10. bölüm / 11
Teodensell dönüşüm7. BÖLÜM: MÜDÜR ODASINDAKİ HESAPLAŞMA VE SESSİZ GECE
Bölümler 11Şu an: 7. BÖLÜM: MÜDÜR ODASINDAKİ HESAPLAŞMA VE SESSİZ GECE
- 1 Karakter Tanıtımı172 kelime
- 2 1.BÖLÜM :"YENİ BAŞLANGIÇ"621 kelime
- 3 2. BÖLÜM: HAZIR MIYIZZ912 kelime
- 4 3. BÖLÜM: KANTİNDE RÜZGAR ESİYOR1.673 kelime
- 5 4. BÖLÜM: SAHNE IŞIKLARI VE SÜRPRİZ EŞLEŞMELER1.537 kelime
- 6 5. BÖLÜM: SPOR SALONUNDA REKABET VE KIVILCIMLAR1.156 kelime
- 7 Duyuruu24 kelime
- 8 Üzgünüm44 kelime
- 9 6. BÖLÜM: KISKAÇ VE SAVURULAN FIRTINA2.044 kelime
- 10 7. BÖLÜM: MÜDÜR ODASINDAKİ HESAPLAŞMA VE SESSİZ GECE1.765 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 8. BÖLÜM: GEÇMİŞİN GÖLGESİ VE KENETLENEN ELLER1.251 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
7. BÖLÜM: MÜDÜR ODASINDAKİ HESAPLAŞMA VE SESSİZ GECE
"Teodensell Dönüşüm"
(Deniz'in Anlatımıyla)
Hoparlörden yankılanan o buz gibi ses koridorlarda çınlamaya devam ederken, tiyatro salonundaki o zafer havası bir anda bıçak gibi kesilmişti.
"DİKKAT! Deniz Yılmaz ve Teoman Akkaya... Derhal müdür odasına gelin!"
Edebiyat hocasının alkışlayan elleri havada asılı kaldı. Leyla ve Ezgi’nin yüzündeki o neşeli ifade bir anda endişeye dönüştü.
Sahnenin kenarında duran Aras’ın kaşları çatıldı, gözleri anında Sıla’ya kaydı.
Sıla ise kapının eşiğinde durmuş, kolları göğsünde birleştirilmiş vaziyette bize bakıp sinsi sinsi sırıtıyordu. O bakıştaki zehri görmemek imkansızdı.
Teoman yanımda duruyordu. Omuzlarımdaki ceketini hafifçe düzeltti.
Yüzündeki o her zamanki alaycı, rahat ifade gitmiş, yerini keskin ve tehlikeli bir ciddiyete bırakmıştı.
"Ne iş Deniz Kızı?" dedi sesini sadece benim duyabileceğim bir tona düşürerek. "Müdür seninle beni neden aynı anda çağırsın?"
"Bilmiyorum Teoman," dedim yutkunarak. "Ama arkada duran şu yılanın bir parmağı olduğuna adımla soyadım kadar eminim."
"Sıkma canını," dedi Teoman. Gözlerimin içine baktı, o derin siyah gözlerinde garip bir güven duygusu vardı. "Yanındayım. Ne saçmalık çıkarsa çıksın birlikte hallederiz."
Sahneden aşağı indik. Aras hızla yanımıza geldi.
"Deniz, bir dakika," dedi kolumu hafifçe tutarak. Gözleri doğrudan Teoman Akkaya’ya kilitlenmişti.
"Eski okulla ilgili bir şey mi var acaba? Müdür o taraftan bir bilgi mi aldı?"
Aras’ın bu sorusuyla içim titredi. Eski okulda yaşanan o haksızlık, üzerimize atılan o iftira... Eğer buraya kadar ulaştıysa her şey mahvolurdu.
"Sanmıyorum Aras," dedim sesimin titrememesine özen göstererek. "Ama bir şey olursa Ezgi’yle Leyla’ya söyle, hemen kafeye geçmeyin, beni bekleyin."
