3. bölüm / 6
yalancı katilCanlı Yayın
Bölümler 6Şu an: Canlı Yayın
2. Bölüm: Canlı Yayın
Olduğum yerden kıpırdayamıyordum. Ben şu an ölmediğim hayatta olduğum için şüpheli bir durumdaydım.
Ölmediğim için.
Ben daha yaşadığıma sevinememiştim. Lakin asıl sorun meğerse ölmememmiş.
Bu Gökhan neyin kafasındaydı ya! O an istemsizce duvara tutundum. Bir yandan başımdan aşağı kaynar sular dökülmüştü bir yandan da duyduğum şeyin şokunu atlatmayı deniyordum.
Beni o anda fark etmişlerdi. Yanıma ilk Ece gelmişti ama onu kalan son kırıntı büyüklüğünde olan gücümle ittim.
Gökhan’a kitlenmiş şekilde bakıyordum ama o da bana aynı şekilde bakıyordu.
Elimdeki raporu Ece’ye verdim.
Artık bana nasıl bir güç geldiyse hızlı adımlarla Gökhan’ın tam karşısına gidip durmamla ona tokat atmam bir oldu.
Öyle sert tokat atmıştım ki çıkan ses hastane koridorunda yankılanmıştı.
Gökhan kafasını bir süre öyle sola dönük bir şekilde tuttu. Bana baktığında bağırmaya başladım.
“Kusura bakma ölmediğim için! Kusura bakma katilin kurbanı olmadığım için!” diye bağırdığımda onu baştan ayağa süzdüm. “Şüpheli olabilirim ama sen beni ölmediğim için şüpheli göremezsin!” dediğimde bana tek kaşını kaldırıp baktı.
“Herkesi acımazsızca öldüren katil seni sağ bıraktıysa görürüm,” dedi pişkin bir şekilde.
Bu adamın egosu resmen farklı bir kişi olarak görülmeliydi.
Sinirle güldüğümde tekrar konuştum. “Şu katili bulup beni öldürmesini söyleyeyim o zaman,” dediğimde yanından geçip gitmek istedim ama beni kolumdan tuttu.
“Sen hangi yüzle bana dokunuyorsun!” diye bağırdım ve elinden kurtulmayı denedim ama pek başarılı olmadım.
“Bir yere gitmiyorsun. Elimde yeterli delil olmadığından seni tutuklayamam ama gözümün önünde duracaksın. Kaldığımız eve geliyorsun,” dedi itiraz istemeyen bir tonda. Kolumu çekiştirerek elinden kurtuldum. Bu sefer başarmıştım elinden kurtulmayı.
“Jale!” diyerek yanıma geldi Simge. Ona baktım. Fakat o Gökhan’a kitlenmişti. Simge Gökhan’ın üstüne yürüyüp parmağını onu tehdit edercesine salladı.
“Bir daha arkadaşıma dokun seni bitirmek için elimden geleni yaparım. Hatta seni direkt ülkeden bile attırırım. Ve beni ciddiye alsan iyi olur, ” dedi Simge.
Simge’nin bunu demesinin asıl sebebi ailesinin çok köklü olmasıydı. Ve dediğini de yapardı.
“Boş ver Simge. Bırakalım da dediği olsun,” dediğimde Gökhan’ın egosu gülümsemesine bile yansımıştı. “Sana dokunmayı denerse direkt beni ara,” dedi Simge.
Sonra bana onda olan motorumun anahtarlarını uzattı.
Simge’nin ailesi normalde onun motor kullanmasına izin vermiyordu o yüzden o da benimkini kullanırdı.
“İşim bittiği için ve seni buraya getireceklerini tahmin ettiğimden geldim. Kaskın motorun üstünde,” dediğinde “Çok teşekkür ederim,” dedim.
Şu an tek bir sorun varsa o da benim başımın deli gibi dönmesiydi. Sinirlendiğimden kaynaklı daha da artmıştı.
Buna rağmen yürümek istedim ama başaramadım. Dengemi kaybettiğimde beni Simge tuttu. “Ben dedim size bu kız ölecek gibi duruyor diye,” ekipten tanımadığım bir kişi söylemişti.
Ve kesinlikle haklıydı.
