5. bölüm / 6
Taçsız VarisYÜZLEŞME
Bölümler 6Şu an: YÜZLEŞME
- 1 GİRİŞ1.299 kelime
- 2 KAYIP2.250 kelime
- 3 GÖLGE754 kelime
- 4 BîGÂNE1.901 kelime
- 5 YÜZLEŞME4.393 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 KEVKA1.536 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Koğuşun kapısından içeri girdiğimizde ilk fark ettiğim şey, içeride yalnız olmadığımızdı. Bir köşede, bize sırtı dönük şekilde duran kişiyi birkaç saniye boyunca tanımakta zorlandım. Sonra yüzünü gördüm. Liva Alin. Ne işi olduğunu anlamaya çalışırken yanımdaki Eftalya'nın bir anda durduğunu fark ettim. Az önceki ifadesi değişmiş, yüzündeki şaşkınlığın yerini sert ve öfkeli bir bakış almıştı. Tek kelime etmeden Liva'ya doğru yürümeye başladı.
"Eftalya..." diye seslenmeye fırsat bulamadan birkaç adımda Liva'nın yanına ulaştı. Liva daha ne olduğunu anlayamadan Eftalya onu duvara doğru itti ve bir eliyle boğazını kavradı.
"Ne arıyorsun burada?" dedi. Sesi öfkesini gizleyemeyecek kadar titriyordu.
Hepimiz birkaç saniye boyunca olduğumuz yerde kaldık. Olanları anlamlandırmaya çalışırken Liva'nın yüzündeki şaşkınlık giderek paniğe dönüştü. İlk toparlanan Özlem oldu. Hemen yanlarına gidip Eftalya'nın koluna uzandı.
"Eftalya, bırak onu!" diyerek onu geri çekmeye çalıştı ama Eftalya elini silkeleyip Özlem'i kendisinden uzaklaştırdı.
"Konuş!" diye çıkıştı Eftalya, Liva'nın boğazındaki tutuşunu biraz daha sıkılaştırarak. "Yoksa seni burada öldürürüm. Kim gönderdi seni?"
Liva güçlükle nefes almaya çalışırken başını iki yana salladı.
"Kimse... kimse göndermedi," dedi kesik kesik. "Sadece yanlış koğuşa girdim."
Eftalya'nın öfkesi dinmek bir yana daha da arttı. Liva'nın yüzünün kızardığını görünce bunun böyle devam etmesine izin veremeyeceğimi düşündüm. Arkalarından yaklaşıp Eftalya'nın omuzlarını tuttum.
"Eftalya, yeter. Bırak onu." Sesimi olabildiğince sakin tutmaya çalışsam da içimdeki telaşı gizleyemiyordum.
Eftalya ilk anda beni duymamış gibiydi. Birkaç saniye daha Liva'ya baktı. Sonra onu bırakması için omuzlarından çektiğimde bütün ağırlığıyla karşı koydu. Bir kez daha asıldığım anda dengesini kaybetmesini beklemeden ben geriye doğru sendeledim ve ayağım takılınca yere düştüm.
"Eftalya!" diye seslendi Özlem.
Eftalya sonunda durdu. Sanki az önce ne yaptığını ancak şimdi fark etmiş gibi eli yavaşça Liva'nın boğazından ayrıldı. Liva hemen duvardan uzaklaşıp öne doğru eğildi, bir elini boğazına götürerek derin bir nefes almaya çalıştı. Ardından birkaç kez öksürdü. Koğuş yeniden sessizliğe gömülürken geriye yalnızca Liva'nın toparlanmaya çalışan nefesi kaldı.
Bugün yalnızca bir dersimiz olmuştu. Aslında kalan zamanı koğuşta uzanıp dinlenerek geçirmeyi planlıyordum ama Eftalya ile Liva arasında yaşananlardan sonra uykumun bütün izleri silinmişti. Akşama kadar koğuştan çıkmadık. Daha doğrusu Eftalya'nın çıkmasına izin vermedik. Onu yalnız bırakırsak yeniden bir şey yapacağından değil, öfkesinin onu nereye sürükleyeceğinden korkuyorduk. Liva'yla tekrar karşılaşması ise düşünmek bile istemediğimiz bir ihtimaldi.
