6. bölüm / 6
Taçsız VarisKEVKA
Bölümler 6Şu an: KEVKA
- 1 GİRİŞ1.299 kelime
- 2 KAYIP2.250 kelime
- 3 GÖLGE754 kelime
- 4 BîGÂNE1.901 kelime
- 5 YÜZLEŞME4.393 kelime
- 6 KEVKA1.536 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Kalkın! Beş buçuk oldu!"
Sevda'nın sesiyle rüyamın en güzel yerinde uyanmak zorunda kaldım.
"Yataklarınızı toplayın. Sanem'in yatağını da biri toplasın. Sanem, giyin, elini yüzünü yıka ve aşağı in."
Uykunun sersemliğiyle gözlerimi birkaç kez kırpıştırdım. Söylenenleri anlamaya çalışırken kızlar çoktan yataklarını toplamaya başlamıştı. Ben de daha fazla oyalanmadan üzerimi giyindim, elimi yüzümü yıkadım. Ardından Rüya'ya bir bakış atıp koğuştan çıktım. Aşağı indiğimde ilk dersin başlamasına daha bir buçuk saat vardı. Buna rağmen bahçede hareketlilik çoktan başlamıştı. Tam o sırada gözüm Riven ve Tahir'e takıldı. İkisi de bahçede koşuşturuyordu. Ne yaptıklarını anlamaya çalışırken Tahir'in Riven'ın peşinden koştuğunu, Riven'ın ise her zamanki sakinliğiyle ondan kaçtığını gördüm. Bu hâllerine gülmemek gerçekten zordu.
Başımı iki yana sallayıp başka tarafa çevirdim. Tam o sırada gözlerim Tunga'ya takıldı. Biraz ileride tek başına duruyordu. Bana baktığını fark edince adımlarım yavaşladı. Yüzünde hafif bir gülümseme vardı. Ama asıl dikkatimi çeken şey gözlerindeki ifadeydi. Birkaç saniye boyunca bana baktı. O bakışta anlamlandıramadığım bir şey vardı. Gurur muydu? Neden bana öyle baktığını anlayamıyordum. Ben de istemsizce hafifçe gülümsedim. Tunga bakışlarını üzerimden çekmeden başını küçük bir hareketle salladı. Sanki sessizce, "İyi iş çıkardın." diyordu. Göğsümün içinde garip bir sıcaklık hissettim. Bakışlarımı kaçırıp yürümeye devam ettim. Ama nedense yüzündeki o ifadeyi aklımdan çıkaramıyordum. Tam o sırada arkamdan gelen bir sesle duraksadım.
"Sanem!"
Sesinden Sevda olduğunu anlamıştım. Arkamı döndüğümde elinde birkaç dosyayla bana doğru geldiğini gördüm.
"Efendim, komutanım?"
"Bugün derslere girmeyeceksin."
Kaşlarımı kaldırdım.
"Girmeyecek miyim?"
"Hayır. Kevka Timi'yle çıkacağın görev için hazırlık yapacaksın."
Bir anda uykum tamamen açılmıştı.
"Bugün mü başlıyoruz?"
"Yarın sabah çıkıyorsunuz. Bugün hazırlık, ekipman kontrolü ve kısa bir brifing var."
Başımı salladım.
"Anlaşıldı, komutanım."
Sevda elindeki dosyalardan birini bana uzattı.
"Burada görevle ilgili ilk bilgiler var. Şimdilik sadece oku. Detayları toplantıda öğreneceksin."
Dosyayı aldım. Tam kapağını açacakken arkamdan Tahir'in sesi geldi.
"Sanem!"
Başımı kaldırdım. Tahir ve Riven birkaç metre ötede durmuş bize bakıyordu. Tahir'in nefes nefese kalmış hâlinden hâlâ koşturdukları belliydi. Tahir ellerini dizlerine koyup birkaç saniye nefeslendikten sonra doğruldu.
"Komutanım, bir sorum var."
Sevda kaşlarını çattı.
"Sor."
"Ben de yarın göreve gidebilir miyim?"
Sevda'nın yüzündeki ifade değişmedi.
"Hayır."
Tahir hiç beklemeden sordu:
"Neden?"
"Çünkü senin gittiğin görevlerde kayıp kişi aramıyoruz."
