TAHT OYUNLARI kitap kapağı

3. bölüm / 9

TAHT OYUNLARI

SİYAH ALEV

Vaveyla Yazarı: Aysel Tüncer

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: SİYAH ALEV

“Ve ben,” dedi Aurelia, sesi neredeyse fısıltıya dönüşerek, “ihanetin kokusunu çok iyi bilirim.”

Koridorun duvarlarına vuran mum ışıkları titredi.

Alistar, onun sözlerine cevap vermedi. Buna gerek yoktu. Aurelia'nın yanında geçirdiği yıllar ona önemli bir şeyi öğretmişti: İmparatoriçe sessizleştiğinde, konuşmasından daha fazlasını düşünüyordu.

Aurelia yürümeye devam etti.

Siyah elbisesinin etekleri mermer zeminde usulca sürüklenirken ayak sesleri uzun koridorda yankılanıyordu. Alistar birkaç adım gerisinden onu takip ediyordu.

Koridorun sonundaki büyük kemerli pencerelerden sarayın bahçesi görünüyordu. Gece, Valendario'nun üzerine tamamen çökmüştü. Zambakların beyazlığı karanlığın içinde neredeyse hayalet gibi görünüyordu.

Aurelia pencerenin önünden geçerken bir an durdu.

Aşağıda, bahçenin siyah taş yollarından birinde bir kara panter ağır ağır ilerliyordu.

Hayvan başını kaldırdı.

Aurelia ile göz göze geldi.

Sonra yeniden yürüdü.

“Alistar.”

“Majesteleri?”

“Doğu sınırındaki saldırıdan önce saraydan kimler ayrıldı?”

“Henüz bütün kayıtları incelemedim.”

“İncele.”

“Emredersiniz.”

Aurelia pencereye son kez baktı.

“Ve kimsenin bunu duyduğunu istemiyorum.”

“Anlaşıldı.”

İkisi koridorun sonunda bulunan ağır kapıya ulaştığında Alistar kapıyı açtı.

Kapının ardında Aurelia'nın çalışma odası vardı.

Burası sarayın diğer bölümlerinden farklıydı.

Duvarlar beyazdı. Tavana kadar yükselen kitaplıklar odanın neredeyse tamamını kaplıyor, yüzlerce kitap arasında imparatorluk tarihinden hukuk metinlerine, diplomatik kayıtlardan askeri raporlara kadar her şey bulunuyordu.

Odanın ortasındaki büyük çalışma masasının üzerinde ise Valendario'nun haritası seriliydi.

Aurelia içeri girdi.

Alistar kapının yanında kaldı.

Aurelia masaya yaklaşarak haritanın üzerine eğildi.

Doğu sınırındaki üç kalenin üzerine küçük siyah taşlar yerleştirilmişti.

Parmağını ilk taşın üzerine koydu.

“Birinci kale.”

Sonra ikinciye.

“İkinci.”

Üçüncüye geldiğinde durdu.

“Üçüncü.”

Alistar sessizce izliyordu.

Aurelia'nın bakışları haritanın üzerinde ilerledi.

Üç kale...

Üç saldırı...

Ve üçü de aynı gece.

Tesadüf olamayacak kadar düzenliydi.

Aurelia'nın zihninde saray salonundaki konuşmalar yeniden canlandı.

Sinay'ın tereddüdü.

Lucien'in saklamaya çalıştığı düşünce.

Babam bir şey saklıyor.

Aurelia doğruldu.

“Varenth ailesini buraya getiren anlaşma değildi.”

Alistar kaşlarını çattı.

“Majesteleri?”

“Anlaşma yalnızca bahaneydi.”

Odadaki sessizlik ağırlaştı.

Aurelia'nın bakışları pencereye kaydı.

“Birileri onları buraya getirmek istedi.”

Alistar birkaç saniye düşündü.

“Peki neden?”

Aurelia cevap vermedi.

Çünkü tam o sırada kapının diğer tarafından hafif bir ses duyuldu.

İkisi de aynı anda kapıya baktı.

Bir kez.

Sonra bir kez daha.

Tak.

Tak.

Alistar elini kılıcının kabzasına götürdü.

Aurelia ise yalnızca başını kaldırdı.

“Girin.”

Kapı açıldı.

Lucien Varenth eşikte duruyordu.

Yüzünde önceki sakin ifadeden eser yoktu.

“İmparatoriçem.”

Aurelia onu birkaç saniye inceledi.

“Gece yarısına yaklaşırken çalışma odama gelmenizin bir sebebi vardır.”

Lucien içeri girdi.

“Var.”

Kapı arkasından kapandı.

Alistar yerinden kıpırdamadı.

Lucien'in gözleri önce muhafıza, sonra Aurelia'ya çevrildi.

“Babamla ilgili bir şey söylemem gerekiyor.”

Aurelia'nın yüzündeki ifade değişmedi.

“Dinliyorum.”

Lucien derin bir nefes aldı.

“Babamın size söylemediği bir şey var.”

Aurelia'nın gözlerinde çok kısa bir parıltı belirdi.

“Bunu zaten biliyordum.”

Lucien şaşırdı.

Aurelia masanın arkasına geçti ve yavaşça oturdu.

“Şimdi,” dedi, “bilmediğim kısmını anlat.”

Lucien sustu.

Dışarıda rüzgâr yükseldi.

Balkondaki perdeler hafifçe hareket etti.

Ve Valendario'nun gecesi, sarayın içinde saklanan sırların üzerine biraz daha karanlık çöktürdü.