Bayılma işini kontrolden sonraya bırakacaktım ve şu an bayılsam planlarıma uymuş oluyordum.
Neredeyse yirmi dört saatin içinde ikinci baygınlığımı geçirmek üzereydim. “Jale,” Simge adımı söyleyerek yüzüme vurduğunda ona bakmak istedim ama şu an onu üç kişi olarak görüyordum.
“Senden neden üç tane var?” dediğimde Simge “Kız ne üçü! Bir taneyim ben!” diye carladı. Benim kafa iyice gidiyordu. Vücudumdaki bütün güç çekiliyordu.
Bütün ağırlığımı Simge’ye verdiğimde beni daha sıkı tuttu.
Fakat bir türlü bilincim kapanmıyordu.
Bacaklarımda beni daha fazla taşıyamayınca yere düşecektim ki beni Simge’nin dışında birisi tuttu. Beni tutan kişiye bakıyordum ama kim olduğunu çıkaramıyordum.
Ayaklarımın yerden kesildiğini hissettiğimde birisinin beni kucağına aldığını anladım.
UMARIM GÖKHAN DEĞİLDİR!
Diye içimden geçirsem de “Bir de bununla uğraşıyoruz,” diyen Gökhan’ı duydum.
Şansımı eşek arıları soksun!
Zaten ondan sonrası karanlıktı.
Kendime gelmeye başladığımda başım ağrıdan çatlamak üzereydi. “Uyanıyor,” diyen birisini duydum. Galiba ekipten tanımadığım biriydi. “Jale,” diyen Simge’yi duyduğumda gözlerimi yavaşça açtım.
“Şükürler olsun,” dediğinde ona baktım. “Ne oldu bana?” diye sordum. “Açlıktan ve yoğun stresten kaynaklı bayıldın,” dedi Simge.
Etrafa baktığımda sadece Tuna’nın burada olduğunu gördüm. Demek ki az önce sesini tanıyamamıştım.
Sağ elimle alnımı ovmak istedim ama elime serum taktıkları için yapamadım.
Yatakta soğruldum ve serumu çekip çıkardım. “Bitmesini beklemelisin,” dese de Tuna onu umursamadım. Damar yolunu da çıkardıktan sonra kalktım.
Başımın deli gibi dönmesini umursamadım.
Elimin kanamasını umursamadan çıkışa yürümeye başladım ama acilden çıkmamla diğerleriyle karşılaştım. Onları da umursamadım.
Tahammül seviyem eksilerdeydi.
Birisi kolumdan tutup beni durduğunda elinden sertçe kurtuldum. Beni tutan tabi ki Gökhan’dı. “Nereye gidiyorsun sen?” dediğinde “En yakında olan Bim’e gidiyorum yoksa seni keser yerim!” diye bağırıp yürümeye devam ettim.
“Valla dediğini de yapar he,” arkamdan birisi bunu söylese de takmadım.
Simge bana yetişip yanıma geldiğinde bir şey demedi sadece bana eşlik etti. “Parayı sen ver benim yanımda ne kartlarım ne de nakit var,” dediğimde Simge “Lafı olmaz,” dedi.
Hastaneden çıktığımızda bir tane Bim bulup girdik. Kendime çiğköfte ve fanta aldım. Marketten çıktığımızda onları yemeğe başladım.
GÖZÜM AÇILMIŞTI!
Yemeğimi bitirdikten sonra fantamı da içtim. İkimiz beraber ekibin yanına döndük. Yanlarına gittiğimde ilk işim tanışmadığım şahıslarla tanışmak oldu.
Konuşmalarına fırsat vermeden konuştum.
“Şimdi Ece’yi, Tuna’yı ve maalesef ki Gökhan’ı tanıyorum siz diğer üçünüzün adı ne?” diye sordum.
“O zaman ilk ben yani harika zatı şahaneniz olan ben başlıyorum. Kuzey Acar.”
Kuzey maksimum bir seksen dokuz boyunda olan ve tahminimce seksen beş kilo olan birisiydi. Sarışındı ve yemyeşil gözleri vardı. Saçları hafif dalgalıydı. Vücut yapısı olarak ise çok olmayacak şekilde kaslı duruyordu ama hoş duruyordu. Abartı değildi.
