitti. Olanları anlatmaya başladı.
Bende o sırada anneme baktım.
Annemin hız fobisi vardı. Bir üstüme bayılınca onu tutamamıştım. Bende onunla beraber yere düştüm. Zaten babam hemen yanımıza gelmişti.
Polisler ambulansı aramak istediğinde babam engel oldu. Tam ona karşı çıkacaktım ki bana baktı. O bakış bir şeyler biliyorum bakışıydı.
Annem maksimum beş dakika sonra uyandığında babama baktı. Babam onu yavaşça kaldırarak oturur hale getirdi. Annem ağlamaya başladığında babam derin bir nefes aldı.
O sırada bir şey dikkatimi çekti.
Ayağa kalktım. Gördüğüm şeye doğru gitmeye başladım. Oraya gittiğimde ağaca bir fotoğraf çivilenmişti.
Fotoğrafı elime alıp bakmamla çığlık atmam bir oldu. Fotoğrafta Simge’nin babası olan Yusuf Amca’nın ölü bir şekilde kanlar içinde yatağında yatarken ki hali vardı.
“Jale!” babam bana seslendiğinde ona bakamadım. Yanıma gelip elimdeki fotoğrafı alıp baktı. “Siktir,” deyip hemen telefonunu cebinden çıkardı.
Babam büyük ihtimal Yusuf Amca’yı aramıştı. Telefon açılmış olmalıydı ki babam “Yusuf iyi misiniz?” diye endişeyle sordu.
Yusuf Amca cevap verdiğinde babam kaşlarını çattı. “Yusuf size beş gün önce kim misafir olarak geldi?” diye sordu babam. Fakat karşı taraf telefonu kapatmış olmalıydı ki babam telefonu kulağından çekti.
“Yusuf değildi,” demesiyle daha fazla korkmaya başladım. Babamla annemin yanına döndük. Annem sakinleşmişti.
“Ne oldu?” annem bunu sorunca babam fotoğrafı uzattı. Annem şaşkınca fotoğraf baktı sonra ise babama baktı.
“Yusuf olabilir mi gerçekten?” diye sordu. Babam “Olabilir,” dediğinde derin bir nefes aldı.
Hiçbir şey anlamıyordum.
Lakin şu an anladığım bir şey varsa ikisi de bir şey biliyordu ve bunu saklıyorlardı. Annem yerden kalktığında babamı kolundan tutup çekti. Benim duyamayacağım bir mesafede durduklarında konuşmaya başladılar.
O sırada ise arabamız inceleniyordu.
Polisler bilmediğim birilerini çağırmışlardı.
Annemle babama aşırı sinir olmuştum.
O anda ikisi de bana baktıklarında onlara şüpheli bir şekilde baktım. Bu ikisi galiba benim rahat durmayacağımı bir türlü anlayamamıştı.
Burnumu her şeye sokmayı seven bir insandım.
O ikisine bir süre öyle baktım. İkisi biraz daha konuştuktan sonra yanıma geldiler.
Lakin onlara bakmadım. Bir süre daha orada durduk ve polisler bizim durmamızın bir anlamı olmadığını söyleyince bizi eve bırakmışlardı.
Eve geldiğimizde salonda ölüm sessizliği oluşmuştu.
İkisi de ne diyeceklerini bilmiyorlardı. “Ya biraz daha susarsınız ya da ben kendim öğrenirim her şeyi,” dediğimde babam derin bir nefes aldı.
“Kızım öncelikle şunu bilmen lazım ki sen bizim çocuğumuz değilsin,” babam bunu şaşırmamıştım. “Biliyorum. Daha önce siz evde yokken evlatlık belgelerimi bulmuştum ama size söyleme gereği duymadım,” dediğimde annemle babam şaşkınca birbirlerine baktılar.
Babam tekrardan bana baktı. “Hiç gerçek aileni aramak istemedin mi?” diye sorduğunda arkama yaslandım.
“Beni bırakan hayırsız insanları arama gereğini hiçbir zaman duymadım. Benim gerçek annem ve babam sizsiniz. Öz olmamanız benim için bir şey değiştirmiyor,” dedim.
“O zaman asıl hikâyeye geliyorum,” dediğinde babam heyecanlanmıştım.
“Seni evlatlık edindiğimizde sadece dört aylık bir bebektin. Kızım ben normalde inşaat mühendisi değilim. Eski bir askerim. Anne ise o hiçbir zaman modacı değildi. O ise bir dedektifti.
Lakin seni evlat edindiğimizde bu meslekleri bıraktık çünkü sana hiçbir zaman bizim ölüm korkumuzu yaşatmak istemedik ve şimdiki işlerimiz yapmaya başladık,” işte buna gerçekten şaşırmıştım.
Babam bir süre susup nefeslendi.
“Biz senin gerçek ailenin kim olduğunu biliyoruz. Gerçek ailen zamanın da ülkenin her yerinde aranan bir mafyaydı ve seni bir değiş tokuş olarak kullanacaklarında biz buna engel olduk.
Gerçek ailenin büyük bir kısmı hapse girdi. Bizde izimi kaybettirip burada yaşamaya başladık. Fakat nasıl olduysa bugün peşimize düştüler ve bizi bulmuşlar. Anlayacağın seni istiyorlar. Fakat seni onlara vermeyeceğiz merak etme.”
NEYMİŞİM LAN BEN?!
“Onlarla tanışmak istiyorum,” dememle ikisi de aynı anda “NE?!” diye bağırdılar. “Jale delirdin mi kızım?!” dediğinde annem ona baktım.
Sırıtmayı ihmal etmedim. “Daha delirmedim. Fakat onları şimdi merak ettim. Mafya olduklarını bilseydim en baştan peşlerine düşerdim.” Annem şaşkınlıkla babama baktı ama babam aynı şekilde bana bakıyordu.
“Kızım,” babam bunu dediğinde öne eğildim.
“Bunu benden en başından beri saklamadan önce düşünecektiniz. Ayrıca onlara gideceğimi ve sizi bırakacağımı söylemiyorum. Sadece tanışmak istiyorum. Dediğim gibi onlar benim ailem değil benim ailem sizsizin ama dediğimi yapmazsanız da ben tek başıma tanışırım,” deyip arkama yaslandım.
İkisi bir süre birbirine baktı. Sonra babam bıkkın bir nefes aldı. “Tamam, fakat onlarla asla tek başına görüşmeyeceksin jale. Söz ver bana,” dedi babam kesin bir ses tonunda. “Söz,” dedim anında.
“Neyse gerçek ailemin mirasında benim de payım var. Onu isteyeceğim,” dedim sinsice gülüp.
“Bizim derdimiz ne bunun derdi ne?” dediğinde annem ona baktım. “Mirası beraber yeriz,” diye teklif sundum.