Saatler ağır ağır geçti. Koğuşta garip bir sessizlik vardı; kimse konuşmak için bir neden bulamıyor, bulsa bile kelimeleri ağzından çıkarmaya yanaşmıyordu. Eftalya yatağının ucunda oturmuş, karşısındaki duvara dalmıştı. Yüzünden hiçbir şey okunmuyordu. Ne düşündüğünü anlamak zordu. Asıl anlaşılmaz olan ise onu bu kadar öfkelendiren şeyin ne olduğuydu. Liva ise yaşananların ardından tek kelime etmeden koğuştan ayrılmıştı. Fakat kapıdan çıkarken yüzünde gördüğüm o belirsiz ifade, bunun onun için kapanmış bir mesele olmadığını açıkça anlatıyordu.
Ne kadar zaman geçtiğini fark etmemiştim ki kapı bir anda büyük bir gürültüyle açıldı. Hepimiz irkildik. Eftalya ile Rüya'nın bakışları aynı anda kapıya kayarken benim de dikkatimi içeri girenler çekti. Önde Tunga vardı. Hemen arkasında ise Sevda Komutan duruyordu. Tunga'nın yüzündeki öfke daha kapıdan içeri girmeden belli oluyordu. Sevda ise onun aksine sakin görünüyordu. Fazlasıyla sakin.
"Eftalya!"
İsmini duyar duymaz Eftalya yatağından kalktı. Tunga'nın bakışları üzerinde sabitlenmişti. Birkaç adımda önüne geldiğinde koğuşun havası bir anda değişti.
"Sen kimsin? Kim olduğunu sanıyorsun da kuralları çiğneyip kavga çıkarıyorsun?"
Eftalya'nın dudakları birbirine kenetlendi. Cevap vermek için ağzını açtı ama vazgeçti. Gözlerinin dolduğunu fark ettim. Ağlamamak için kendini zorladığı belliydi; çenesini sıktıkça yüzündeki gerginlik daha da belirginleşiyordu.
Tam o sırada kapı yeniden açıldı. Bu kez içeri Liva girdi. Yanında Riven'ın kardeşi Roza vardı. Liva'nın gelişiyle Eftalya'nın bakışları bir anlığına ona kaydı. Tunga bunu fark etmiş olacak ki sesini biraz daha sertleştirdi.
"Sen bu üniformayı taşımayı hak edecek olgunluğu henüz gösterememişsin, Eftalya. Bir asker öfkesine değil, aklına hükmeder."
Sözleri koğuşun içinde yankılandı. Eftalya başını eğdi. Omuzlarının hafifçe gerildiğini gördüm. Bir şey söylemesini bekledim ama sessiz kaldı.
Bu kadarının karşısında bizim de susmamız doğru gelmiyordu. Sevda Komutan'ın en azından bir şey söyleyeceğini düşündüm. Ona çevrilen bakışım karşılıksız kaldı. Sevda'nın yüzünde en ufak bir değişiklik yoktu. Sanki burada yaşananların hiçbirine karışmıyor, yalnızca olup biteni zihninde tartıyordu. Liva ise birkaç adım geride durmuş, belli belirsiz bir ifadeyle Tunga'yı ve Eftalya'yı izliyordu.
"Cezasını ben veririm, Tunga."
Sevda'nın sesi sakindi. Öylesine sakindi ki söylediklerinin ağırlığı ilk anda üzerime çökmemişti. Eftalya'yı koruyacağını düşünmüştüm. Onun yerine cezasını üstleniyordu.
İçimde bir şey buna itiraz etti.
"Sevda Komutanım, bence cezalandırmak yerine korumayı denemelisiniz."
Sözler ağzımdan çıktıktan sonra koğuşun sessizliği daha da ağırlaştı. Rüya'nın bana baktığını hissettim. Eftalya ise başını kaldırmıştı. Sevda birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemeden bana baktı. Ardından bulunduğu yerden ayrılıp ağır adımlarla üzerime doğru geldi.
