4. bölüm · Tarçın

BÖLÜM 4:İkinci Geliş

Nilüfer Zera 🐚

Bu sefer gözlerini açtığında yer farklıydı. Kendi odasında değildi. Salonun ortasında, halının üzerinde yatıyordu. Üzerinde hâlâ çilekli pijaması olan o küçük kız, başucunda oturmuş, merakla yüzüne bakıyordu.

"Yine geldin," dedi küçük kız. Sesi ne korkmuş ne de şaşkındı. Sanki bunu bekliyordu. "Ama bu sefer yerde yatıyorsun. Ben seni buraya taşıyamam. Çok ağırsın."

Defne doğruldu. Başı dönüyordu. Ama bu sefer korkmuyordu. Bu sefer hazırdı.

"Beni bekliyor muydun?" diye sordu.

Küçük kız başını salladı. "Sen gidince anneme söyledim. Annem 'misafir falan yok, hayal görmüşsün' dedi. Ama ben hayal görmedim. Sen gerçeksin."

Defne gülümsedi. Bu küçük kız... Kendisi... O kadar inançlıydı ki.

"Ben gerçeğim," dedi Defne. "Ama sadece sen görebiliyorsun."

"Neden?"

"Çünkü ben senin... Ablan sayılırım."

Küçük kızın gözleri büyüdü. Dudakları aralandı. "Benim ablam yok ki."

"Var," dedi Defne. "Artık var."

Defne, "Artık var" dedikten sonra küçük kız bir süre onu süzdü. İnanmış mıydı? Çocukların inanma biçimi tuhaftı. Ne tam gerçek ne tam hayal. Arası bir yerde.

"Adın ne?" diye sordu küçük kız.

Defne bir an duraksadı. Kendi adını söylese olmaz mıydı? Ama küçük kızın da adı aynıydı. Şimdilik bir kod adı lazımdı.

"Ben..." gözleri odada dolandı. Komodinin üzerindeki oyuncak ayıya takıldı. "Tarçın. Adım Tarçın."

Küçük kız kıkırdadı. "O benim ayıcığımın adı."

"Biliyorum."

"Nereden biliyorsun?"

"Çünkü ben senin ablanım. Ablalar her şeyi bilir."

Bu cevap küçük kızın aklına yattı. Başka soru sormadı. Ayağa kalktı, Defne'nin elini tuttu. Eli o kadar küçüktü ki, Defne'nin avucunun içinde bir kuş gibi duruyordu.

"Dışarı çıkalım," dedi küçük kız. "Annem uyuyakalmış. Zil çalarsa duymayız."

Defne bir an tereddüt etti. Annesi içeride uyuyordu. Genç haliyle, orada. Ama bu teklifi reddedemezdi. Bu anılar, o anılar... Hepsi onundu.

"Hadi," dedi. "Ama nereye gideceğiz?"

"Parka!"

- - -

Mahalle parkı, Defne'nin hatırladığından daha renkliydi. Salıncaklar hâlâ aynı salıncaklardı ama paslı değillerdi. Kaydırak maviydi, gelecekteki gibi gri değil. Küçük kız salıncağa koştu, Defne de arkasından yürüdü.

Sallanırken konuştular.

"Sen nerede oturuyorsun?" diye sordu küçük kız.

"Uzakta."

"Ne kadar uzak?"

Defne gökyüzüne baktı. Cevabı nasıl versindi? "Zaman olarak uzak" mı deseydi? Çocuk anlamazdı.

"Çok uzak," dedi sadece. "Ama sen büyüyünce oraya gelebilirsin."

"Büyümek güzel mi?"

Defne'nin elleri salıncağın zincirinde dondu. Güzel miydi? Faturalar, bug'lar, uykusuz geceler, Burak'ın endişeli bakışları. Ama bir de özgürlük vardı. Kendi kararlarını verebiliyordun.

"Bazen," dedi dürüstçe. "Ama büyürken bazı şeyleri kaybediyorsun."

"Ne gibi?"
"Mesela..." Defne düşündü. Doğal ol. Fark ettirmeden. "Mesela bazen annenin sözünü dinlemediğine pişman oluyorsun. Sonra büyüyünce 'keşke' diyorsun."

Küçük kız sallanmayı bıraktı. "Annem kızıyor bazen. Ama çok kızmaz. Senin annen kızar mı?"

"Benim annem... çok iyidir. Ama ben onu üzdüğüm zamanlar oldu. Sonra çok ağladım."

"Neden üzdün?"

Defne'nin boğazı düğümlendi. Annesini ne zaman üzmüştü? Lisedeyken eve geç geldiği bir gece. Üniversite tercihlerinde kavga ettikleri o yaz. Ve sonra... Sonra mesafeler girdi araya. Aramalar seyrekleşti.

