29. bölüm / 35
🖤Üvey Kardeş🖤Bölüm 29 - Her Zaman Güçlü Olmak Zorunda Değilsin
Bölümler 35Şu an: Bölüm 29 - Her Zaman Güçlü Olmak Zorunda Değilsin
- 1 Bölüm 1 - Yeni Bir Başlangıç429 kelime
- 2 Bölüm 2 - Aynı Çatı Altında483 kelime
- 3 Bölüm 3 - Ev Kuralları337 kelime
- 4 Bölüm 4 - Yeni Ev Arkadaşı1.238 kelime
- 5 Bölüm 5 - Yeni Düzen779 kelime
- 6 Bölüm 6 - Alışmak1.957 kelime
- 7 Bölüm 7 - Plansız Bir Gün1.337 kelime
- 8 Bölüm 8 - Beklenmedik Karşılaşma1.424 kelime
- 9 Bölüm 9 - Pazar Sürprizi1.224 kelime
- 10 Bölüm 10 - Beklenmedik Bir Ziyaret1.294 kelime
- 11 Bölüm 11 - Küçük Bir Fark1.264 kelime
- 12 Bölüm 12 - Kontrolüm Altında Değil1.540 kelime
- 13 Bölüm 13 - Artık Benim Danışanımsın1.181 kelime
- 14 Bölüm 14 - Ben Sadece İzleyeceğim1.392 kelime
- 15 Bölüm 15 - Fark Etmeden1.223 kelime
- 16 Bölüm 16 - Aklımın Bir Köşesinde2.486 kelime
- 17 Bölüm 17 - Leon Kennedy'nin Ucuz Taklidi1.827 kelime
- 18 Bölüm 18 - Kalbimin Sakladığı Şey1.487 kelime
- 19 Bölüm 19 - Sadece Bana mı Böyle?1.617 kelime
- 20 Bölüm 20 - Bir Lakabın Başlangıcı1.546 kelime
- 21 Bölüm 21 - Leon'un Ada'sı1.486 kelime
- 22 Bölüm 22 - Bir Adım Daha Yakın1.652 kelime
- 23 Bölüm 23 - Bu Kadar Yaklaşmak Zorunda mısın?1.393 kelime
- 24 Bölüm 24 - Kucağında Uyuyakalan Ada1.990 kelime
- 25 Bölüm 25 - Bu Kez Kaçma, Ada1.614 kelime
- 26 Bölüm 26 - Doğru Hitap Yanlış Zaman1.461 kelime
- 27 Bölüm 27 - Bir Dakika Bile Normal Olamıyoruz1.686 kelime
- 28 Bölüm 28 - Yalnızca İkimiz1.909 kelime
- 29 Bölüm 29 - Her Zaman Güçlü Olmak Zorunda Değilsin1.592 kelime · Okuduğun bölüm
- 30 Bölüm 30 - Kıskanmak Sana Yakışmıyor1.517 kelime
- 31 Bölüm 31 - Bir Şeylerden Şüpheleniyolar1.407 kelime
- 32 Bölüm 32 - O Kapıyı Kim Açtı!?1.167 kelime
- 33 Bölüm 33 - Artık Saklayamıyoruz1.794 kelime
- 34 Bölüm 34 - Bunu Bize Neden Söylemediniz?1.977 kelime
- 35 Bölüm 35 - Ev Dediğin, Yanında Kaldığın Yerdir2.023 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sabahın erken saatlerinde Quinn, odasının penceresinden içeri süzülen güneş ışığıyla uyandı.
Bir süre yatakta kaldı. Son haftalarda sabahları gözlerini açtığında hissettiği ilk şey kolundaki rahatsızlık oluyordu. Şimdiyse kolunu dikkatlice hareket ettirebildiğini fark edince yüzünde kendiliğinden bir gülümseme oluştu.
Doktorun verdiği talimatlara uygun olarak hareketlerini yavaş yavaş artırıyordu. Ağır kaldırmak hâlâ yasaktı ama günlük işlerini eskisinden çok daha rahat yapabiliyordu. Askısız uyumak, kendi başına giyinmek ve sabah kahvesini hazırlarken bir şeyleri düşürme korkusu yaşamamak bile ona büyük bir özgürlük gibi geliyordu.