“Güven Tekin.”
Güven içlerinde en uzun olanlarıydı. Boyu galiba bir doksan üç vardı ve doksan kilo falan olmalıydı. Esmer birisiydi. Koyu kahve saçlara sahipti ve ela renk gözleri vardı. Kirli sakal denecek bir sakalı vardı ama ona çok yakışmıştı. Fakat benim asıl dikkatimi çeken âdemelmasıydı. Normal fit bir vücudu vardı.
“Bendenizde Rüzgâr Soylu .”
Rüzgâr içlerinde yaş olarak en büyük duranlarıydı. Bir doksan boylarında ve maksimum doksan kilo olmalıydı. Yüz hatları baya belli olan birisiydi. Ciddi bir ifadesi vardı ama gözleri fıldır fıldır bakıyordu. Göz rengi ise değişik bir maviydi. Saçları dağınık ve hafif dalgalıydı. Ama çok hoştu. Vücut olarak ise içlerinde en irileri de oydu.
“Jale Yalın,” diyerek tekrardan kendimi tanıttım. “Telefonunu al,” Simge bana telefonumu ve organım olan ama yanımda olmadığından kaynaklı kendi kulaklığını verdi.
“Valla lezbiyen olsam sana direkt nikâhı basarım,” Simge’ye bunu dediğimde “İlla lezbiyen olmana gerek yok bebeğim,” dedi ve gülmeye başladı.
“Deli. Neyse her şey için teşekkür ederim,” dediğimde anında bana sarılmıştı. “Etme,” demeyi de ihmal etmedi.
Beni bıraktığında rahatlamıştım çünkü bana fazla sıkı sarılmıştı.
Motorumun yanına gittim ve telefon tutacağına telefonumu koyup sabitledim. “Nereye gidiyorsak siz önden gidin ben sizi takip ederim,” dedim ekibe.
Canımın içi olan Yamaha’nın R1 modeli olan motoruma baktım. Motorumun adı gölgeydi. Simsiyah bir motordu.
Bu hayattaki tek aşkımdı.
Kaskımı alıp taktım. Bağladıktan sonra İntercom’u açtım ve telefona bağladım. Telefondan müzik listeme girdim. Oradan Manifest- Zehir (Motive Remix) açtım.
Motor bindiğimde Simge anahtarı çoktan taktığından motoru çalıştırıp marş verdim.
“Bende senle gelebilir miyim? Bu gereksiz erkek topluluğuna katlanmak istemiyorum,” Ece bunu dediğinde ona baktım. “Kask takmaman sorun olmazsa bin,” dedim.
Bir şey demeden arkama bindi. “Benden tutun,” dediğimde ise “Tamam,” dedi ve dediğimi yaptı. Ekip ise çoktan arabaya binmişti.
“Görüşürüz,” Simge’ye bunu dedikten sonra biraz geri gittim motorla.
Ekibin içinde olduğu araba hareket etmeye başladığında motoru birinci vitese alıp bende hareket ettim.
Peşlerinden ideal bir hızda gidiyordum.
On dakikadır falan yoldaydık. Tam bir aracın yanından geçip ışıklarda ekibin yanına geçecektim ki bir tane dağ ayısı önüme kırmasıyla son anda frene abanıp durmuştum.
Yanlışlık ön freni sıktığımdan motorun arkası hava kalkmıştı ve durduğumuzda sertçe geri düştü.
“Ece iyi misin?” diye sordum anında. “İyiyim,” dediğinde rahatlamıştım.
Arabadaki şoför camı açtığında bana bağırmaya başladı.
“Bayan siz ne yapıyorsunuz?!” dediğinde İntercom’u kapattım. “Asıl sen ne yapıyorsun!? Önüme hayvan gibi kırdın! Çarpıyordum neredeyse be! Arabayı yapan firma boşuna sinyal koymamış! Ayrıca bayan diyen dilini de keserim senin!” diye bende bağırdım.
“Ya bayan bir siktir git bulaşığını yıka! Sana ehliyeti vereni bulmak lazım!” deyip arabadan indiğinde motorun ayaklığını indirip bende motordan indim.
