yalancı katil kitap kapağı

4. bölüm / 6

yalancı katil

Cana Kast

Vaveyla Yazarı: Gofik _fzt

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Cana Kast

3. Bölüm: Cana Kast
Kadın son sözünü söyledikten sonra bütün ekranlar karardı. Buz gibi bir sessizlik başladı. Hepsinin yüzüne tek tek baktım.
Hepsi şüpheyle bana bakıyordu.
Korkuyla yutkundum. “Ne bakıyorsunuz?” demeden duramadım. “Sana iyi bakmamızı söyledi. Ne kadar önemliymişsin bizim için,” Gökhan dalga geçerek bunu söyleyip siniri bozulmuş gibi güldü.
“Acaba ne dedi?” Almanca konuştuğu kısımdan bahsetmişti Güven. Kararsız kalsam da ne dediğini onlara çevirdim.
“Öncelikle herkesi selamlamak istiyorum. Ben Yalancı Katilim. Şu an peşime düşen herkes, oyunumun bir parçası. Dedi,” onlara bunu çevirdiğimde daha da şüpheyle baktılar.
Korkudan titreyen sesimle konuştum. “Annem Alman benim. O yüzden Almanca biliyorum,” dedim.
“Gerçekten buna inanmamızı bekliyorsan daha çok beklersin,” Rüzgâr bunu dediğinde ona baktım. “Ben yalan söylemiyorum. İsterseniz annemi arayayım konuşayım,” diye olabildiğince kendimi savunmaya çalıştım.
“Jale belki o konuda haklısındır ama katil seni bizzat hedef gösterdi.” Tuna bunu dediğinde ona baktım. “Ben sizi ona götürecekmişim ya. O yüzden demiştir,” dedim.
“Jale kendine rol nasıl yapılır öğretmen lazım,” Gökhan bunu dediğinde ona baktım. “En başından beri katille iş birliği yapıyorsun dimi?” diye sorunca derin bir nefes aldım ve zar zor konuştum.
“Ben iş birliği falan yapmıyorum. Ayrıca neden rol yapayım ki?” Vücudum kaşınmaya başlıyordu. Yine dökecektim anlaşılan.
“Yani katili anlayan bir tek sensin, katilin hedef gösterdiği kişi sensin ve katilin şu ana kadar arkasında tanık bıraktığı da sensin. Bütün bunlar tesadüften ibaret olmaz,” Gökhan bunu dediğinde bir şey anlamıştım. Ne desem de bana inanmayacaklardı.
Lakin kendimi olabildiğince savunmaya devam edecektim.
“Şunu da hatırlatmak isterim ki sizde şu an katilin bir planından ibaretsiniz. Oyunumun bir parçası demişti,” dediğimde bana tek kaşını kaldırıp baktı.
“Öyle olsa bile katil bizi kendini oyuna dâhil etmiş. Senin gibi o oyunun kurucusu değiliz.” Artık benim sakin kalmama imkân yoktu.
“Yeter ya! Eliniz de hiçbir delil yokken beni böyle suçlayamazsınız! Siz mi çok salaksınız bilmiyorum ama katilin beni özellikle seçmiş olma ihtimali çok yüksek! Kim bilir bu oyunu planlamak için ne kadar çok uğraşmıştır!” diye bağırdım.
“Şimdi gidin ve patlayan yerleri araştırın derim! En azından bir işe yaramış olursunuz!” sesim o kadar yüksekti ki Kuzey irkilmişti.
“Sen bize ne yapacağımızı söylemeyecek kadar aşağılık birisin Jale,” Gökhan bunu dedikten sonra bütün ekibe göz gezdirdi ve beş dakika sonra falan evden çıktılar.
Evden çıktıktan sonra da kapıyı üstüme kilitlediler.
Siz beni bir yere kilitleyemezsiniz.
Motorumun kaskını ve anahtarlarını aldım. Ayakkabılarımı da giyip mutfağın bahçeye açılan kısmından dışarı çıktım. Kaskı kafama takıp bahçenin dışına çıkabilmek için duvara tırmanmaya başladım. Tırmandıktan sonra kendimi aşağı sarkıttım ve bir anda kendimi bıraktım.
