24. bölüm / 35
🖤Üvey Kardeş🖤Bölüm 24 - Kucağında Uyuyakalan Ada
Bölümler 35Şu an: Bölüm 24 - Kucağında Uyuyakalan Ada
- 1 Bölüm 1 - Yeni Bir Başlangıç429 kelime
- 2 Bölüm 2 - Aynı Çatı Altında483 kelime
- 3 Bölüm 3 - Ev Kuralları337 kelime
- 4 Bölüm 4 - Yeni Ev Arkadaşı1.238 kelime
- 5 Bölüm 5 - Yeni Düzen779 kelime
- 6 Bölüm 6 - Alışmak1.957 kelime
- 7 Bölüm 7 - Plansız Bir Gün1.337 kelime
- 8 Bölüm 8 - Beklenmedik Karşılaşma1.424 kelime
- 9 Bölüm 9 - Pazar Sürprizi1.224 kelime
- 10 Bölüm 10 - Beklenmedik Bir Ziyaret1.294 kelime
- 11 Bölüm 11 - Küçük Bir Fark1.264 kelime
- 12 Bölüm 12 - Kontrolüm Altında Değil1.540 kelime
- 13 Bölüm 13 - Artık Benim Danışanımsın1.181 kelime
- 14 Bölüm 14 - Ben Sadece İzleyeceğim1.392 kelime
- 15 Bölüm 15 - Fark Etmeden1.223 kelime
- 16 Bölüm 16 - Aklımın Bir Köşesinde2.486 kelime
- 17 Bölüm 17 - Leon Kennedy'nin Ucuz Taklidi1.827 kelime
- 18 Bölüm 18 - Kalbimin Sakladığı Şey1.487 kelime
- 19 Bölüm 19 - Sadece Bana mı Böyle?1.617 kelime
- 20 Bölüm 20 - Bir Lakabın Başlangıcı1.546 kelime
- 21 Bölüm 21 - Leon'un Ada'sı1.486 kelime
- 22 Bölüm 22 - Bir Adım Daha Yakın1.652 kelime
- 23 Bölüm 23 - Bu Kadar Yaklaşmak Zorunda mısın?1.393 kelime
- 24 Bölüm 24 - Kucağında Uyuyakalan Ada1.990 kelime · Okuduğun bölüm
- 25 Bölüm 25 - Bu Kez Kaçma, Ada1.614 kelime
- 26 Bölüm 26 - Doğru Hitap Yanlış Zaman1.461 kelime
- 27 Bölüm 27 - Bir Dakika Bile Normal Olamıyoruz1.686 kelime
- 28 Bölüm 28 - Yalnızca İkimiz1.909 kelime
- 29 Bölüm 29 - Her Zaman Güçlü Olmak Zorunda Değilsin1.592 kelime
- 30 Bölüm 30 - Kıskanmak Sana Yakışmıyor1.517 kelime
- 31 Bölüm 31 - Bir Şeylerden Şüpheleniyolar1.407 kelime
- 32 Bölüm 32 - O Kapıyı Kim Açtı!?1.167 kelime
- 33 Bölüm 33 - Artık Saklayamıyoruz1.794 kelime
- 34 Bölüm 34 - Bunu Bize Neden Söylemediniz?1.977 kelime
- 35 Bölüm 35 - Ev Dediğin, Yanında Kaldığın Yerdir2.023 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Akşam saatleri malikanenin üzerine yavaşça çökerken evin içindeki telaş da sonunda dinmişti. Damon çalışma odasına çekilmiş, Seraphina bir arkadaşından gelen telefonla üst katta uzun bir sohbete dalmıştı. Evin geniş salonunda yalnızca televizyonun sesi ve şöminenin hafif çıtırtısı duyuluyordu.
Quinn, kolundaki askıyla koltuğun köşesine yerleşmiş, önündeki sehpanın üzerinde duran atıştırmalıklara uzanmaya çalışıyordu. Sol kolunu fazla hareket ettirmemesi gerekiyordu ama bu, canının istediği şeylerin her zaman ulaşabileceği yerde olduğu anlamına gelmiyordu.
Bir süre uzanmaya çalıştıktan sonra pes edip arkasına yaslandı.