“KIZ PARÇALARIM SENİ!” annem bir anda bağırınca korkuyla babamın arkasına saklandım. “Baba, annem beni çiğ çiğ yiyecek,” dediğimde babam bana yan bir bakış attı. “Hak ediyorsun,” dediğinde ona tripli bir bakış attım ve kollarımı kavuşturup arkasından çıktım.
Bir anda aklıma gelmesiyle carlamam bir oldu. “Benim dönerim nerede?!” diye carladığımda babam gülmüştü. “Bu kız az önce hayatını değiştirecek bir gerçek öğrendi ama tek derdi döner,” deyip anneme dirseğiyle vurdu.
Annem de gülünce ikisi de aynı anda ayağa kalkıp yanıma gelip bana sarıldılar. “Sen her zaman bizim biricik kızımızsın bunu sakın unutma,” dediler. “Bana biraz daha döner almazsanız onların yanına tek giderim haberiniz olsun,” demeyi ihmal etmedim.
Babam saçlarımdan öptüğünde “Tamam, şimdi söylerim getirirler.” Benden ayrıldıklarında sevinçle odama gittim.
Gerçek ailemi aşırı merak etmiştim ya!
Telefonda oyun oynamaya başladım. O sırada dönerim gelmiş olacak ki kapı çaldı ve babam beni çağırdı. Beraber yemeğimizi yiyip film izledik. Sonra ise babamla motorlarla gazlamaya çıktık.
Akşam olunca dönmüştük ve evde bir güzel annem tarafından azarlanmıştık.
Azarlanma seansı bittiğinde ise yatmıştım.
Uyumam çok uzun sürmemişti.
Sabah bir anda evde kopan kıyametle uyanmıştım. Kafamı kaldırıp saate baktım.
SABAH BEŞ BUÇUKTU!
Bir hışımla ayağa kalkıp odamdan çıktım ve sinirle salona gittim. Babam takım elbiseli onun yaşlarında bir adamla tartışıyordu.
“İkiniz de biraz daha bağırın olacaklardan sorumlu olmam!” diye bağırdım. İkisi de bana baktığında takım elbiseli adam bana şaşkınlıkla baka kaldı.
“Jale odana git!” babam bana bunu dediğinde bir hışımla ona döndüm. “Sabahın beş buçuğunda bağıran sizde suç yok! Uykusu bölünen ben de mi suç baba! Çıldırtmayın beni!” diye bağırdığımda babam derin bir nefes aldı.
O sırada annemin aynında duran kadını yeni fark etmiştim ve o da bana şaşkınlıkla baka kalmıştı.
Takım elbisesi olan adama baktığımda dolu gözlerle bana bakıyordu. Onu baştan ayağa süzdüm. “Babamı bağırtma,” dedikten sonra orta parmağımı gösterip odama geri döndüm.
Kendimi yatağa attım.
Kafamı koyar koymaz geri uyumuştum.
Bu sefer kendiliğimden uyandığımda neşeyle yataktan kalktım. Canım su böreği istiyordu. Odamdan çıktım. Salona gittiğimde o kadın ve adam hâlâ duruyordu ve bu sefer sakince babam ve annemle konuşuyorlardı.
Salona girmemle ikisi de bana baktı. Onları umursamadan babamın yanına gittim. “Baba canım su böreği istedi. Gidip alalım mı?” diye sordum. Bana şefkatle gülümsedi. O siniri gitmişti.
“Git üstünü değiş gidelim,” dediğinde ona gıcık olmuş bir bakış attım. Üstümde kısa bir şort ve ince askılı bir atlet vardı. “Değişmiyorum,” dediğimde bana gıcık olmuş bir bakış attı.
“Ya sabır,” diyerek ayağa kalktı babam. “Baba bunlar kim?” diye sordum. Babam ilk önce o ikisine baktı. Sonra bana döndü. “Yemek yiyelim anlatacağım,” dedi. O ikisine daha dikkatli baktım.
O sırada kadına ne kadar çok benzediğimi fark ettim. Adama baktığımda ise bende olan yeşil gözlerin aynısı onda vardı.
O an anlamıştım.
Bunlar gerçek anne ve babamdı. İkisini de baştan ayağa süzdüm. Sonra babama baktım. Bana dikkatle bakıyordu. Anneme baktığımda o da bana dikkat kesilmişti. Sonra ise gerçek ailem olması gereken insanlara baktım.
Fakat bir şey demedim ve babamın elini tutup çekiştirdim. “Gidelim artık,” dedim. “Bir şey demeyecek misin?” diye sordu babam. Kafamı iki yana salladım. “Açım ve şu an onlarla uğraşamam,” dedim.
Babam daha fazla bir şey demeden evden çıktık. Binadan babamdan önce çıktım. Bir sürü siyah araba kapıda duruyordu ve korumalar etrafı sarmıştı.
İki tane adam ise kenarda durmuş sabırsızlıkla bir şeyi bekliyordu ama benim dikkatimi çeken şey motorumdu. Kenarda duran adamlardan birisi motoruma yaslanıyordu.
“Ya o götünü motorumdan çekersin ya da seni motorun arkasına bağlayıp sürüklerim!” diye bağırdım. İki adam da aynı anda bana baktı. Tam birkaç koruma benim üstüme gelecekti ki babam binadan çıkınca durmak zorunda kaldılar.
O iki adamın da babamı görmesiyle şok yaşaması bir oldu. Babam ikisine bakıp kafasıyla binayı işaret etti. Sonra ise eliyle beni yürütmeye başladı.
Bende bir şey demedim. Su böreği aldıktan sonra babamı zorla Gratis’e soktum. Dün Tiktok’ta gezerken görüp de merak ettiğim şeyleri aldım.
Oradan da çıktık. Eve geldiğimizde babam hâlâ söyleniyordu. Sanırım ödediği altı bin lira içine oturmuştu.
Annem ise onun bu haline gülmeden duramadı. “Ben diyorum bu benim ocağıma incir ağacı dikecek,” diye bana kızdı ama ben çoktan odama gitmiştim ama odama girince benim motoruma yaslanan şahıs buradaydı.
Ben girince bana baka kaldı. Elimdeki poşeti kenara koydum. Yanına gitmemle kaskımı yerinden alıp ona vurmam bir oldu. “Götelek burada ne işin var he?!” deyip tekrar kaskla vurdum.
Adam benden kaçtığında onu kovalamaya başladım. “Gel lan buraya!” diye bağırmamla annem ve babamın mutfaktan çıkması bir oldu. Tekrardan adama kaskla vurduğumda babam bana engel oldu.
“Jale dur! O senin kardeşin!” deyip elimden kaskı aldı. Şaşkınca babama baktım. “Kardeş?” dedim sorarcasına. Sonra ise adama geri baktım. “Evet, kardeşin o senin. Hatta abin,” dedi babam.
Fakat bu benim sakinleşmemi sağlamadı.