Telefonunu eline aldı. Kennedy'den bir mesaj vardı.
Kennedy: Günaydın, güzelim. Uyandın mı?
Quinn: Hayır. Rüyamda mesajlaşıyorum.
Kennedy: Çok komiksin.
Quinn: Günaydın, aşkım. Uyandım.
Kennedy: Kolun nasıl?
Quinn: İyi. Bugün bütün evi tek başıma taşıyabilirim.
Kennedy: Hayır, taşıyamazsın.
Quinn: Daha kahvaltı yapmadım, bu kadar hızlı nasıl tartışmaya başladık?
Kennedy: Çünkü seni tanıyorum.
Quinn: Peki, tamam. Evi yarın taşırım.
Kennedy: Quinn!
Quinn kahkaha atarak telefonu yatağa bıraktı. Ardından hazırlanıp aşağı indi.
Mutfakta Damon vardı. Kahvesini içiyor, tabletinden bir şeyler okuyordu. Kızını görünce başını kaldırdı.
Damon: Günaydın. Kolun nasıl?
Quinn: Baba, dün de iyiydi. Bugün de iyi. Yarın da iyi olacak.
Damon: Bir gün bu soruyu sormadığımda beni özleyeceksin.
Quinn: O gün geldiğinde sana haber veririm.
Damon gülerek kızına kahvaltı tabağını uzattı.
Damon: Spor salonuna gidecek misin?
Quinn: Evet. Birkaç işi halletmem gerekiyor.
Damon: Antrenman yapmak yok.
Quinn: Biliyorum.
Damon: Ağır kaldırmak da yok.
Quinn: Baba.
Damon: Sadece emin olmak istiyorum.
Quinn babasının karşısına oturdu.
Quinn: Doktor ne dediyse onu yapıyorum. Merak etme.
Damon kızına dikkatlice baktıktan sonra başını salladı.
Damon: Tamam. Sana güveniyorum.
Quinn'in yüzü yumuşadı.
Quinn: Güzel. Çünkü bana güvenmiyorsan bütün gün eve dönüp seni ikna etmek zorunda kalacağım.
Damon: İşte o zaman gerçekten yorulurum.
İkisi de güldü.
Bir süre sonra Kennedy mutfağa girdi. Saçları henüz tam olarak şekillenmemişti; üzerinde rahat bir pantolon ve bol bir gömlek vardı. Quinn onu görür görmez gülümsedi ama Damon masadayken her zamanki gibi davranmaya devam etti.
Kennedy: Günaydın.
Damon: Günaydın, kızım. Kahvaltı hazır.
Kennedy: Teşekkür ederim, anne.
Kennedy masaya otururken Quinn'e kısa bir bakış attı. Quinn de gözlerini hafifçe kırpıştırarak ona selam verdi.
Kennedy, Quinn'in kahvesini bitirdiğini görünce kendi fincanını doldururken bir tane daha hazırladı.
Kennedy: Bir kahve daha ister misin?
Quinn: İsterim.
Kennedy fincanı önüne bıraktı.
Damon: Quinn, kızım, kahveni kendin alabilirdin.
Kennedy: Ben zaten kendime alıyordum. Bir tane fazla yaptım.
Quinn kahvesini alırken gülümsemesini gizledi.
Quinn: Teşekkürler.
Kennedy: Rica ederim.
Dışarıdan bakıldığında sıradan bir sabah sohbetiydi. Ama Quinn, Kennedy'nin kendisi için yaptığı en küçük şeylerin bile farkındaydı. Bunu dile getirmek istese de şimdilik yalnızca ona gülümsemekle yetindi.
Spor salonuna vardığında Quinn kendini uzun zamandır ilk kez gerçekten evinde hissetti.
Müzik, ağırlıkların sesi, resepsiyondaki hareketlilik… Hepsi özlediği şeylerdi. İnsanların onu yalnızca masanın arkasında oturan kişi olarak değil, salonun her köşesini bilen Quinn olarak görmesi hoşuna gidiyordu.