Quinn: Bu evdeki bütün eşyalar bana karşı birleşmiş olabilir mi?
Tam o sırada salona giren Kennedy durdu. Elindeki kitabı koltuğun kenarına bırakırken Quinn'e baktı.
Kennedy: Ne oldu bu kez?
Quinn: Şu tabak. Benden nefret ediyor.
Kennedy sehpanın üzerindeki tabağı alıp Quinn'in rahatça ulaşabileceği yere koydu.
Kennedy: Sorunu çözdüm. Bir teşekkür alabilir miyim?
Quinn: Biraz erken sevinmedin mi? Belki tabakla gizli bir anlaşmanız vardır.
Kennedy: Kıskandın mı, Ada?
Quinn'in yüzünde istemsiz bir gülümseme belirdi. Başını başka tarafa çevirerek bunu saklamaya çalıştı.
Quinn: Bir gün bu lakap yüzünden seni evden kovacağım.
Kennedy: O zamana kadar kullanmaya devam edeceğim.
Quinn: Ne kadar özgüvenli bir kadınsın.
Kennedy: Bunu daha önce de söylediğini hatırlıyorum.
Quinn: Çünkü hâlâ doğru.
Kennedy gülerek yanındaki koltuğa oturdu. Üzerinde siyah, rahat bir üst ve koyu renk pantolon vardı. Saçları omuzlarının çevresine dağılmış, gün boyunca taşıdığı ciddi ifadenin yerini daha yumuşak bir hâl almıştı.
Quinn bir süre televizyonu izledi. Aslında ekranda ne olduğuyla pek ilgilenmiyordu. Kennedy'nin yanında olması, son zamanlarda tuhaf bir şekilde dikkatini dağıtıyordu.
Özellikle de Kennedy artık hislerini saklamaya çalışmıyorken.
Quinn: Bir şey soracağım.
Kennedy: Sor.
Quinn: Son zamanlarda neden sürekli benimle uğraşıyorsun?
Kennedy kaşını hafifçe kaldırdı.
Kennedy: Son zamanlarda mı?
Quinn: Konuyu değiştirme.
Kennedy: Seninle uğraşmak hoşuma gidiyor.
Quinn: Başka insanlarla da uğraşabilirsin.
Kennedy: Ama ben seni seçiyorum.
Quinn'in cevabı hazırdı. En azından normalde hazır olurdu. Fakat Kennedy bunu öyle doğal söylemişti ki Quinn birkaç saniye boyunca yalnızca ona bakabildi.
Kennedy, onun yüzündeki değişimi fark ettiğinde gülümsedi.
Kennedy: Bak, yine söyleyecek bir şey bulamadın.
Quinn: Şu an kolum sakat olduğu için seni koltuk minderine boğamıyorum. Bunun kıymetini bil.
Kennedy: Elbette, Ada.
Quinn başını geriye yasladı.
Quinn: İnanılmazsın.
Kennedy: Bunu da iltifat sayıyorum.
Aradan yaklaşık yarım saat geçti.
Film değişmiş, salondaki ışıklar biraz daha kısılmıştı. Quinn başlangıçta televizyonu izlemeye kararlıydı ama göz kapakları giderek ağırlaşıyordu. Son birkaç gündür kolunun iyileşme süreci, doktor kontrolleri ve normal rutininden uzak kalması onu düşündüğünden fazla yoruyordu.
Kennedy bunu fark etmişti.
Quinn'in başı birkaç kez yana düşmüş, her seferinde gözlerini açıp hiçbir şey olmamış gibi ekrana dönmüştü.
Kennedy: Uykun geldi.
Quinn: Gelmedi.
Kennedy: Üç dakikadır aynı noktaya bakıyorsun.
Quinn: Çok önemli bir sahne.
Kennedy ekrana baktı. Televizyonda bir adam mutfakta sandviç hazırlıyordu.
Kennedy: Gerçekten mi?
Quinn: Filmin derinliğini anlamıyorsun.
Kennedy: Tabii ki.
Quinn: Herkes her şeyi anlayacak diye bir şey yok.
Kennedy: Sen uyumamak için tartışırken bile çok tatlısın.
Quinn'in gözleri bir anda açıldı.
