3. BÖLÜM: KANTİNDE RÜZGAR ESİYOR

Vaveyla Yazarı: Zöhre Yılmazzz

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 11Şu an: 3. BÖLÜM: KANTİNDE RÜZGAR ESİYOR

3: BÖLÜM
"Teodensell Dönüşüm"
(Deniz'in Anlatımıyla)
Koridorun ortasında arkasından bakakaldığım Teoman, kalabalığın arasında kaybolurken derin bir nefes alıp omuzlarımı düşürdüm.
"Deniz Kızı..." Dudaklarımdan istemsizce dökülen bu iki kelime, sanki koridorun uğultusunda asılı kalmıştı. Kendi kendime silkelenip, "Saçmalama Deniz," dedim içimden.
"Sadece aklınca seninle uğraşmaya çalışan ukala bir tip, hepsi bu."
Kucağımdaki kitapları göğsüme biraz daha bastırıp adımlarımı sınıfa doğru yönelttim.
Sınıfa girdiğimde Leyla sıramızda oturmuş, önündeki resim defterine bir şeyler çiziyordu.
Beni görünce yüzüne o kocaman, sevecen gülümsemesini yerleştirdi.
"Aramıza hoş geldin Deniz!" dedi neşeyle.
"Teoman’la koridordaki karşılaşmanızı duydum... Yani, açıkçası okuldaki herkes duymuş olabilir. O biraz böyledir, okulun 'dokunulmazı' gibi davranmaya bayılır."
Sırama oturup kitaplarımı masanın üzerine bıraktım. "Dokunulmaz mı? Bana pek öyle gelmedi. Sadece fazla özgüvenli," dedim hafif bir tebessümle.
"Aynen öyle!" dedi Ezgi, arka sıradan öne doğru eğilerek. Kulaklığını boynuna asmış, elindeki bisküvi paketini bize doğru uzatıyordu.
"Ezgi ben bu arada. Leyla’nın ve tabii ki artık sizin de en yakın arkadaşınızım! Voleybol, müzik, pijama partileri benden sorulur. Ama Teoman ve grubu konusuna gelirsek... Onlar okulun en popüler ekibidir.
Teoman, Kutay ve Sıla. Sıla’yı fark etmişsindir zaten, Teoman’ın gölgesi gibidir. Aşırı kıskançtır ve Teoman’a yaklaşan her kızı potansiyel düşman görür."
"Bunu fark etmek pek zor olmadı," dedim gülerek. O sırada kapıdan Aras girdi.
Elinde iki kutu meyve suyuyla doğrudan bizim sıraya doğru adımladı. Kutulardan birini önüme bırakıp boş bir sandalyeyi ters çevirerek yanımıza oturdu.
"Sohbet koyu bakıyorum," dedi Aras, meyve suyundan bir yudum alarak.
"Deniz, bahçede bizim eski okuldan birkaç kişiye rastladım. Bizim atılma olayımız kulaktan kulağa öyle bir büyümüş ki, gören bizi mafya falan sanacak."
"Hiç şaşırmadım," dedim gözlerimi devirerek. "Buradakiler de zaten kollarını açmış bizi beklemiyordu."
Tam o sırada öğle arası zili çaldı. Okulun o uzun, melodik zili koridorlarda yankılanırken Leyla heyecanla ellerini birbirine vurdu.
"Harika! Öğle arası geldi. Bugün kantinde mantı günü, kaçırırsak tamamen biter! Aras, Deniz, gelin sizi okulumuzun meşhur kantin kargaşasıyla tanıştıralım."
Hep birlikte ayağa kalktık. Merdivenlerden aşağı inerken Aras ve ben, Leyla ile Ezgi’nin enerjisine ayak uydurmaya çalışıyorduk.
Kantin katına indiğimizde burnumuza taze yemek kokuları yayıldı.
Geniş, yüksek tavanlı ve bahçeye açılan camlarıyla oldukça ferah bir kantindi ama ortalık tam anlamıyla bir ana baba günüydü.
Öğrenciler masalara yayılmış, kimi müzik dinliyor, kimi yüksek sesle gülüşüyordu.
"Siz geçin bir masaya oturun, biz Aras'la sıraya girelim," dedi Ezgi pratik bir şekilde.
Leyla ile ben bahçeyi gören, cam kenarındaki geniş bir masaya doğru ilerledik.
Çantalarımızı sandalyelere bırakıp oturduk.