Mia resepsiyonun yanında bir üyeyle program hakkında konuşuyordu. Raven ise bilgisayar başında ertesi haftanın ders çizelgesini düzenliyordu.
Quinn içeri girince Mia başını kaldırdı.
Mia: Sonunda! Seni yalnızca evraklarla uğraşırken görmekten sıkılmıştım.
Quinn: Ben de sizin bütün işlerinizi uzaktan kontrol etmekten sıkıldım.
Raven: Harika. O zaman şu çizelgeyi kontrol eder misin? İki dersin saati çakışıyor.
Quinn çantasını bıraktı ve bilgisayarın yanına geçti.
Quinn: Göster bakalım.
Raven ekranı ona çevirdi. Quinn birkaç dakika boyunca programı inceledi, çakışan saatleri düzeltti ve başka bir üyeyle ilgili notları kontrol etti.
Raven: Tamamdır. Şimdi oldu.
Quinn: Rica ederim. Bana kahve borçlusun.
Raven: Kahveyi ben alacağım ama bir daha bütün gün bilgisayar başında oturursan seni dışarı çıkarıp yürütürüm.
Quinn: Doktor zaten yürümeme izin verdi.
Raven: Güzel. O zaman tehdit değil, plan.
Mia yanlarına geldi.
Mia: Ben de öğle arasında kahveye geliyorum. Biraz hava alırız.
Quinn: Tamam. Ama hesabı bölüşüyoruz.
Mia: Zaten onu söyleyecektim.
Üçü de güldü.
Günün geri kalanı beklediğinden daha rahat geçti. Quinn ağır işler yapmadı; programları kontrol etti, üyelerin sorularını yanıtladı ve yöneticilikle ilgili işlerini tamamladı. Bir ara refleksle yerdeki bir kutuyu kaldırmak için eğildiğinde Raven onu durdurdu.
Raven: Onu ben alırım.
Quinn doğruldu.
Quinn: Alabilirim.
Raven: Biliyorum. Ama almak zorunda değilsin.
Quinn bir an sustu. Sonra hafifçe gülümsedi.
Quinn: Peki. Teşekkür ederim.
Raven kutuyu kaldırıp yerine koydu ve hiçbir şey olmamış gibi işine döndü.
Quinn, onun bu tavrını sevmişti. Kendisine acınıyormuş gibi davranılmıyordu. Yalnızca gerektiğinde yardım ediliyordu.
Bütün gün güçlü görünmek zorunda olmadığını hatırlaması gerekiyordu belki de.
Öğleden sonra Kennedy'nin mesajı geldi.
Kennedy: İşin bitti mi?
Quinn: Bitmek üzere. Neden?
Kennedy: Seni almaya geleyim mi?
Quinn: Kendi arabam var, sevgilim.
Kennedy: Biliyorum. Seni görmek istiyorum.
Quinn ekrana bakarken gülümsedi.
Quinn: O zaman gel. Seni özledim.
Kennedy kısa süre sonra spor salonuna geldi. Quinn bilgisayarını kapatmış, çantasını toplamıştı. Onu kapının yanında görünce yanına yürüdü.
Kennedy: Hazır mısın?
Quinn: Hazırım.
Kennedy: Günün nasıl geçti?
Quinn: Güzel. Bir sürü iş yaptım. Kimse bana bütün gün oturmam gerektiğini söylemedi.
Kennedy: Çünkü bütün gün oturman gerekmiyor.
Quinn: Bunu senden duymak güzel.
Kennedy gülümsedi. Birlikte dışarı çıktılar.
Quinn kendi arabasına yönelince Kennedy kaşını kaldırdı.
Kennedy: Benim arabamla gidebiliriz.
Quinn: Nereye gidiyoruz?
Kennedy: Eve.
Quinn: Eve gitmek için iki ayrı arabayla mı geldik?
Kennedy: Seninle biraz konuşmak istiyorum. Yolda.
Quinn bir an düşündü, ardından anahtarlarını çantasına koydu.
Quinn: Peki, güzelim. Senin arabanla gidelim.