"Hiçbir yere gitmiyoruz, alt katta bekliyoruz," dedi Leyla endişeyle yaklaşarak.
Ezgi de arkasından onaylarca başını salladı.
Teoman'la birlikte tiyatro salonundan çıktık. Uzun, geniş idari koridorda yürürken adımlarımızın sesi yankılanıyordu.
Aramızda birkaç saniyelik bir sessizlik oldu.
"Aras neyden bahsediyordu?" diye sordu Teoman aniden.
Adımlarını yavaşlatmadan bana baktı. "Eski okul derken? Aranızda bir sır mı var?"
Başımı çevirip ona baktım. Teoman Akkaya ukala olabilirdi, okuldaki herkes ondan çekinebilirdi ama şu an gözlerinde sadece merak ve korumacı bir tavır vardı.
"Önemli bir şey değil," dedim geçiştirmeye çalışarak. "Eski okulda bir tatsızlık yaşanmıştı sadece. İftiraya uğramıştık."
"Sana biri iftira attı ve sen bunu sinene mi çektin?" dedi Teoman, kaşlarını kaldırarak. "Hiç senin tarzın değil Deniz Kızı."
"Sineme çekmedim," dedim dik bir sesle. "Okulu değiştirdim. Neyse, şimdi derdimiz bu değil. Derdimiz müdürün bizi neden çağırdığı."
Müdür odasının önüne geldiğimizde Teoman kapıyı iki kez sertçe vurdu. İçeriden gür ve ciddi bir "Girin!" sesi geldi.
Kapıyı açıp içeri girdik. Müdür Bey masasında oturuyordu, önünde iki tane disiplin dosyası açıktı. Ama asıl bomba masanın yanındaki koltukta oturan kişiydi: Sıla’nın babası olan Okul Aile Birliği Başkanı Kenan Bey. Sıla da kapının dışındaki camdan içeriye doğru sinsi sinsi bakıyordu.
"Hoca bizi çağırmışsınız," dedi Teoman, sesinde en ufak bir çekince ya da korku emaresi olmadan.
Müdür Bey gözlüklerinin üstünden ikimize baktı. "Evet Teoman Akkaya... Ve Deniz Yılmaz. Buraya gelme sebebinizi biliyor olmalısınız."
"Valla hiç bilmiyoruz Hocam," dedim araya girerek. "Tiyatro provasının ortasında anons yaptınız, oyunumuz yarıda kaldı."
Kenan Bey oturduğu koltuktan doğruldu, üstünü başını düzelterek söze girdi. "Tiyatro oyunuymuş! Sayın Müdürüm, okulda disiplinsizlik hat safhada. Kızım Sıla az önce yanıma geldi. Bu iki öğrencinin okul saatleri dışında, okulun spor salonunda ve kostüm odasında uygunsuz davranışlar sergilediğini, kulüp odasındaki kıyafetlere ve dekorlara zarar verdiğini söyledi!"
Gözlerim fal taşı gibi açıldı. "Ne?! Ne uygunsuz davranışı, ne zararı?!" diye bağırdım kendimi tutamayarak. "Sıla yalan söylüyor! Beni kostüm odasına kilitleyen o!"
Teoman bir adım öne çıktı. Boyu müdürün masasından yüksekte kalıyordu resmen. Sesi öyle soğuk ve sert çıktı ki odadaki hava bir anda değişti.
"Kenan Bey," dedi Teoman, doğrudan adama bakarak. "Kızınızın hayal gücü geniş olabilir ama iftiralarının bir sınırı olsun. Deniz’i kostüm odasına kilitleyen Sıla’nın kendisiydi. Kilitli kapıyı ben açtım. Eğer dekorlara bir zarar geldiyse, kapıyı zorla açmak zorunda kaldığım içindir."
Müdür Bey kaşlarını çattı. "Teoman, laflarına dikkat et. Karşında Aile Birliği Başkanı var."