"Ee Deniz," dedi Leyla, ellerini çenesinin altında birleştirip meraklı gözlerle bana bakarak.
"Eski okulunuzda gerçekten ne oldu? Yani... Aras’la ikinizin atılmasına sebep olan şey neydi?"
Derin bir nefes aldım. O günü hatırlamak bile hala sinirlerimi bozuyordu.
"Bizim sınıfta bir çocuk vardı. Aras’ın yakın arkadaşıydı ama çocukça bir çekememezlik yüzünden Aras'ın üzerine iftira attı.
Sonra olay büyüdü, işin içine kavga girdi. Aras'ı tek başına bırakamazdım, ben de araya girdim.
Müdür de olayı derinlemesine incelemeden ikimizin de biletini kesti."
Leyla’nın gözleri üzüntüyle açıldı. "İnanmıyorum! Tam bir haksızlıkmış bu! Ama bak, her işte bir hayır vardır derler. Buraya gelmiş oldunuz."
"Sanırım öyle," dedim gülümseyerek.
O sırada Ezgi ve Aras ellerinde tepsilerle masaya döndüler. Tepsideki sıcak yemekleri masaya yerleştirip neşeyle yemeye başladık.
Aras ile Ezgi şimdiden eski dost gibi atışmaya başlamıştı bile. Her şey gayet güzel, huzurlu ve eğlenceli gidiyordu.
Ta ki kantinin girişindeki o hareketliliği fark edene kadar.
Gürültülü kantin ortamında aniden bir sessizlik dalgası yayıldı.
Kafamı o tarafa çevirdiğimde Teoman, Kutay ve Sıla’nın kantine girdiğini gördüm.
Teoman yine o kendinden emin, rahat tavırlarıyla yürüyordu. Üzerindeki okul ceketinin düğmeleri açıktı, siyah tişörtü ve rahat duruşuyla tüm bakışları üzerine çekiyordu.
Sıla onun koluna girmiş, etrafa gururlu bakışlar fırlatıyordu. Kutay ise elleri ceplerinde, her zamanki sessizliğiyle arkalarından geliyordu.
Teoman kantini şöyle bir süzdü. Bakışları tam bizim masaya geldiğinde duraksadı.
Dudaklarında yine o tanıdık, hafif alaycı tebessüm belirdi. Sıla onun bakışlarını takip edip bizi görünce kaşlarını çattı.
Teoman adımlarını doğrudan bizim masaya doğru yöneltti. Onların bize doğru geldiğini gören Aras oturduğu yerde dikleşti.
Ezgi ve Leyla ise birbirine bakıp gergin bir şekilde sus pus oldular.
"Bak sen," dedi Teoman, masamızın başında durarak. Bakışları doğrudan benim üzerimde kilitlenmişti.
"Yeni transferler hızlı uyum sağlamış. Okulun en gürültülü masasını bulmuşsunuz bile."
Aras elindeki çatalı yavaşça tabağın kenarına bıraktı ve arkasına yaslandı.
"Bir sorun mu var birader? Masa boştu, oturduk. İzin kağıdı almamız gerekiyordu da biz mi kaçırdık?"
Teoman, Aras’ın bu sert çıkışına karşılık sadece hafifçe güldü.
"Sakin ol şampiyon. İzin kağıdına gerek yok. Ama bu masa..." dedi elini masanın kenarına koyup bana doğru biraz daha eğilerek, "...genelde bizim oturduğumuz masadır."
Sıla araya girdi, sesindeki kıskançlık ve rahatsızlık açıkça hissediliyordu.
"Teoman, ne uğraşıyorsun bunlarla? Yan masaya geçelim işte, hem bunların yanında iştahım kaçıyor."
Sıla’nın bu sözleri üzerine içimdeki o bildik fırtına tekrar kabardı.
Oturduğum yerden doğrulup tam Teoman’ın gözlerinin içine baktım.
Yüzümde en az onunki kadar alaycı bir gülümseme vardı.
"İştahın kaçıyorsa başka kantine gidebilirsin Sıla," dedim net ve soğuk bir sesle.
Ardından bakışlarımı Teoman’a çevirdim. "Masanın üzerinde isim yazdığını görmüyorum Teoman. Ama çok istiyorsan, sandalyeler boş. Tabi bizimle aynı masada oturmaya cesaretin varsa O başka."
Kantin masasındaki herkes bir anda buz kesti.
