5. bölüm / 6
yalancı katilKanlı Adliye
Bölümler 6Şu an: Kanlı Adliye
4.Bölüm: Kanlı Adliye
Gökhan’ı bir şey demesini bekledim. Fakat o bana küçümser şekilde bakıyordu. Beni baştan ayağa süzdü.
“Ne olursa olsun ben içerden çıkar ve görevime dönerim. Sen kendini düşün,” dedikten sonra onu götürmeye devam ettiler.
O sırada ekibe baktım. Hepsi bana bakıyorlardı. Yanlarına gittim.
“Beni ne zaman fark ettiniz ya. Son dakikada kurtulmuşum. Kulaklarınız sağır olmuş galiba,” diye dalga geçerek konuştum. “Ece su almaya gittiğinde gördü. Ambulansı arasak yetişemezdi o yüzden biz seni götürdük,” Güven sakince konuştuğunda sinir bozukluğuyla güldüm.
Tam o sırada Kuzey’in sessizce dediği şeyi duydum.
“Yere düştü de biz kaldırdık Medine’yi. Pat diye bok torbası gibi yığıldı yere,” sonra ise kendi kendine gülmeye başladı.
Sonra ise aynısını Rüzgâr’a da söylediğinde ikisi de gülmeye başladı. Tuna onlara olan bakışımı fark etmiş olacak ki Kuzey ve Rüzgâr’ı dirseğiyle dürttü.
İkisi de beni o zaman görmüştü.
Gülmeyi bıraktılar. Daha doğrusu bırakmayı denediler.
“Sağ olun,” imalı bir şekilde konuştuğumda o gülme şeyleri anında yok olmuştu. “Jale,” Tuna adımı söylediğinde ne diyeceğini anlamıştım. “Şikâyetimi geri çekmeyeceğim,” dedim ve annemle babamın yanına döndüm.
“Telefonum falan onların evinde kaldı. Motorumu da alırım,” dedim. “Tamam,” dediler aynı anda.
Annem kolunu uzatınca gülümseyip koluna girdim.
Arabaya bindiğimizde yolu tarif etmek için öne oturdum. Gidene kadar elliye yakın kusma isteğim gelmişti. “Nefret ediyorum arabadan,” diye söylendim.
En sonunda eve geldiğimizde kendimi dışarı attım. Onlar arabada beklerken zaten açık bırakılmış olan kapıdan girdim. Telefonumu, kulaklığımı, motorun anahtarlarını ve kaskımı alıp çıktım.
Kulaklığı arabaya bıraktım ve motora bindim. Tamamen hazır olduğumda geri gitmeye başladım. Sonra da gideceğimiz yöne döndüm. Babamda arabayı döndürdüğünde onları geçmeyeceğim bir hızda gitmeye başladım.
Bir tane ışıkta durduğumuzda daha önce kaskla dövdüğüm adam tam yanımdaydı.
Annemler hemen yanımdaydı.
Kavga ettiğim adam bir anda camını açıp üstüme çay attı. Sonrada ışığın yeşil olmasını beklemeden gaza basıp gitti.
Neyse ki çay çok sıcak değildi de yanmamıştım. Babama baktığımda camı açtı. “Git bu sefer karışmayacağım,” demesiyle gaza basmam bir oldu.
Çok geçmeden arabaya yetişmemle tamir ettirmiş olduğu ve daha önce kırmadığım iki aynasını da kırdım. Gaz düşürmeden yüzsüz gibi yanında gitmeye devam ettim.
Babamda bana yetişmişti o sırada. Adam üstüme kırmayı denediğinde daha çok gaza bastım. Onu geride bıraktığımda direksiyon hâkimiyetini kaybettiğinden bariyerlere çarpmıştı. Keyifle yavaşladım.
“Delisin sen!” annem arabadan bana bağırdığında ona öpücük attım. Babamın yüzünde ise vatan gülüşü vardı.
Kendisi de eskiden motorcuymuş ama annem ona motoru sattırmış tehlikeli diye.
Annem babama kızmaya başladığında ne diye kızdığını adım kadar iyi biliyordum. “Bu kızı sen motora alıştırdın!” diye kızıyordu.