Quinn: Ne dedin sen?
Kennedy hiç istifini bozmadı.
Kennedy: Uyumamak için tartışıyorsun dedim.
Quinn: Ondan sonrasını duydum.
Kennedy: O zaman işitmen gayet iyi.
Quinn ağzını açtı, sonra kapattı. Birkaç saniye sonra yastığını sağ eliyle alıp Kennedy'ye doğru fırlatmaya çalıştı. Yastık Kennedy'nin omzuna çarpıp kucağına düştü.
Kennedy yastığa baktı, ardından Quinn'e.
Kennedy: Çok korktum.
Quinn: Bir dahakine hedefi tutturacağım.
Kennedy: Eminim, Ada.
Kennedy yastığı kenara bıraktı. Quinn'in kol askısına bakınca yüzündeki şakacı ifade biraz yumuşadı.
Kennedy: Kolun ağrıyor mu?
Quinn: Hayır. Sadece biraz yoruldum.
Kennedy: İstersen yukarı çıkıp yatabilirsin.
Quinn: Üşeniyorum.
Kennedy: Seni odana kadar götürmemi mi istiyorsun?
Quinn: Kennedy, yürüyebiliyorum.
Kennedy: Biliyorum. Şaka yaptım.
Quinn: Bir gün senin de başına gelecek.
Kennedy: Neyi?
Quinn: Biri seni sürekli sinir edecek. Sonra anlayacaksın.
Kennedy: Sanırım o gün çoktan geldi.
Quinn gözlerini kıstı.
Quinn: Kimi kastediyorsun?
Kennedy ona anlamlı bir bakış attı.
Kennedy: Sence?
Quinn cevap vermedi. Çünkü Kennedy'nin bakışları, kelimelerinden çok daha fazla şey söylüyordu.
Bir süre sonra Quinn oturduğu yerde kıpırdandı. Koltuğun köşesindeki yastığı düzeltmeye çalışırken rahatsız bir pozisyonda kaldığını fark etti. Sol kolunu korumaya çalışıyor, bir türlü rahat edemiyordu.
Kennedy bunu görünce kendi oturduğu yerde biraz doğruldu.
Kennedy: Gel, burada daha rahat edebilirsin.
Quinn ona baktı.
Quinn: Nerede?
Kennedy kendi yanındaki boşluğu işaret etti, sonra hafifçe gülümsedi.
Kennedy: Kucağımda. İstersen.
Quinn'in yüzündeki ifade görülmeye değerdi.
Quinn: Sen… ne?
Kennedy: Kucağımda uyuyabilirsin dedim. Tabii istiyorsan. İstemiyorsan da sorun yok.
Quinn'in kalbi hızlandı. Kennedy bunu söylerken öyle sakindi ki sanki dünyanın en sıradan teklifini yapmıştı.
Quinn: Kendini fazla rahat hissetmeye başladın.
Kennedy: Olabilir.
Quinn: Ben öyle hemen senin kucağına falan gelmem.
Kennedy: Peki.
Kennedy yeniden arkasına yaslandı ve televizyona döndü. Hiç üstelemedi. Quinn ise birkaç saniye boyunca onu izledi.
Bu kadının en sinir bozucu özelliği buydu.
Bazen bir adım yaklaşıyor, Quinn'in bütün dengesini altüst ediyor, ardından hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu. Üstelik Quinn gerçekten yaklaşmak istediğinde ona seçim hakkı bırakıyordu.
Quinn gözlerini devirdi.
Quinn: Biraz yana kay.
Kennedy başını ona çevirdi.
Kennedy: Neden?
Quinn: Fikrimi değiştirmeden önce.
Kennedy'nin dudaklarında yavaşça bir gülümseme belirdi. Koltukta yer açtı ve Quinn'in rahatça hareket edebilmesi için bekledi.
Quinn dikkatlice yanına geçti. Sol kolunu koruyarak yerleşmeye çalıştı, ancak koltuğun açısı pek rahat değildi. Kennedy, Quinn'in yüzündeki kararsızlığı görünce bir elini uzattı.
Kennedy: Yardım edeyim mi?
Quinn kısa bir tereddütten sonra başını salladı.
