5. bölüm / 11
Teodensell dönüşüm4. BÖLÜM: SAHNE IŞIKLARI VE SÜRPRİZ EŞLEŞMELER
Bölümler 11Şu an: 4. BÖLÜM: SAHNE IŞIKLARI VE SÜRPRİZ EŞLEŞMELER
- 1 Karakter Tanıtımı172 kelime
- 2 1.BÖLÜM :"YENİ BAŞLANGIÇ"621 kelime
- 3 2. BÖLÜM: HAZIR MIYIZZ912 kelime
- 4 3. BÖLÜM: KANTİNDE RÜZGAR ESİYOR1.673 kelime
- 5 4. BÖLÜM: SAHNE IŞIKLARI VE SÜRPRİZ EŞLEŞMELER1.537 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 5. BÖLÜM: SPOR SALONUNDA REKABET VE KIVILCIMLAR1.156 kelime
- 7 Duyuruu24 kelime
- 8 Üzgünüm44 kelime
- 9 6. BÖLÜM: KISKAÇ VE SAVURULAN FIRTINA2.044 kelime
- 10 7. BÖLÜM: MÜDÜR ODASINDAKİ HESAPLAŞMA VE SESSİZ GECE1.765 kelime
- 11 8. BÖLÜM: GEÇMİŞİN GÖLGESİ VE KENETLENEN ELLER1.251 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Teodensell Dönüşüm"
(Deniz'in Anlatımıyla)
Kantindeki o büyük restleşmenin ardından okulun koridorlarında adım atmak bile garip bir hal almıştı.
Herkes fısıltıyla benden ve Teoman’la olan o garip atışmamızdan bahsediyordu.
Okulun "dokunulmaz" lakaplı çocuğunun karşısına geçip bir de onu masaya oturtan kız olarak anılmak pek planladığım bir şey değildi ama geri adım atmak da benim tarzım değildi.
Öğleden sonraki ilk dersimiz boş olduğu için rehberlik servisi tüm 11. sınıfların okul kulüplerine kayıt yaptırması gerektiğini duyurmuştu.
Okulun alt katındaki geniş çok amaçlı salonda devasa kulüp masaları kurulmuş, kulüp temsilcileri yeni üyeler toplamak için broşürler dağıtmaya başlamıştı.
Leyla, Ezgi, Aras ve ben salonun girişinde durup kalabalığı süzdük.
"Ben kesinlikle Müzik Kulübü ve Resim Kulübü'ne yazılıyorum," dedi Leyla gözleri parlayarak. "Yıl sonu sergisi için harika fikirlerim var!"
Aras, Leyla’nın bu heyecanlı halini görünce dudaklarında engel olamadığı sıcak bir tebessümle ona baktı.
"Resim mi? Aslında benim de çizimim fenadır," dedi Aras, hafifçe öksürerek kendini toparlamaya çalışarak.
"Yani... Belki ben de Resim Kulübü'ne göz atabilirim. Yardımcı falan lazımdır belki?"
Leyla şaşkınlıkla ve tatlı bir sevinçle Aras’a döndü.
"Cidden mi Aras? Harika olur! Birlikte harika tuvaller yapabiliriz!"
İki adımlık mesafede duran Aras ve Leyla’nın arasındaki o tatlı çekimi fark ettiğimde içimden gülümsedim.
Aras genelde yeni tanıştığı insanlara karşı mesafeli olurdu ama Leyla’nın o doğal, içten neşesi Aras’ın duvarlarını anında yıkmış gibiydi.
"Ee Ezgi, sen nereye?" diye sordum.
Ezgi elindeki spor dergisini katlayıp arkamızda, duvarın kenarında tek başına duran Kutay’a kaçamak bir bakış attı.
Kutay kulaklığını takmış, elleri cebinde, kalabalıktan tamamen soyutlanmış bir şekilde duvarı izliyordu.
"Ben Voleybol Kulübü'ne gidiyorum tabii ki," dedi Ezgi pratik bir edayla. Ardından bakışlarını Kutay’a çevirip sinsice gülümsede.
"Ama sanırım Spor Kulübü’nün listesini tutan sessiz birilerini biraz darlamam gerekecek."
Ezgi adımlarını doğrudan Kutay’ın durduğu Spor Kulübü masasına doğru attı.
Kutay onun yaklaştığını görünce kulaklığının tekini çıkardı.