Tutacakta olan telefondan annemi aradım. Açtığında ise “Lütfen babama kızmazsan sevinirim. Gurbetçi Hanım eğer biraz daha bu konuya devam ederseniz bu motorun bir üstünü alır bunu da baba veririm,” dedim ve güldüm.
“İşte benim kızım! Konuş Jale! Konuş kızım!” babam resmen o kadar istekli söylemişti ki o eski zamanları özlediği belliydi.
“Ay başıma bir de sen bela olma Cem!” diye bağırdı annem. “Anne bağırma kulağım gitti,” dedim acıyla.
İntercom’un anası ağlamıştı.
“Ne bana kızıyorsun! Ben önceden zaten motor sürüyordum sen bana sattırdın!” Babam bunu dediğinde annemin sinirli bir şekilde nefes aldığını duydum.
Ben de o sırada telefonu kapatmayı tercih ettim.
Evimizin önünde durduğumuzda motoru kapattım ve indim. Motoru bağladığım babam yanıma geldi.
Kulağıma eğilip bir şey söyledi. “Annenden gizli motor aldım kendime. Artık söylemem lazım. Kendisi öğrenirse helvamı kavurur ve arkamdan da lokma döktürür,” gülmemek için zor durdum.
“Ben hallederim,” deyip kaskı çıkardım ve babama göz kırptım. “Ben boşuna yapmadım seni,” dedikten sonra yanağımdan öptü.
Eve girdiğimizde ilk işim kendimi banyoya attım. Güzelce yıkandım. Banyodan çıkıp odama gittim ve şort ve atlet giyip aynamın karşısına geçtim. Saçlarımı taradığımda dip boyamın geldiğini gördüm.
Şimdi uğraşamayacağımdan odamdan çıkıp mutfağa gittim. Annem yemekleri ısıtıyordu. “Bir alerjik şok daha geçirmek istemiyorum,” dememle annem anında konuştu. “Sen beni o şerefsiz adamla karıştırma,” dedi.
O sırada babamda geldi.
Bana göz kırptığında başımı sallayıp onu onayladım. “Anne sen babama neden motoru sattırdın?” diye sordum. “Tehlikeli ve baban çok hızlı kullanıyor,” dedi anında.
“O zamanlar gençti şimdi yaşlandı. O kadar hızlı gitmez. Bırak da adam istediği gibi motor sürsün,” sinirle bana sonra babama baktı.
“Sürüyor zaten. Aldığı motordan haberim var,” dediğinde babamın ellerini açıp dua etmeye başlaması bir oldu. “Helvamı biraz fazla kavurun ben öyle seviyorum,” babam bunu deyince annem bile gülmüştü.
“Bu sefer bir şey demiyorum ama hele bir hızlı gittiğini göreyim seni gebertirim,” annem bunu deyince babam annemin yanına gidip onu yanağından öptü.
“Dudağından da öp. Büyüdük artık,” dediğimde gerçekten annemi dudağından da öptü. “Canım karım benim,” deyip ona sarıldı.
Babam keyifle sandalyeye oturduğunda bende karşısına oturdum.
Anemin keyfi yerine geldiğinde sofrayı kurdu.
Yemeği yediğimde aşırı tedirgindim. Korkarak yiyordum. Neyse ki korktuğum şey olmamıştı.
Beraber sofrayı topladıktan sonra salonda film izlemeye başladık. Komedi filmi açmıştık. Tam filmin en iyi yerindeyken kapı çaldı.
Babam kalkıp baktığında bir süre gelmedi sonra sinirle içeri girdi ve arkasından ekipte gelmişti. Filmi durdurdum. Hepsi oturduğunda resmen evin o neşeli havası uçup gitmişti.
“Niye geldiniz?” diye hesap sordum direkt çünkü ne için geldikleri belliydi. “Kızacaksın ama Jale şikâyetini geri çekmen lazım,” Güven bunu dediğinde göz devirdim.