Kennedy onu dikkatlice kendine doğru çekti ve sırtını koltuğa yaslayarak oturdu. Quinn, incinmiş koluna baskı gelmeyecek şekilde yerleşip başını Kennedy'nin göğsüne yakın bir noktaya koydu. Kennedy'nin kolu da Quinn'in omuzlarının çevresinde, askısına dokunmadan duruyordu.
İlk birkaç saniye ikisi de konuşmadı.
Quinn, yüzünü Kennedy'nin üzerine çevirmemeye çalışıyordu. Kennedy'nin kalp atışlarını duyabiliyordu ve bu, normalde her şeye bir cevabı olan Quinn'in aklını fazlasıyla karıştırıyordu.
Kennedy: Rahat mısın?
Quinn: Hı hı.
Kennedy: Emin misin?
Quinn: Kennedy, bir kez daha sorarsan kalkıp kendi koltuğuma gideceğim.
Kennedy: Tamam, sustum.
Quinn: Güzel.
Kennedy gülümseyerek televizyona döndü. Bir eli koltuğun üzerinde dururken diğerini Quinn'in omuzlarının yanına yerleştirmişti. Onu tutmaya zorlamıyor, yalnızca rahatça yaslanabileceği bir alan bırakıyordu.
Birkaç dakika sonra Quinn'in nefesi yavaşlamaya başladı.
Kennedy aşağı baktı.
Quinn'in gözleri kapanmıştı.
Kennedy: Ada?
Cevap gelmedi.
Kennedy biraz bekledi.
Kennedy: Quinn?
Quinn yalnızca hafifçe kıpırdandı ve yüzünü daha rahat bir konuma getirdi. Ardından yeniden hareketsiz kaldı.
Uyuyakalmıştı.
Hem de Kennedy'nin kucağında.
Kennedy'nin yüzündeki gülümseme bu kez alaycı değildi. Quinn'in normalde ne kadar hareketli olduğunu, en ufak şeyden nasıl tartışma çıkarabildiğini ve kendisini savunmak için nasıl anında bir cevap bulduğunu düşününce bu sessiz hâli ona inanılmaz derecede sevimli gelmişti.
Quinn'in saçlarından birkaç tutam yüzüne düşmüştü. Kennedy onları dikkatlice kenara aldı. Sonra eli havada bir an durdu; Quinn'in uyurken bile rahatsız olmamasına dikkat ederek saçlarını omzunun gerisine bıraktı.
Kennedy kısık sesle konuştu.
Kennedy: Bütün gün bana laf yetiştiriyorsun, Ada. Bir de gelip kucağımda uyuyorsun.
Quinn'den yine ses çıkmadı.
Kennedy başını koltuğun arkasına yasladı. Televizyon hâlâ açıktı ama artık ekrana bakmıyordu. Dikkati tamamen kucağında uyuyan Quinn'deydi.
Bir süre sonra Quinn uykusunda hafifçe hareket etti. Sağ eli Kennedy'nin üstündeki kumaşı gevşekçe tuttu ve başını biraz daha ona yaklaştırdı.
Kennedy'nin nefesi bir anlığına kesilir gibi oldu.
Sonra istemsizce gülümsedi.
Kennedy: Bunu bilerek yapmadığını umuyorum.
Quinn elbette cevap vermedi.
Kennedy başını iki yana salladı.
Kennedy: Tabii. Uyuyan birinden cevap beklemek de benim hatam.
Tam o sırada merdivenlerden gelen ayak sesleri duyuldu.
Damon salona girmek üzereyken kapının eşiğinde durdu.
Önce televizyona baktı. Sonra koltukta oturan Kennedy'yi gördü. Ardından Kennedy'nin kucağında uyuyan kızına baktı.
Birkaç saniye boyunca sessiz kaldı.
Damon: Quinn uyudu mu?
Kennedy başını kaldırıp işaret parmağını dudaklarına götürdü.
Kennedy: Evet. Biraz önce.
Damon'ın bakışları kızının yüzüne kaydı. Quinn'in yüzü sakindi. Kol askısı düzgün duruyordu ve Kennedy onu dikkatlice destekliyordu.
Damon'ın ifadesi yumuşadı.
