3. bölüm / 11
Teodensell dönüşüm2. BÖLÜM: HAZIR MIYIZZ
Bölümler 11Şu an: 2. BÖLÜM: HAZIR MIYIZZ
- 1 Karakter Tanıtımı172 kelime
- 2 1.BÖLÜM :"YENİ BAŞLANGIÇ"621 kelime
- 3 2. BÖLÜM: HAZIR MIYIZZ912 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 3. BÖLÜM: KANTİNDE RÜZGAR ESİYOR1.673 kelime
- 5 4. BÖLÜM: SAHNE IŞIKLARI VE SÜRPRİZ EŞLEŞMELER1.537 kelime
- 6 5. BÖLÜM: SPOR SALONUNDA REKABET VE KIVILCIMLAR1.156 kelime
- 7 Duyuruu24 kelime
- 8 Üzgünüm44 kelime
- 9 6. BÖLÜM: KISKAÇ VE SAVURULAN FIRTINA2.044 kelime
- 10 7. BÖLÜM: MÜDÜR ODASINDAKİ HESAPLAŞMA VE SESSİZ GECE1.765 kelime
- 11 8. BÖLÜM: GEÇMİŞİN GÖLGESİ VE KENETLENEN ELLER1.251 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
2. BÖLÜM: HAZIR MIYIZZ
"Teodensell Dönüşüm"
(Deniz'in Anlatımıyla)
Sınıfın ağır ahşap kapısı Aras’ın eliyle aralandığında, içerideki tüm uğultu bir anda bıçak gibi kesildi.
Attığımız ilk adımla birlikte sınıftaki bütün gözler bir anda bizim üzerimize kilitlendi.
Yüzlerce meraklı bakış, fısıltılar ve süzüşler... Eski okuldan olaylı bir şekilde ayrıldığımızın haberi buraya bizden önce ulaşmış gibiydi.
İstemsizce omuzlarımı dikleştirdim ve dik duruşumdan ödün vermemeye çalıştım.
Öğretmen masasında oturan orta yaşlardaki kadın öğretmen, elindeki ders evraklarını masaya hizalayarak başını kaldırdı.
Yüzüne oldukça sevecen ve sıcak bir teberrüm yerleştirerek bize baktı.
"Evet arkadaşlar, yeni nakil öğrencilerimiz Deniz ve Aras," diyerek sınıfı süzdü.
"Onlara yeni okul ortamlarına ve sınıfımıza alışmaları konusunda yardımcı olacağınıza inanıyorum."
Hocanın bu tanıtımından sonra sınıftaki fısıltı dalgası daha da yükseldi.
Ön sıralardan birinde oturan, koridorda müzik odasının önünden geçerken tuval başında gördüğüm o neşeli kız—Leyla—bana bakıp son derece sıcak bir şekilde gülümsedi.
Yanında oturan Ezgi ise boynuna indirdiği kulaklığıyla oynayarak bizi baştan aşağı dikkatle süzüyordu.
Fakat gözlerim istemsizce sınıfın en arka sırasına doğru kaydı.
Teoman, sırtını rahat bir tavırla duvara yaslamış, kollarını göğsünde birleştirmişti.
Dudaklarındaki o sinir bozucu, alaycı tebessümle doğrudan gözlerimin içine bakıyordu.
Yan sırasındaki esmer kız—Sıla—Teoman’a doğru eğilmiş, huzursuz bir ifadeyle bir şeyler fısıldıyordu ama Teoman’ın dikkati tamamen bizim üzerimizdeydi.
Yanındaki Kutay ise her zamanki gibi sessiz ve ifadesizce olayları izliyordu.
Hoca eliyle boş kalan sıraları işaret etti. "Deniz, sen ön taraftaki Leyla’nın yanındaki boş yere geçebilirsin. Aras, sen de orta sıradaki boş yere oturabilirsin."
Derin bir nefes alıp sırt çantamın askısını omzumda düzelttim ve Leyla’nın olduğu sıraya doğru adımlamaya başladım.
Sıraların arasından geçerken ortamdaki gerilim adeta havadaki elektrik gibi hissediliyordu.
Tam Teoman’ların sırasının hizasından geçerken, kulağıma sadece benim duyabileceğimi bildiği alçak, mırıldanır gibi bir ses ulaştı:
"Hoş geldin, 'yolumuzun üstündeki' kız..."
Adımlarım bir anlığına duraksar gibi olsa da bozuntuya vermedim. İçimden sabır çekerek yerime oturdum.
Bu okulda sakin kalma sözüm, sanırım düşündüğümden çok daha hızlı sınanacaktı.
(Teoman'ın Anlatımıyla)
Sınıfın kapısı gıcırdayarak açılıp içeri o ikisi girdiğinde, dudaklarıma yerleşen alaycı gülümsemeyi gizleme gereği bile duymadım.
Koridordaki o geri adım atmayan duruşu, meydan okuyan gözleri ve o an bana bakarken gözlerinde çakan çakmak çakmak öfke...
Deniz denen bu kız, bu okula şu ana kadar gelen diğer tiplere hiç ama hiç benzemiyordu.
Eski okulda karıştıkları kavgadan dolayı atıldıklarını duyduğumda, karşıma sıradan belalı ve kaba tipler çıkacağını sanmıştım.
Ama kızın gözlerindeki o sarsılmaz özgüven ve dik başlık açıkçası dikkatimi çekmişti.