“Baba ya önümden çıkarsın ya da kredi kartını alırım!” diye bağırmamla babam en doğru tercihi seçip önümden çıktı. “Kartım daha kıymetli,” deyip mutfağa gitti.
Piç gülüşüyle abim olacak adama bakmamla o da mutfağa kaçtı. “Gel buraya iki gözümün çiçeği,” diyerek bende mutfağa gittim. Abim olacak şahıs oturmuş bana korkuyla bakıyordu. Yanına gidip enseni tuttum.
“Bir daha motoruma iki kilometre öteden yaklaşmayacaksın,” dedim ve ensesine vurup bıraktım.
Sonra abim olacak şahısın yanında duran diğer adama baktım ama o daha kendinden emin bakıyordu.
Onu baştan ayağa süzdüm. “Mbappé’deki havalara gel,” deyip güldüm. “Sen ne terbiyesiz bir şeymişsin,” demesiyle uzanıp bir anda saçlarını çektim.
“O zaman gelip bana terbiyeyi öğretsene lan!” diye bağırdım. Adamın saçını bıraktığımda bana baka kalmıştı. “Sen galiba büyük abim olacak şahıssın,” dediğimde saçını çektiğim kafasını salladı.
“Bir ara isminizi öğrenirim,” deyip sofraya oturdum ve yemek yemeğe başladım. Yemeğimi yediğim sırada telefonum çalınca baktım. Yabancı numaraydı.
Aramayı açtım. “Alo?” dediğimde “Jale,” diyen Gökhan’ı duydum.
Sofradan kalkıp salona geçtim. “Sen beni hangi yüzle arıyorsun?” diye sordum. “Ben özür dilemek için aramıştım,” dediğinde sinir bozukluğuyla güldüm.
“Ne için özür dileyeceksin? Alerjimle oynayıp beni ölümle burun buruna getirdiğin için mi, yoksa bana nasıl davrandığın için mi yoksa halan olacak kişi için mi özür dileyeceksin?” diye tek nefeste konuştum.
“Bina kapısının önündeyim aşağı in öyle konuşalım,” dediğinde anında “Hayır,” deyip telefonu suratına kapattım. Fakat geri araması bir oldu. “Jale konuşalım,” dedi tekrardan.
“Eve çık,” dedim. Telefonu tekrardan kapattım. Sonra ise evin kapısına gidip açtım ve onun yukarı çıkmasını beklemeye başladım.
Merdivenlerde gördüğünde ona buz gibi bir suratla baktım. Kapının önüne geldiğinde beni ilk önce baştan ayağa süzdü. Sonra ise ayakkabılarını çıkarıp içeri girdi. Babam ise çoktan mutfaktan çıkmış ve Gökhan’a kitlenmişti.
Kapıyı kapattığımda Gökhan’ı odama götürdüm.
“Konuş,” dediğimde derin bir nefes aldı. Baya çökmüş gözüküyordu. “Sana yaptığım her şey için özür dilerim,” dediğinde sinirle güldüm. “Özrünüz kabul edilmedi,” dedim.
“Jale bak gerçekten senin katil olduğuna inanmıştım…” lafını devam ettirmesine izin vermeden ona tokat atmam bir oldu.
“Sen benim katil olduğuma fazla inanıp beni neredeyse öldürüyordun!” diye avazım çıktığı kadar bağırdım. Tokat atmam Gökhan’ı sinirlendirmişti. “Senin ayağına gelip özür dileyende kabahat!” diye o da bağırdı.
“Dileme! Senin özrünü isteyen yok Gökhan! Sen beni öldürüyordun! Bunu bilerek yaptın!” dedikten sonra onu kolundan tutup sertçe çekiştirdim. Salona getirdiğimde kendisini sertçe çekip elimden kurtuldu.
“Sen kimsin de beni çekiştiriyorsun?!” diye bağırdı. “Kim olduğumun bir önemi yok! Git evimden!” diye bağırdım.
“Bana bak Jale bir daha böyle bir şey yapmaya kalkışma yoksa sonuçlarını katlanırsın!” diye bağırdığında güldüm. “İstesem şu an seni hapse attırırım! Eğer o mahkeme öyle sonuçlanmasaydı sen şu an içerdeydin!” diye bağırdım.
Onun konuşmasına fırsat vermeden konuşmaya devam ettim. “Şimdi aynı şeyi ben sana söylüyorum! Bir daha böyle bir şeye kalkışma yoksa sonuçlarına katlanırsın!” diye bağırdım.
Gökhan tam bir şey söyleyeceği zaman bir anda arkama baka kaldı. Bende merakla baktığımda gerçek ailemin bütün üyeleri Gökhan’a silah çekmişti.
“Siz kimsiniz ve bana silah çekiyorsunuz?” diye üstten konuştu Gökhan. “Tanışalım o zaman. Yankı ailesiyle tanışmış oldun an itibariyle.” Bunu gerçek babam olacak kişi demişti.
Demek ki gerçek soyadım Yankı’ydı.
Gökhan bir şey anlamamıştı. Bana baktığında ona gülümsedim. “Sana aslında gerçek ailemin bir mafya olduğunu söylesem,” dediğimde o an ne olduğunu anlamıştı. “İyi de senin ailen,” deyip kaldı.
“Aslında evlatlığım beni daha iyi araştırmalıydın,” dedim.
Gökhan bir süre daha ona silah doğrultmuş olan kişilere baktı. Sonra ise bana baktı. “Sana sunduğum anlaşmayı unutma,” demeyi ihmal etmedim.
Gökhan bir şey demedi ve bir hışımla evden çıktı.
Gerçek ailem olacak insanlara dönüp baktığımda silahlarını indirmişlerdi. “Ben bu işi sevdim,” dedim.
“Biz bu kızı büyütürken nerede hata yaptık Emma?” babam bunu söylediğinde ise annem “Bilmiyorum Cem ama bir yerde hata yaptığımız kesin,” diye cevap verdi annem.
“Bana kalırsa bunu beni yapan insanlara sorun,” dedim karşılık olarak. “Aga be, bu şakayı önceden bize yapıyordu,” diyerek efkârlandı babam.
Babamın bu haline güldüm. “İstersen yine yaparım,” dediğimde keyfi yerine gelmişti. Gerçek babama yan bir bakış attı sonra bir anda yüzü düştü. Aklına bir şey gelmiş olmalıydı sonra bir şey demeden mutfağa girdi.
Bende odama gittim.
Kulaklığımı taktım ve şarkı açtım. Sonra ise aldığım yeni makyaj malzemelerini denemeye başladım.
Tam bir tane ruju deniyordum ki odamın kapısı açıldı ve içeri gerçek ailem olacak kişiler girdi.
Kapıyı kapattıklarında onları umursamadan rujumu sürmeye devam ettim. Fakat merakım ağır basıyor. Abilerim koltuğuma annem ve babam olacak kişiler ise yatağıma oturdular.