"İsterse Cumhurbaşkanı olsun Hocam," dedi Teoman Akkaya hiç geri adım atmadan. "Ben doğruyu söylüyorum. Sahne arkasındaki kamera kayıtlarına bakın. Kimin kostüm odasına girip kapıyı dışarıdan kilitlediğini, kimin oradan koşarak kaçtığını kendi gözlerinizle görün. Eğer o kameralarda Sıla’yı görmezseniz, beni okuldan atın."
Odadaki sessizlik bir anda ağırlaştı. Teoman’ın "kamera kayıtları" lafını ortaya atmasıyla dışarıda camdan bakan Sıla’nın yüzünün kireç gibi beyazladığını fark ettim.
Kenan Bey afalladı. "Kamera... Kamera mı var orada?"
"Tabii ki var," dedi Teoman sırıtarak. Yüzündeki o bildiğimiz alaycı ifade geri gelmişti. "Okulun her yerine geçen ay yeni güvenlik kameraları takıldı Kenan Bey. Haberiniz yok muydu? Kızınızın haberi yoktu sanırım."
Müdür Bey derin bir nefes aldı. Bilgisayarına doğru uzandı. "Pekala, güvenlik görevlisini arayıp son bir saatlik sahne arkası kayıtlarını istetiyorum."
Dışarıdaki Sıla kapının önünden bir anda kayboldu. Kaçmıştı resmen.
Kenan Bey öksürerek ayağa kalktı. "Şey... Sayın Müdürüm, belki de çocuklar arasında bir yanlış anlaşılma olmuştur. Sıla heyecanla bana yanlış aktarmış olabilir. Kamera kayıtlarıyla yönetimi meşgul etmeyelim."
Teoman hafifçe kıkırdadı. "Ne oldu Kenan Bey? Hani disiplinsizlik hat safhadaydı?"
"Teoman, tamam," dedi Müdür Bey elini kaldırarak. Sonra bana baktı. "Deniz, sen çıkabilirsin. Teoman, seninle kulüp bütçesi hakkında konuşacaklarımız var, sen kal."
"Tamam Hocam," dedim.
Müdür odasından çıktığımda içimdeki o öfke ve rahatlama birbirine karışmıştı. Kapının önünde Teoman’ın babayiğitçe duruşu, tek bir lafla koskoca Aile Birliği Başkanını ve Sıla’yı morartması gözümün önünden gitmiyordu. Teoman Akkaya gerçekten de göründüğünden çok daha fazlasıydı.
(Teoman'ın Anlatımıyla)
Müdürün odasındaki mevzu kapandıktan ve Kenan Bey kuyruğunu bacaklarının arasına alıp çıktıktan sonra müdürle kısa bir konuşma yapıp aşağı indim. Koridorlar boşalmıştı. Okul çıkış zili çoktan çalmıştı.
Okulun dış kapısından çıktığımda merdivenlerde Deniz, Aras, Leyla ve Ezgi’nin beni beklediğini gördüm. Kutay da az ilerdeki çardakta oturmuş telefonla oynuyordu.
Deniz beni görünce oturduğu basamaktan doğruldu. Üzerinde hala benim deri ceketim vardı. Ceketin içinde o kadar tatlı ve küçük kalmıştı ki bir an içim gitti ama belli etmedim elbette.
"Ne oldu? Ne dedi müdür?" diye sordu Deniz sabırsızca yanıma gelerek.
"Hiç," dedim elimi cebime sokup sırıterek. "Sıla’nın babası kıvırdı tabii. Kamera kaydı lafını duyunca adamın rengi attı. Bir daha sana bulaşmaya cesaret edemezler Deniz Kızı."
Ezgi neşeyle bir çığlık attı. "Oha! Teoman helal olsun valla! Sıla’yı kendi kazdığı kuyuya düşürmüşsün!"
Leyla da gülümsedi. "Çok geçmiş olsun Deniz, gerçekten çok endişelendik."