Kennedy'nin yüzünde memnun bir gülümseme belirdi.
Kennedy arabayı sakin bir sokağa çektiğinde Quinn etrafına baktı.
Quinn: Eve gitmiyoruz.
Kennedy: Eve gidiyoruz ama önce beş dakika burada oturacağız.
Quinn: Beni kaçırıyor musun?
Kennedy: Henüz karar vermedim.
Quinn güldü. Sonra koltuğunda rahatça geriye yaslandı.
Kennedy: Bugün nasıldı, gerçekten?
Quinn: Az önce söyledim ya.
Kennedy: Bana işlerini anlattın. Ben günün nasıl geçtiğini soruyorum.
Quinn'in gülümsemesi hafifçe azaldı. Kennedy'ye döndü.
Quinn: İyiydi. Gerçekten.
Kennedy: Peki, sen nasılsın?
Quinn bir süre camdan dışarı baktı. Son haftalarda kendisini nasıl hissettiğini düşünmemişti. İyileşmek, işlerini geri almak ve eski düzenine dönmekle o kadar meşguldü ki yorulduğunu fark etmeye vakti olmamıştı.
Quinn: Bazen hâlâ eskisi kadar hızlı olamadığımı hissediyorum. Bir şey yapmaya kalkıyorum, sonra durup düşünmem gerekiyor. Eskiden düşünmeden yaptığım şeyler şimdi zaman alıyor.
Kennedy onu dikkatle dinledi.
Quinn: Biliyorum, daha iyi olacağım. Doktor da bunu söyledi. Ama beklemekten yoruldum.
Kennedy elini uzatıp Quinn'in elini tuttu.
Kennedy: Bu çok anlaşılır bir şey, aşkım.
Quinn: Herkes bana dikkatli olmamı söylüyor. Haklılar, biliyorum. Ama bazen yalnızca normal bir gün geçirmek istiyorum. Kolumu düşünmeden bir şey yapmak, sonra da kendime kızmamak istiyorum.
Kennedy: Sürekli güçlü olmak zorunda değilsin.
Quinn başını ona çevirdi.
Kennedy: İyileşme sürecinde zorlandığını söylemen, güçsüz olduğun anlamına gelmiyor. Her şeyi eskisi gibi yapamadığın günlerde de sen yine sensin. Benim için bir şeyleri kanıtlamak zorunda değilsin.
Quinn'in boğazında küçük bir düğüm oluştu. Bakışlarını bir anlığına ellerine indirdi.
Quinn: Bazen bunu unutuyorum.
Kennedy: O zaman sana hatırlatırım.
Quinn: Her seferinde mi?
Kennedy: Gerektiği kadar.
Quinn ona doğru yaklaşıp başını Kennedy'nin omzuna yasladı.
Quinn: Seni seviyorum, biliyor musun?
Kennedy gülümseyerek saçlarını okşadı.
Kennedy: Bunu arada bir söylemen güzel oluyor.
Quinn başını kaldırdı.
Quinn: Arada bir mi?
Kennedy: Her beş dakikada bir söylersen anlamını kaybedebilir.
Quinn: Tamam. O zaman altı dakikada bir söylerim.
Kennedy kahkaha attı.
Kennedy: Sen gerçekten imkânsızsın.
Quinn: Ama senin imkânsızınım.
Kennedy: Maalesef.
Quinn gözlerini kıstı.
Quinn: Maalesef mi?
Kennedy ona dönüp yanağına bir öpücük kondurdu.
Kennedy: Şaka yapıyorum, hayatım.
Quinn: Şanslısın, çok güzel olduğun için affedildin.
Kennedy: Sen de şanslısın, çok sevildiğin için.
Quinn bu kez cevap vermedi. Yalnızca Kennedy'nin elini dudaklarına götürüp öptü.
Bir süre daha arabada kaldılar. Konuşmaları zaman zaman geleceğe, zaman zaman ertesi gün yapacakları sıradan işlere kaydı. Quinn, Kennedy'nin yanında her şeyi anlatmak zorunda olmadığını ama istediğinde anlatabileceğini biliyordu.