Telefonumdan şarkıyı kapattım ve dudağıma sürdüğüm ruju sildim.
Kulaklığımı çıkardım ve onlara dönüp baktım. “Ne istiyorsunuz?” diye sordum. Gerçek babam “Seninle konuşup tanışmak istiyoruz kızım,” dediğinde onu sertçe uyardım.
“Ben sizin kızınız değilim. Jale deyin,” dediğimde gerçek babam derin bir nefes aldı.
“Peki, sen nasıl istersen,” dedi gerçek babam. “Adım İlyas,” dedi. Sonra ise gerçek annem konuştu. “Yeşim,” diyerek adını söyledi.
Sonra ise büyük abim olacak kişi konuştu. “Uraz,” dedi. Küçük abim olacak kişi ise “Hamit,” dedi.
“Jale, Cem sana olanları anlatmıştır ama gerçekler başka. Seni değiş tokuş yapmak isteyen kişiler aslında seni kaçırmışlardı. Anlayacağın yakalanan kişiler bizim düşmanımız olan aileydi. Cem ve Emma seni kurtarıp evlatlık edindiklerinde çoktan izlerini kaybettirmişlerdi. İyi ki de kaybettirmişler çünkü baya uzun bir süre senin peşindelerdi. Onları ortadan kaldırdığımız biz seni aramaya başladık. Şu cinayet şüphelisi olman bizim yolumuzu açtı. Dünkü o olay ise Cem’i korkutmak içindi çünkü seni ne olursa olsun bizle görüştürmeyeceğini biliyordum. Lakin sen bizimle tanışmak istemişsin,” diye açıkladı her şeyi İlyas.
Adamın gözlerine baktıkça kendi gözlerime bakıyormuş gibi oluyordum. Tek yeşil gözlü olan ise bendim.
“Tamam, olayın aslını öğrendim ama siz de şunu bilin. Ben size aile gözüyle bakmayacağım. Beni büyüten ve bütün sevgilerini eksik etmeyen kişiler benim ailemdir. Belki görüşürüz bundan sonra ama dediğim gibi siz sadece biyolojik olarak ailemsiniz. Size anne veya baba demeyeceğim.”
Sonra ise kardeşim olacak kişilere baktım.
“Size de abi demeyeceğim,” dedim. “Ne diyeceksin peki?” Yeşim bunu ağlamaklı bir sesle söylemişti. “Kabul ederseniz size ya amca ve teyze demek isterim,” dememle Yeşim ağlamaya başladı.
“Yirmi yedi yıl boyunca senin özleminle yandım ben ama sen bizi reddediyorsun,” dedi. Fakat bir gram üzülmedim.
“Bu benim suçum değil. Lakin size anne ve baba dersen gerçekten annem ve babam olacak kişilere haksızlık ederim,” dedim acımasızca.
“Tamam, sen nasıl istiyorsan öyle hitap et bize. Lakin bundan sonra da yanımızda dur. Dur ki daha fazla evlat özlemi çekmeyelim,” İlyas bunu deyince rahatça arkama yaslandım. “Mirastan payım var dimi?” diye sordum.
İşimi garantiye almalıydım.
“Elbette var,” dedi Uraz. Memnuniyetle gülümsedim. “Neyse bir ara yanınıza gelip kalırım,” dedim.
Evlerini merak ediyordum.
Odamın kapısı açılınca içeri annem girdi. Bana korkarak bakıyordu. Gözleri dolu bir şekilde bakınca “Anne ne oldu?” dedim. O an rahatlamış olarak bir nefes aldı. “Yok bir şey,” dedi.
Anlamıştım neden öyle baktığını. Yeşim’e anne dememden korkmuştu. Yeşim o anda kafanı hüzünle eğdi. Ayağa kalkıp odadan çıktı. Uraz ve Hamit onun peşinden gittiler. İlyas ise derin bir nefes alıp çıktı odadan.
O sırada babam geldi. O da bana korkarak bakıyordu. “Baba sana ne oldu?” diye sordum ama o da annemle aynı korkuyu yaşıyordu.
İkisi de gülümsediğinde güldüm. “Benim gerçek annem ve babam sizsiniz,” dedi. Ayağa kalkıp yanlarına gittim.
“Korkmayın,” dedim.
“Yalan yok korktuk kızım. Kimse kusura bakmasın ama o adama baba deseydin kalpten giderdim ben,” sinirle babama baktım.
“Ağzından da bal damlıyor,” dedim. Odadan bıkkınca çıktım. Diğerleri salondaydı. “Bugün yanımızda kalsana,” dedi Yeşim.
Arkamda duran annem ve babama baktım. İkisi de birbirine baktı. “Sen gitmek istiyor musun?” diye sordu annem. “Yalan yok ki o evi görmek istiyorum,” dedim çekinerek. “Merakın varsa git ve gör. Merakın geçsin,” dedi babam.
Sonra ise “Lakin ne zaman ararsam o telefonu açıyorsun. Yok duymadım, yok şarjı yoktu bahanelerini kabul etmiyorum. Basarım o evi,” diye uyardı.
Sonra ise gerçek aileme baktı. “Şimdiden söyleyeyim ki Jale’nin bibere alerjisi var ve ciddi reaksiyonlar gösteriyor. Bu konu da dikkatli olun yoksa mafya falan dinlemem,” diye de gerçek ailemi uyardı.
Sonra bana baktı. “Sen ne olur ne olmaz alerji iğneni yanına al. Bunlara güvenemedim,” dediğinde güldüm. “Tamam,” dedim.
“Sen direkt benim gitmemi istemiyorsun,” dememle anında konuştu. “Evet, istemiyorum ama bu senin en doğal hakkın. O yüzden bir şey demiyorum ve evde kendi kendime kafayı yemeği tercih ediyorum,” dediğinde anında cevabını verdim. “Afiyet bal sugar,” dedim.
Bana gıcık olmuş bir bakış attı ama ben onun yanından geçtim. Üstümü değiştirip kaskımı takıp eldivenlerimi giydim ve kendime ufak bir çanta hazırladım.
Salona döndüğümde daha fazla konuşmadan çıktık. Aşağı indiğimizde motorumun yanına gittim. Çalıştırıp yola çıkardım.
Diğerlerinin olduğu arabaya yaklaştım. “Ben sizi takip edeceğim,” dedim ve vizörü kapattım.
Arabalar ilerlemeye başladığında bende onlarla beraber ilerlemeye başladım.
Bir ana yola çıktığımızda yanımızdan geçen diğer arabalardan birisi çok tanıdık geldi. Bu bana trafikte sallayan adamın ta kendisiydi.