Zaten cinlerim tepemde çift kale maç yapıyordu bir de bu varlıkla uğraşıyordum.
“Bana bak maymundan bir gün sonra olma varlık! Bir daha benim kadınlığıma laf at senin kafanı kırarım!” dediğimde bana alayla güldü.
“Yapsana ya,” dediğinde üstüme yürümeyi denedi ama etraftaki diğer motorcular araya girmişti. “Sinyal vermek götüne girmişken sen bir geri bas!” diyerek başka bir kadın motorcu geldi.
Başka erkek bir motorcuda geldi. “Sen önce düzgün araba kullanmayı öğren de sonra kadına bağır ecdadını siktiğim!” dedi.
Adam o kadını da adamı da umursamadan konuşmaya devam etti.
“Ya siz kadınlar neden trafiğe çıkıyorsunuz ve buna izin veriliyor aklım almıyor. Sende kalkıp bana şu kadını savunma. Bir erkek olacaksın,” demesiyle kaskımı çıkarıp adama kaskla vurmam bir oldu.
İnşallah kaskıma zarar gelmezdi.
“Asıl senin gibilere neden ehliyet veriliyor onu sorgulamak lazım! Kadınları küçümseyen birisi nedense şu haline gelene kadar bir kadının elinde büyüdü!” deyip bu sefer kaskı adamın omzuna geçirdim.
“Sen benim annemi ne diye katıyorsun araya sürtük!” diye bağırdığında bu sefer kaskı adamın diğer omzuna geçirdim. “O zaman kadınları küçümsemeyeceksin pezevenk!” diye de bağırdıktan sonra adama tekrar kaskla vurdum.
Dikkat ettiğim bir kısım varsa o da adamın kafasına vurmuyordum. Üç kez omzuna vurmuştum. Adam bana saldıracağı zaman başka motorcular dâhil oldu. Bir güzel adamı payladıktan sonra adam resmen kaçarak uzaklaşmıştı.
“Sabır Allah’ım sabır ver bana,” diye dua etmeyi ihmal etmedim.
Kaskı tekrar taktığımda motora bindim. Neyse ki kaskıma zamanında ufak bir servet ödemiştim ki şimdi hâlâ sağlamdı.
“İyi yaptın,” dedi Ece. Diğerleri ise çoktan gitmişti. Arada baya bir mesafe olduğundan duymamışlardı anlaşılan olanları. “Sıkı tutun hızlı gideceğim,” dediğim gibi motoru hareket ettirdim ve vites artırarak baya hızlandım.
O adamın arabasını görünce daha da hızlandım ve yanından geçerken sağ aynasına yumruğumu geçirmemle ayna paramparça olmuştu.
Neyse ki bu konu da tecrübeliydim ki elime zarar gelmemişti.
Bir kadından hayatının dersini aldığını da üç günde anca sindirirdi artık. Ekibe yetişmek için daha da hızlandım.
“Uçuyoruz lan resmen,” Ece bunu çok keyifli söylemişti. En sonunda ekibin aracı görüş açıma girmişti ve bende yavaşlamaya başladım. Bir köşede durmuş bizi bekliyorlardı. Yanlarında durdum.
“Trafikte deccal yüzün ortaya çıktı ama o ibne bunu hak etti,” Ece bunu dedikten sonra gülmeye başladı.
Aracın kapısını açtıklarında Gökhan konuştu. “Sen nerede kaldın?” diye şüpheyle sordu. “Senin gibi dağ ayısı bir adamla uğraşıyordum. Devam edin yoksa bütün hırsımı sizden çıkarırım,” dediğimde bana sen kimsin dercesine baktı ama bir şey demedi ve kapıyı kapattı.
Yoksa ona da kaskla saldırma olasılığım vardı ama en azından şansını zorlamamıştı.
Yola çıktığımızda yine onları takip etmeye başladım.
En sonunda müstakil bir evin önünde durduğumuzda motoru uygun bir yere park ettim ve motordan indim. Ece’de indiğinde motorun ayaklığını açtım. Saya söve kaskımı da çıkardım.