Düştüğümde canım çok yanmamıştı. Motorumun yanına gittim. O servis gibi olan araba duruyordu. Anlaşılan şahsi arabalarıyla gitmişlerdi.
Motora binip telefonu yerine koyup sabitledim. Anahtarı takıp motoru çalıştırdım. Marş verdiğimde motorun ısınmasını beklemeden birinci vitese alıp yola koyuldum.
Şu anlık gidebilecekleri tek yol vardı. O tarafa gitmeye başladığımda vites artırıp hızlandım.
Öne doğru eğilip son vitese geldiğimde uçuyordum resmen. Arabaların arasında makas atarak ilerliyordum. En sonunda bir arabada Tuna’nın turuncu saçlarını görüp yavaşlamaya ve vites düşürmeye başladım.
O aracın yanına gelince doğruldum ve camı tıklattım. Ön koltukta oturan Ece camı açtığında şaşkınca bana baktı.
Vizörümü açıp konuştum. “Siz beni hiçbir yere kilitleyemezsiniz,” dedikten sonra vizörümü kapattım.
Ece’de camı kapattı. Şoför koltuğunda Gökhan vardı. Beni hiç umursamadan gaza basıp geçti. Tekrardan vites yükseltip hızlandım ve bu sefer şoför tarafına geçip camı tıklattım. Gökhan camı açtığında “İstersen dip gaz git ama bu motor bu arabadan hızlı. Anlayacağın devam et. Bende geliyorum. Eve geldiğinde biz yokken yapışsındır ihtimalinle uğraşmam,” dediğimde camı kapat hareketi yaptım.
O sırada arka koltuğun camı açıldığında Kuzey kafasını çıkardı. “Bir ara bana da motor kullanmayı öğret. Ben bu fazla sevdim. Kurttun keyfi yerine geldi,” dedikten sonra kafasını içeri sokup camı kapattı.
Umarım çok fazla ceza yemezdim. Neyse babama ödetirdim.
Baya bir süre yol aldık. En sonunda olay yerine vardığımızda durduk. Motoru kapatıp indim. “Sen arabada kal. Olay yerine giremezsin,” dediğinde Güven bir şey demeden ön tarafa gidip oturdum.
Kaskı da çıkarıp şoför koltuğa koydum. Ve telefonumdan Brawl Stars oynamaya başladım. Kaç gündür Edgar karakterini kasıyordum. Üç bin kupa yapmama az kalmıştı.
Onlar gittiğinde bende oyun oynamaya başladım.
Aradan iki buçuk saat geçmişti ve sonunda Edgar’ı üç bin kupa yapmıştım. Şu an arabanın içinde sevinç dansı yapıyordum.
“Oğlum ben tünekbüken_31 im (Brawl Stars adı Jale’nin ve gerçekte benimde Brawl Stars adım) siz kimsiniz!” demeyi unutmadım.
Keyifli bir şekilde arkama yaslandım. Bu sefer tam Tara karakterine geçecektim ki kapı açıldı. Kapıyı açan Ece’ydi.
“Gidiyoruz,” dediğinde oyunu kapattım.
Kaskımı alıp arabadan indim. O sırada Kuzey yanıma geldi. “Bu güzel çocuğu artçın olarak kabul eder misin?” dediğinde biraz kararsız kaldım.
“Kuzey kaskın yok ve ben hızlı gideceğim,” desem de takmadı. Benim içim rahat etmeyeceğinden kendi kaskımı ona verdim. “Ne olur olmaz,” deyip motora bindim. Kuzey’de arkama bindi. “Benden tutun,” dediğimde Gökhan arabayı hareket ettirmişti ve bende peşine takıldım.
Otobanda gitmem gereken hız da gidiyordum. “Gelirken daha hızlıydın. Biraz daha hızlansana,” Kuzey bunu dese de umursamadım. Bir kavşağın oraya geldiğimizde arabanın yanında durdum. O sırada başka bir motorcu da yanımda durdu.
“R1 güzel motor mu?” Yanımdaki motorcunun sorusunu anında cevapladım. “Fazlasıyla,” dedim. “Yarışalım mı?” diye sordum. “Kaskın yok ve artçın varken olmaz,” dedi motorcu. “Yarışın ya!” diye carladı Kuzey.
“Kaskımın olmaması benim için sorun değil. Artçımı duydun zaten,” dediğimde motorcunun keyifle güldüğünü gördüm.