Tabi ki rahat durmadım ve hızlanıp ona yetiştim. Camına vurduğumda beni görmesiyle gözleri fal taşı gibi açıldı. Camını açtığında bende vizörümü açtım. “Hatırladın mı lan beni?” dediğimde adamın o yutkunması çok hoşuma gitmişti.
Adam camını kapattığında hızlanıp beni geçmeyi denese de arabası daha hızlı gitmiyordu. Kahkaha atıp hızlandım. Gerçek ailemin içinde olan arabaya yaklaştığım sırada ön tekeri kaldırıp geçtim yanlarından.
Nasıl bir manyakla uğraştıklarını öğrenselerdi.
Tekeri indirdiğimde keyifle gülümsedim biraz hız düşürdüm. Öne eğilmekten kaynaklı belim ağrımıştı. Gidonu bıraktım. O sırada bütün arabalar bana yetişmişti. Belimi rahatlattıktan sonra gidonu tekrardan tuttum.
O sırada İntercomda en sevdiğim şarkı çalmaya başladığında dans etmeye başladım. Bir ışıklarda durduğumuzda daha fazla dans etmeye başladım. Yanımızda duran diğer motorcularda bana katıldığında onlara bulaşarak dans etmeye devam ettim.
Buranın ışığı baya uzun süre yanardı genelde. Birkaç motorcu motordan indiğinde bende onlara katıldım.
Işığın yeşile dönmesine yakın öylece takıldık. Sonra ise gülerek motorlarımıza geri döndük.
Lakin yine rahat durmadık. Bütün motorcularla yarış yapmaya karar verdik. Işık yeşile dönmesiyle öne atıldık.
Bir sonra ki ışıkta durduğumuzda ikinci olmuştum.
Arabalarda durduğunda onlara bakmadım ama bu sefer uslu uslu onlara eşlik ettim.
En sonunda bir malikânenin önünde durduğumda hayranlıkla eve baktım. Motorun ayaklığını açtım. Kaskı da kafamdan çıkardım ve malikâneye daha dikkatli bakmaya başladım.
“Evine hoş geldin,” dediğinde İlyas Amca ona baktım.
“Burası ev değil saray,” demeden duramadım.
Evin bahçesi bizim mahalleden büyüktü. “Burada ne teker yapılır ama,” demeden duramadım.
O sırada yanıma birisi geldi. Tam motoru götüreceğinde ona engel oldum. “Ne yapıyorsun ya?!” diye carladım. Adam geri çekilip şaşkınca arkama baktı. “Jale onun işi bu. Motorunu garaja götürecek,” dedi İlyas Amca.
Bu sefer itiraz etmeden motoru götürmesine izin verdim.
Elimdeki kaskı da bir çalışan alınca eldivenlerimi de verdim. Hâlâ gözlerimi evden alamıyordum. “Öyle bakacağına evin içini gör derim,” Uraz bunu söyleyip beni sırtımdan ittirdi.
“Burası fazla büyük değil mi?” diye sordum. Sonuçta dört kişi yaşıyordu. “Daha sen küçük olan erkek kardeşlerinle tanışmadın. Evin bu kadar büyük olmasının sebebi ise herkesin kendisine ait katı olmasıdır. Senin katında var ve yıllardır bomboş seni bekliyor,” diye açıkladı Uraz.
Evin kapısından maksimum benden birkaç yaş küçük olan iki adam çıktı. Sanırım kardeşlerim bunlardı. İkisi de memnuniyetsizce beni baştan ayağa süzdü.
“Bu köylü gerçekten kardeşimiz mi ya?” dediler aynı anda. O ikisine anında kurulmuştum. Durduğumda o ikisini bu sefer ben baştan ayağa süzdüm. “En azından sizin gibi züppe değilim,” deyip onlara çarparak içeri girdim.
İçeri ayrı olaydı. Çantamı bir kenara koyup evi gezmeye başladım. Evin her yeri antikaydı.
Evin tamamını bir saatte ancak gezmiştim. En sonunda aşağı salona indim ve kendimi koltuğa bıraktım. “İnsan bu evin içinde yürüse yoruluyor ya,” diye isyan ettim.
Telefonum çaldığında kim arıyor diye baktım. Telefonu açmamla babamın bana bağırması bir oldu.
“İyi ki senin gitmene izin verdim! Ne ara yine trafik cezası yedin?! Bu ne hız be! Şakasız o motoru alacağım senin altından! Sen hele bir yarın eve dön! İki yüz elli bin lira ceza ne Jale!” telefonu kulağımdan uzaklaştırdım. “Baba bağırma kulağımı hissetmiyorum,” dedim ve telefonu tekrar kulağıma koydum.
“Ödersin dimi?” diye arsızca sordum. “Ödemiyorum bu sefer! Yeter! Canıma yetirdin be! Seni yaparken nerede hata yaptım ben acaba!” Babam önceden evlat olduğumdan haberim olduğunu bilmeden önceki zaman gibi konuşuyordu.
“Baba beni sen yapmadın,” dememle susması bir oldu.
“Neyse ödedim çoktan merak etme.” Ses tonu bile değişmişti. Ayağa kalkıp salondan çıktım. Bahçeye açılan kapıdan bahçeye çıktım.
“Baba ne oldu?” diye sordum. “Bir şey olmadı,” dese de sesi artık derinden geliyordu. “Jale,” dediğinde “Efendim baba,” dedim.
“Bana baba demeyi hiç bırakma tamam mı?” demesi gözlerimin dolmasına sebep olmuştu. “Öyle bir şey hiçbir zaman olmayacak,” diyerek teselli ettim onu.
“Dikkatli ol orada tamam mı kızım? Korkarsan falan direkt beni ara. Anında gelip seni alırım,” dediğinde gülümsedim. “Tamam,” dedim.
“Neyse bir dahakine cezanı ödemem haberin olsun,” dediğinde gülmeden duramadım. “Bunu yirmi birinci kez söylüyorsun,” dediğimde o da güldü. “Kıyamıyorum sana,” dedi her zaman ki gibi.
“Neyse görüşürüz ve kendine dikkat et kızım,” diyerek telefonu kapattı babam.
Telefonu cebime koyup içeri geçtim.
Salona geri döndüm. “Cem ne diye kızıyor sana?” İlyas Amca bunu sorunca ona baktım. “Trafik cezası yemişim o yüzden,” diyerek kısa kestim. “İstediğin bir şey var mı Jale?” dedi Yeşim Teyze.
“Hayır,” demekle yetindim.
“Sen neden o adama baba diyorsun? Gerçek baban karşında ya,” benden küçük olan kardeşime baktım.
“Adın ne?” diye sordum. “Burak,” dediğinde ayağa kalktım ve tam karşısına geçip onun yakasına yapıştım. “Benim tek bir tane babam var o da o. İlyas Yankı değil. Benim babam Cem Yalın. Bir daha böyle bir şey dersen senin dilini keserim,” deyip onu bıraktım.