Riven başını yana çevirdi. Gülmemek için kendini zor tuttuğu belliydi.
Tahir alınarak,
"Komutanım, ben gayet başarılı bir askerim." dedi.
Sevda dosyayı kolunun altına sıkıştırdı.
"Geçen hafta eğitim alanında kendi ayağına takılıp düştün."
"Kontrollüydü."
"Yemekhanede de kontrollü düştün."
Tahir sustu. Riven bu kez dayanamayarak hafifçe güldü. Tahir ona dönerek,
"Sen sus." diye tısladı.
Riven omuz silkerek ona karşılık verirken Sevda bana baktı.
"Toplantı odasında saat sekizde ol."
"Emredersiniz."
Sevda yanımızdan uzaklaşırken Tahir bana yaklaştı.
"Gerçekten yarın gidiyor musun?"
"Evet."
"Kaç gün?"
"Henüz bilmiyorum."
Tahir birkaç saniye düşündü.
"Orada kayıp kız bulunursa ne olacak?"
"Sanırım üsse geri getireceğiz."
"Yani..."
Bir an durdu.
"Sen artık kahramanlık görevlerine çıkıyorsun."
Gözlerimi devirdim.
"Abartma Tahir."
"Ben abartmıyorum. Bak, Riven bile sessizce seni kıskanıyor."
Riven kaşlarını kaldırdı.
"Ben neden kıskanayım?"
Tahir hiç düşünmeden cevap verdi.
"Çünkü Sanem gidiyor, sen burada kalıyorsun."
Riven birkaç saniye ona baktı.
"Bu nasıl bir mantık?"
"Benim mantığım."
İkisine bakarken istemsizce güldüm.
"İkiniz gerçekten sabahın beş buçuğunda bile susmayı bilmiyorsunuz."
Tahir gururla gülümsedi.
"Bu bizim yeteneğimiz."
Tam o sırada uzaktan Tunga'nın sesi duyuldu.
"Tahir!"
Tahir'in yüzündeki gülümseme anında silindi.
"Efendim,
Tunga birkaç metre öteden konuştu.
"Sabah eğitimine bir saat var."
Tahir yutkundu.
"Evet, komutanım."
"Sen neden şimdiden yoruldun?"
Tahir Riven'a baktı, sonra tekrar Tunga'ya döndü.
"Komutanım... fiziksel hazırlık yapıyorduk."
Tunga birkaç saniye onu süzdü.
"Fiziksel hazırlık mı?"
"Evet, komutanım."
"Beş buçukta mı?"
Tahir başını salladı.
"Emredersiniz."
Tunga'nın kaşının hafifçe kalktığını gördüm.
"Beş dakika içinde spor salonunda ol."
Tahir'in yüzü düştü.
"Emredersiniz, komutanım."
Tunga bu kez Riven'a baktı.
"Sen de."
Riven hiç itiraz etmeden başını salladı.
"Emredersiniz."
İkisi uzaklaşırken Tahir'in Riven'a eğilip bir şeyler söylediğini gördüm. Ne söylediğini duyamadım ama Riven'ın yüzündeki ifadeden yine saçma bir şey konuştuğu belliydi.
Ben ise elimdeki dosyaya baktım. Üç ay önce böyle bir göreve çıkacağımı söyleseler inanmazdım. Şimdi ise yarın sabah başka bir timle, daha önce hiç tanımadığım askerlerle birlikte bilinmeyen bir göreve çıkacaktım. Dosyayı göğsüme bastırıp derin bir nefes aldım. Nedense içimde garip bir heyecan vardı. Ama bu kez korkudan çok meraktı. Kevka Timi... Kim olduklarını, nasıl insanlar olduklarını ve beni neden seçtiklerini henüz bilmiyordum. Tek bildiğim şey, yarından sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı hissiydi.
Birkaç saat bahçede kalıp timimizin derslerini uzaktan izledim. Sonra sıkılıp koğuşa gittim ve biraz uyudum. Kalktığımda saat sekiz buçuk olmuştu. Bizimkilerin yemekhanede olması gerekiyordu, ben de zaten çok acıkmıştım.
