6. bölüm / 9
TAHT OYUNLARIESKİ HANEDANIN MÜHRÜ
Bölümler 9Şu an: ESKİ HANEDANIN MÜHRÜ
- 1 WISTERIANIN GÖLGESİNDE1.041 kelime
- 2 SİYAH ALEV504 kelime
- 3 SİYAH ALEV456 kelime
- 4 SESSİZLİĞİN ARDINDAN532 kelime
- 5 MÜHRÜN GÖLGESİ675 kelime
- 6 ESKİ HANEDANIN MÜHRÜ636 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 KUZEY KULESİNİN GÖLGESI474 kelime
- 8 SON VARİS343 kelime
- 9 VARLIKLARIN GÖLGESINDE332 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
BÖLÜM V
“Birileri çoktan sarayın içine girmişti.”
Bu düşünce Aurelia'nın zihninde yankılanırken salondaki herkes sessizdi.
Tutuklanan adam başını yeniden eğmişti.
Aurelia onu birkaç saniye daha inceledi.
Sonra tahtından kalktı.
Salonun iki yanında duran muhafızlar istemsizce doğruldu.
Aurelia merdivenlerden aşağı inerken ayakkabılarının mermer zemindeki sesi bütün salonda duyuluyordu.
Birinci basamak.
İkinci.
Üçüncü.
Adamın karşısında durdu.
“Veyrith,” dedi tekrar. “Bu isim Valendario'da yüzyıllardır anılmadı.”
Adam cevap vermedi.
Aurelia başını hafifçe yana eğdi.
“Bana neden gönderildiğini sorarsam yalan söyleyecek misin?”
Adamın gözleri kısa bir anlığına titredi.
Aurelia bunu gördü.
“Güzel.”
Alistar'a baktı.
“Bize yalnızca korktuğu kadarını gösteriyor.”
Alistar adamın yanına geçti.
“Konuşacak.”
Aurelia elini kaldırdı.
“Hayır.”
Alistar durdu.
“Benim önümde konuşacak.”
Alistar geri çekildi.
Aurelia yeniden adama döndü.
“Buraya neden geldin?”
Adam sessiz kaldı.
“Kim gönderdi?”
Yine cevap yoktu.
Aurelia'nın sabrı tükeniyor gibiydi.
Fakat yüzündeki sakinlik bozulmadı.
Tam tersine, sesi daha da yumuşadı.
“Bana cevap vermek zorunda değilsin.”
Adam şaşkınlıkla ona baktı.
Aurelia devam etti.
“Fakat konuşmadığın her saniyede, senin yerine başkalarının cevap vermesine izin veriyorsun.”
Adamın yüzü gerildi.
Aurelia bunu bekliyordu.
“Demek birilerinden korkuyorsun.”
Adamın nefesi değişti.
Aurelia'nın gözleri bir anlığına karardı.
Onun zihnine girmek çok kolaydı.
Tek bir düşünceyi çekip çıkarabilirdi.
Ama yapmadı.
Henüz.
Çünkü bazı sırların zorla alınmasındansa kendiliğinden ortaya çıkması daha değerliydi.
Aurelia arkasını dönerek tahtına doğru yürüdü.
“Onu kuzey kulelerinden birine götürün.”
Muhafızlar hemen hareket etti.
Adam götürülürken Aurelia'nın sesi arkasından geldi.
“Ve ona dokunmayın.”
Muhafız durdu.
“Majesteleri?”
“Ben izin vermeden tek bir soru bile sormayacaksınız.”
“Emredersiniz.”
Adam salondan çıkarıldı.
Kapılar kapandığında Aurelia, salondaki herkese baktı.
Sinay Varenth sessizdi.
Lucien ise babasını izliyordu.
Siya annesinin yanında durmuş, olup biteni anlamaya çalışıyordu.
Aurelia'nın bakışları Lucien'e kaydı.
“Sen.”
Lucien doğruldu.
“Majesteleri?”
“Babanla yalnız konuşacağım.”
Lucien bir an Sinay'a baktı.
Sonra başını eğdi.
“Emredersiniz.”