Ezgi masaya omzunu yaslayıp Kutay’a bir şeyler söylemeye başlayınca Kutay’ın o soğuk ve ifadesiz yüzünde çok hafif, neredeyse belirsiz bir tebessüm kıpırdadı.
Aralarındaki bu zıtlık—biri aşırı hareketli ve neşeli, diğeri buz gibi ve sessiz—daha şimdiden inanılmaz tatlı duruyordu.
"Peki sen Deniz?" diye sordu Leyla. "Sen hangi kulübe yazılacaksın?"
Derin bir nefes aldım. "Bilmiyorum Leyla. Tiyatro Kulübü masasını arıyorum aslında.
Eski okulumda da tiyatrodaydım, oyun yazmayı ve oynamayı çok severim."
Leyla’nın yüzündeki tebessüm bir anlığına dondu. "Tiyatro mu? Deniz... Tiyatro Kulübü'nün başkanı kim biliyor musun?"
Sormama gerek bile kalmamıştı. Salonun en görkemli, en kalabalık masasının başında duran Sıla’yı gördüm.
Elindeki afişleri büyük bir gururla dağıtıyor, etrafındaki kızlara talimatlar yağdırıyordu.
Ve masanın hemen arkasındaki dekora yaslanmış, elindeki elmayı ısıran kişi ise Teoman’dan başkası değildi.
"Harika," diye mırıldandım. "Nereye dönsem karşıma çıkmak zorundalar mı?"
"Deniz, istersen başka bir kulüp seç?" dedi Leyla endişeyle. "Sıla tiyatroyu kendi krallığı gibi görür. Seni kulübe bile almayabilir."
"Almamak mı?" dedim tek kaşımı kaldırarak. "İşte şimdi o masaya gitmem şart oldu."
Aras yanımda bıyık altından güldü. "Sakin ol Deniz Kızı, kızın kulübünü elinden alma ilk günden."
"Bana da öyle deme Aras!" diye çıkıştım Aras’a ve adımlarımı doğrudan Tiyatro Kulübü masasına doğru attım.
Masaya yaklaştığımda Sıla beni fark etti. Yüzündeki o yapmacık tebessüm anında silindi, yerini soğuk ve kibirli bir ifadeye bıraktı.
Teoman ise elindeki elmadan bir ısırık daha alıp gözlerini bana dikti. Dudaklarındaki o kıvrılma yine oradaydı.
"Gelemezsin sanıyordum," dedi Teoman alçak, davetkar bir sesle.
"Kulüp kayıtları için geldim," dedim Sıla’ya bakarak. "Tiyatro Kulübü'ne kayıt olmak istiyorum."
Sıla elindeki kalemi masaya sertçe bıraktı.
"Üzgünüm Deniz. Tiyatro Kulübü kontenjanı doldu. Ayrıca biz buraya öyle elini kolunu sallayarak girenleri değil, yeteneği olanları alıyoruz."
İçimdeki hırs bir anda alevlendi. "Yeteneğimi sorgulayacak kadar beni tanımıyorsun Sıla. Ayrıca kulüp kontenjanının dolup dolmadığına kulüp danışman öğretmeni karar verir, sen değil."
"Ne oluyor burada kızlar?"
Arkamızdan gelen sesle hepimiz o tarafa döndük.
Gelen, Edebiyat Öğretmeni ve aynı zamanda Tiyatro Kulübü Danışmanı olan öğretmenimizdi.
Sıla hemen tavrını değiştirip sevimli bir ses tonuyla,
"Hocam, yeni gelen arkadaşımız Tiyatro Kulübü'ne katılmak istiyor ama bu yılki kadromuz tamamlanmıştı biliyorsunuz," dedi.
Hoca gözlüğünü düzeltip bana baktı. "Deniz, değil mi? Eski okulundaki tiyatro başarılarını dosyalardan okumuştum. Oyunculuk ve senaryo konusunda oldukça yetenekliymişsin."
Hoca ardından masadaki listeye göz attı.
"Aslında tam da aradığımız kan! Bu yılki dönem sonu oyunu için ana kadın karakterimizi henüz seçmemiştik."
Sıla’nın yüzü bir anda kireç gibi bembeyaz oldu. "Ama hocam! Ana kadın rolünü ben oynayacaktım!"
