8. bölüm · TELİHLİKELİ DENEK
Av başlıyor
Atık boşaltma sistemi," dedim nefes nefese, Jax'in elini
sıkıca tutarken. "Sterling her zaman en kötüsüne
hazırlıklıydı. Laboratuvarın arka tarafında, biyolojik
atıkların doğrudan tesisin dışındaki yalıtılmış bölgeye
gönderildiği bir tahliye tüneli var. Orası kilitlenmeye
dahil edilmeyen tek yer çünkü sızıntı anında içeriyi
boşaltmak üzere tasarlandı."
Jax tereddüt etmeden beni takip etti. Koridorda
yankılanan siren sesleri ve yaklaşan bot sesleri
adrenalini doruğa çıkarıyordu. Köşeyi döndüğümüzde,
"Sadece Yetkili Personel" yazan ağır, paslanmaz çelik
bir kapının önüne geldik.
"Şifreyi biliyorum ama manyetik kilit Sterling tarafından
bloke edilmiş olabilir," dedim panelle uğraşırken.
Jax elimi panelden nazikçe çekti. "Şifreye ihtiyacımız
yok," dedi. Avucunu metal yüzeye koydu. Gözlerini
kapattığında, damarlarındaki mavi ışık parmak uçlarına
toplandı. Metalin ısındığını, genleştiğini ve sonunda
menteşelerinden fırlayacak gibi gıcırdadığını duydum.
GÜM!
Kapı, sanki bir kağıt parçasıymış gibi geriye doğru
büküldü. İçerisi karanlık, nemli ve yoğun bir kimyasal
kokusuyla doluydu. Dev boruların ve devasa bir kapak
mekanizmasının olduğu bölüme girdik.
"Buradan sonrası aşağı doğru dik bir düşüş," dedim dev
kapağı göstererek. "Dışarıdaki ormanlık alana çıkan bir
boru hattı. Ama kapak sadece içerideki basınç
arttığında açılıyor."
Jax arkamızdaki kapıya baktı. İmha timinin lazer ışıkları
koridorun sonunda belirmeye başlamıştı. "Basıncı ben
hallederim," dedi Jax. Beni belimden kavrayıp göğsüne
yasladı. "Sıkı tutun Eleanor. Bu biraz sarsıntılı olacak."
Jax, serbest kalan diğer elini zeminle kapağın birleştiği
noktaya vurdu. Serbest bıraktığı enerji dalgası borunun
içindeki havayı aniden ısıtıp genleştirdi. Büyük bir
metalik gıcırtıyla tahliye kapağı yerinden fırladı.
Kendimi bir anda boşlukta, karanlık bir tünelin içinde
hızla aşağı kayarken buldum. Jax beni bir kalkan gibi
sarmıştı; sırtı borunun sert yüzeyine çarpıyor ama beni
bırakmıyordu. Saniyeler süren o sonsuz düşüşün
sonunda, soğuk ve nemli gece havası yüzüme çarptı.
ÇAAAT!
Sık dalların arasına, yumuşak toprağa sert bir iniş
yaptık.
Etraf sessizdi. Sadece uzaktan gelen tesisin sirenleri
gecenin sessizliğini bozuyordu. Yağmur çiselemeye
başlamıştı. Jax üzerimden kalkıp doğruldu; yağmur
damlaları sıcak tenine değer değmez buharlaşıyordu.
Gökyüzüne, özgürlüğe baktı.
"Dışarıdayız," diye fısıldadı Jax. Sesinde ilk kez korku ya
da öfke değil, çocuksu bir merak vardı. "Gerçekten
dışarıdayız."
Elini bana uzattı. Çamur içinde kalmıştım, her yerim
sızlıyordu ama gülümsedim.