“Tamam. İlerdeki diğer kavşağa kadar,” dediğinde önüme döndüm. “Sıkı tutun,” diye tembihledim Kuzey’i.
Yeşil yandığında gaz vermeye başladım. “Türk Hava Yolları iyi uçuşlar diler,” Kuzey bunu dedikten sonra hızlanmaya başladım.
Diğer motorcuya biraz avans verdikten sonra yanından hızlıca geçtim.
O bahsettiğimiz kavşağa gelince yine kırmızı ışıkta durdum. “Bana kesinlikle bu motoru sürmeyi öğretiyorsun!” diye bağırdı Kuzey.
“Bakarız,” diye geçiştirdim. O motorcu ve Gökhan geldiğinde keyifle motorcuya baktım. “Uçak bu kadar hızlı değildir,” motorcu bunu dediğinde daha çok keyiflendim. “Neyse en azından alacağım motorun hızını görmüş oldum,” deyip önüne döndü.
“Jale sen delirdin mi?!” Gökhan camı açıp bana bağırdığında cevap verme zahmetinde bile bulunmadım.
“Tek başına olup kaza yapıp ölsen umurumda olmaz ama arkanda Kuzey var!” bana böyle bağırmasından sonra sinirle ona baktım. “Bir gün sen bin arkama da bilerek son hız duvara çarpayım,” dediğimde yeşil yanmıştı ve bu sefer gitmem gereken hızda gidiyordum.
En sonunda eve vardığımızda Kuzey arkamdan inip kaskı çıkardı.
“Motor alacağım!” dedi heyecanlı bir şekilde. Diğerleri de geldiğinde arabadan indiler. “Ben boşuna demiyorum motor şeytan işi diye,” Rüzgâr’a ters bir bakış attım.
“Dört tekerin seni koruyacağını düşünecek kadar salaksın,” deyip telefonumu aldım.
Tam da o sırada babam aradı. Telefonu “Bismillah,” diyerek açtım. Aramayı açmamla babamın bağırması bir oldu. “Jale bu yüz doksan bin lira olan ceza ne kızım!” o kadar çok bağırmıştı ki telefon hoparlörde olmamasına rağmen seni dışarıdan duyuluyordu.
“Baba biraz da bağırırsan kulağım sağır olacak,” dediğimde sesini alçaltmıştı. “Sen trafikte kavga mı ettin de bu ceza geldi!? Çabuk söyle,” dedi.
“Ya bir tane dağ ayısı önüme sinyal vermeden kırdı. Sonra benim kadınlığıma laf edince de bende kaskla daldım. Sonra hız yapıp motoru kasksız sürmüş olabilirimkine,” dediğim sırada eve girmiştik.
“Şu motoru almana izin verdiğim günün içine sıçayım Jale! Sen bana sessiz sakin süreceğim diye söz vermiştin! Bu kaçıncı kızım!” Bir süre susup nefeslendi.
“Bak son kez cezanı ödeyeceğim. Bir daha asla ödemem,” bu tehdidini belki yüz kere duymuştum. “Canım babam bu yirminci kes son ödeyişin,” dediğimde sinirle güldü. “Kıyamıyorum yine de,” dedi.
“Neyse konuştuğumuz sırada ödemiştim zaten. Sana da para attım. Bu arada bu cinayet şüphelisi oluşunu sonra konuşacağız. Anan birazdan bulaşığı neden yıkamadın diye kafamı ütülemeye başlar. Kendine iyi bak kızım. Görüşürüz,” dedikten sonra telefonu kapattı.
Telefonu kulağımdan indirdiğimde şu iki dakikalık konuşmada kulağım ağrımıştı.
İstemsizce kulağımı ovuşturdum. “Sanırım baban biraz kızdı ama emin olamadım,” Ece bunu dediğinde güldüm.
O sırada telefon yine çaldı. Bu sefer arayan annemdi. Telefonu açtığımda “Efendim anne,” dedim ama bana başka bir şey demeye fırsat vermeden kızmaya başladı.
“Kızım biz sana dikkat süreceksin demedik mi?” diye kızdığında sinirinden Almanca konuşmuştu. “Hanımefendi Türkçe konuşur musunuz?” desem de beni duyduğu yoktu.