“Niye çekeyim? Benim canıma kast etti. Ölüyordum. Öyle bir adamın dışarıda gezmemesi lazım,” dişlerimin arasından konuştum. Güven derin bir nefes aldı. “Bak yaptığını savunmuyorum ama içimizdeki en yetkili kişi ve çoğu yerde onun sözü geçer. Yani anlayacağın biz onsuzda yaparız ama bizi tınlayan olmaz,” Güven bunu dediğinde sinirle güldüm.
“Etekleriniz tutuşmuş sizin,” diye dalga geçtim.
“Jale bunu yapman gerçekten önemli bizim için. Anlayacağın katili bulmamız için Gökhan’ın yanımızda olması lazım. Gökhan’a alması gerektiğinden daha fazla yetki verildi zamanında ve bunların arasında Gökhan bir şart koymuştu. O da ne olursa olsun görevinin elinden alınmayacağıydı. Anlayacağın onu işinden etmek istiyorsa onu yapamazsın. Devletin tek amacı artık sadece katili bulmak oldu.”
Sakin kalmak adına derin bir nefes aldım ve Güven’e cevap verdim.
“Benim amacım onu işinden etmek değil. Hapse girmesi,” dedim kesin bir ses tonunda. “Jale bak haklısın ama inadından vazgeç. İşleri sarpa sardırıyorsun,” Rüzgâr bunu dediğinde bu sefer ona baktım.
“Siz delirmişsiniz! O adam beni öldürmeyi denedi! Bunu bilerek yaptı hem de! Siz hâlâ neyin kafasındasınız ya! Kendi ağzınızla söylediniz beni son anda hastaneye yetiştirdiğinizi!” Tek nefeste konuşmuştum.
“Tamam, fakat Yalancı Katil’i bulmamız için…” Tuna’nın konuşmasını yarı da kestim. “Yeter! Şikâyetimi de geri çekmiyorum! Ben neredeyse canımdan olacaktım! Ben ölüyordum siz değil! Bir daha sakın bu kapıya bunun için gelmeyin! Şimdi defolun gidin evden!”
En sonunda çıldırmıştım.
Tam bir şey diyecekleri sırada babam konuştu. “Siz kendi isteğinizle mi çıkarsınız yoksa ben polisi arayıp haneye tecavüzden ihbar edeyim mi?” Ekip babamın tehdidini ciddiye almış olacak ki ayağa kalktılar.
Tam salondan çıkacakları sırada Ece yanıma geldi. “Sakın geri adım atma,” dedi ve diğerleriyle birlikte gitti.
“Bunlar ne yüzle geliyorlar ya!” annem bunu söylediğinde sessiz kaldım.
“Jale bana hemen bu cinayet işini anlatıyorsun,” babam bana bunu o kadar ciddi söylemişti ki tüylerim diken diken olmuştu.
Babam karşıma oturduğunda derin bir nefes aldım.
Olan her şeyi ona ve anneme anlattım.
“Jale bu cinayeti ikinci kişiliğindeyken işlemiş olmayasın?” Babam bana şüpheyle bunu sorduğunda gözlerim dolmuştu.
“Ne olursa olsun birisinin canına kıymam baba.” Kafamı öne eğdim.
“Kızım,” babam bana bunu dediğinde ağlamaya başladım. “Baba ben üç gündür zaten bu suçlamaları çekiyorum. Şimdi sen de aynılarını söylüyorsun. Ben kimseyi öldürmedim. Ya tepki vermiyorum diye etkilenmiyorum sanmayın ya. Yeter.”
Ellerimle yüzümü kapattım.
Ağlamam şiddetlenince babam ellerimi yüzümden geçti. Fakat onu geri ittim. “Bana dokunma,” deyip geri çıktım.
“Jale,” dediğinde ise gözyaşlarımı silip ona baktım. Fakat ağlamaya devam ediyordum.
“Sen de bana inanmıyorsan eğer kimse inanmaz. Bunaldım artık. Gırtlağıma kadar doluyum da susuyorum ama herkes üstüme gelmeye devam ediyor. Yoruldum. Siz de başlamayın. Ben sadece böyle davranıyorum. O anı hatırlamamak için başka şeyler yapıyorum ama anlaşılan yeterince ağlamamışım,” dedikten sonra kalkıp odama gittim.