"Bazen büyüyünce insanın işi çok oluyor," dedi Defne, sesi hafif çatallaşarak. "Annesini aramayı unutuyor. Ama annesi onu bekliyor. Hep bekliyor." Zincire biraz daha sıkı tutundu. "Sakın unutma olur mu? Büyüyünce de ara. O seni bekler."

Küçük kız hiçbir şey anlamadı. Ama başını salladı. Çünkü çocuklar bazen anlamadıkları şeylerin önemli olduğunu hissederler.

"Tamam," dedi küçük kız. "Ararım."

Defne gülümsedi. İçinden bir şeyler hafifledi. Belki de bir şeyleri düzeltmek için gelmişti. Geçmişi değiştirmek için değil, kendini değiştirmek için.

- - -

Parktan dönerken küçük kız bir ara sıkıştırdı.

"Sen neden arada bir gidiyorsun?"

"Ne demek?"

"Geçen geldin, sonra yok oldun. Bugün yine geldin. Yarın yine gidecek misin?"

Defne durdu. Yolda, kaldırım taşlarının üzerinde. Bu soruya hazır değildi. Çünkü cevabını kendi de bilmiyordu.

"Ben her zaman burada olamam," dedi. "Ama geldiğim zaman seni bulurum."

"Söz mü?"

"Söz."

Küçük kız serçe parmağını uzattı. Defne on yıllardır kimseyle serçe parmağı sözleşmesi yapmamıştı. Parmağını uzattı. İncecik, minik bir parmak, onunkine dolandı.

"Sözleştik," dedi küçük kız. "Ama bana bir şey öğretmen lazım."

"Ne?"

"Oyun. Ablalar kardeşlerine oyun öğretirmiş. Ben biliyorum. Televizyon da gördüm."

Defne güldü. "Ne oyunu?"

"Bilmem. Ama evde öğretirsin."

- - -

Eve geldiklerinde annesi hâlâ uyanmamıştı. Küçük kız Defne'yi odasına çekti. Halının üzerine oturdular. Defne etrafına bakındı. Eski legolar, iki tane Barbie, bir defter dolusu karalanmış resim. Hiçbiri gelecekte yoktu.

"İşte," dedi küçük kız. "Ne oynayacağız?"

Defne bir an düşündü. Bilgisayar oyunu muydu? Hayır, bu devirde o yoktu. Saklambaç? Ev küçüktü. Sonra aklına geldi.

"Gölge oyunu," dedi.
"O ne?"

Defne komodinin üzerindeki küçük lambayı aldı, duvara doğru tuttu. Ellerini şekillendirdi. Duvarda bir kuş belirdi.

"Bak, bu bir kuş."

Küçük kızın gözleri büyüdü. Hemen ellerini lambanın önüne getirdi. Beceriksizce bir şeyler yaptı. Duvarda şekilsiz bir yumru belirdi.

"Olmadı!"

"Sabır," dedi Defne. Eliyle küçük kızın ellerini düzeltti. "Başparmağını böyle koy. İşte."

Duvarda bu sefer bir tavşan belirdi. Küçük kız sevinçle ciyakladı.

"Tavşan! Ben yaptım!"

Defne onu izlerken içi tuhaf bir sıcaklıkla doldu. Bu anı hatırlıyor muydu? Hayır. Kendi çocukluğunda kimse ona gölge oyunu öğretmemişti. Ama şimdi kendi kendine öğretiyordu. Döngü böyle başlıyordu işte. Kimin kime ne öğrettiği belli değildi.

Oyun bittiğinde küçük kızın gözleri ağırlaşmıştı. Defne onu yatağına yatırdı. Üzerini örttü. Tam kapıdan çıkacakken küçük kız mırıldandı:

"Tarçın?"

"Efendim?"

"Sen aslında bensin değil mi?"

Defne'nin kalbi durdu. Döndü. Küçük kızın gözleri kapalıydı, uykuyla uyanıklık arasındaydı. Belki de rüya görüyordu.

"Neden öyle dedin?" diye fısıldadı Defne.

"Bilmem. Ama Tarçın'ın tek gözünün neden kopuk olduğunu biliyorsun. Onu sadece ben bilirim. Çünkü ben kopardım."

Defne cevap veremedi. Küçük kız çoktan uykuya dalmıştı. Defne bir süre kapı eşiğinde dikildi. Sonra sessizce salona geçti. Koltuğa oturdu.

Gözleri ağırlaşıyordu. Bu sefer korkmuyordu. Dönmek istemiyordu ama döneceğini biliyordu. Mekik buydu işte. Bir o yana, bir bu yana.

Uyku bastırdı.

Ve Defne düştü.

- - -