“O motorunu elinden almak lazım!” diye bağırdı. “Ya anne kendi yaptığınız kızınızı tanımıyormuş gibi davranmayın,” diyerek bende Almanca konuştum. “Sus Jale! Hem suçlusun hem güçlüsün!” diye bağırdığında kulağım daha fazla ağrımaya başladı.
Sonra bir anda babama bağırmaya başladı. “Sende o bulaşığı düzgün yıka! Leke bırakıyorsun hep!” diye bağırdı. Sonunda Türkçe konuşabilmişti.
Sonra tekrardan bana döndü. “Zaten bu baban beni sinirlendirdi bir de seninle uğraşıyorum Jale,” dedi. “Anne yine ne oldu? Ayrıca sonunda doğru dille konuşuyorsun,” demeyi ihmal etmedim. “Ne olacak evlilik yıl dönümümüz bugün ama bu sığır olacak baban yine unuttu,” dediği sırada babam acıyla bağırdı.
“Babama terlik atmazsan sevinirim ana. Yoksa benim bu trafik cezalarımı kim öder,” annem bu dediğime gülmüştü.
“Neyse ben biraz daha babanı dövmeye gidiyorum kendine iyi bak. Görüşürüz,” annem bunu dedikten sonra telefonu kapattı.
Telefonu ortadaki sehpaya koydum.
“Hayret ilk defa doğru bir şey söylemişsin. Annen gerçekten Almanca biliyormuş,” Gökhan bunu dediğinde ona üstten bir bakış attım. “Senin gibi cahil olmadığım için kıskanma.”
“Bana sakın cahil deme Jale. En sevmediğim şey,” Gökhan’a bakıp alayla güldüm. “Sen bana hiçte sevmediğim şeyleri söylerken sorun yok. Kısasa kısas yapınca neden sorun oldu Gökhan?” Bunu demem onu sinirlendirmişti.
“Sen ilk önce o sesini bir kıs bana öyle laf yetiştir,” dedi.
“Sen kimsin de bana sus diyorsun?”
“Sadece çok konuşuyorsun diyorum. Sonuçta seni neden burada tuttuğumuz belli Jale.”
“Madem çok konuşuyorum, konuşturtma.”
“Jale sen gerçekten çok olmaya başlıyorsun.”
“Onu beni buraya getirmeden önce düşünecektin,” dediğimde sinirden alnındaki damarlar belli olmuştu. Onu daha fazla umursamadan sehpanın üzerine bıraktığım kulaklığı aldım ve taktım. Sonra ise telefonumu da alıp odaya çıktım.
Ece’nin bana verdiği yatağa oturdum.
Sonra ise oyun oynamaya başladım.
🎭
Ne kadar süre oyun oynadım bilmiyorum ama uykum gelmişti. Kulaklığımı çıkarıp kenara koydum. Bir tane şarj aleti bulup telefonumu taktım ve sonra uyumak için yattım.
Yazar gözünden
Mühür Ekibi ise o sırada aşağı da salonda oturmuş Jale’nin hakkında konuşuyorlardı. “Gökhan bak. Jale ne kadar şu an şüpheli olsa da ona böyle davranamazsın,” Güven bunu dese de Gökhan’ın umuru olmadı.
“Bana nasıl davranılacağını öğretme Güven,” dediğinde Ece sertçe çıkıştı. “Elimizde onun katil olduğuna dair doğru düzgün bir kanıt yokken sus Gökhan.”
“Ece onu bana sırf kadın diye savunma,” Ece bunu duyar duymaz cevabını vermişti. “Senin gibi bir erkek müsveddesini savunmam elbette,” demesi Gökhan’ı daha çok sinirlendirmişti.
Tam Ece’ye kızacaktı ki Tuna’nın dediği şeyle hepsi ona baktı.
“Bana kalırsa Jale ikinci kişiliğine geçme ihtimali çok yüksek,” demişti. “Ne demek istiyorsun biraz aç,” Rüzgâr bunu dediğin de Tuna açıklamaya başladı.
“Şunu demek istiyorum. İlk önce çoklu kişilik bozukluğunu biraz anlatayım size. Birinci olarak kişilikler arasında geçiş yapıldığında bir önce ki kişiliğinde yaptıklarını unutması var. İkinci olarak ise ana kişiliğin ikinci kişiliğin yaptığı şeyleri hatırlamaması ama ikinci kişiliğin ana kişiliğin yaptıklarını hatırlaması var. Büyük ihtimal Jale kişiliklerinde neler yaptığını hatırlamıyor.