Merdivenlerden inip üçüncü kata geldiğimde yemekhaneye doğru yürüdüm. Gözlerimle bizim timi aradım ama sadece Nilüfer’i görebildim. Kıvırcık, turuncu saçları onu herkesten farklı ve çekici gösteriyordu; bu yüzden onu bulmakta hiç zorlanmadım. Hemen karşısında Riven’ın kardeşi Roza oturuyordu. Onun saçları da oldukça farklıydı; bembeyaz ve upuzundu. Gözleri ise parlak maviydi. Riven’ın kardeşi olduğu on kilometreden anlaşılırdı, çünkü Riven’ın saçları da beyaz, gözleri de maviydi. Genetik mi, bilmiyorum ama bu özellikleri onları oldukça çekici gösteriyordu. Eğer gerçekten doğal hâlleriyse, doğrusu onları kıskanırdım. Benim saçlarım sapsarı, gözlerim ise yeşildi. Kendimi güzel buluyordum ama çekici olup olmadığımı bilmiyordum.
Tam o sırada Nilüfer gözlerini Roza’dan ayırıp bana çevirdi. Beni fark eder etmez yüzünde küçük bir gülümseme belirdi.
“Sanem, gel kız! Ne yapıyorsun orada?”
Roza da Nilüfer’in bakışlarını takip ederek arkasını döndü ve gözlerini bana çevirdi. Ardından dudaklarının kenarında hafif bir gülümseme oluştu. Normalde inanılmaz soğuk ve mesafeli görünen bu kız, gülümsediği anda bambaşka birine dönüşüyordu. Yüzündeki o sert ifade bir anda yumuşuyor, daha sıcak ve ulaşılabilir görünüyordu. Ben de fazla oyalanmadan tepsimi aldım ve onların yanına doğru yürümeye başladım. Yanlarına oturduğumda Nilüfer gözlerini bana çevirip:
“Yarın görevin varmış, birtanem?” diye sordu.
“Evet, Nilüfer.”
“Heyecanlı mısın bakalım?”
“Olmaz mıyım?” dedim gülümseyerek.
Nilüfer kaşlarını kaldırdı.
“Peki ya korkuyor musun?”
Bir an düşündüm.
“Yani daha önce daha zor görevlere katıldık, ama bu görev çok başka hissettiriyor.”
Roza sessizce bizi dinliyordu. Çatalını tabağında gezdirirken bir anda başını kaldırıp bana baktı.
“İlk defa başka bir timin komutanı olarak göreve çıkacaksın.”
Ses tonu sakindi ama söyledikleri doğruydu.
“Evet.”
“Kevka Timi kolay bir ekip değildir.”
Nilüfer hemen Roza'ya döndü.
“Sen nereden biliyorsun?”
Roza omuz silkti.
“Riven'dan duydum.”
“Riven bizim hakkımızda da bir şeyler anlatıyor mu?”
Roza'nın yüzünde çok hafif bir gülümseme oluştu.
“Çok fazla konuşmaz.”
“Bunu fark ettim.”
Nilüfer kahkaha attı.
“Riven'ın bütün kelime hazinesi on kelime falan.”
“Bence o kadar bile değil,” dedim.
Roza daha belirgin şekilde güldü. Tam o sırada arkamdan tanıdık bir ses geldi.
“Benim hakkımda konuşulduğunu hissediyorum.”
Başımı çevirdiğimde Riven'ı gördüm. Elinde tepsisiyle masanın yanında duruyordu. Yanında ise Tahir vardı.
Tahir doğrudan sandalyeyi çekip oturdu.
“Konuşuyorduk.”
Riven bana baktı.
“Fark ettim.”
Tahir hemen araya girdi.
“Sanem yarın göreve gidiyor.”
“Biliyorum.” dedi Roza.
Tahir şaşkınlıkla ona baktı.
“Sen nereden biliyorsun?”
Roza gözlerini devirerek,
“Üste yaşıyorum.” deyince Nilüfer kahkahayı bastı.
Tahir başını iki yana salladı.
“Bu beyaz kafanın da cevapları insanı sinir ediyor.”
Roza sinirle ellerini masaya vurdu.
“Seni gebertirim, çocuk!”
“Ne yani, yalan mı? Senin saçların hayata erken teslim olmuş. Daha hayatın yarısında emeklilik dilekçesini vermişsin.”
“Bir daha saçlarıma laf edersen—”
“Ne yapacaksın? Beni de mi una batıracaksın?”