Bu, ona iyi geliyordu.
Eve vardıklarında akşam yemeği hazırlıkları başlamıştı.
Seraphina mutfakta Damon'la konuşuyordu. Kennedy içeri girip annesine yardım etmeye giderken Quinn çantasını bıraktı.
Seraphina: Gününüz nasıl geçti?
Quinn: İyi geçti.
Damon: Spor salonunda her şeyi tek başına yapmaya kalkmadın, değil mi?
Quinn babasına baktı.
Quinn: Baba, lütfen.
Damon: Bu bir soru.
Quinn: Hayır, her şeyi tek başıma yapmadım. Raven da vardı, Mia da vardı. İyiyim.
Damon: Tamam. Sadece soruyorum.
Quinn babasının yanına gidip yanağından öptü.
Quinn: Biliyorum. Seni seviyorum.
Damon: Ben de seni seviyorum, kızım.
Kennedy mutfak kapısının yanında onları izlerken gülümsedi. Quinn'in babasıyla olan ilişkisi ona her zaman sıcak geliyordu. Quinn dışarıda ne kadar kendinden emin ve alaycı olursa olsun, Damon'ın yanında bazen çok daha yumuşak bir hâle bürünüyordu.
Akşam yemeğinden sonra herkes kendi işine döndü. Quinn odasına çıkarken Kennedy de birkaç dakika sonra peşinden geldi. Kapıyı kapattığında Quinn yatağında oturmuş, bilekliğini parmakları arasında çeviriyordu.
Kennedy: Ne düşünüyorsun?
Quinn: Bugün iyi bir gündü.
Kennedy yanına oturdu.
Kennedy: Bence de.
Quinn bilekliğindeki yazıya baktı.
Quinn: Eskiden birine ihtiyacım olduğunu kabul etmekten hoşlanmazdım.
Kennedy: Şimdi?
Quinn: Şimdi de bazen hoşlanmıyorum.
Kennedy gülümseyerek elini tuttu.
Quinn: Ama sana ihtiyacım olduğunu söyleyebiliyorum. Bu güzel bir şey.
Kennedy: Ben de sana ihtiyacım olduğunu söyleyebiliyorum.
Quinn: İyi. Çünkü bazen çok fazla konuşuyorum ve birinin beni susturması gerekiyor.
Kennedy: Seni susturmak istemiyorum, aşkım. Seni dinlemek istiyorum.
Quinn'in yüzündeki alaycı ifade kayboldu. Kennedy'ye doğru eğilip ona sarıldı.
Quinn: İşte bu yüzden sana âşığım.
Kennedy: Ben de senin her hâline âşığım. Yalnızca güçlü olduğun hâline değil.
Quinn gözlerini kapatıp ona biraz daha yaklaştı.
Quinn: O zaman bugün biraz dinlenelim mi?
Kennedy: Bence de.
Quinn başını Kennedy'nin omzuna yasladı. Kennedy de kolunu onun çevresine doladı. Birlikte sessizce otururken Quinn ilk kez uzun zamandır bir şeyleri yetiştirmesi, kendini kanıtlaması ya da eski hâline hemen dönmesi gerekmediğini hissetti.
İyileşiyordu.
Hayatı yavaş yavaş normale dönüyordu.
Ve bu süreçte yanında, kendisinden daha hızlı iyileşmesini beklemeyen biri vardı.
Quinn başını kaldırıp Kennedy'ye baktı.
Quinn: Aşkım?
Kennedy: Efendim?
Quinn: İyi ki varsın.
Kennedy gülümsedi, alnına küçük bir öpücük kondurdu.
Kennedy: İyi ki sen de varsın, güzelim.
O gece Quinn uykuya dalmadan önce son kez bilekliğine baktı.
Safe.
Artık bu kelimenin onun için anlamı yalnızca tehlikeden uzak olmak değildi.
Birinin yanında yorulabilmekti.
Birinin yanında her zaman güçlü görünmek zorunda olmamaktı.
Ve birinin, en zor günlerinde bile elini bırakmayacağını bilmekti.
Bölüm etkileşimi