Şu da var ki yarın ikinci kişiliğinde uyanması çok yüksek olasılık ama kesin değil. Şu iki günde yoğun stresten kaynaklı kişilik değiştirebilir. Jale’nin ana kişiliğini gördük. Şimdi ise ikinci kişiliğini görmemiz lazım.
Cinayeti ikinci kişiliğinde işlemiş olabilir ya da katili ikinci kişiliğindeyken görmüş olabilir,” diye detaylıca açıkladı Tuna.
“Bana kalırsa cinayeti işlemiştir,” Gökhan bunu dediğimde Tuna ona baktı. “Bu kadar emin olma Gökhan,” dedi Tuna. “O zaman bizi tanımayacaktır,” Kuzey’e baktı Tuna. “Büyük ihtimal,” dedi Tuna çaresizce.
“Şunu da söyleyeyim eğer bize kendini farklı bir isimde tanıta bilir haberiniz olsun,” demeyi de ihmal etmedi Tuna.
Hepsi aynı anda “Tamam,” dediler.
Mina Yalın (Jale’nin ikinci kişiliği)
Uyandığımda gözümü açmamla dona kaldım. Ben tanımadığım bir evdeydim. Aceleyle yataktan kalktım. Ben buraya nasıl gelmiştim ya.
Odaya baktığım sırada çığlık atmam bir oldu. Yanda yatak vardı ve tanımadığım birisi yatıyordu. Ben çığlık atınca yatan kişi korkuyla sıçrayarak uyandı.
“Jale delirdin mi? Ne öküz gibi bağırıyorsun?” diye sordu bana. Korkuyla ona bağırdım. “Jale kim ya?! Benim adım Mina!” dememle uykusunun açılması bir oldu. Ben de o sırada neden şarj da olduğunu bilmediğim telefonumu çıkarıp aldım.
Odadan çıkmamla bir tane adamla çarpıştım. O anki korkuyla çarpıştığım kişiyi ittim. Sağda duran merdivenlere gittiğim sırada diğer odalardan da başkaları çıktı. Hepsi bana şaşkınca bakıyordu.
Tam içlerinde birisi konuşacaktı ki aynı odada olduğum kız konuştu. “Mina sakin olur musun?” dediğinde geri geri yürümeye başladım.
“Kimsiniz?!” diye bağırdım. “Beni kaçırdınız mı?!” desem de kimse bana cevap vermedi. “Öncelikle sakin ol. Ben Ece,” dedi odada ilk gördüğüm kız. “Benden ne istiyorsunuz?” diye sordum.
Kalbim ağzımda atıyordu. Sık nefesler almaya başlamıştım.
“Mina durman lazım yoksa merdivenlerden düşeceksin,” dedi içlerinden turuncu saçlı olan. Artık daha fazla dayanamayıp korkudan ağlamaya başladım. “Siz kimsiniz ya? Annemle babam nerede?” dediğimde kendimi merdivenlerden uzaklaştırdım ve duvara yaslandım.
“Annenle baban burada değil ama istersen onları araya bilirsin,” dedi Ece. Bir yandan da bana yavaş yavaş yaklaşıyordu.
“Yaklaşma bana,” dediğimde yere çöküp kafamı ellerimin arasına alıp hıçkırarak ağlamaya başladım. Telefonumun elimden düşmesini bile umursamadım.
“Annemle babamı istiyorum. Gelip alsınlar beni buradan,” dediğimde önüme birisi çöktü. “Mina benim adım Güven. Bana bakar mısın?” Adının güven olduğunu öğrendiğim adama baktığımda bana düşen telefonumu uzattı.
“İstersen annenle babanı ara ben konuşayım buraya gelsinler,” dediğinde daha çok ağlamaya başladım. “Olmaz. Onlara da zarar verirsiniz,” dediğimde içlerinden birisi konuştu. “Biz katil değiliz. Senin aksine,” başka bir adam bunu dediğinde diğerleri aynı anda “Gökhan!” diye bağırdılar.
