14. bölüm · TELİHLİKELİ DENEK

Şafaktan Önceki Son Savaş

Berfin Nayci

Sterling’in sesi sığınağın tozlu havasında yankılanırken,

Jax’in bakışlarının aniden sertleştiğini ve gözlerindeki

mavi ışığın bir tehdit gibi parlamaya başladığını

gördüm. Aramıza bir anda görünmez, buzdan bir duvar

örülmüştü.

"Yalan söylüyor!" diye bağırdım, sesim titriyordu. "Jax,

bu bir tuzak! Aramızı açmaya çalışıyor!"

Jax cevap vermedi. Bakışları yerdeki çantaya, o küçük

kırmızı ışığa kilitlenmişti. O ışık, Sterling’in bizi

bulmasını sağlayan bir fener gibi yanıp sönüyordu.

Jax’in yumruklarını sıktığını, eklemlerinden mavi

kıvılcımlar fırladığını gördüm. Eğer şimdi müdahale

etmezsem, öfkesi ikimizi de bu sığınağa gömecekti.

Hızla çantanın üzerine atıldım. "Bak!" dedim, kiti ters

çevirip içindeki her şeyi yere boşaltarak. "Eğer bir işaret

fişeği varsa, onu yok edeceğiz!"

Tıbbi kitin iç astarına gizlenmiş, madeni para

büyüklüğünde, siyah ve pürüzsüz bir cihaz buldum.

Üzerindeki o lanet olası kırmızı ışık, her saniye daha

hızlı yanıp sönüyordu. Cihazı elime aldığımda

parmaklarımın arasında titrediğini hissettim; sanki

Sterling’in nabzıydı bu.

"Sana ihanet etmedim Jax. Asla."

Cihazı yere fırlattım. Yanımdaki ağır, paslı telsiz

bataryasını kaptığım gibi tüm gücümle cihazın üzerine

indirdim.

ÇAT!

Plastik ve metal parçaları etrafa saçıldı. Kırmızı ışık bir

an için parlak bir mor renge dönüştü ve ardından

tamamen söndü. Sığınaktaki o cızırtılı ses kesildi,

Sterling’in alaycı gülüşü yerini derin, boğucu bir

sessizliğe bıraktı.

Jax’e baktım. Göğsü hızla inip kalkıyordu, vücudundan

yayılan enerji sığınağın eski lambalarının hafifçe

titremesine neden oluyordu. Yavaşça bana doğru bir

adım attı. Korkmalıydım ama kaçmadım.

"Bana güveniyor musun?" diye sordum, gözlerimin içine

bakmasını bekleyerek.

Jax, parçalanmış cihaza, sonra da ellerime baktı. Elimi

tuttu ve avucumun içindeki küçük kesiği gördü; az önce

Sterling'in tuzağını parçalarken elimi yaralamıştım. O

vahşi öfke yerini derin bir hüzne bıraktı. Başını eğip

alnını benimkine yasladı.

"Sana güveniyorum Eleanor," dedi, sesi bir yemin gibiydi.

"Ama o haklıydı. Artık yerimizi biliyorlar. Burası bir

sığınak değil, bir mezar olmadan çıkmalıyız."