Kapımı kilitleyip yatağıma uzandım ve içimden geldiğince çok ağladım.
En sonunda ağlayarak uyuya kalmıştım.
🎭
Herkesin bir şüphesi vardı. Kimsenin sana inanmaması kadar berbat bir şey yoktu şu hayatta. Kimse de kalkıp “Ben sana inanıyorum,” dememişti bana.
Peki, neden?
İşlemediğim ve katilin suçunu bilerek üstüme attığı bir cinayet yüzünden.
Ne kadar inkâr etmek veya doğruyu söylemek bir işe yaramıyordu çünkü karşındaki insanın gücünün altında eziliyordun. En acısı da buydu.
Adalet yoktu çünkü o da taraflıydı.
Hukuk yoktu çünkü gücü olana işliyordu.
Benim en büyük güçsüzlüğüm ise devletin bile karşımdaki adamdan yana olmasıydı. Devlet bile taraf tutarken ben neyden ümit ediyordum da bileğimdeki kelepçelerden kurtulmayı hayal ediyordum.
Bütün bunlara rağmen derin bir nefes aldım.
Madem adalet yoktu kendi adaletimi kendim gerçekleştirirdim. En azından hapishaneye gerçekten suç işlemekten girmiş olurdum.
Her yerde adım Yalancı Katil olarak yayılmıştı. Tam dört kez linç edilmekten polisler sayesinde kurtulmuştum.
Lakin davamın görüleceği güne kadar hapse atmışlardı beni ve en sonunda beni orada sıkıştırmışlardı.
Öldüresiye dövülmüştüm ve buraya hastaneden getirilmiştim.
Bütün bunlara rağmen dik duracak ve yapmadığım halde suçlandığım şeyi gerçekleştirecektim.
Karşımda birisi durduğunda kafamı yavaşça kaldırıp o kişiye baktım. Bana zaferle gülümseyerek bakıyordu.
Lakin bu son gülüşü olacaktı.
Gökhan Arslan karşımda son duruşundu ama bundan haberin bile yoktu.
Beni ezmene bilerek izin vermiştim ve sende buna balıklama atlamıştın.
Yazık olacaktı sana.
“Sonunda adaletin eline teslim edileceksin Jale Yalın,” dediğinde hiçbir şey demedim. Üstüme eğildiğinde alaylı bir sesle konuştu.
“Ben kazandım. Kardeşimin kanını senin elinde bırakmayacağım,” deyip doğruldu. Ona sinsi bir gülümsemeyle baktım. “Adalet olsaydı ben şu an burada olmazdım. Adalet olsaydı şu ana kadar gerçek katili yakalamış ve masum birisini burada tutmazdınız. Adalet olsaydı suç benim üstüme kalmazdı ama bugün o adaleti kendim sağlayacağım Gökhan Arslan. Kardeşinin kanı ise sonsuza kadar gerçek katilin elinde kalacak,” dedikten sonra kahkaha attım.
Ona psikopatça gülümsediğimde ise o da bana aynı şekilde baktı. Sonra da gitti.
Yanıma iki polis geldiğinde beni kollarımdan tutup götürmeye başladılar.
Mahkeme salonuna girer girmez yuhlanmaya başladım. Bunlara rağmen çenemi daha çok havaya kaldırdım ve daha dik bir şekilde durdum.
Beni ortadaki yere bıraktılar ve polisler kollarımdan çıktılar.
Yargıtay’a baktığımda o bile bana nefretle bakıyordu.
Ona da aynı psikopat gülümsememle baktım. “Suçlu Jale Yalın, seri katil olup adam öldürmekten yargılanacaksınız. Şu ana kadar toplam yüz dokuz kişi öldürdüğünüz kayıtlara geçmiştir.”
Yargıtay bir süre sustu.
Sonra ise bana baktı. “Bu mahkemenin çok uzun sürmeyeceği bellidir. Söylemek istediğiniz son bir şey var mıdır?” dedi.
“Var,” dediğimde mahkeme salonunda buz gibi bir sessizlik hâkim oldu.