Korkuyla tek bir soru sora bildim. “Ben birisine bir şey mi yaptım?” diye sordum ve Gökhan anında “Onu sen bize söyleyeceksin,” dedi.
“Ben bir şey yapmadım,” dedikten sonra daha da çok ağlamaya başladım. Ellerimle kafama vurmaya başladığımda beni Güven tutmak istedi. Fakat o an o kadar çok çırpınmaya başladım ki Güven’i geri itmiştim.
İçlerinden başka biri daha gelip beni tutmayı denedi.
Ne kadar direnmeyi ellerinden kurtulmayı denesem de iki erkeğe karşı koyamıyordum. Bir anda boynumda bir acı hissetmemle daha çok çırpınsam da 10-15 saniye sonra falan gücüm gitmeye başladı.
En sonunda bütün gücüm bittiğinde etrafta kararmıştı.
- Jale en sonunda bayıldığında Güven yanında duran Rüzgâr’a baktı. Rüzgâr bir şey demeden Jale’yi kucağına alıp odaya götürdü. Güven’de ayağa kalktığı gibi Gökhan’a döndü.
“Sen ne yapıyorsun?!” diye bağırdı Güven. Normalde sesini yükseltmeyen adamı bağıracak raddeye getirmişti Gökhan. Fakat umursamazca kollarını bağladığında “Hâlâ rol yaptığını göremiyorsunuz,” dediğinde bu sefer Tuna konuştu.
“Lan ne rolü! Kıza sakinleştirici verdik Gökhan,” fakat Gökhan Tuna’yı hiç umursamamıştı. Gökhan tam tekrardan konuşacaktı ki Ece’nin ona bağırmasıyla susmak zorunda kaldı.
“Eğer bir kelime daha edersen gebertirim seni Gökhan! Kızın halini gördüğün halde onun üstüne gittin! Lan zaten bizi tanımıyor bir de üstüne kıza katil muamelesi çekiyorsun! Bu kızın kendi kişiliği bile daha az korkak! Belli! Cinayet işleyen birisinin bu kadar korkak olma ihtimali yok!”
Ece daha fazla Gökhan’a katlanmamak için odaya girdi. “Ece bu sefer sonuna kadar haklı Gökhan, acın var diye ona böyle davranamazsın. Kardeşin Ela’yı katil öldürmüş olabilir ama bu kızda adam öldürebilecek göz yok,” Kuzey de bunu dedikten sonra odaya girdi. -
Gözlerimi yavaşça açmaya başladım. Etrafa baktığımda beni buraya getiren altı kişiyi görünce anında doğrulup geri kaçmaya çalıştım. Fakat yatakta olduğumda kaynaklı pek başaramadım.
“Mina sakin ol,” Güven bana bunu dediğinde önce ona sonra Ece’ye baktım. “Ben katil değilim,” deyip ağlamaya başladım. “Vallahi de billahi de katil değilim,” ağlamam daha da şiddetlendi.
“Kimse sana katilsin demedi.” İçlerinde sarışın olan konuştuğunda parmağımla Gökhan’ı gösterdim. “O dedi,” deyip ellerimle yüzümü kapattım.
“Bir yanlış anlaşılma oldu,” bunu da tanımadığım birisi söylemişti. Diyen kişiye baktığımda adını söyledi. “Rüzgâr,” dedikten sonra sarışın olan da adını söyledi. “Kuzey,” en sonda ise turuncu saçlı olan söyledi. “Tuna.”
“Ben katil değilim. Aksine ben de mağdurum. O adamı öldürdükten sonra gördüm onu,” dediğimde altısı da bana baktı. “Biraz daha anlatır mısın?” Güven bunu sorduğunda korkuyla ona bakıp daha çok ağlamaya başladım.
“Bana kimseye anlatma dedi. Yoksa beni bulurmuş,” dediğimde istemsizce burnumu çektim. “Bir de bunun nazıyla oynuyoruz,” Gökhan bunu dediğinde mahcubiyetle kafamı öne eğdim.
“Gökhan sen gitsene,” Ece bunu dediğinde Gökhan bir anda bağırmaya başladı. “Bırakın şunun nazıyla oynamayı! Biraz üstüne gitsen bülbül gibi öter!” Ellerimle kulaklarımı kapattım.
Gözlerimi de sıkıca kapattım.