Burak bana şaşkınca bakınca memnuniyetle gülümsedim. Sonra ise diğerleri baktım. “Evdeyken söylemiştim ama tekrar etmem gerekiyor anlaşılan. Siz benim sadece biyolojik ailemsiniz. Daha fazlası değil. Ne siz benim anne ve babamsınız ne de siz benim kardeşimsiniz. Haddinizi bili ve öyle konuşun.”
Herkesi sertçe uyardığımda kimseden çıt çıkmadı.
Memnun bir şekilde kendimi koltuğa bıraktım. Sonra ise adını bilmediğim diğer kardeşime baktım. “Arda,” dedi ben sormadan.
“Tanıştığıma memnun olmadım,” dediğim sırada telefonum çaldı. Tanımadığım bir numaraydı.
Telefonu açtım. Daha alo diyemeden Kuzey konuşmaya başladı. “Neredesin lan sen?! Adres at elini öpmeye geleceğim!” diye bağırdı. “Kuzey ne saçmalıyorsun?” diye sordum. “Lan bizim Gökhan’a ne yaptıysan adamın cinleri tepesinde çift kale maç yapıyorlar. Şu mafya ailenle tanışmak istiyorum,” bu adam manyaktı.
“Kuzey saçmalama,” desem de beni dinlemedi. “Adres at! Hem sen daha bana motor kullanmayı öğreteceksin! Geliyorum! Gökhan’a silah çekenlerin alnından öpeceğim! Hatta sen şu mafya babana ver telefonu!” ne diyeceğimi şaşmıştım.
“Ver telefonu,” İlyas Amca bunu deyince pek emin olamasam da telefonu verdim. “Kimsin sen delikanlı?” İlyas Amca bunu deyince Kuzey’in heyecanı daha çok artmış olacak ki sesini ben bile duyuyordum.
“Adam mı göndertiyorsun yoksa kendin mi beni gelip alıyorsun orasını bilmem ama ben sizinle bugün tanışacağım!” diye bağırınca İlyas Amca telefonu kulağından uzaklaştırmak zorunda kaldı.
“Adres at adam gönderteyim,” İlyas Amca’nın bunu demesini asla beklemiyordum. “Bu arada haberiniz olsun Rüzgâr’ı da getireceğim. Adresi attım. Öptüm,” deyip telefonu kapatmış olacak ki telefonu bana verdi.
“Arkadaşınsa eğer sevdim bu Kuzey’i,” demesini hiç beklemiyordum.
“Ben kendimi bahçeye atıp oyun oynayacağım,” deyip kalktım ve ilk önce kulaklığımı aldım ve sonra da bahçeye çıktım. Bir yere oturup oyun oynamaya başladım.
Ne kadar süre oyun oynadım bilmiyorum ama birisi telefonu elimden çekip alınca dış dünyaya döndüm. Sinirle kim olduğuna baktığımda Kuzey’i gördüm. Kulaklığımı çıkardım. “Gelmişsin,” deyip ayağa kalktım ve telefonumu elinden aldım.
“Geldim herhalde! Bu arada burası manyak güzel! Beni evlatlık alsınlar! Sen söylesene!” diye heyecanla konuştu.
Bir şey demeden içeri geçtim. Rüzgâr’da buradaydı. “Jale sen de ne götten ballısın he,” dediğinde bana gülmeden duramadım.
Tekli koltuğa oturdum. “Mirastan payın var dimi?” diye sordu Kuzey. “Evet,” dediğimde resmen gözleri ışıldadı.
“Beraber yiyelim,” dediler aynı anda. Sonra Kuzey’in aklına bir şey gelmiş olmalıydı ki ayağa kalktı elimi tutup çekiştirmeye başladı. “Kalk bana motor sürmeyi öğret,” dedi.
“Tamam, düşersen masrafları,” lafımı bitiremeden konuştu. “Let’s go!” dedi. “Kuzey lafımı,” yine lafımı kesti. “Let’s go!” dedi yine. “Lan lafımı bitireyim!” dediğimde ise “Evevevev!” diye değişik bir ses çıkardı.
Oflayarak ayağa kalktım. Kuzey baya heyecanlıydı. Kaskı ve anahtarları alıp bahçeye çıktım. “Motorumu getirir misiniz?” diye motorumu götüren adama sordum. Sadece başını eğip adam gitti.
Kaskı Kuzey’e verdim. Kaskı alıp taktıktan sonra ona eldivenleri uzattım. Eldivenler eline küçük geldiğinde onları giyememiş. Eldivenlerimi bir kenara bıraktım. Adam motoru getirdiğinde ona gülümsedim. “Teşekkürler,” dediğimde şaşırmıştı.
“Nereden başlayacağım?” diye sorduğunda Kuzey motorun yanına gittim. O da geldiğinde nasıl kullanacağını anlatmaya başladım.
Tamamen anladığından emin olduktan sonra binmesine izin verdim. O sırada Rüzgâr’da gelmişti. “Düşersen ne anırırım,” demeyi ihmal etmedi ama Kuzey onu umursamadı. Kuzey motora bindiğinde anahtarı takıp motoru çalıştırdı.
Motoru birinci vitese aldı ve ayaklığını kaldırdı. “Bir anda gaza yüklenme yavaş yavaş gaz ver. Yoksa motor ileri atılır ve kontrolünü kaybedersin,” diye uyardım.
Kuzey bir süre durup cesaretini topladıktan sonra yavaşça motoru sürmeye başladı. Düşündüğümden iyiydi. “Biraz hızlan!” diye bağırdım ki duysun diye. Dediğimi yapıp biraz daha hızlandı.
Garibim motorum ilk defa bu kadar yavaş gidiyordu.
Bahçede o hızda biraz dolaştıktan sonra ona “İkinci vitese geç!” dedim. Hiçbir şey demeden dediğimi yaptı. Biraz daha hızlandığında Kuzey biraz kontrolünü kaybeder gibi olduğunda anında durmuştu.
Onun tek sıkıntısı kendisini çok kasıyordu.
Yanına gittim. Kaskı kafasından çıkardı. “Neden böyle oldu?” diye sordu. “Kuzey sürüşün iyi ama kendini çok kasıyorsun. Sana şöyle anlatayım ki sen motorun sürücüsü değil onun bir parçası olacaksın. Bütünleş motorla. Yoksa dengeni kaybedersin. Tekrardan söylüyorum bu başka bir şey değil senin bir parçan bunu sakın unutma. Şimdi motoru tekrardan birinci vitese alıp biraz sür ve ikinci vitese geç,” deyip yerime geri döndüm.
Kuzey kaskını takıp tekrardan motoru sürmeye başladı. Bu sefer daha iyiydi. İkinci vitese geçip hızlandığında dengesini kaybetmemişti.
“Helal lan,” dedi o sırada Rüzgâr. “Güzel sürüyor,” dediğimde kolunu omzuma attı. “Kafasına koyduğu şeyi yapar,” diyerek Kuzey’le gururlandı.