Ben gülümserken Nilüfer bana döndü.
“Peki Kevka Timi nasıl insanlar canım?”
“Henüz bilmiyorum.”
“Hiç mi tanımıyorsun?”
“Hayır.”
Tahir bize dönerek birkaç saniye düşündü.
“Ben olsam önce araştırırdım.”
“Sen olsan önce yanlışlıkla bir şeyleri patlatırdın.”
Nilüfer'in sözleriyle masada kahkahalar yükseldi.
Tahir eliyle göğsünü tuttu.
“Bana karşı neden böyle bir önyargınız var?”
Roza sakin bir şekilde cevap verdi.
“Geçmişin var.”
Tahir birkaç saniye sustu.
“Bu çok ağırdı.”
Riven başını eğdi.
“Doğru ama.”
Tahir ona bakıp derin bir nefes aldı.
“Sen benim kardeşim değilsin. Neden böyle davranıyorsun?”
Riven cevap vermedi. Ben ise masadaki konuşmaları dinlerken içimdeki gerginliğin biraz olsun azaldığını hissediyordum. Yarın farklı bir ekiple göreve çıkacaktım. Belki de bu yüzden bugün normalden daha fazla onların yanında olmak istiyordum.
Bir süre sonra gözlerim istemsizce yemekhanenin girişine kaydı. Kartal Timi içeri giriyordu. Batu, Liva ve diğerleri... Batu'nun gözleri kısa bir an bizim masaya kaydı. Sonra bakışları benim üzerimde durdu. Başımı hafifçe eğerek selam verdim. O da aynı şekilde karşılık verdi. Ama Liva... Liva'nın gözleri doğrudan Roza'ya takılmıştı. Roza da onu fark etmişti. İkisinin bakışları birkaç saniye boyunca birbirinden ayrılmadı. Sonra Liva bakışlarını kaçırdı. Roza'nın yüzündeki ifade ise değişmedi. Nilüfer bunu fark etmiş olacak ki bana doğru eğildi.
“Bunların arasında da bir şey var.”
“Kimlerin?”
“Roza ile Liva'nın.”
Roza bizi duydu.
“Bir şey yok.”
Nilüfer sırıttı.
“Daha ben bir şey demeden savunmaya geçtin.”
Roza gözlerini devirdi.
“Çünkü ne düşündüğünü biliyorum.”
“Ben hiçbir şey düşünmüyorum.”
“Düşünüyorsun.”
Ben ikisini izlerken gülümsemeye başladım. Tam o sırada yemekhanenin kapısında Sevda Komutan göründü. Bakışları kısa sürede beni buldu.
“Sanem!”
Hemen ayağa kalktım.
“Emredin, komutanım.”
“Toplantı odası. Şimdi.”
“Emredersiniz.”
Tepsimi masada bıraktım ve Sevda'nın yanına gittim. Koridora çıktığımızda birkaç adım sessizce yürüdük.
“Komutanım, görevle ilgili bir gelişme mi oldu?”
“Hayır.”
Elindeki dosyayı bana uzattı.
“Bunlar Kevka Timi'nin personel dosyaları.”
Dosyayı aldım.
“Şimdi mi incelemeliyim?”
“Toplantıdan önce.”
“Anlaşıldı.”
Sevda birkaç adım daha attıktan sonra durdu.
“Sanem.”
“Efendim?”
“Bu görevi neden sana verdiklerini merak ediyorsundur.”
Başımı salladım.
“Evet.”
“Son operasyonda karar verme yeteneğini gördük.”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Ama mesele sadece bu değil.”
Kaşlarımı çattım.
“Ne demek istiyorsunuz?”
Sevda gözlerini üzerimde tuttu.
“Bazen bir komutanın görevi, en iyi askeri seçmek değildir.”
“Peki?”
“Doğru durumda doğru kişiyi seçmektir.”
Bu cümle beni daha da düşündürdü.
“Bu görevde ne var?”
Sevda cevap vermedi.
“Dosyayı oku.”
Ardından yürümeye devam etti. Ben ise birkaç saniye olduğum yerde kaldım. Sonra dosyaya baktım.
Kapağında tek bir kelime yazıyordu:
KEVKA
Bölüm etkileşimi