Damon: Son günlerde çabuk yoruluyor. İyileşme süreci onu düşündüğünden fazla etkiliyor olabilir.
Kennedy: Fark ettim. Doktorun söylediği sınırlara dikkat ediyor. Bugün de kolunu zorlamadı.
Damon başını salladı.
Damon: İyi. Sana güveniyor.
Kennedy bu söz üzerine bir an durdu.
Kennedy: Ben de onun bana güvendiğini biliyorum.
Damon hafifçe gülümsedi. Kızının son zamanlarda Kennedy'nin yanında daha rahat olduğunu o da fark etmişti. Quinn normalde duygularını kolay kolay belli etmezdi. Fakat Kennedy'nin yanında bazen kendini tutmayı unutuyordu.
Damon: Onu uyandırmana gerek yok. Ben çalışma odasındayım. Bir şeye ihtiyacınız olursa seslen.
Kennedy: Tamam.
Damon salondan çıkmadan önce bir kez daha kızına baktı.
Damon: İyi geceler, kızım.
Quinn duymadı bile.
Damon gülümseyerek uzaklaştı.
Kennedy ise yeniden aşağı baktı.
Kennedy: Baban bile senden daha fazla konuşuyor şu an.
Quinn uykusunda kaşlarını hafifçe çattı.
Quinn: Mmm… sus…
Kennedy dondu.
Ardından ağzını eliyle kapatarak gülmemeye çalıştı.
Kennedy: Özür dilerim. Elbette, Ada.
Quinn yeniden sakinleşti.
Kennedy, onun uyandırılmaması gerektiğini biliyordu ama kendi yüzündeki gülümsemeyi de bir türlü silemiyordu.
Bir süre sonra televizyonun sesini kıstı. Quinn'in kolunu koruyacak şekilde oturuşunu düzeltti ve başını koltuğa yasladı.
Kucağında uyuyan bu kızla ilgili hisleri artık bir sır değildi. En azından kendisi için değildi.
Quinn'in onu güldürmesi hoşuna gidiyordu. Ona laf yetiştirmesi, kendisini savunması, bazen tek bir bakışla bütün dikkatini dağıtması…
Ama en çok da Quinn'in yanında kendini güvende hissetmesine değer veriyordu.
Kennedy başını eğerek saçlarının üzerine hafifçe bir öpücük kondurdu; sonra onu rahatsız etmemek için yeniden geriye yaslandı.
Kennedy: İyi geceler, Ada.
Quinn gözlerini açtığında salonun ışıkları iyice azalmıştı.
İlk fark ettiği şey, başının altında yumuşak bir yastık olmadığıydı.
İkinci fark ettiği şey ise Kennedy'nin kucağında uyuduğuydu.
Üçüncü fark ettiği şey…
Kennedy'nin ona bakıyor olmasıydı.
Quinn birkaç saniye boyunca hareketsiz kaldı.
Quinn: …
Kennedy: Günaydın, uyuyan güzel.
Quinn yavaşça başını kaldırdı.
Quinn: Saat kaç?
Kennedy: Gece yarısına yaklaşıyor.
Quinn'in gözleri büyüdü.
Quinn: NE?
Kennedy kahkaha atmamak için kendini zor tuttu.
Kennedy: Şaka yaptım. O kadar geç değil.
Quinn doğrulmaya çalıştı ama sol kolunu hatırlayınca dikkatlice hareket etti. Kennedy de hemen destek olmak için elini uzattı.
Kennedy: Yavaş. Kolunu unutma.
Quinn kendini toparlayıp Kennedy'ye baktı.
Quinn: Ben gerçekten uyudum mu?
Kennedy: Hayır. Gözlerini kapatıp kırk dakika boyunca uyuyormuş gibi yaptın.
Quinn yüzünü buruşturdu.
Quinn: Dalga geçme.
Kennedy: Senin kucağımda uyuyakaldığını söylememi mi istiyorsun?
Quinn'in yanakları kızardı.
Quinn: Hayır!
Kennedy: O zaman başka bir açıklama bulmalıyız.
Quinn: Beni neden uyandırmadın?
Kennedy'nin gülümsemesi yumuşadı.
Kennedy: Rahat görünüyordun. Bir de… seni uyandırmaya kıyamadım.