“Ben şu an sizin karşınızda adalete teslim olmuş gibi görünsem de hepinizin tarafı bellidir. Ve ben bugün o tarafı yok edip o cezaya layık olacağım,” cümlem biter bitmez ellerimdeki daha önceden açmış olduğum kelepçelerden kurtuldum.
Belimde olan silahı çıkardığım gibi Gökhan’a nişan aldım ve kimsenin tepki bile vermesine izin vermeden onu iki kaşının tam arasından vurdum.
Patlayan silah artık benim için gerçek adaleti fazlasıyla sağlamıştı.
Uykumdan çığlıklarla uyandığımda nefes bile alamıyordum. Hıçkırıklara boğularak ağlamaya başladığımda odamın kapısı çalınmaya başladı ama kalkıp da açamadım.
Her saniye ağlamam şiddetleniyordu ve ben yavaştan gerçeklikten kopuyordum.
“Ben öldürmedim!” diye bağırdığımı duyuyordum.
Ellerimle saçlarımı kavradığımda saçlarımı çekmeye başladım.
Büyük bir gürültü koptuğunda olduğum yerde daha çok küçüldüm. Birisi ellerimi saçlarımdan çekmeyi denese de başaramıyordu. Biraz daha zorlayınca ondan kurtulmayı denedim ama başaramadım.
En sonunda birisi bana sıkıca sarıldığında daha çok ağlamaya başladım. Lakin çok süremeden tam sakinleşemeden yine uyuya kalmıştım.
Gözlerimi yavaşça açmaya başladım. Gözlerimi tamamen açtığımda başucumda oturmuş saçlarımı okşayarak uyuya kalan babamı gördüm.
Sanki uyandığımı hissetmiş gibi o da uyandığında anında oturduğu yerde toparlanıp kalktı ve yatağın kenarına oturdu.
“Kızım iyi misin?” diye sordu. Onu cevapsız bıraktım. Doğrulmak istediğimde bana yardım etti. Yatakta oturduğumda bağdaş kurdum. Kafamı da öne eğdim. “Jale,” babam bana yumuşak bir ses tonuyla seslenince bile ona bakmadım.
İstemsizce burnumu çektiğimde ellerimle dolan gözlerimi sildim.
“Sen niye bana inanmıyorsun baba?” dememle beni kendisine çekip sıkıca sarıldı. “Özür dilerim kızım. Ben sana inanmadığımdan değil. Sadece bir ihtimal diye sordum. Seni bu kadar çok kıracağımı bilmiyordum. Güzel kızım benim,” deyip bağrına bastığında bende ona sarıldım.
Saçlarımı sevmeye başladığında o şefkati ona olan kırgınlığımı alıp götürmüştü. “Güzeller güzeli kızım benim. Ne olursa olsun ben sana inanıyorum ve arkandayım bunu sakın unutma. Tamam mı babacım?” dediğinde kafasını sallayıp onayladım.
Geri çıktığımda yüzüme baktı. Saçlarımı çektiğinde “Gece nasıl bir rüya gördün de öyle çığlık çığlığa uyandın?” diye sordu. “Anlatmak istemiyorum,” dedim.
“Tamam, kendini kötü hissedeceksen anlatma. Fakat bu bizi korkuttuğun gerçeğini değiştirmiyor. Bir anda kollarımda bayılıp kaldın. Aklım gitti,” şaşkınca babama baktım.
“Ben uyumadım mı?” diye sordum. “Hayır, bayıldın,” dediğinde gözlerine yine o korku oturmuştu.
Mahcubiyetle başımı öne eğdim. “Ben uyuduğumu sanmıştım,” dediğimde babam sağ yanağımdan öptü.
“Gel hadi. Anan kafayı yemişti. Yanına gidelim,” dediğinde yataktan kalktı. Bende kalktığımda babamın sırtına atladım.
“Yaşlı adamım ben be!” diye yalandan kızınca kollarımı onun boynuna doladım. “Yaşlı adamsın ama motor sevdandan vazgeçmiyorsun,” dediğimde güldü.
Odamdan çıktığımızda annemin salonda uyuya kaldığını gördük. Babam sessizce yanına gittiğinde “Emma,” diye uyanması için seslendi.
