7. bölüm / 9
TAHT OYUNLARIKUZEY KULESİNİN GÖLGESI
Bölümler 9Şu an: KUZEY KULESİNİN GÖLGESI
- 1 WISTERIANIN GÖLGESİNDE1.041 kelime
- 2 SİYAH ALEV504 kelime
- 3 SİYAH ALEV456 kelime
- 4 SESSİZLİĞİN ARDINDAN532 kelime
- 5 MÜHRÜN GÖLGESİ675 kelime
- 6 ESKİ HANEDANIN MÜHRÜ636 kelime
- 7 KUZEY KULESİNİN GÖLGESI474 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 SON VARİS343 kelime
- 9 VARLIKLARIN GÖLGESINDE332 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
BÖLÜM VI
Kapıların kapanma sesi, sarayın uzun koridorlarında yankılanarak uzaklaştı.
Bir anlığına her şey sustu.
Ne hizmetlilerin ayak sesleri duyuluyordu ne de muhafızların zırhlarından yükselen metal tınıları.
Valendario Sarayı, ilk kez kendi sessizliğinin içinde nefesini tutmuş gibiydi.
Aurelia merdivenlere yöneldi.
Alistar bir adım gerisindeydi.
“Почему северная башня?” (Neden kuzey kulesi?) diye sordu Alistar alçak sesle.
Aurelia durmadı.
“Потому что он видел её.” (Çünkü onu gördü.)
Alistar’ın bakışları sertleşti.
“Печать?” (Mühür mü?)
Aurelia bu kez durdu.
Beyaz mermer zeminde, pencerelerden süzülen solgun ay ışığının altında ona döndü.
“Нет. Тень.” (Hayır. Gölge.)
Alistar tek kelime etmedi.
Aurelia’nın gözleri koridorun sonundaki karanlığa çevrildi.
Bir şey yanlıştı.
Bunu açıklayacak bir ses yoktu.
Bir iz yoktu.
Ama sarayın gölgeleri...
fazla sessizdi.
Aurelia elini hafifçe kaldırdı.
Koridorun duvarlarına vuran bütün gölgeler bir anda durdu.
Alistar bunu görünce başını eğdi.
“Я никому не позволю приблизиться к вам.” (Kimsenin size yaklaşmasına izin vermeyeceğim.)
Aurelia’nın yüzünde belli belirsiz bir ifade oluştu.
“Buna ihtiyacım olduğunu düşünüyorsan yanılıyorsun.”
Sonra yürümeye devam etti.
“Benim korunmaya değil, gerçeğe ihtiyacım var.”
---
Kuzey kulesine giden kapının önünde dört muhafız bekliyordu.
Aurelia yaklaşınca dördü aynı anda diz çöktü.
“Majesteleri.”
Aurelia bakışlarını kapıya çevirdi.
“İçeride kim var?”
Muhafızlardan biri başını kaldırmadan cevap verdi.
“Yakalanan adam, Majesteleri.”
“Başka?”
Kısa bir sessizlik.
“Kimse.”
Aurelia gözlerini kıstı.
“Yalan.”
Muhafızın yüzü bir anda soldu.
Çünkü Aurelia'nın sesi yükselmemişti.
Bağırmamıştı.
Sadece söylemişti.
Ve bu, bağırmaktan çok daha korkutucuydu.
Aurelia kapıya yaklaştı.
“Kapıyı açın.”
Muhafız anahtarı çevirdi.
Kapı ağır ağır açılırken içeriden soğuk hava vurdu.
Odanın ortasında Veyrith mührünü taşıyan adam oturuyordu.
Başını kaldırdı.
Aurelia'yı görünce ilk kez korktuğu belli oldu.
Aurelia içeri girdi.
Alistar kapının yanında kaldı.
Kapı arkasından kapandı.
Adam konuşmadı.
Aurelia birkaç adım ilerledi.
“Beni buraya çağırdın.”
Adam kaşlarını çattı.
“Ben—”
“Hayır.”
Aurelia'nın sesi sakindi.
“Sen beni çağırmadın. Ama zihnindeki biri beni buraya çağırdı.”
Adamın nefesi kesildi.
Aurelia onun gözlerine baktı.
Ve dünya bir anlığına sessizleşti.
Adamın zihninde bir görüntü belirdi.
Kuzey kulesi.
Taş duvar.
Eski bir kapı.
Kapının üzerinde Veyrith mührü.
Ve kapının ardında...
Bir kişi.
Yüzü görünmüyordu.
Sadece siyah bir eldiven.
Elindeki küçük gümüş bıçakla taş duvara tek bir harf çiziyordu.
V.
Aurelia'nın bakışları sertleşti.
Zihinden çekildi.
Adam başını eğmiş, titriyordu.
Aurelia yavaşça ona yaklaştı.
“Kim?”
Adam cevap vermedi.
Aurelia'nın parmak uçlarında çok küçük, neredeyse görünmeyecek kadar koyu bir ışık belirdi.
Siyah ateş.
Adam gözlerini büyüttü.
Aurelia ateşi büyütmedi.
Gerek yoktu.
“Son kez soruyorum.”
Bir adım daha attı.
“Kim?”
Adam dudaklarını araladı.
“Veyrith'in...”
Sesi titredi.
“...son varisi.”
Tam o anda kulenin üst katından bir ses geldi.
Tak.
Aurelia başını kaldırdı.
Bir saniye sonra ikinci ses duyuldu.
Tak.
Alistar elini kılıcına götürdü.
Aurelia ise hiç kıpırdamadı.
Çünkü üçüncü sesi bekliyordu.
Tak.
Üçüncü ses geldiğinde Aurelia'nın yüzündeki ifade tamamen değişti.
“Alistar.”
“Да, Ваше Величество.” (Evet, Majesteleri.)
Aurelia gözlerini tavana dikti.
“Kimse yukarı çıkmayacak.”
Alistar şaşırdı.
“Ya siz?”
Aurelia'nın dudaklarında soğuk bir gülümseme belirdi.
“Ben çıkacağım.”
Ve kuzey kulesinin karanlığına doğru ilk adımını attı.