Ne kadar süre öyle durdum bilmiyorum ama birisi omzuma dokununca gözlerimi korkuyla açıp baktım. Ece’ydi. Bana bir kulak üstü kulaklık uzattı. “Bunu takıyordun genelde,” dedikten sonra ellerimi kulaklarımdan çekti ve kulaklığı taktı.
Sonra bana telefonumu verdiğinde açmam için uzattı. Parmak izi okuma yerine parmağımı okuttuğumda telefonu kulaklığa bağladı ve bana oyun açıp verdi telefonu. Kulaklığın tek kulağını kaldırdı.
“Sakinleş biraz,” deyip kulaklığı bıraktı.
Yüzümü silip oyun oynamaya başladım. O sırada ise Ece odadan çıkmıştı. Ne kadar oyun oynadım bilmiyorum ama susayınca yataktan kalktım. Kulaklığı boynuma indirdim ve odadan çıktım.
Merdivenlere geldiğimde aşağıdan tartışma sesleri geliyordu. Olabildiğince sessiz olmaya çalışarak aşağı indim. Zaten hepsi beni görünce susmuştu. “Mutfak nerede?” diye sordum. “Hemen şuradaki kapı,” dedi Tuna.
“Teşekkür ederim,” deyip hızlıca mutfağa gittim. İki üç bardak su içtim. Sonra bir tane elma alıp yemeğe başladım.
Elmamı bitirip mutfaktan çıktım. Tam salondan geçtiğim sırada “Gel buraya,” dedi Gökhan. Durduğumda korkuyla ona döndüm. Ona bakmıyordum.
“Şimdi bize ne gördüğünü en detaylı şekildi anlatıyorsun,” dediğinde başımı şiddetle iki yana salladım. “Anlatamam kimseye ne gördüğünü söylemeyeceksin dedi,” dedim titrek bir sesle.
“O katili bulmamız her şeyden önemli ve sen onu bizden saklıyorsun. Bunun cezasını biliyorsundur umarım,” dediğinde başımı daha çok öne eğdim ve sessiz kaldım. “Mina konuş,” Gökhan ayağa kalktığında bana yaklaşmaya başladı.
Tam dibimde durduğunda çenemden sertçe tutup kafamı kaldırdı. “Gün gelecek bülbül gibi konuşacaksın,” dedikten sonra beni iterek bıraktı.
Tam yukarı çıkmak için yürümeye başladığında o an içimden bir şeylerin koptuğunu hissetmiştim. En yakında olan eşyayı almamla Gökhan’a fırlatmam ve sırtına denk getirmem bir oldu.
Şaşkınca bana dönünce tekrardan bir şey alıp atmak istediğimde beni bir anda Rüzgâr tuttu. “Bir daha sakın bana dokunmayı deme! Yoksa bundan bin beterini yaparım!” diye bağırdım.
Rüzgâr’ın elinden kurtulmayı denediğimde ben bırakmadı. “Gökhan eğer bana böyle davranmaya devam edersen sonuçlarına katlanırsın!” diye bağırdığım da Rüzgâr’ın elinden kurtuldum.
Gökhan son kez bana baktığında yukarı çıkmak istedi ama o sırada telefonu çaldı. Telefondaki kişiyi dinledikten sonra aceleyle telefonu kapattı. “Yeni cinayet işlenmiş,” dediğinde hepsi kalktı ve yukarı çıktı.
Hepsi hazırlandıktan sonra evden çıktılar ve üstüme kapıyı kilitlediler.
Bende oturup telefona bakmaya başladım.
Jale Yalın (ana kişilik)
Telefondan müzik açmıştım ve mutfakta yemek yapıp eğleniyordum. Nedense gözlerim acıyordu ve üstümde bir uyuşukluk vardı.
Neyse ekip kıymetimi bilsin ki onlara da yemek yapıyordum. O sırada kapının açılma sesini duyunca mutfaktan çıkıp gelen ekibe baktım. Hepsi bana baktığında ilk ben konuştum. “Kıymetimi bilin. Size de yemek yaptım,” dediğimde hepsi birbirine baktı.
“Ayrıca nereye gittiniz?” diye sormayı ihmal etmedim. “Cinayet işlendi yine oraya gittik Jale,” Tuna adımı bir garip söylemişti. “Adım Jale. Bir emin olamadın,” diye dalga geçip mutfağa döndüm.