Hoca gülümsedi. "Sıla’cım sen zaten oyunun yönetmen yardımcısısın. Oyunculuk için adil bir seçme yapacağız." Hoca ardından arkada duran Teoman’a döndü.
"Teoman, sen zaten ana erkek karakterimizsin. Gel bakalım buraya."
Teoman elindeki elmanın çöpünü kenardaki kutuya atıp yavaş adımlarla yanımıza geldi. "Buyurun hocam?"
"Deniz ve sen... Dönem sonu sergileyeceğimiz 'Romeo ve Juliet' uyarlamasının başrolleri için ilk audition'ı (seçmeyi) birlikte yapacaksınız.
Haftaya cuma gününe kadar birlikte bir sahne hazırlamanızı istiyorum."
"NE?!"
Aynı anda hem ben, hem Sıla hem de Teoman’dan tek bir nida yükseldi.
Sıla öfkeyle ayağını yere vurdu. "Hocam bu imkansız! Teoman’la ben oynamalıydım! Onlar daha yeni tanıştılar, aralarında hiçbir uyum yok!"
Hoca gülümsedi. "Aksine, aralarındaki o yüksek gerilim ve enerji tam da bu oyunun ihtiyacı olan şey.
Kararım kesindir. Deniz ve Teoman, haftaya cuma oyunun en kritik sahnesini bana oynayacaksınız. Seçilirseniz başroller sizindir."
Hoca yanımızdan ayrılırken Sıla öfkeyle bana bir bakış fırlatıp masayı terk etti. Kalakalmıştım. Teoman’la aynı oyunda, hem de başrolde partner olmak mı? Bu tam anlamıyla bir kabustu!
(Teoman'ın Anlatımıyla)
Hocanın ağzından çıkan "Deniz ve Teoman başrol için seçme yapacak" cümlesi salonda tam anlamıyla bir bomba etkisi yarattı.
Sıla’nın arkasını dönüp hışımla uzaklaşmasını izledim ama dürüst olmak gerekirse Sıla umurumda bile değildi.
Bütün dikkatim, hemen yanımda duran ve şaşkınlıktan gözleri açılmış olan Deniz’deydi.
Yüzündeki o "Ben şimdi ne yapacağım?" ifadesi o kadar gerçek ve o kadar sevimliydi ki kendimi tutamayıp hafifçe kıkırdadım.
"Kaderin bizimle garip bir oyunu var, ne dersin Deniz Kızı?" dedim aramızdaki mesafeyi kapatıp alçak bir sesle konuşarak.
Deniz hızla bana döndü. Yüzündeki şaşkınlık bir anda yerini yine o bildiğim fırtınalı öfkeye bıraktı.
"Kader falan değil Teoman! Tamamen talihsizlik! Ben seninle aynı sahnede bile durmak istemezken seninle Romeo ve Juliet mi oynayacağım?"
"Neden olmasın?" dedim tek kaşımı kaldırarak. "Yoksa benimle göz göze gelmekten, yakın durmaktan mı korkuyorsun?"
Deniz alaycı bir şekilde gülümsedi, bir adım daha üzerime doğru geldi. Aramızda neredeyse bir parmak mesafe kalmıştı. Yüzündeki kararlılık nefes kesiciydi.
"Senden korkan senin gibi olsun Teoman. Ben sadece oyunculuk kalitemi düşürmekten korkuyorum," dedi iğneleyici bir tonla. "Amamadem hoca bu görevi verdi... O seçmeyi kazanacağım. Ve sen de paşa paşa benimle o sahneye çıkacaksın."
Bu kızın her lafıma verecek hazır bir cevabının olması, geri adım atmak yerine üzerime gelmesi içimde daha önce hiç hissetmediğim bir heyecan uyandırıyordu.
"Pekala," dedim sesimi biraz daha düşürerek. "O zaman prova yapmamız gerekecek. Okul çıkışlarında, benim belirlediğim yerlerde."
Deniz gözlerini devirdi. "Yeri sen değil, ortaklaşa belirleyeceğiz. Yarın okul çıkışı kütüphanede başlarız. Geç kalırsan seni satarım, haberin olsun."
Deniz arkasını dönüp hışımla arkadaşlarının yanına doğru yürüdü. Arkasından bakarken dudaklarımdaki tebessümü gizleyemedim. Yanıma yaklaşan Kutay koluma hafifçe vurdu.