Annem anında uyandığında bana baktı. Uykusu anında açıldığında yattığı yerden doğruldu. Babamın sırtından indim ve annemin yanına oturmamla bana sıkıca sarılması bir oldu.
“Şükürler olsun ki iyisin,” deyip bütün yüzümü öpmeye başladı.
Ama ben bundan nefret ederdim.
“Anne böyle öpmeni sevmediğimi biliyorsun,” dememle beni öpmeyi bıraktı. “Çok korktuk,” dediğinde gözleri doldu. “Ağlama beni de ağlatacaksın,” gözlerini silip bana gülümsedi.
“Neyse ya. Ben iyiyim.” Babama baktım. “Kahvaltıya bir şeyler alalım,” dediğimde gülümsedi. “Beraber gidelim o zaman,” dediğinde hevesle yerimden kalktım.
Beni baştan ayağa süzdü. “Üstünü değişmeyecek misin?” diye sorduğunda kafamı olumsuz anlamda salladım. “Tamam.” Babam benimle laf dalaşına girmemeyi tercih etmişti.
Beraber evden çıktık. Babamın üstünde eşofman takımı vardı. Hello Kity’li terliklerimle yanında neşeli bir şekilde yürüyordum.
Beraber markete girdik. Babam benim sevdiğim kahvaltılıklara bakarken kendime abur cubur almak için reyonları dolaşmaya başladım.
En sevdiğim atıştırmalıkları alıp market arabasının içine koydum. Babam bana yan bir bakış attığında ona sevimli bir şekilde gülümsedim. Sonra ise kutu dondurma almaya gittim. Kendime üç kutu dondurma aldım.
Babamın yanına dönüp onları da arabaya koydum.
“Kızım ocağıma incir ağacımı dikmek istiyorsun?” diye sorunca yine sevimli bir şekilde gülümsedim.
Sonra aldığım şeylere baktı. “Bunları beraber yemezsek bozuşuruz. Ayrıca jelibonun ekşilisini al ben onu daha çok seviyorum,” dediğinde gidip dediğini de aldım.
“Sosis ister misin?” diye sorduğunda “Bayılırım,” dedim.
“Neyse benim de canım çekmişti,” deyip onu da aldı. Bende o sırada aktüel ürünlerin oraya gittim. Okul malzemeleri gelmişti.
Tabi ki tatlı duran defter ve kalemleri alacaktım. “Kızım okula mı gidiyorsun da bakıyorsun?” babam bunu dese de o da bakmaya yanıma geldi.
O sırada babamın telefonu çalınca arayanın annem olduğunu gördüm. Babam konuştuktan sonra telefonu kapattı. “Abur cubur almayın diye azarladı sonra benim sevdiğim cipsten alın dedi,” gülmeden duramadım.
“Aldım ondan,” deyip işime geri döndüm. Birkaç tatlı defter ve kalem aldım.
Birkaç dememe bakmayın. Baya bir şey almıştım.
En sonunda kasanın oraya gidince babamı çok güzel bir fiyat karşıladı. Kredi kartını okuturken bana yan bir bakış atmayı unutmadı.
Yavaşça eve gidiyorduk. Poşetleri de o taşıyordu. Sonra aklıma gelen şeyle durdum. “Baba Gratis’e gidelim. Saç boyası alacağım,” dedim. “Şu poşetleri bırakalım ilk önce. Sonra gidelim,” dedi hiç itiraz etmeden.
Sonra şakayla koluna vurdum. “İflasın elimden olacak,” dediğimde güldü. “Canın sağ olsun kızım,” demesi çok hoşuma gitmişti.
Binanın önüne geldiğimizde babam poşetleri bırakmak için yukarı çıktı. Bende o sırada motorumu seviyordum.
Kanım kaynamıştı.
Motorumun etrafında dönüp onu sevmeye başladım. “Canımın içi Gölge’m benim,” deyip etrafında dönmeye devam ettim.
“Kızım gel hadi,” babam bana seslenince ona baktım. Yanına gidip bu sefer Gratis’e gitmeye başladık.