Yaklaştıkça yüzündeki o ince alay daha belirgin hâle geldi.
"Bana emir verir hâle mi geldin, Sanem Kılıç?"
Soyadımı söylerken sesindeki vurgu değişti. Özellikle o kelimeyi seçmiş gibiydi.
Bakışlarımız birbirinden ayrılmadı. Bir an için koğuşta başka hiç kimse yokmuş gibi hissettim. Söyleyeceklerim dilimin ucuna kadar gelmişti ama Sevda'nın bakışları üzerimdeyken hangi kelimeyi seçersem seçeyim yanlış anlaşılacağını biliyordum.
Tam ağzımı açacakken Tunga'nın sesi araya girdi.
"Yeter."
Tek kelime yetmişti. İkimiz de ona döndük.
Tunga'nın öfkesi hâlâ geçmemişti ama bu kez bakışları Sevda ile benim aramda gidip geliyordu.
"Sanem bir emir vermedi. Bir düşüncesini söyledi."
Sevda'nın yüzündeki ifade değişmedi. Tunga ise sözünü sürdürdü.
"Eğer bir asker arkadaşının haksızlığa uğradığını düşünüyorsa bunu dile getirmesi disiplinsizlik değildir. Asıl mesele, neden bu noktaya geldiğimiz."
Bu kez bana döndü. Sesindeki sertlik azalmıştı ama söyledikleri hâlâ bir uyarı taşıyordu.
"Ama Sanem... Bir daha bir komutana karşı çıkmadan önce üslubunu kontrol edeceksin."
Başımı hafifçe sallamakla yetindim. Verecek bir cevabım vardı ama bu kez susmanın daha doğru olduğunu biliyordum.
O geceden sonra koğuşta kimse doğru düzgün konuşmadı. Eftalya yatağına uzandığında bile gözlerini kapatmadı. Tavana bakarak öylece kaldı. Ne düşündüğünü bilmiyordum ama içinde susturamadığı bir şey olduğu belliydi. Sessizliği, konuşmasından daha fazla şey anlatıyordu.
Ben de uzun süre uyuyamadım. Tunga'nın söyledikleri zihnimde dönüp duruyordu. Ardından Sevda'nın o sakin hâli, Liva'nın yüzündeki ifade ve Eftalya'nın gözlerindeki öfke birbirine karışıyordu. Gözlerimi kapattığımda bile gün boyunca yaşananlar zihnimde yeniden canlanıyordu.
Ne zaman uykuya daldığımı bilmiyordum. Sabahın ilk ışıkları koğuşun penceresinden içeri süzüldüğünde gözlerimi açtım. Birkaç saniye boyunca tavana bakıp nerede olduğumu anlamaya çalıştım. Sonra dün gece aklıma geldi.
Yeni bir gün başlamıştı.
Ama içimde, dün yaşananların geride kalmadığına dair açıklayamadığım bir his vardı.
Saatime uzanıp baktım. Diğerlerinin kalkmasına daha on beş dakika vardı. Yataktan çıkıp hızlıca üzerimi değiştirdim. Ardından Rüya'nın yanına gidip omzuna hafifçe dokundum.
"Rüya, kalk."
İlk denememde hiçbir tepki vermedi. Bir kez daha seslendim. Bu kez yalnızca battaniyenin altından anlaşılmayan bir ses geldi.
"Rüya..."
Sonunda onu uyandırmayı başardığımda ikimiz de aceleyle hazırlanıp koğuştan çıktık. Koridora adım attığımızda diğerlerinin hâlâ uykuda olduğunu düşündüm. Eğitim alanına doğru yürürken aklımda tek bir düşünce vardı: Bugün hiçbir şeyin dünkü kadar sakin geçmeyeceğini hissediyordum.
Eğitim alanına indiğimizde Kartal Timi'yle karşılaştık. Hepsinin gözleri aynı anda bize döndü. Demek ki bugünkü dersimiz onlarla olacaktı. Bir an duraksayıp Rüya'yla bakıştık. Sonra cesaretimizi toplayıp ilerledik ve bir köşeye geçtik. Bir yandan timimizi bekliyor, diğer yandan Kartal Timi'ni izliyorduk. Birkaç dakika sonra Tunga herkese görev verdi ve bize doğru ilerlemeye başladı. Bize doğru geldiğini görünce ayağa kalktık. Tunga önümüzde durdu.