Ezgi gözlerini kocaman açmış bana bakıyordu. Aras hafifçe sırıttı.
Teoman ise bu rest karşısında bir anlığına afalladı ama hemen ardından gözlerinde tehlikeli bir ışıltı parladı.
"Cesaret mi?" dedi Teoman, ses tonu alçalarak.
"Deniz Kızı, sen benim cesaretimi sorgulayacak son kişisin."
Teoman hiç tereddüt etmeden boş duran sandalyeyi çekip tam karşıma oturdu!
Sıla şaşkınlıkla, "Teoman! Ne yapıyorsun sen?!" diye bağırdı.
"Oturuyoruz Sıla, arkadaşlar davet etti," dedi Teoman gözlerini benden ayırmadan.
Kutay ise hiçbir şey söylemeden Teoman’ın yanındaki sandalyeyi çekip sessizce oturdu.
Sıla çaresizce, öfkeyle ayaklarını vurarak Teoman’ın diğer yanına kuruldu.
Masa bir anda iki düşman cepheye ayrılmıştı. Bir tarafta ben, Aras, Leyla ve Ezgi; diğer tarafta Teoman, Sıla ve Kutay.
(Teoman'ın Anlatımıyla)
Kantinden içeri girdiğim an amacım sadece Kutay’la bir şeyler alıp bahçeye çıkmaktı.
Ama gözlerim cam kenarındaki masaya kaydığı an planlarım tamamen değişti.
Deniz, yeni arkadaşlarıyla oturmuş, yemeğini yerken gülüşüyordu. Yüzündeki o samimi tebessümü gördüğümde içimde tuhaf bir merak uyandı.
Koridordaki o öfkeli, fırtınalı kız gitmiş, yerine bambaşka biri gelmişti.
Ama beni gördüğü an gözlerindeki o savunma mekanizması yeniden devreye girdi.
Masalarına doğru yürürken Sıla’nın kolumdaki baskısını hissettim ama umursamadım.
Amacım Aras'la kavga çıkarmak veya huzursuzluk yaratmak değildi.
Sadece... Deniz’in o sınırlarını ne kadar zorlayabileceğimi görmek istiyordum.
Aras beklendiği gibi hemen savunmaya geçti, sert sert konuştu.
Ama Deniz’in tepkisi... İşte o tamamen ezber bozucuydu.
Sıla’ya verdiği o soğuk cevaptan sonra bana dönüp "Bizimle aynı masada oturmaya cesaretin varsa," demesi tam anlamıyla bir meydan okumaydı.
Bana kimse meydan okuyamazdı. Hele ki gözlerinin içinde fırtınalar kopan bir kız hiç yapamazdı.
Sandalyeyi çekip tam karşısına oturduğumda, yüzündeki hafif şaşkınlığı yakaladım.
Belli ki bu kadarını beklemiyordu. Ama geri adım atmadı, bakışlarını benden kaçırmadı.
O an anladım ki bu Deniz Kızı, gerçekten kolay pes edecek birine benzemiyordu.
"Ee," dedim masadaki tabağına doğru bakarak. "Deniz Kızı, mantı nasıl? Bizim okulun tek iyi yanı olabilir."
Deniz çatalını yavaşça tabağına batırdı. "Gürültü ve davetsiz misafirler olmasa daha iyi olabilirdi," dedi iğneleyici bir tonla.
Dudaklarımı büktüm. "Davetsiz misafir mi? Beni sen davet ettin. 'Cesaretin varsa otur' dedin, ben de oturdum."
"Ben sadece blöf yapmayacağını test ediyordum," dedi Deniz gözlerini devirerek. "Ama görüyorum ki ısrar konusunda uzmansın."
Yanımda oturan Sıla öfkeyle çatalını tabağına vurdu.
"Teoman, gerçekten bu yeni gelen kızın laflarını çekecek misin? Kim bu kız ya? Geldiği ilk günden beri ortalığı karıştırıyor!"
Aras tam lafa girecekken Deniz elini hafifçe kaldırarak onu durdurdu.
Sıla’ya döndü, bakışları son derece sakindi ama kelimeleri adeta bir ok gibiydi:
"Ben kimse değilim Sıla. Sadece yemeğimi yemeye çalışan biriyim.
Ama eğer senin kendine olan özgüvensizliğin benim varlığımdan rahatsız oluyorsa, bu benim sorunum değil."