Gratis’e geldiğimizde saç boyalarının oraya gittim. Kullandığım renkleri alıp babamın eline tutuşturdum. Sonra ise makyaj malzemelerine bakmaya başladım. İlgimi çeken şeyleri alıp kasaya gittim.
Kasanın orada parfümleri gördüm. Oradan da beğendiğim iki parfümü aldım. Babam bana yine yan bir bakış atarak aldıklarımızı ödedi. Ona yine masum bir gülümsemeyle baktım.
Çıktığımızda ise eve dönmeye başladık. Eve geldiğimizde annem çoktan sofrayı hazırlamıştı.
Yemeğimi yedikten sonra odama geçip aldıklarıma bakmaya başladım. O sırada annemde gelip bana katıldı. Aldığım bir tane parfümün üstüne çöktü.
Aldıklarımı yerine koydum ve üstüme eski bir tişört giydim.
Boyaları alıp banyoya geçtim. Hepsini karıştım. Eldivenleri elime taktım.
Saçlarımı boyamaya başladım. Evin kapısı çalmıştı ama kimin geldiğine bakmadım. Simge banyoya girdiğinde “İşsiz,” diyerek beni zorbalamayı ihmal etmedi.
“Bir sus,” diyerek onu tersledim.
“Neyse. Bu arada avukatı ayarladım,” dediğinde ona dönüp baktım. “Babam olanları öğrendi. Bugün sizi yemeğe çağırıyor ayrıca en iyi avukatlardan birini senin için ayarladı. Anlayacağın kazanacaksın bu davayı,” dedi memnuniyetle gülümsedi. Bende o sırada işime döndüm.
“Bu arada akşam geliyorsunuz. Emma Abla dünden razıymış gelmeye,” deyip kıkırdadı.
“Ayy! İçeri git sen! İşimi aksatıyorsun,” deyip Simge’yi ayağımla itip banyodan kovdum. “Nankör şeytan!” diye carladı bana. “Kes sesini dört göz!” Simge gözlük taktığından öyle demiştim.
“İkiyüzlü!” Çoklu kişilik bozukluğumu söylüyordu.
“İkinizde birbirinizi yemeden ayrılın!” annem ikimize de bağırınca sustuk ve Simge içeri gitti. Bende saçımı boyamaya devam ettim. Saçlarımı komple boyadığımda bir tokayla tutturdum ve banyoyu topladım.
Her yeri temizleyip salona gittim.
Simge nedense babamla fazla samimiydi. Arkadan bir anda saçlarına yapıştım ama çekmiyordum.
Kafasını bir sağ bir sola sallamaya başladım. “Kızım sana hayırdır?!” diye bağırdım. “Jale bırak saçımı!” diye bağırdı Simge.
Saçını bıraktığımda bu sefer babama döndüm. “Benden başka kimseyle böyle samimi olmayacaksın!” diye carladım. “Emredersiniz,” babama bunu dediğinde memnuniyetle gülümsedim.
“Jale gel buraya kızım,” annem bana seslendiğinde mutfağa gittim. “Şu borcamı versene,” eliyle dolabın üst rafındaki borcamı gösterdi.
“Cüce,” annem bir altmış beş boyundaydı. “Sırık,” o da hemen bana karşılığını vermişti. Uzanıp borcamı aldım ve anneme verdim.
Sonra ise odama gidip kendime kıyafet aldım ve banyoya gidip bir güzel yıkandım. Kızılboyadan kaynaklı her yer kanmış gibi gözüküyordu.
Güzelce yıkanıp üstümü giydim ve banyoyu temizleyip çıktım. Odama gittiğimde Simge yeni aldığım makyaj malzemelerini deniyordu.
Fönü alıp saçlarımı kurutmaya başladım. Tamamen kuruyunca bu sefer düzleştiriciyi alıp saçıma şekil vermeye başladım. Onu da bitirdiğimde aynın karşısında saçıma baktım.
Tam istediğim gibi olmuştu. “Bu ruju çaldım,” Simge bunu dediğinde “Al senin olsun,” dedim.
“Bir şeyler yapalım,” ona baktım. “Motorla turlayalım istersen,” dedim.
“İyide bir tane motor var.”
“Babam kendisine motor almış. Onu kullanırsın,” dediğimde “Tamamdır clean girl,” dedi.