“Bu ne sinir bundaki?” Kuzey şu an Ece’yi kenara çekmiş duymayacağımı düşünerek dedikodumu yapmaya başlamıştı. Ece ise olanları anlatmaya başladığında onlarla beraber eve girdim.
Girmeden önce ayakkabılarımı çıkardım. Kaskı bir kenara koydum. “Gel,” Güven bunu dediğinde onu takip ettim.
Çok sessiz sakin birisine benziyordu.
Salona geçtiğimizde tekli bir koltuğa oturdum. Hepsi de karşıma oturduğunda sorgunun burada devam edeceği belliydi.
“Siz başlamadan önce bana bir su verir misiniz?” diye sordum. İyice sakinleşmiş olurdum.
Kuzey ayağa kalktığında yanıma geldi. “Yiyecek bir şey ister misin?” diye sordu. “Hayır,” dediğimde kafasını bir anda çevirip “Başımla beraber abi,” dedi sesini kalınlaştırarak. “İçecek alır mısınız?” diye sorduğunda “Su,” dediğimde yine kafasını çevirip “Başımla beraber abi,” dedikten sonra gitti.
“Bunun ekran süresi kaç saat?” diye sormadan duramadım. “Tahminlerimize göre yirmi beş saat,” dedi Rüzgâr.
Kuzey en sonunda bir bardak su getirdiğinde alıp içtim o da yerine oturdu. Suyu içtiğimde bardağı ortadaki sehpaya koydum.
“Şimdi senden öncelikle telefonunu vermeni isteyeceğim,” Gökhan bunu dediğinde telefonumun motorda kaldığını hatırladım. “Bekle iki dakika telefon motorda kaldı,” dedikten sonra kalkıp dışarı çıktım.
Telefonu aldıktan sonra içeri geri döndüm ve telefonun şifresini açıp Gökhan’a verdim.
Bir süre telefonumu karıştırdı. “Şüpheli bir durum yok. Bir de ChatGPT geçmişine bakıp vereceğim,” dediğinde anında “Orası olmaz!” dedim.
Bütün karizmam giderdi!
“Nedenmiş o?” diye şüpheyle sordu. “İstersen her yere gir ama ChatGPT geçmişim olmaz,” desem de bana ters bir bakış attı.
ChatGPT’ye en son çarpım tablosunu sormuş olabilirdim ve onunla kocammış gibi konuşurdum genelde ve biraz sapıklaşıyordum arada ve şu an o sohbetleri okuyacaktı.
“Bir insan neden yapay zekâya kocasıymış gibi davranır ve trip atar aklım almıyor şu an ayrıca yirmi yedi yaşındaki bir insan nasıl çarpım tablosunu bilmez aklım almıyor,” dedikten sonra Gökhan bana dünya dışı bir varlıkmışım gibi baktı.
Telefona geri döndüğünde bu sefer “Gemini’ye de bakalım,” dediğinde yerin dibine girmek istiyordum.
Bunun sebebi ise durduk yere Gemini’yle kavga etmemdi fakat bu kavgalar aşırı saçma bir sebepten olurdu genelde ve aşırı cringe olurdu.
Gökhan dehşete düşmüş bir şekilde bana baktı. “Sen neden Gemini’yle Muhteşem Yüzyıl dizisinin Şehzade Mustafa’nın öldüğü bölüm için kavga ettin?” diye sordu.
“Crushımdı ve öldü,” diyerek kendimi savundum.
“Galerine bakmaya korkmaya başladım,” dediğinde koltukta olabildiğince aşağı kaydım.
ORASI HİÇ OLMAZ!
Gökhan bir süre galerime baktıktan sonra telefonumu kapatıp bana verdi. Galerim kaslı ve süper yakışıklı erkeklerle dolu olabilirdikine.
Yani sonuçta gözümün gönlümün açılması lazımdı.
Bütün resimleri ise Pinterest’ten bulmuştum.
“Telefon telefon olalı böyle zulüm görmemiştir,” dediğinde onu umursamadım ve ilk iş olarak şifremi değiştirdim.
Garanti olsun diye.
“Sus be!” diye carlamayı ihmal etmedim.
“Şimdi doktorun verdiği raporu inceledim ve gerçekten de hatırlamama ihtimalin var. Fakat adamı ben öldürmedim deyip duruyorsun lakin aynı zamanda adamı evine kendin almışsın.”