Yemeklerin altını söndürdüm.
Tekrar içeriye döndüm. Koltuğa oturup İnstagram’a girdim. “Sofrayı siz kurarsınız,” dedim. Onlar sofrayı kurduktan sonra bende mutfağa gidip kendime ayrı olarak yaptığım yemeği yemeye başladım.
Aslında aynı yemekti sadece içinde biber yoktu.
Yalan yok beyaz ışığı görmeye hiçte niyetim yoktu.
Yemeği yerken bir süre sonra boğazım kaşınmaya başladı. Bir yudum su içtim. Fakat bu kaşıntı geçmek yerine artıyordu ve nefesim kesilmeye başlamıştı.
Yemeği yemeği bıraktım. Ellerime baktığımda kızardıklarını gördüm. Alerjim tetiklenmişti.
İyi de bu nasıl olurdu ki.
Aceleyle yemeği inceledim ve o anda fark ettim diğerleri için hazırladığım yemekti bu.
Fakat asıl sorun benim alerji iğnem cinayet işlenen evdeydi. Sandalyeden kalktığımda mutfağa Gökhan girdi. Yanından geçmek istediğimde beni tutup geri itti.
“Vay be alerjin olduğu doğruymuş,” demesiyle şoka uğradım. Bana sırıtarak baktığında konuştu. “Yemeğini ben değiştirdim,” dedi.
Tekrardan yanından geçmek istedim. Artık nefesim komple kesilmişti. Fakat yine izin vermedi. Ambulansın aranması lazımdı.
Telefonum salondaydı.
Gözlerim kararmaya başladığında en son gördüğüm şey Gökhan’ın bana keyifle bakan yüzüydü.
🎭
Etraftaki sesler duyulmaya başladığında yavaşça gözlerimi açmaya başladım. Rahat nefes alabiliyordum. Gözlerimi açtığımda bembeyaz bir tavanla karşılaştım. “Jale,” görüş açıma bir anda annem ve babam girdi.
Ağzımda hava maskesi vardı.
“Ne oldu bana?” diye sordum zar zor. “Alerjik şok geçirdin. Son anda seni hastaneye yetiştirmişler,” babam bunu dediğinde ona baktım.
Gözleri ağlamaktan kızarmıştı. Aynısı annem içinde geçerliydi.
“Kızım niye dikkat etmiyorsun?” annem bunu dese de umursamadım. “Anne polisi arayın,” dememle ikisi de aynı anda birbirine baktı.
“Benim dikkatsizliğim yüzünden olmadı. Gökhan bilerek kendime yaptığım yemeği değiştirdi ve ambulansı aramam için bana engel oldu,” bunu söylediğim gibi babamın odadan ok misali çıkması bir oldu.
Ondan sonrası ise felaketti. Babam büyük ihtimal Gökhan’a saldırmıştı ki annem zar zor onu odaya sokabilmişti.
O sırada ise Simge gelmişti. Ona da her şeyi anlattığımda direkt polisi aramıştı.
Zaten çok sürmeden odaya polisler geldiğinde onlara da her şeyi anlattım. “Peki, başka bir tanık var mı?” diye sorduklarında tam hayır diyecektim ki odaya Ece girdi. “Ben de her şeyi gördüm ve duydum. Jale doğruyu söylüyor. Eğer ben müdahale etmeseydim, işler daha da kötüye gidecekti,” dedi.
Polisler daha fazla konuşmadan odadan çıktılar. Kapıdan gördüğümde ise Gökhan’a kelepçe takmışlardı ve götürüyorlardı.
Aradan bir iki saat geçtiğinde beni taburcu ettiler. Hastaneden çıktığımızda doğruca karakola gittik.
Gittiğimizde ekip oradaydı.
Hepsi bana bakmışlardı ama ağızlarını açıp da tek kelime edemiyorlardı. O sırada Gökhan’ı sorgu odasından çıkarmışlardı.
“Beni katil olmakla suçlamıştın Gökhan,” dediğimde durup bana baktı. “Ben sadece şüpheliydim. Lakin sen?”
Ona yaklaştım.
“Sen resmen beni öldürmeye çalıştın. Senin Yalancı Katil den ne farkın var şimdi?”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

52okunma 16beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.