1. bölüm · TELİHLİKELİ DENEK

Camın Ardındaki Öfke

Berfin Nayci

Camın Ardındaki Öfke

Avuç içlerim terlemişti ve tableti tutarken

parmaklarımın hafifçe titrediğini gizleyemiyordum.

Black Ridge Tesisi’nin sekizinci katına inen asansörün

her kat geçişindeki o mekanik sesi, zihnimde bir geri

sayım gibi yankılanıyordu. Burası bir hastaneden çok,

modern bir zindana benziyordu. Havada asılı kalan o

keskin ozon kokusu, birazdan göreceğim şeyin

doğasına dair beni uyarıyordu.

"Sadece on dakika, Doktor," dedi yanımdaki iri yarı

güvenlik görevlisi. Sesi, sanki bir insandan değil de

patlamaya hazır bir bombadan bahsediyormuş gibi

ruhsuzdu. "Camdan asla uzaklaşmayın. O, sandığınız

hiçbir şeye benzemez. O artık bir insan değil."

"O bir hasta," diye mırıldandım, kendimden emin

görünmeye çalışarak. Ama kapı fısıltıyla yana

kaydığında, bu profesyonel maskemin çatladığını

hissettim.

İçerisi buz gibiydi. Odanın ortasındaki devasa, kurşun

geçirmez cam bölme, dünyayı ikiye ayırmıştı: Normal

olanlar ve onun gibi olanlar. Jeneratörlerin derinden

gelen uğultusu, sessizliği daha da boğucu kılıyordu.

Ve oradaydı. Jax Miller.

Karanlık köşesinde, sırtı kapıya dönük bir şekilde

oturuyordu. Üzerindeki gri üniforma, gergin omuzlarını

saklamaya yetmiyordu. Dikkatimi çeken ilk şey,

kollarındaki deri altından sızan o zayıf, mavimsi ışıltı

oldu. Deneylerin bir yan etkisi miydi, yoksa bizzat o

gücün kendisi mi? Sırtındaki kaslar her nefes alışında

bir makine gibi ritmik bir şekilde geriliyordu.

Boğazımı temizledim. Sesimin titrememesi için tüm

irademi zorladım. "Jax?"

Yavaşça hareket etti. Bir yırtıcı hayvanın sessizliği ve

çevikliğiyle başını çevirdiğinde, nefesimin boğazımda

düğümlendiğini hissettim. Dağınık siyah saçlarının

arasından bana bakan gözleri, dosyada okuduğum o

"canavar" tanımlamasına hiç uymuyordu. O gözlerde saf

bir öfke vardı, evet; ama onun hemen altında, sistemin

dişlileri arasında ezilmiş, paramparça edilmiş bir ruhun

derin yalnızlığını gördüm.

Ayağa kalktı. Her adımı camın bu tarafındaki güvenli

dünyamı tehdit ediyor gibiydi. Tam karşımda

durduğunda, sağ elini yavaşça soğuk camın üzerine

koydu. Dokunduğu noktada minik mavi kıvılcımlar çaktı,

parmak uçlarındaki enerji camı neredeyse eritecekmiş

gibi parlıyordu.

Sesi, camın ötesinden boğuk ama bir o kadar da keskin

bir tonda ulaştı bana.

"Beni 'iyileştirmeye' gelen yeni kurban sen misin,

Eleanor?"

İsmimi söylemişti. Dosyasında hiç kimseyle

konuşmadığı yazıyordu, oysa o daha ilk saniyede benim

savunmamı yerle bir etmişti.

Şimdi Ne Yapıyoruz Doktor?

Jax’in bu beklenmedik çıkışı karşısında Eleanor nasıl

tepki vermeli?