Kuzey yanımıza gelip durdu. Kaskını çıkardığında heyecanla konuşmaya başladı. “Mükemmel bir şey bu! Ben kesinlikle motor alacağım!” dedi. “Önce bütün vitesleri sürmeyi öğrenmelisin,” dedim.
“Öğrenirim!” dedi anında. “Lakin ondan önce arkanda artçın varken sürmeyi öğreneceksin,” deyip arkasına bindim. Kuzey kaskını taktı. Bende tutma yerinden tutundum. Sürmeye başladığında ilk başlarda kendisini kasmasına rağmen iyi sürmüştü ve sonra rahatlamıştı.
“Üçüncü vitese geç,” dediğimde “Ya düşersek,” dedi anında. “Bir şey olmaz,” dedim rahatlıkla.
Ben motoru öğrenirken kaç kere düşmüştüm.
Kuzey üçüncü vitese geçtiğinde hızlandığında kaynaklı biraz yalpaladı ama toparlamıştı. Ellerimi bıraktım. Tutunmama gerek kalmamıştı. Kuzey bana yan bir bakış attı. “Bana olan güvenin gözümü yaşarttı,” deyip önüne döndü.
“Güzel sürüyorsun,” dediğimde Rüzgâr’ın önünde durmuştu. Motordan indim. “Bugünlük yeter,” dediğimde itiraz etmedi. Motordan indi ve kaskı çıkarıp bana verdi sonra ise motoru kapattı.
O sırada bahçenin kenarında durup bize bakan Arda’yı gördüm. O sırada ise o adam gelip çoktan motoru götürmüştü. Arda çekinerek yanımıza geldi. “O motor senin mi?” diye sordu.
“Evet,” dediğimde kafasını salladı. “Beğendin galiba,” dediğimde iç çekti. “Annem motor almama tehlikeli diye izin vermiyor. Buraya gelirken sen teker yaparak yanlarında geçmişsin. Onu telaşla anlatınca çıkıp bakmak istedim,” diye açıkladı.
Hep beraber içeri geçtik.
Yeşim Teyze salonda oturmuş İlyas Amca’ya benim motoru çok deli sürüşümden dert yanarken gördüm.
“Ben diyorum bu motor şeytan işi diye,” dediğinde koltuğa oturduk. “Dört tekerin seni koruyacağını sanacak kadar salak birisine de benzemiyorsun,” dediğimde Kuzey ve Rüzgâr aynı anda “Ouyyyy!” dediler.
“İstediğini de ama ben senin motor sürmeni istemiyorum,” dediğinde onu küçümser bir şekilde baştan ayağa süzdüm.
“Daha bu sabah tanıştığım bir kişinin hayatıma karışması ne kadar salakça. Ayrıca annem ve babam bir şey demiyorken sana ne oluyor?” dediğimde ona tokat atmış kadar olmuştum.
“Ahmet Çakar kime çakar? Alayına çakar!” Kuzey bunu dediğinde gülmeden duramadım. “Senin ekran süren ne kadar?” diye sordum. “Yirmi beş saat,” dedi gururla.
“Bu gerçekte çok iyiydi,” dedi Rüzgâr.
“Yemekte istediğiniz bir şey var mı?” diye birisi sorunca sağıma baktım. “Yok,” dediğimde Kuzey yine konuştu. “Başımla beraber,” dedi.
“Nesli sana söylediğimiz şeye dikkat ediyorsun dimi?” diye sordu İlyas Amca. “Ediyorum Efendim,” dedi adının nesli olduğunu öğrendiğim kişi.
Nesli gittiğinde “Neye dikkat edecek ki?” diye sordu Arda. “Bunun bibere alerjisi var. Bir keresinde Gökhan bilerek bunun alerjisiyle oynamıştı,” diye açıkladı Rüzgâr.
“He,” dedi Arda.
“Ya siz bu Gökhan’a ne yaptınız ya!” Kuzey bunu İlyas Amca’ya sorduğun İlyas Amca onu umursamadı. Aklından bir şey geçtiği belliydi.
“Jale,” Hamit bana seslendiğinde dönüp ona baktım. “Gel,” dediğinde merdivenlerden Uraz’da indi. “Neden?” diye sordum.
“Gel dedik,” dediğinde Uraz daha fazla itiraz etmedim. “Bende geleceğim,” diyerek Kuzey’de benle kalktı. “Kambersiz düğün olmaz,” diyerek Rüzgâr’da ayağa kalktı.
Uraz ve Hamit bir şey demedi.
Dışarı çıktığımızda bir araba bizi bekliyordu. Arabaya bindiğimizde tedirgin olmuştum. “Korkma. Sana bir şey göstereceğiz,” dedi Uraz.
Bahçeden çıktığımızda önümüze ve arkamızda korumalar belirdi. “Güvenlikle alakalı hiçbir sıkıntımız yok,” Kuzey bunu dediğinde yine güldüm. Bu adam şakaları tam yerinde yapıyordu.
Yarım saat kadar yol gitmiştik ama benim midem sürekli ağzıma gelmişti. “Jale iyi misin?” diye sordu Hamit. “Beni araba tutuyor,” deyip elimle ağzımı kapattım.
“Daha bir saatlik yol,” dedi Uraz. “Dayanabileceğimi sanmıyorum,” dediğimde öğürmeden duramadım. “Ay bu kustu kusacak,” diyerek benden uzaklaştı Kuzey.
O sırada araba durduğunda kapıyı açıp kendimi dışarı attım. Yeşillik bir alandı. Kendimi daha fazla tutmayıp bir ağacın dibine kustuğumda rahatlamıştım.
Öksürdüğümde elimle ağaca tutundum. Birisi saçlarımı çektiğinde kim diye baktım. Uraz’dı. Doğrulduğumda bana su uzattı. İlk yudumu alsam da içmedim. Ağzımı çalkalayıp tükürdüm. Sonra ise suyu içtim.
“Daha iyi misin?” diye sorduğunda kafamı sallayıp onayladım. “İstersen adamlardan birisi motorunu getirsin. Sen onunla takip et bizi,” dediğinde kafamı yana salladım. “Gerek yok,” desem de pek ikna olmamıştı.
“Miden bulanır tekrardan,” dese de onu yine reddettim. “Boş ver. Git gel yapmasın boşuna göndereceğin kişi,” dediğimde beni ikna edemeyeceğini anlamıştı.
Arabaya tekrardan bindiğimde Kuzey beni dürtükledi. Ona baktım. “Tekrardan kusmazsın dimi? Üstümdekileri daha yeni aldım,” deyince ona bir tane vurdum. “Sus Kuzey yoksa üstüne bilerek kendimi parmaklayarak kusarım,” dediğimde ayağa kalkıp Rüzgâr’la yer değişti.
