5. bölüm / 9
TAHT OYUNLARIMÜHRÜN GÖLGESİ
Bölümler 9Şu an: MÜHRÜN GÖLGESİ
- 1 WISTERIANIN GÖLGESİNDE1.041 kelime
- 2 SİYAH ALEV504 kelime
- 3 SİYAH ALEV456 kelime
- 4 SESSİZLİĞİN ARDINDAN532 kelime
- 5 MÜHRÜN GÖLGESİ675 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 ESKİ HANEDANIN MÜHRÜ636 kelime
- 7 KUZEY KULESİNİN GÖLGESI474 kelime
- 8 SON VARİS343 kelime
- 9 VARLIKLARIN GÖLGESINDE332 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
BÖLÜM IV
Aurelia, avucundaki mühre uzun süre baktı.
Siyah metal, mum ışığını yansıtmıyordu. Üzerindeki yılan ve kılıç figürü Valendario'nun armasına benziyordu; fakat değildi.
Valendario'nun yılanı kılıcın etrafında kıvrılırdı.
Bu mühürdeyse yılan, kılıcın boynuna dolanmıştı.
Küçük bir farktı.
Ama Aurelia küçük farkları görmezden gelecek bir hükümdar değildi.
Mührü masanın üzerine bıraktı.
“Alistar.”
Sesi yükselmemişti.
Yine de kapının ardında bekleyen muhafız hemen içeri girdi.
“Majesteleri.”
Aurelia mührü ona uzattı.
“Bunu gördün mü?”
Alistar mühürle birkaç saniye ilgilendi.
“Hayır.”
“Emin misin?”
“Evet.”
Aurelia bakışlarını ondan ayırmadı.
“Güzel.”
Alistar mührü tekrar masaya bıraktı.
Aurelia pencereye doğru yürüdü. Bahçenin üzerinde ince bir sis oluşmaya başlamıştı.
“Bu saraya ait değil.”
“Biliyorum.”
“Fakat biri bunu benim çalışma odama bırakmış.”
Alistar'ın yüzü sertleşti.
“Güvenlik kayıtlarını kontrol edeceğim.”
“Hayır.”
Alistar durdu.
Aurelia ona döndü.
“Henüz değil.”
“Majesteleri?”
“Bunu yapan kişinin ne istediğini bilmiyoruz. Eğer sarayda birileri bizi izliyorsa, şimdi bütün muhafızları harekete geçirmek yalnızca onu uyarmamıza yarar.”
Alistar başını eğdi.
“Anlaşıldı.”
Aurelia tekrar mühre baktı.
“Bunu yalnızca ikimiz biliyoruz.”
Alistar bir an tereddüt etti.
“Ya aileniz?”
Aurelia'nın bakışları yumuşamadı.
“Onlara ben söyleyeceğim.”
Bu, konuşmanın sonuydu.
Alistar bunu biliyordu.
Başını eğip odadan çıktı.
Kapı kapandığında Aurelia birkaç saniye hareketsiz kaldı.
Sonra çalışma masasının üzerindeki dosyalara yöneldi.
Doğu sınırı.
Üç kale.
Üç saldırı.
Kayıp bir komutan.
Ve şimdi bu mühür.
Henüz ortada bir kanıt yoktu.
Ama parçalar yavaş yavaş aynı yere işaret ediyordu.
Aurelia dosyalardan birini açtı.
Tam o sırada koridordan ayak sesleri duyuldu.
Birden fazla kişi.
Aurelia başını kaldırdı.
Kapı açıldı.
Annesi ve babası içeri girdi.
Aurelia'nın annesi, kızının yüzüne baktığı anda bir şeylerin ters olduğunu anladı.
“Ne oldu?”
Aurelia cevap vermeden mührü masanın üzerine koydu.
Babası yaklaşarak mühre baktı.
Yüzündeki ifade değişti.
“Bunu nereden buldun?”
Aurelia'nın gözleri babasına çevrildi.
“Demek tanıyorsun.”
Odada sessizlik oldu.
Babası cevap vermedi.
Aurelia bir adım yaklaştı.
“Baba.”
Bu kez sesi daha keskindi.
“Bunu nereden tanıyorsun?”
Babası mühre yeniden baktı.
“Yıllar önce gördüm.”
“Kimde?”
Sessizlik.
