16. bölüm · TELİHLİKELİ DENEK

Sistemin Efendisi

Berfin Nayci

Gecenin karanlığı, tepemizde dönen helikopterin devasa

projektörüyle yırtıldı. Rüzgar, ağaçları yerinden

sökecekmiş gibi esiyor, spot ışığı bizi kaçacak hiçbir

yerimiz kalmadığını yüzümüze vuruyordu. Jax,

kollarımda tamamen tükenmiş bir haldeydi;

damarlarındaki o mavi ışık artık sadece cılız bir titreme

halindeydi.

Sterling’in sesi megafondan bir kez daha yankılandı:

"Ateş serbest! Hedef etkisiz hale getirilsin!"

Tam o anda, Jax’in vücudunda bir şeylerin değiştiğini

hissettim. Bu bir patlama ya da yıkım değildi; havada

yoğun bir statik elektrik biriktiğini, saçlarımın havaya

kalktığını fark ettim. Jax’in gözleri aniden açıldı, ama bu

kez gözleri sadece parlamıyordu; göz bebekleri

tamamen elektrik mavisi bir deryaya dönüşmüştü.

Jax, elimi sıkıca tuttu ve bakışlarını gökyüzündeki o

çelik yığınına kilitledi. Artık acı çekiyor gibi

görünmüyordu; aksine, mutlak bir odaklanma içindeydi.

Dudaklarından sadece tek bir kelime döküldü:

"Bağlan."

O anda mucizevi bir şey oldu. Jax’in parmak uçlarından

sızan ince, ışık hızıyla hareket eden mavi veri hatları,

birer kement gibi helikoptere doğru uzandı. Işık

hüzmeleri gövdeye çarptığı an, helikopterin tüm

motorları aynı anda sustu. Pervaneler yavaşlamaya

başladı ama helikopter düşmüyordu; Jax’in manyetik

gücüyle havada asılı kalmıştı.

Tüm sistemin kontrolü artık Jax’in zihnindeydi.

Helikopterin projektörü bir anda söndü, ardından

Sterling’in çığlıkları duyuldu. Tesisin tüm ana

sunucularından gelen veriler, sinyaller ve telsiz dalgaları

Jax’in etrafında görünmez bir fırtına gibi dönüyordu.

Jax, Black Ridge’in tüm dijital beyni olmuştu.

"Sterling," dedi Jax, sesi artık sadece kendi ağzından

değil, helikopterin hoparlörlerinden ve dağın dört bir

yanındaki tüm elektronik cihazlardan aynı anda

çıkıyordu. "Senin kurduğun sistemin sonu benim."

Jax, tek bir zihinsel komutla helikopterin kapılarını

kilitledi ve onu yavaşça, kontrollü bir şekilde vadinin

dibindeki boş bir alana indirdi. Aynı anda, Black Ridge

tesisinin tüm gizli verilerini, yapılan yasadışı deneyleri

ve Sterling’in suç dosyasını dünya üzerindeki her bir

medya kuruluşuna ve adli birime sızdırdı.

Sistem kendi kendini yok ediyordu.

Güneş, dağların ardından ilk ışıklarını gönderirken

ortalık tamamen sessizleşmişti. Tesisin sirenleri

susmuş, infaz timleri Jax'in ağ sistemi üzerinden

gönderdiği sahte emirlerle geri çekilmişti. Sterling ve

adamları, aşağıda polis helikopterlerinin gürültüsüyle

teslim oluyordu.

Jax, yanımda derin bir nefes aldı. Gözleri eski, insani

rengine dönmüştü ama ellerindeki o hafif mavi sızıntı

hiçbir zaman tamamen geçmeyecekti. O artık ne

sadece bir insandı ne de bir denek; o, teknolojinin ve

ruhun eşsiz bir birleşimiydi.

"Bitti mi?" diye sordu, ufka bakarak.

Elini tuttum, bu sefer elinde ne bir kurbanın korkusu ne

de bir katilin öfkesi vardı. "Hayır," dedim gülümseyerek.

"Yeni başlıyor. Ama bu sefer hikayeyi biz yazacağız."

Jax Miller, yanındaki kadına baktı ve camın ardındaki o

karanlık adamın çoktan öldüğünü, yerine özgür bir

ruhun doğduğunu anladı. Dağdan aşağı, bilinmez ama

özgür bir geleceğe doğru beraber yürüdüler.