“Artık bana Gökhan’la aranızda ne geçti söyleyecek misin?” Kuzey kesinlikle bazen çok konuşuyordu.
“Bu beni telefonla arayıp özür dilemek istediğini söyledi bende reddettim telefonu suratına kapattım. Sonra tekrar aradı ve aşağı in dedi. Bende dedim ki sen yukarı çık. Çıktı. Biz tartışmaya başlayınca ona silah çekilmesini hazmedemedi,” diye anlattım.
Sonra ise Kuzey bir anda bir şey söylemeye başladı.
“Ondan sonra salak dedim ona kalk kendin sil salak dedim. O da dedi lafını geri al. Bende dedim lafımı geri almayacağım. O dedi alacaksın. Almayacaksın. Alacaksın. Almayacaksın. Geri de almadım lafımı. Sonra saçıma dokundu bende ayağa kalktım. Sonra tahtanın önünde biz dövüşmeye başladık. Ama bildiğiniz gibi kız kavgası değil yani. Resmen tekme tokat girmeye başladık birbirimize.”
Kuzey bunu dedikten sonra Rüzgâr’la gülmeye başladı. “İşsiz gibi onu ezberledin mi?” diye sordu Hamit.
“Ben niye anlamadım?” diye sordu Uraz. “Senin ekran süren yirmi dakika olduğu içindir. Anlamazsın,” diyerek onu küçümsedi Hamit.
Kuzey kendi telefonundan dediği şeyin orijinal videosunu açtı. Uraz’a verdiğinde Uraz videoyu izleyip telefonu Kuzey’e verdi.
“Yani iyi ki bilmiyormuşum. Bilmeme gerek yokmuş,” dedi Uraz.
“Tamamdır kral. Farklı hocaya. Büyük hoca ya kendisi,” Kuzey yine bir sosyal medya şakası yaptığında yine Rüzgâr’la beraber güldü.
Daha fazla bu saçma sohbete katlamayacaktım o yüzden camdan dışarı bakmaya başladım. Midem yine bulanmaya başlamıştı.
En sonunda geleceğimiz yere geldik.
Arabadan indiğimde bir villanın önünde durduğumuzu gördüm. “Ben kesinlikle bu aileye evlatlık olarak geleceğim,” dedi Kuzey.
“Beni de al,” Rüzgâr’da Kuzey’e katıldı.
“Jale burası senin,” dediğinde Hamit ona şaşkınca baktım. “Burası yıllardır seni bekliyordu. Annem beş yıl önce seni bulabilirsek diye almıştı,” diye açıkladı Uraz.
Hiçbir şey demeden evi gezmeye başladım.
Ev düşündüğümden daha güzeldi.
Evi tamamen gezdiğimizde geri döndük.
“Umarım kabul edersin,” dedi Hamit. “Kabul etmesem de bana kalacak,” dedim arsızca.
Arabadan indiğimde babamı bahçede gördüm. Koşarak yanına gittiğimde beni anında fark etmişti. “Sen niye geldin?” dedim. “Duramadım evde,” deyip bana sarıldı.
Geri çıktığında “Nereye gittiniz?” diye sordu. O sırada eve girmiştik. Gittiğimiz villayı anlattığımda bir şey demedi.
Salonda oturmak yerine bahçeye çıktık.
“Jale iyisin dimi kızım?” diye sordu. “İyiyim baba,” dediğimde gülümsedi. “Annem gelmedi mi?” diye sordum. “Ben motorla geldiğimden gelmedi,” dediğinde sırıttı. “Aslında anandan da kaçtım. Dediği bir şeyi yapmayı unuttuğumu hatırlayınca hem de seni merak edince motorla geldim,” dediğinde ona arsızca sırıttım.
“Neyi unuttun?” diye sordum. “Bugün ananla sevgili olduğumuz günmüş. Unuttuğumu anladığı anda beni kesecek,” dedi korkarak.
Telefonumu çıkarıp anında annemi aradım. “Alo anne nasılsın?” dememle babam bembeyaz oldu. “İyiyim kızım. Sen iyisin dimi?” diye sorunca “İyiyim ve sana söylemek istediğim bir şey var,” dediğimde babam elleriyle yapma diyordu.
“Babam bugünün sevgilik yıl dönümünüz olduğunu unutmuş,” dememle annemin “Telefonu o öküz babana ver,” demesi bir oldu.
Telefonu babama verdim. Babam “Efendim,” demesiyle annemin babama bağırması ve en sonunda onu evden kovması ve boşanmak istemesi bir oldu ve telefonu babamın suratına kapattı.
Babam bana telefonu vermesiyle içeri kaçmam bir oldu. “Jale gel buraya!” diye bağırdı arkamdan babam.
O da içeri girince ona baktım. Gözlerinden ateşler çıkıyordu. “Napmışımkine?” dediğimde bana bağırmaya başladı. “Sen ne diye beni annene ispikliyorsun?! Ananı biliyorsun! Bir keresinde beni neredeyse gerçekten boşuyordu da son anda vazgeçmişti! Sen niye yangına körükle gidiyorsun?!” diye kızdığında onu duymamış gibi davrandım.
“Bak bir de beni duymazlıktan geliyor!” diye bağırdı.
“Arsız! Ben o motorunu senden alayım da gör gününü,” babam bunu ilk defa bu kadar ciddi söylemişti. “Baba,” dediğimde bana bir bakış atmasıyla sustum. “Sen bana kıyamazsınkine,” dedim.
“Bal gibi de kıyarım,” dediğinde gerçekten korkmuştum.
Ona masum bir gülümsemeyle baktım. “Bakma bana öyle,” deyip koltuğa oturdu. “Hainsin sen.” Babama gıcık olmuş bir bakış attım.
“Hele bir motorumu elimden al. Bak bakalım ben senin motorunu satmıyor muyum,” dedim.
“Beni tehdit mi ediyorsun zilli,” dediğinde kollarımı bağlayıp saçlarımı savurdum. “Evet, ediyorum ve kendime Kawasaki ninja h2r aldırırım,” dedim. “Kime aldırıyorsun?” diye sordu babam.
“O kadar zengin bir aile çocuğuyum ve bunu kullanırım,” demekten geri durmadım.
“Allah’ım sen bana sabır ver,” diyerek dua etti babam. “Âmin,” dedim bende.
“Jale,” diyerek yanıma Kuzey ve Rüzgâr geldi fakat çok ciddi duruyorlardı. “Az önce Gökhan aradı ve teklifini kabul ettiğini söyledi,” dediklerinde şaşırmıştım.
“Gerçekten mi?” dediğimde ikisi de kafasını sallayarak onayladı beni.
Şaka gibiydi.
Gökhan’ın bunu kabul edeceğini sanmıyordum.
Artık bende Mühür Ekibindeydim.
Bölüm etkileşimi