Aurelia'nın gözlerinde çok hafif bir parıltı oluştu.
“Kimde?”
Babası sonunda konuştu.
“Wisteria'nın kuzeyindeki eski hanedanlardan birinde.”
Aurelia'nın yüzü değişmedi.
“Onlar yıllar önce ortadan kaldırıldı.”
“Evet.”
“Öyleyse mühürleri neden hâlâ burada?”
Babası cevap veremedi.
Aurelia'nın annesi araya girdi.
“Belki de ortadan kaldırılmadılar.”
Bu cümle odadaki havayı değiştirdi.
Aurelia yavaşça annesine döndü.
“Ne demek istiyorsun?”
Annesi sustu.
Aurelia'nın sabrı tükeniyordu.
“Bana bildiğiniz her şeyi anlatın.”
Kimse cevap vermedi.
Aurelia masaya iki elini koydu.
“Ben Valendario'nun Wisteria'sıyım.”
Sesi artık tartışmaya yer bırakmıyordu.
“Benden saklanan hiçbir şey bu imparatorluğun güvenliğinden daha önemli değil.”
Babası kızının gözlerine baktı.
Sonunda başını eğdi.
“Eski hanedanın adı Veyrith'ti.”
Aurelia'nın gözleri daraldı.
“Veyrith.”
İsim odanın içinde ağır bir yankı bıraktı.
Tam o sırada dışarıdan bir borazan sesi duyuldu.
Tek bir kez.
Ardından saray çanları çalmaya başladı.
Aurelia başını kaldırdı.
Annesi pencereye yöneldi.
Bahçedeki muhafızlar hareketlenmişti.
Uzakta, sarayın dış kapılarında meşaleler görünüyordu.
Aurelia hızla kapıya yöneldi.
Kapıyı açtığında koridorda Alistar'ı gördü.
Muhafız nefesini toparlamaya çalışarak önünde durdu.
“Majesteleri.”
“Rapor.”
“Batı kapısında kimliği belirsiz bir atlı yakalandı.”
Aurelia'nın bakışları keskinleşti.
“Kim?”
“Konuşmuyor.”
“Üzerinde ne var?”
Alistar bir an durdu.
“Bir mühür.”
Aurelia'nın yüzündeki bütün ifade kayboldu.
“Getirin.”
“Majesteleri, tehlikeli olabilir.”
Aurelia ona doğru döndü.
“Alistar.”
Muhafız sustu.
“Burası benim sarayım.”
Aurelia'nın sesi sakindi.
“Burada kimin tehlikeli olduğuna ben karar veririm.”
Alistar başını eğdi.
“Emredersiniz.”
Muhafızlar birkaç dakika sonra tutuklanan adamı salona getirdi.
Adam başını eğmişti.
Üzerindeki koyu renkli pelerin çamur içindeydi.
Aurelia tahtına geçti.
Annesi ve babası her zamanki yerlerine oturdu.
Alistar, Aurelia'nın sağ tarafında durdu.
Salonun kapıları kapandı.
Aurelia adama baktı.
“Başını kaldır.”
Adam hareket etmedi.
Aurelia tekrar konuştu.
“Başını kaldır.”
Bu kez adam yavaşça başını kaldırdı.
Göz göze geldiler.
Aurelia onun zihnine girmedi.
Henüz.
Adamın üzerinde korku vardı.
Ama korktuğu şey Aurelia değildi.
Aurelia bunu hemen fark etti.
“Adın?”
Sessizlik.
Alistar öne çıktı.
“İmparatoriçem—”
Aurelia elini kaldırdı.
Alistar sustu.
Aurelia adamdan gözlerini ayırmadan konuştu.
“Son kez soruyorum.”
Adamın dudakları aralandı.
“Veyrith.”
Salon sessizliğe gömüldü.
Aurelia'nın parmakları tahtın koluna sıkıca kenetlendi.
“Bu ismi nereden biliyorsun?”
Adam cevap vermedi.
Fakat Aurelia onun zihnindeki tek düşünceyi gördü.
O geri döndü.
Aurelia'nın gözleri bir anda karardı.
Çünkü adam bunu düşünmemişti.
Bunu hatırlamıştı.
Ve Aurelia ilk kez, Valendario'daki tehdidin yalnızca sınırlarının dışında olmadığını anladı.
Birileri çoktan sarayın içine girmişti.