Sıla yanımda durmadan bir şeyler fısıldayıp duruyordu.
"Yine kim bunları bizim sınıfa verdi ki? Belli ki belalı tipler, huzurumuz kaçacak," gibisinden bir şeyler mırıldanıyordu ama onu dinlediğim bile söylenemezdi.
Bütün dikkatim, öndeki sıraya doğru emin adımlarla yürüyen Deniz’in üzerindeydi.
Tam sıramızın yanından geçerken kendimi tutamadım ve sadece onun duyabileceği bir ses tonuyla mırıldandım: "Hoş geldin, 'yolumuzun üstündeki' kız."
Sırasına oturmadan önce başını çevirip bana doğru attığı o öfkeli ama bir o kadar da güçlü bakış, bu senenin tahmin ettiğimden çok daha hareketli geçeceğinin kanıtıydı.
Yanımda oturan Kutay hafifçe öksürerek bana doğru eğildi.
"Teoman, yine rahat durmayacaksın değil mi?" dedi sessiz ve uyarıcı bir tonla.
Dudaklarımı kıvırıp arkama yaslandım. "Sadece yeni gelen arkadaşlara okulun kurallarını hissettiriyorum Kutay, hepsi bu."
(Deniz'in Anlatımıyla)
Ders boyunca öğretmen bir yandan yeni ders konusunu işliyor, bir yandan da aralarda sorular sorarak sınıftaki havanın yumuşamasını sağlamaya çalışıyordu.
Yanımda oturan Leyla gerçekten de ilk izlenimimde olduğu gibi son derece tatlı ve cana yakındı.
Ders sırasında defterinden bir yaprak ayırıp bana okulun ders düzeni ve öğretmenlerin tarzıyla ilgili küçük notlar yazarak yardımcı oldu.
Ancak ders boyunca ensemde sürekli birinin bakışlarını hissettim.
Ne zaman arkama dönsem Teoman’ın beni izlediğini görüyordum. Bense inadına arkama dönmemeye gayret gösterip sadece tahtaya odaklandım.
Nihayet 40 dakikalık uzun dersin ardından zil çaldı.
Sınıftaki öğrenciler hareketlenirken derin bir nefes alıp doğruldum.
Bir sonraki ders için gerekli olan kitap ve defterlerimi almak üzere koridordaki okul dolaplarının olduğu alana doğru yürümeye başladım.
Aras, "Ben biraz hava alacağım, bahçedeyim," diyerek dışarı çıkmıştı.
Koridordaki gürültünün arasında kendi dolabımın önüne geldim.
Şifreyi girip dolabın metal kapağını çekerek açtım.
İçerideki raflardan kitaplarımı seçerken, tam yan tarafımdan üzerime büyük bir gölge düştü.
Dolabın kapağını yavaşça kapattığımda, hemen yandaki dolaba omzunu yaslamış, kolları cebinde bana bakan Teoman’la burun buruna geldim.
Yüzündeki o meşhur, sinir bozucu tebessüm yine oradaydı.
"Yolumuzu bulabildik mi bakalım?" dedi Teoman, alaycı ama meraklı bir ses tonuyla.
Gözlerimi devirerek kucağımdaki kitapları daha sıkı tuttum.
"Bulduk Teoman. Hatta sen yoluma çıkıp gölge etmediğin sürece gayet iyi gidiyordum."
Teoman hafifçe kıkırdadı. Başını hafifçe sola yatırıp doğrudan gözlerimin içine baktı.
Bakışlarındaki o derinlik bir an için ritmimi bozsa da belli etmedim.
"Çok hırçınsın," dedi adımlarını yavaşça bana doğru atarak.
"Bakışların, tavırların, bir anda parlaman... Hani şu ne zaman patlayacağı belli olmayan fırtınalı denizler olur ya, tam olarak öyle. Seni çözmeye çalışan çarpılır herhalde."
Tek kaşımı kaldırıp dik bir tavırla karşısında durdum. "O zaman çarpılmamak için benden uzak durursun Teoman, olur biter."
Teoman aramızdaki mesafeyi biraz daha kapatarak hafifçe üzerime doğru eğildi. Ses tonu bir anda alçaldı, fısıltı kadar yakın ama bir o kadar da etkileyici bir hal aldı:
"Uzak durmak mı? Hiç sanmıyorum... Bundan sonra adın bende Deniz Kızı. Bakalım bu fırtınalı denizlerde yüzmeyi öğrenebilecek miyiz?"
"Deniz kızı mı?" dedim şaşkınlıkla. Beynim bu lakabı sindirmeye çalışırken ve ben ona sert bir karşılık vermek için ağzımı açmışken, Teoman dudaklarındaki o alaycı zafer gülümsemesiyle arkasını döndü. Ellerini ceplerine sokup koridorun kalabalığı arasında yavaş adımlarla uzaklaşmaya başladı.
Kucağımda kitaplarımla koridorun ortasında arkasından bakakalmıştım.
"Deniz kızı..." diye mırıldandım kendi kendime.
İçimde tuhaf, tarif edemediğim bir his kıpırdasa da, bu lakabın ve onun bu tavırlarının beni etkilemesine asla izin vermeyecektim. Bu savaş daha yeni başlıyordu.
Yorum yapmayı bölümü beğendiyseniz desteklemeyi unutmayınnn lütfenn
İyi gecelerrr