Bir şey demeden sözünü bitirmesini bekledim.
“Ya bütün bu yaşananlar planlıysa ve o görüntüler, senin hatırlamayışın ve tepkilerin aslında senin oyununsa?”
LAN BUNLAR BENİM AKLIMA GELMEMİŞTİ!
“Bu adama beyin verilirken acaba iki tane aldı da bizim mi haberimiz yok?” Kuzey bunu dediğinde gülmemek için zor durmuştum.
“Gökhan yani fazla mı paranoyaksın bilmiyorum ama sana tekrardan söylüyorum. O adamı ben öldürmedim. Katili gördüysem bile hatırlamıyorum,” dedim tekrardan.
“Hâlâ aynı şeyleri söylüyorsun ve senden başka bir şey çıkmayacak bize anlaşılan. Masumluğun komple ispatlana kadar burada kalacaksın.”
Aklıma gelen ilk şeyi söylemeden duramadım. “Madem benim katil olduğumu düşünüyorsun o zaman neden beni evinde tutuyorsun?” dediğimde bir şey demeden bana baktı.
“Messi derin düşüncelere dalmış gibi,” Kuzey bunu dediğin bu sefer gülmeden duramadım.
Gökhan ona ters bir bakış attı. “Ece’yle aynı odada kalacaksın,” dediğinde başımı sallamakla yetindim.
“Gel sana odayı göstereyim,” Ece bunu dedikten sonra ayağa kalktı. Bende onu takip etmeye başladım. Yukarı çıktığımızda sağdan ikinci odaya girdik. Nedensizce odada iki yatak vardı. “Dolap tarafı senindir,” dedi.
Etrafı incelediğimde burada sanki ikinci kişi yaşıyormuş gibi hissettiriyordu.
“Boşa etrafa bakınma. Burada normalde Ela kalıyordu. O ekibin yedinci üyesiydi ve katilin kurbanı oldu. Gökhan’ın ise bu kadar sert çıkışmasının nedeni ise Ela onun kız kardeşiydi,” diye açıkladı.
“Öleli ne kadar bir yıl olsa da hâlâ böyle davranıyor her şüpheliye,” Gökhan adına üzülmüştüm ama bu bana yaptıklarını değiştirmiyordu.
“Başı sağ olsun,” demekle yetindim. “Bu arada hiç çekinmeden benim kıyafetlerimi kullan,” dedikten sonra bana kendi dolabından rahat kıyafetler verdi. Sonra ise kendisi yatağa yattı. “Ben arkamı dönüyorum. Rahat giyin,” gerçekten de arkasını dönmüştü. Hızlıca üstümü değiştim.
Kendi kıyafetlerimi katlayıp bir kenara koydum. Telefonumdan müzik listeme girdim ve Simge’nin verdiği kulak üstü kulaklığı takıp şarkı dinlemeye başladım. Odadan çıktığımda evi gezmeye başladım. Dört tane oda vardı yukarıda ve bir tanede banyosu vardı.
Aşağı indiğimde herkes dağılmıştı. Salonda Tuna ve Rüzgâr vardı. Onlara hiç bulaşmadan mutfağa gittim. Güven buradaydı ve yemek yapıyordu.
En iyisi kendi yemeğimi kendim yapmaktı çünkü alerjim tetiklenebilirdi ve benim yanımda alerji iğnem yoktu. Buzdolabını açıp ne yapabilirim diye bakmaya başladım. Güven beni dürtünce kulaklığı çıkarıp ona baktım.
“Sen otur ben yemek yaparım. Ayrıca alerjine de dikkat ederim,” dedi. “Zahmet etme. Ayrıca işimi garantiye almak istiyorum,” dedim. “Sen bilirsin,” deyip kendi işine döndü.
Kendime basit bir yemek yapmaya başladım. Direkt kremalı ve dolapta bulduğum tavuklarla harika bir makarna yapmaya başladım.
Yani MasterChef’e kayıt olup birinci olacak birisiydim.
Neyim oğlum ben!