Siya da çıkmak üzere annesinin elini tuttu.
Ancak Aurelia'nın bakışları küçük kıza çevrildi.
“Siya.”
Küçük varis durdu.
“Evet?”
“Sen burada kal.”
Sinay şaşkınlıkla Aurelia'ya baktı.
“Majesteleri—”
Aurelia ona döndü.
“Endişelenmeyin.”
Sonra Siya'ya baktı.
“Bazen çocuklar yetişkinlerin fark etmediği şeyleri görür.”
Siya sessizce başını salladı.
Lucien ve Sinay salondan çıktığında Aurelia tahtında yeniden yerine oturdu.
Siya birkaç basamak aşağıdaki koltuklardan birine oturdu.
Aurelia ona baktı.
“Bana saraya geldiğinden beri ne fark ettiğini anlat.”
Siya biraz düşündü.
“İnsanlar sizden korkuyor.”
Aurelia'nın kaşı hafifçe kalktı.
“Başka?”
“Alistar siz konuştuğunuzda hemen susuyor.”
Aurelia'nın dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
“Başka?”
Siya gözlerini salonun kapılarına çevirdi.
“Ve herkes kapılara bakıyor.”
Aurelia'nın gülümsemesi kayboldu.
“Sen de mi?”
“Evet.”
“Neden?”
Siya'nın cevabı beklenmedik kadar sakindi.
“Çünkü kapının arkasında biri varmış gibi hissediyorum.”
Aurelia birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra başını kaldırdı.
Alistar'a bakmadan konuştu.
“Kapıyı aç.”
Alistar hemen kapıya yöneldi.
Kapı açıldı.
Koridor boştu.
Kimse yoktu.
Alistar dışarı baktı.
Sonra geri döndü.
“Kimse yok, Majesteleri.”
Aurelia cevap vermedi.
Çünkü Siya'nın yanındaki duvarda bir gölge vardı.
Ve o gölge...
Pencereden gelen ışığın yönüne uymuyordu.
Aurelia gözlerini kıstı.
Siya da gölgeye baktı.
“İşte.”
Aurelia ilk kez gerçekten şaşırdı.
Küçük varis gölgeyi işaret ediyordu.
“Orada.”
Alistar hemen kılıcına uzandı.
Fakat Aurelia elini kaldırdı.
“Hayır.”
Alistar durdu.
Aurelia tahtından kalktı.
Yavaşça gölgeye doğru ilerledi.
Her adımında salon daha sessizleşiyordu.
Gölge kıpırdamadı.
Aurelia birkaç adım kala durdu.
Sonra elini kaldırdı.
Parmaklarının ucunda çok küçük, siyah bir alev belirdi.
Siya'nın gözleri büyüdü.
Alistar başını çevirdi.
Aurelia alevi hemen kapattı.
Gölge ise bir anda duvardan ayrıldı.
Sanki canlıymış gibi yere yayıldı.
Aurelia'nın yüzündeki sakinlik tamamen kayboldu.
“Demek buradasın.”
Gölge koridora doğru kaçmaya başladı.
Aurelia yalnızca elini uzattı.
Gölge olduğu yerde durdu.
Sonra yavaşça geri dönerek Aurelia'nın ayaklarının önünde toplandı.
Alistar nefesini tuttu.
Siya şaşkınlıkla Aurelia'ya bakıyordu.
Aurelia gölgeyi birkaç saniye inceledi.
Ardından gözlerini kapattı.
Uzakta bir zihnin kapısını hissetti.
Bir yabancının zihni.
Ve o zihnin içinde tek bir görüntü vardı:
Sarayın kuzey kulesi.
Kuzey kulesindeki mahkûm.
Ve onun elindeki mühür.
Aurelia gözlerini açtı.
“Alistar.”
“Majesteleri?”
“Mahkûmun yanına gidiyoruz.”
“Şimdi mi?”
Aurelia'nın bakışları sertleşti.
“Hayır.”
Bir an durdu.
“Benden önce gitmesini beklemeyeceğiz.”
Ve sarayın bütün kapıları aynı anda kapandı.