"Dostum, sen kaşınıyorsun," dedi Kutay her zamanki dingin sesiyle. "Kız seni çiğ çiğ yiyecek gibi bakıyor."
"Bırak yesin Kutay," dedim gözlerimi Deniz’in uzaklaşan siluetinden ayırmadan. "Hayatımda ilk defa bir mücadele bu kadar eğlenceli hissettiriyor."
O sırada Ezgi’nin Kutay’ın yanına geldiğini fark ettim. Ezgi elindeki voleybol topunu parmağında çevirerek Kutay’a bakıyordu.
"Ee Kutay Bey," dedi Ezgi neşeyle. "Spor Kulübü listesine adımı yazdım. Yarınki antrenmanda havlu tutmak için orada olacaksın değil mi?"
Kutay gözlerini devirip kulaklığını tekrar kulağına taktı ama yüzündeki hafif kızarıklık gözümden kaçmadı. "Sadece düdük çalacağım Ezgi, çok ümitlenme," dedi ama Ezgi’nin yanından ayrılırken adımları nedense her zamankinden daha yavaştı.
Aras ve Leyla ise salonun diğer ucundaki Resim Kulübü masasında yan yana durmuş, tuvalleri inceliyorlardı. Leyla heyecanla bir şeyler anlatıyor, Aras ise gözünü Leyla’dan ayırmadan onu dinliyordu. Bizim fırtınalı ekibin içinde galiba bir tek onlar huzuru bulmuştu.
(Deniz'in Anlatımıyla)
Salondan çıkıp bahçedeki çardaklara doğru yürürken sinirden ve heyecandan ellerim titriyordu. Tiyatro seçmeleri, Sıla’nın öfkesi ve en önemlisi Teoman ile prova yapmak zorunda olmak...
"Sakin ol Deniz," dedim kendi kendime. "Sadece bir oyun. Sahneye çıkıp rolünü yapacaksın ve bitecek."
Çardağa oturduğumuzda Ezgi, Leyla ve Aras da yanıma geldi. Leyla elindeki resim fırçalarını masaya bırakıp heyecanla çığlık attı.
"İnanmıyorum Deniz! Romeo ve Juliet! Ve sen Juliet’sin, Teoman da Romeo! Bu tam bir olay!"
"Olay falan değil Leyla, tam bir felaket," dedim başımı ellerimin arasına alarak. "Teoman’la nasıl prova yapacağım ben? Adam her fırsatta damarıma basıyor!"
"Bence gayet iyi yaparsın," dedi Aras, elindeki elmayı ikiye bölüp bir yarısını Leyla’ya uzatarak. Leyla teşekkür ederek elmayı aldı ve ikisi göz göze gelip gülümsediler. Aras ardından bana döndü. "Teoman ukala olabilir ama sen ondan daha akıllısın Deniz. Sahneye çıktığınızda onun havasını söndürürsün."
Ezgi de çardağın tahtasına oturup bacaklarını salladı. "Ayrıca fena mı kızım? Okulun en yakışıklı çocuğuyla başrol oynayacaksın. Sıla öfkeden kuduruyordur şu an! Bu bile zafer sayılır."
"Sıla’nın ne düşündüğü umurumda bile değil," dedim derin bir nefes alarak. "Ben sadece o tiyatro sahnesinde en iyisi olduğumu kanıtlamak istiyorum. Teoman olsa da olmasa da."
O sırada bahçenin diğer tarafındaki yürüyüş yolunda Teoman, Kutay ve Sıla’yı gördüm. Sıla hala Teoman’ın koluna yapışmış bir şeyler anlatıyor, Teoman ise sadece başını sallıyordu. Ama tam bizim çardağın hizasına geldiklerinde Teoman başını çevirdi.
Gözlerimiz bahçenin ortasında bir kez daha buluştu.
Teoman elini kaldırıp işaret parmağıyla saatini gösterdi. "Yarın kütüphanede, geç kalma" demek istiyordu. Ona sadece ters bir bakış atıp başımı diğer tarafa çevirdim.
Yarın büyük gündü. Teoman’la ilk baş başa provamızı yapacaktık. Ve o kütüphanede fırtınalar kopacağı şimdiden belliydi...
Beğenmeyi yorum atmayı ve desteklemeyi lütfen unutmayınnn
İyi gecelerrr
Ve şimdiden iyi bir okul dönemine başlarsınız İnşallahh