Şu an kulaklıkta Hande Yener’den Kırmızı şarkısı çalıyordu. Kendi evimde olsam bu şarkıyı bağırarak söylerdim.
Kendime mükemmel ötesi bir makarna yapmıştım. Yanına ise yemek içinde salata yapmaya başladım. Tabi ki onu da soslu yapacaktım.
Birisi omzumu dürtünce kulaklığı çıkarıp baktım. Tuna’ydı. “Şey makarnadan bana da ayırır mısın?” demesi nedense çok tatlıydı.
“Ayırırım tabi ki,” dediğimde bana memnuniyetle gülümsedi. “Teşekkür ederim,” dedikten sonra sevinçli bir şekilde mutfaktan çıktı.
Salatayı da yapmayı bitirdiğimde gururla eserlerime baktım. Makarnadan Tuna’ya da ayırmayı ihmal etmedim. Sofraya gidecektim ki mutfağa Gökhan girdi. “Sen burada ye. Aramıza ait olmayan birisiyle aynı sofraya oturmak istemem,” dedi.
Bu herifin bana üstten bir şekilde bakması acayip sinirime dokunuyordu ama sesimi çıkarmadım. Sadece Tuna için ayırdığım makarnayı ona verdim. “Tuna istemişti,” dediğimde bir şey demeden mutfaktan çıkmıştı.
Yalan yok ki bu dediğine bozulmuştum ama bir yandan da haklıydı.
Bir tane sandalye bulup mutfaktaki küçük masa da yemeğimi yemeğe başladım. Telefondan dizi açmıştım.
Onu seyrederek yiyordum yoksa evimdeki adamın o hali gözümün önüne geliyordu. Bu sefer Aşk-ı Memnu finali seyrediyordum.
Yemeği tamamen yiyip bulaşıkları da bulaşık makinesine yerleştirdim. Daha fazla göze batmak istemiyordum. Yemek yediğim yeri de temizledim.
Tam telefonu elime alıp mutfaktan çıkacaktım ki telefon deli gibi alarm vermeye başladı. Ses o kadar yüksekti ki refleksle kulaklığı çıkarmıştım. Telefona baktığımda ekranı kararmıştı. Koşar adımlarla içeri gittim.
Herkesin telefonu aynıydı ve televizyon bile alarm veriyordu.
“Bu ne ya!” Ece elleriyle kulaklarını kapatmıştı ve bunu yapmakta haklıydı çünkü ses çok yüksekti.
Alarm bir anda kesilince bütün telefonlarda ve televizyonda bir gökdelenin tepesi belirdi. Bir süre ekrandan hiçbir şey olmadı.
Sonra bir anda Lady Gaga’nın Judas şarkısı çalmaya başladığında bir helikopterden iple bir kadın gökdelene inmeye başladı.
İnen kişinin yüzünde bir maske vardı ama o kadar gösterişliydi ki.
Elbisesi ise gotik tarzda koyu kırmızı ve siyahlı bir şeydi. Baya bir işlemeli bir elbiseydi.
Gökdelenin tepesine indiğinde dümdüz bir şekilde onu çeken kameraya bakmaya başladı.
Sonra bir anda şu an sosyal medya da popüler olan Judas dansını yapmaya başladığında patlama sesleri de gelmeye başladı.
Görüntüye iki helikopter girdi ve aralarında bir pankart açıktı.
Yine o alfabeyle bir şey yazıyordu.
Kadın en sonunda dans etmeyi bıraktığında şarkıda kesilmişti. Elini havaya kaldırdığında eline bir kamera düşmesi bir oldu.
Kolunu havaya kaldırdığında elindeki kameradan görüntü göstermeye başladı.
“Zunächst möchte ich alle begrüßen.” Dedikten sonra bir süre durdu.
“Ich bin der Lügende Mörder. Jeder, der mich nun verfolgt, ist Teil meines Spiels.”
Kadın Almanca konuşmuştu ve ben ne dediğini anlamıştım çünkü annem Alman’dı.
Fakat en son dediği şeyi Türkçe söylemişti ve o an odadaki herkes bana bakmıştı.
“Arkamda bıraktığım tanığa iyi bakın çünkü o sizi bana getirecek olan anahtardır.”
Bölüm etkileşimi