Sıla’nın yüzü öfkeden kıpkırmızı oldu. "Sen ne hakla bana özgüvensiz dersin?!"
"Yeter Sıla," dedi Kutay aniden.
O ana kadar tek kelime etmeyen Kutay’ın derin ve sakin sesi masadaki gerilimi bir anlığına kesti. Kutay, Sıla’da dönüp, "Ortamı germe," dedi kısaca.
Sıla hırsla nefes alıp arkasına yaslandı ve kollarını bağladı.
Gözlerimi Deniz’den alamıyordum. Sözlerini hiç çekinmeden, tam hedeften vurarak söylüyordu.
Yüzümdeki tebessüm daha da derinleşti.
"Formundasın," dedim alçak bir sesle Deniz’e doğru.
"Ama dikkat et Deniz Kızı, fazla açılırsan boğulabilirsin."
(Deniz'in Anlatımıyla)
Teoman’ın o alçak sesle söylediği "fazla açılırsan boğulabilirsin" lafı üzerine çatalımı masaya bıraktım.
Kalbimin ritmi hırsla hızlanmıştı ama ona bu kozu vermeyecektim.
"Ben yüzmeyi çok iyi bilirim Teoman," dedim gözlerimin içine bakarak. "Asıl sen derin sulara girmeye hazır mısın, onu düşün."
Teoman bu cevabım karşısında sesli bir kahkaha attı.
Masadaki herkes—Leyla, Ezgi, Aras ve hatta Kutay bile—bize şaşkınlıkla bakıyordu. Ortamdaki gerilim adeta elle tutulacak kadar yoğundu.
Tam o sırada kantin kapısından içeri giren beden eğitimi öğretmeni Kadir Hoca’nın düdük sesi yankılandı.
Düdük sesiyle birlikte tüm kantin bir anda sessizleşti.
"Evet gençler! Yemekler bittiyse herkes bahçeye veya sınıflara! Öğle arası bitmek üzere, koridorlarda dikilmek yok!"
Kadir Hoca’nın uyarısıyla masadaki o ağır hava hafifçe dağıldı. Aras hemen ayağa kalktı. "Deniz, kalkalım biz. Sınıfa gidelim."
Tepsimi elime alıp ayağa kalktım. Leyla ve Ezgi de peşimden geldi.
Teoman oturduğu yerden kalkmadı ama başını kaldırıp bana bakmaya devam etti.
"Görüşeceğiz Deniz Kızı," dedi hafifçe sırıtarak. "Sınıfta hemen arkandayım neticede."
"Sabırsızlıkla beklemiyorum," dedim ters bir edayla ve arkamı dönüp masadan uzaklaştım.
Merdivenleri çıkarken Ezgi koluma girdi.
"İnanmıyorum Deniz! Teoman’a resmen kafa tuttun ve adam geri adım atmadı, yanına oturdu! Sen ne yaptın öyle ya? Bu okulda Teoman’a böyle konuşabilen tek bir kişi bile yoktu!"
Leyla da heyecanla kafasını salladı.
"Ve seni durduramadı! Genelde Teoman bir masaya gelirse herkes susar ya da orayı terk ederdi. Ama sen adamı masaya oturttun. Yalnız aranızdaki o elektriklenme... Vay canına!"
"Ne elektriği Leyla ya?" dedim gözlerimi devirerek.
"Adam tamamen ukala ve gıcığın teki. Sadece bana üstünlük taslamasına izin vermedim, hepsi bu."
Aras yanımızdan yürürken omuz silkip gülümsedi. "Valla Deniz, ben senin huyunu bilirim. Ama bu Teoman denen çocuk harbi kaşınıyor.
Yine de söz verdik, sakin kalacağız. İlk günden disipline gitmek yok."
Sınıfın kapısına geldiğimizde sırama geçip oturdum.
Sırtımı arkaya yasladığımda az önce yaşananlar zihnimde tek tek canlandı. Teoman’ın o alaycı bakışları, "Deniz Kızı" deyişi, fısıltılı ses tonu...
İçimde tuhaf bir huzursuzluk ve aynı zamanda tarifsiz bir heyecan vardı.
Yeni okulumun ilk günüydü ama ben şimdiden kendimi devasa bir fırtınanın ortasında bulmuştum. Ve bu fırtınanın adı kesinlikle Teoman’dı...
Yorum yapmayı ve beğenmeyi unutmayınnn bu bölüm sonrası full etkileşime göre gelicek
Seviliyorsunuzzz