Yatağa uzandığında ona ters bir bakış attım. “Çık da üstümü değişeyim,” dediğinde bana cilveli bir şekilde baktı.
“Benden sana zarar gelmez,” onu kolundan tutup kaldırdım ve odadan dışarı fırlattım. Üstüme kumaş pantolon ve beyaz gömlek giydim. Odadan çıktığımda Simge kafama hayvan gibi vurdu.
Daha fazla didişmeden çıktık ve gezmeye başladık.
🎭
Simge’nin evine gelmiştik ve akşam yemeği yiyorduk. Bir yandan da dava işini konuşuyorduk. Yusuf Amca bu işi ciddiye almış gibiydi. “Jale dediğim gibi bu davayı kazanma şansımız çok yüksek,” dedi Yusuf Amca.
“Benim aklımda başka bir şey var,” dediğimde herkes bana baktı. Onlara ne olduğunu anlattığımda özellikle annem ve babam karşı çıksa da ben geri adım atmayacağımı kesin bir dille belirttim.
“Dava yarın görülecek,” Yusuf Amca bunu dediğinde başımı sallayıp onu onayladım.
Ertesi gün
Adliyedeydik ve davanın başlamasını mahkeme salonunun dışında bekliyorduk. Yanımda avukat vardı.
Ailemde buradaydı ve annem benden daha stresliydi. İçeriden adımız seslenildiğinde içeri girdik. Sonra ise Gökhan’ın adı seslenildi ve o da iki polisle geldi.
Hâkim tokmağını vurduğunda salonda sessizlik oldu.
Hâkim bana baktı ve konuştu. “Davacı Jale Yalın ilk önce size bir şey sormak istiyorum.”
“Buyurun hâkim bey,” dedim. “Şikâyetiniz de emin misiniz?” diye sordu.
Tam da tahmin ettiğim gibi.
Adaleti temsil eden kişi bile adil değildi.
Bir şey demeden ayağa kalktım. “Hâkim Bey sizin önünüzde şikâyetimi geri çekmek istediğimi söylemek isterim.”
Hâkimin bile gözleri parlamıştı.
Gökhan’a bakarak konuşmaya devam ettim. “Lakin tek bir şartla. O da Mühür ekibine katılmam şartıyla,” dediğimde izleyici olarak burada olan ekibin şaşırdığını duymuştum.
Konuşmaya devam ettim.
“Ne kadar hatırlamasam da katili gören tek kişiyim. Bana ihtiyaçları var. Eğer isteğim reddedilirse şikâyetimi geri çekmem ve Gökhan Arslan’ı süründürmek için elimden gelen her şeyi yaparım,” dedim.
Hâkim tam konuşacağı zaman bir anda ışıklar gitti.
Daha ne olduğunu anlayamadan bina sallanmaya ve değişik sesler duymaya başladık. En son buna silah sesi eklenince o an korkuyla yere çöktüm.
Baya uzun bir süre bu devam etti.
Korkuyla bu cehennemin bitmesini beklemek bir ömür gibi gelmişti.
En sonunda bütün sesler ve o sallantı durduğunda derin bir nefes verdim.
Fakat burnuma metalik bir koku gelmeye başlayınca düşündüğü şeyin olmaması için dua etmeye başladım. Işıklar da geldiğinde titreyerek yavaşça ayağa kalkmamla çığlık atmam bir oldu.
Salonun tam ortasında kazığa oturtulmuş bir adam vardı.
Herkes şaşkınlıkla cesede bakıyordu.
Korkuyla etrafa baktığımda hâkimlerin olduğu yere baktığımda bir yazı vardı.
“Arkamda bıraktığım tanığa iyi bakın demiştim ama siz bunu yapmadınız ve cezasını çekeceksiniz.”
Yalancı Katil buraya girmişti.
Fakat beni asıl şaşırtan şey Gökhan’ın dediği şey olmuştu.
“Baba,” dediğinde şaşkınca ona baktım ama cesede baka kalmıştı.
O anda gözünden akan bir damla yaş bile ne hissettiğini anlatamazdı.
Bölüm etkileşimi