Aras öne doğru bir adım attı. Bana baktı. Gözlerindeki o soğuk ve mesafeli duvar ilk defa yıkılmış gibiydi. Elini uzattı.
"Sağ ol Teoman," dedi Aras dürüst bir sesle. "Deniz’i oradan çıkardığın ve arkasında durduğun için."
Aras’ın uzattığı eli sıktım. "Lafı bile olmaz Aras. Deniz benim partnerim. Ona kimse yamuk yapamaz."
Aramızdaki o ilk günden beri süren gerilim, şu tek el sıkışmayla uçup gitmişti. Artık düşman ya da rakip değil, birbirini anlayan insanlardık.
Kutay da çardaktan kalkıp yanımıza geldi. "Ee, bu zaferi sahil kafesinde kutlamıyor muyuz?"
"Kesinlikle kutluyoruz!" dedi Ezgi. "Ben acıktım bile!"
(Deniz'in Anlatımıyla)
Hava tamamen kararmıştı. Sahildeki o küçük ahşap kafeye ulaştığımızda mekanın dışındaki sarı ışıklar deniz suyuna vuruyordu. İçerisi sıcacıktı, hafif bir akustik gitar müziği çalıyordu. Altılı geniş bir yuvarlak masaya kurulduk.
Ben Teoman’ın yanında oturuyordum. Karşımızda Aras ve Leyla, yanlarında da Ezgi ile Kutay vardı.
"Ben patates kızartması ve hamburger istiyorum!" dedi Ezgi menüyü garsona uzatırken. "Bugün yaşadığım stresten üç kilo vermişimdir valla."
"Sen hep acıkıyorsun Ezgi," dedi Kutay gülerek. "Ama hak ettin, voleyboldaki o blokların hatrına ben ısmarlıyorum sana."
Ezgi’nin yanakları yine kızardı ama bu sefer kaçmadı. "Bak hayır demem Kutay, ona göre!"
Masanın diğer ucunda Leyla çizim defterini çıkarmıştı. Aras’a bir şeyler gösteriyordu.
"Aras, bak şu gölgelendirmeyi senin dediğin gibi yaptım. Nasıl olmuş?"
Aras deftere doğru eğildi. Yüzü Leyla’nın yüzüne o kadar yakındı ki Leyla’nın nefesini tuttuğunu görebiliyordum. Aras parmağıyla defterdeki bir çizgiyi düzeltti. "Mükemmel olmuş Leyla. Senin renk hissin benden çok daha iyi."
Leyla tatlı tatlı gülümsedi. "Senin sayende geliştiriyorum ama."
İkisinin arasındaki bu sessiz, çabasız romantizm masadaki herkesi gülümsetiyordu. Aras’ı ilk defa bu kadar huzurlu görüyordum. Eski okulun karanlık gölgeleri Leyla’nın neşesiyle dağılıyordu sanki.
Tam o sırada garson siparişlerimizi getirdi. Sıcak çikolatalar, kahveler ve patatesler masaya donatıldı.
Teoman bardağından bir yudum aldı. Bana doğru kaykıldı. Omuzlarımız birbirine değiyordu.
"Eee Deniz Kızı," dedi sesini düşürerek. "Ceketimi ne zaman geri vermeyi düşünüyorsun? Bayağı benimsedin sanki?"
Üzerimdeki deri cekete baktım. Kokusu tamamen Teoman gibi kokuyordu; odunsu, ferah ve güçlü. Ceket beni soğuktan korumakla kalmamış, gün boyu garib bir şekilde güvende hissettirmişti.
"Çok istiyorsan al Teoman," dedim numaradan ceketimi çıkarmaya çalışarak. "Sanki meraklısıyım senin ceketinin."
Teoman elimi tuttu.
Evet, tam olarak ellerimizi masanın altında birleştirdi. Parmakları sıcak ve güçlüydü. İçimden bir akım geçti sanki, kalbim bir an ritmini şaşırdı.
"Kalsın," dedi Teoman, gözlerimin içine derin derin bakarak. "Sana yakıştı. Hem sende durunca içi daha sıcak oluyor."