Quinn'in yüzündeki alaycı ifade yavaşça kayboldu.
Kennedy bunu söylerken şaka yapmıyordu.
Quinn: Kolun ağrımadı mı?
Kennedy: Biraz uyuştu.
Quinn bir anda doğrulacak gibi oldu.
Quinn: Kennedy!
Kennedy hemen güldü.
Kennedy: Şaka yapıyorum, Ada. İyiyim.
Quinn: Seni gerçekten—
Kennedy: Beni ne yapacaksın?
Quinn durdu.
Kennedy hafifçe öne eğildi. Aralarındaki mesafe azaldı ama Quinn'in rahatça geri çekilebileceği kadar alan vardı. Kennedy'nin gözleri bir anlığına Quinn'in dudaklarına kaydı, sonra yeniden gözlerine döndü.
Kennedy: Söyle bakalım. Beni ne yapacaksın?
Quinn'in nefesi hafifçe değişti.
Quinn: Seni… susturacağım.
Kennedy: Nasıl?
Quinn bu kez cevap vermedi.
Kennedy'nin gülümsemesi büyüdü ama bu defa hemen geri çekilmedi. Quinn'in yüzündeki kararsızlığı izledi, sonra sesini alçalttı.
Kennedy: Sana yaklaşmamı istemiyorsan söyle.
Quinn gözlerini ondan ayırmadı.
Quinn: İstemiyorum demedim.
Kennedy'nin yüzündeki ifade değişti. Bir an için ikisi de başka hiçbir şey düşünmüyormuş gibi sessiz kaldı.
Quinn'in kalbi hızla çarpıyordu ama bu kez kaçmak istemiyordu.
Kennedy biraz daha yaklaştı.
Quinn de başını çok hafif kaldırdı.
Aralarında yalnızca birkaç santimetre kalmıştı.
Tam o sırada Quinn'in midesi yüksek sesle guruldadı.
İkisi de dondu.
Bir saniye.
İki saniye.
Sonra Kennedy kahkahaya boğuldu.
Quinn gözlerini kapattı.
Quinn: Ben bu evden taşınıyorum.
Kennedy gülmekten konuşmakta zorlanıyordu.
Kennedy: Daha az önce kucağımda uyuyakaldın!
Quinn: O konuyu bir daha açarsan seni gerçekten öldürürüm.
Kennedy: Önce sana yemek bulalım, Ada. Sonra tehditlerine devam edersin.
Quinn yüzünü elleriyle kapatmak istedi ama sol kolu buna izin vermeyince daha da sinirlendi.
Quinn: Hayatımın en utanç verici gecesi.
Kennedy ayağa kalkarken ona yardım etmek için elini uzattı.
Kennedy: Bence en tatlı gecesi.
Quinn elini tuttu ve dikkatlice ayağa kalktı.
Quinn: Sana karşı hissettiğim her şeyi geri alıyorum.
Kennedy: Hepsini mi?
Quinn: Hepsini.
Kennedy elini bırakmadan ona baktı.
Kennedy: O zaman yarın yeniden kazanırım.
Quinn ona baktı. Bir anlığına cevap vermedi; sonra dudaklarının kenarı kıvrıldı.
Quinn: Kendine fazla güveniyorsun.
Kennedy: Sen de hâlâ elimi bırakmadın.
Quinn bakışlarını aşağı indirdi.
Gerçekten de Kennedy'nin elini tutuyordu.
Hemen bırakabilirdi.
Ama bırakmadı.
Quinn: Bu… denge için.
Kennedy: Tabii ki, Ada.
Quinn gözlerini devirdi ama gülümsemesini saklayamadı.
Kennedy onu mutfağa doğru yönlendirirken Quinn bir kez daha başını onun omzuna yasladı. Bu kez uykuda değildi. Bilerek yapmıştı.
Kennedy bir şey söylemedi.
Yalnızca elini biraz daha sıkı tuttu.
Çünkü ikisi de biliyordu: Aralarındaki şey artık yalnızca şakalaşmaktan ibaret değildi.
Ve yarın, belki de ilk kez, bunu saklamayı bırakacaklardı.
Bölüm etkileşimi