"Eftalya ile Liva neden kavga etti? Sanem, sana güveniyorum. Doğruyu söyle."
Kısa bir an sustum. Tunga'nın bakışları üzerimdeydi. Yalan söyleyemezdim ama Eftalya'nın neden böyle davrandığını da tam olarak bilmiyordum.
"Komutanım, Liva odamızdaydı. Eftalya onu görünce bir şeyler çevirdiğini sandı. Bu yüzden saldırdı."
Tunga birkaç saniye sessiz kaldı. Yüzündeki ifade değişmemişti ama söylediklerimi dikkatlice değerlendirdiği belliydi.
"Birini sadece gördüğü için saldıracak kadar kontrolünü kaybetti mi?"
Sesi sertti. Başımı hafifçe eğdim.
"Hayır, komutanım. Ama... Liva'yı görünce geçmişten gelen bir şey tetiklenmiş olabilir."
Tunga kaşlarını hafifçe çattı.
"Geçmişten gelen bir şey mi?"
Sorusundaki merak hemen kayboldu ve yerini disiplinli bir ciddiyet aldı.
"Sanem, bir asker duygularını kontrol edemediğinde sadece kendine zarar vermez. Yanındaki herkesi de tehlikeye atar."
"Evet, komutanım."
Kısa bir sessizlik oldu. Tunga bakışlarını bir süre üzerimde tuttu. Sanki söylemediğim bir şey olup olmadığını anlamaya çalışıyordu.
"Eftalya sana bir şey anlattı mı?"
Sorusu karşısında bir an duraksadım.
"Hayır, komutanım."
Bu kez yalan söylememiştim. Eftalya bana hiçbir şey anlatmamıştı. Sadece gözlerindeki öfkeyi ve kırgınlığı görmüştüm. Tunga derin bir nefes aldı.
"Bu konu burada kapanmayacak."
Kalbim hızlandı.
"Komutanım?"
"Eğer iki asker arasında geçmişten gelen bir mesele varsa, bunu görev alanına taşımalarına izin vermem. Ama önce ne olduğunu bilmem gerekiyor."
Başını hafifçe çevirdi. Eğitim alanındaki diğer askerlere baktı.
"Sen Eftalya'nın yakın arkadaşısın, Sanem."
Bir an ne diyeceğimi bilemedim.
"Onu korumak istemeni anlıyorum. Ama bazen birini korumanın yolu onun yaptığı hatayı görmezden gelmek değildir."
Bu sözler ağır gelmişti. Çünkü haklıydı. Ama yine de içimde Eftalya'nın yalnız kaldığı hissi vardı.
"Anlaşıldı, komutanım."
Tunga başını hafifçe salladı.
"Git. Hazırlanın."
Tam yanımızdan ayrılacakken durdu.
"Sanem."
Başımı kaldırdım.
"Dün gece söylediklerin için... cesaretini anlıyorum."
Kısa bir sessizlik oldu.
"Ama bir daha bir komutanın karşısına çıkarken öfkenle değil, aklınla hareket et."
"Emredersiniz, komutanım."
Tunga arkasını dönüp uzaklaşırken ben bir süre onu izledim. Bazen insan birinin yanında olduğunu, söylediklerinden değil; zor anlarda nasıl davrandığından anlardı. Ve Tunga Arslan... Ne kadar sert görünürse görünsün, herkesten daha fazla şeyi fark ediyordu.
Birkaç dakika sonra timimiz geldi. Tunga'nın yanımızdan ayrılmasıyla birlikte herkes hazırlıklarını tamamladı ve eğitime başladık. Bugünkü eğitim her zamankinden daha yoğundu. Herkes sessizce görevine odaklanmış, verilen komutları eksiksiz yerine getirmeye çalışıyordu. Dün gece yaşananların etkisi hâlâ üzerimizdeydi ama görev sırasında kimse duygularına yer vermiyordu. Saatler süren eğitimin ardından sonunda bitiş komutu verildi. Hepimiz yorgun ama görevimizi tamamlamış olmanın verdiği rahatlıkla ekipmanlarımızı toplamaya başladık. Ardından ise Rüya ile yemekhaneye doğru yürümeye başladık.