Gözlerimi ondan ayıramadım. Masadaki gürültü, Ezgi’nin gülüşleri, Aras’la Leyla’nın konuşmaları silindi sanki. Sadece Teoman Akkaya ve ben vardık.
"Ukala," diye mırıldandım ama elimi elinden çekmedim.
"Fırtına," diye karşılık verdi sırıtarak.
Gece saat 22.00’ye doğru kafeden çıktık. Deniz rüzgarı tatlı tatlı esiyordu. Hep birlikte sahilde yürümeye başladık. Ezgi ve Kutay önden yürüyor, birbirlerine takılıyorlardı. Aras ve Leyla bir tık arkalarında, el ele tutuşmaya cesaret edemeyip parmak uçları birbirine değerek yürüyorlardı.
Ben ve Teoman ise en arkadaydık.
"Yarın prova ağır olacak Deniz Kızı," dedi Teoman elleri cebinde yürürken. "Hoca başrolleri bize verdi ama beklentisi yükseldi."
"Ben hazırım Teoman," dedim gökyüzündeki yıldızlara bakarak. "Sen Romeo'yu iyi oyna yeter."
"Ben Romeo'yu oynamıyorum Deniz," dedi Teoman aniden durarak.
Ben de durdum. Ona döndüm.
"Ne demek oynamıyorum?"
Teoman bana doğru bir adım attı. Arayüzümüzdeki mesafe kapandı. Gece karanlığında gözleri elmas gibi parlıyordu.
"Ben replikleri söylerken oynamıyorum," dedi sesi kısılarak. "Sana 'Sen kal de seve seve öleyim' derken rol yapmıyordum."
Dondum kaldım. Yutkunamadım bile. Kalbimin güm güm atışı sanki tüm sahilde yankılanıyordu. Teoman elini yavaşça yüzüme doğru uzattı, yanağıma düşen bir saç telini kulağımın arkasına itti. Parmaklarının dokunduğu yer tenimi yakıyordu resmen.
Tam o sırada Deniz...
Aniden telefonum çalmaya başladı! RINGGG! RINGGG!
Aramızdaki o büyüleyici an bir anda bölündü. Ceketinin cebindeki telefonumu hızla çıkardım. Ekranda babamın adı yazıyordu.
"Efendim baba?" dedim sesimi toparlamaya çalışarak.
"Deniz! Neredesin kızım sen bu saate kadar?!" dedi babam tel aşlı bir sesle. "Eve gel hemen! Çok önemli bir durum var!"
"Ne oldu baba? Kötü bir şey mi var?"
"Eve gelince konuşacağız! Eski okulundan müdür aradı... Yarın buraya müfettişler geliyormuş Aras’la senin hakkındaki o eski olay için!"
Telefon adeta elimden kayıp düşecekti. Yüzümdeki tüm kan çekildi.
Teoman endişeyle öne atıldı. "Deniz? Ne oldu? Kötü bir şey mi var?"
Öndeki Aras da telefon konuşmasını duyup hızla geri döndü. "Deniz? Babam mı aradı? Ne diyor?"
Aras’a baktım. Gözlerindeki o yeni başlamış neşe bir anda yok oldu.
"Aras..." dedim sesim titreyerek. "Eski okul... Müfettişler geliyormuş. O dosya yeniden açılmış."
Aras’ın yüzü kireç gibi oldu. Leyla endişeyle onun kolunu tuttu. Teoman ise yanımda bir kaya gibi dikildi, gözlerinde felaket bir öfke çaktı.
Gece karanlığının ortasında, sahil kenarında öylece kalakaldık. Geçmişimizin o karanlık gölgesi, tam huzuru bulduk derken yeniden tepemize çökmüştü.
Ve bu sefer işin içinde müfettişler, geleceğimiz ve belki de açığa çıkacak büyük sır vardı...
Yorum yapmayı ve beğenmeyi unutmayınnn seviliyorsunuzzzz