"Sanem?"
"Efendim, Rüyam?"
"Bence bugün Eftalya ile konuşalım. Derdi neymiş, öğrenelim."
"Uygun bir zaman bulduğumuzda yapalım."
"Bugün akşam mesela?"
"Bakarız, kanka."
Diyerek yemekhaneye girdim. Rüya da peşimden geldi. Biraz ilerledikten sonra Sevda Komutan ile Tunga'yı gördüm. Bir masada oturmuş, bir şeyleri tartışıyorlardı. Gözlerimle bizim timi aradım ve onları Pars Timi'yle birlikte otururken gördüm. Eftalya da masadaydı. Rüya'yla birlikte onların yanına doğru ilerledik.
Bizi görünce Özlem elini kaldırdı.
"Buradayız!"
Yanlarına oturduğumuzda Eftalya bana kısa bir bakış attı. Yüzündeki gerginliği fark etmiştim ama bu kez üzerine gitmemeye karar verdim. Rüya yanıma otururken kulağıma doğru eğildi.
"Akşam konuşacağız, unutmadın değil mi?"
"Unutmadım."
Eftalya ikimize baktı.
"Neyi konuşacaksınız?"
"Hiçbir şey," dedim hemen.
Rüya gülümseyerek araya girdi.
"Sanem'in benimle özel bir konuşması var."
Eftalya şüpheyle bize baktı ama daha fazla sormadı. Tam o sırada yan masadan tanıdık bir ses duyuldu.
"Ula uşağum, sen ne edeysun orada?"
Başımı çevirince Tahir'in ayağa kalkmış, ellerini beline koymuş hâlde Tunga'yı taklit ettiğini gördüm. Uraz kahkahasını tutmaya çalışıyordu.
"Tahir, bırak şunu," dedi.
Tahir hiç aldırmadan devam etti.
"Bak uşağum, sana son kez söylirem. O teçhizatı düzgün tak. Yoksa seni öyle bir süründürürüm ki dağın öbür tarafına çıkarsun!"
Masamızdaki herkes bir anda gülmeye başladı. Riven bile başını eğip gülümsemesini saklamaya çalışıyordu. Ben ise kahkahamı tutamıyordum. Tahir bu kez Tunga'nın yürüyüşünü de taklit etmeye başladı. Omuzlarını dikleştirip ağır ağır yürüdü.
"Ben Tunga Arslan. Gülmek yok. Konuşmak yok. Nefes almak bile izne tabi."
Uraz masaya vurdu.
"Yeter, oğlum!"
Tahir kahkaha atarak devam etti.
"Bir de sabah eğitiminde ne diyor? 'Rahat!'"
Bir anda yüzünü sertleştirip tok bir sesle bağırdı:
"RAHAT!"
Tam o sırada arkasından gerçek bir ses geldi.
"Ben de seni rahatlatayım istersen."
Tahir'in yüzündeki gülümseme anında silindi. Masadaki herkes bir anda sustu. Başımı kaldırdığımda Tunga'nın birkaç metre ötede durduğunu gördüm. Tahir yavaşça arkasını döndü.
"Komutanım..."
Tunga kollarını göğsünde birleştirmiş, ona bakıyordu.
"Devam et."
Tahir yutkundu.
"Ne?"
"Az önce çok güzel taklit ediyordun. Devam et."
Masadan bastırılmış birkaç gülüş yükseldi. Tahir ne yapacağını bilemedi.
"Komutanım, ben sadece..."
Tunga kaşını hafifçe kaldırdı.
"Karadeniz şiven de oldukça başarılı."
Bu kez masadaki herkes kahkahaya boğuldu. Tahir başını öne eğdi.
"Teşekkür ederim komutanım."
"Rica ederim."
Tunga birkaç saniye ona baktı.
"Yarın sabah ilk koşuyu sen yöneteceksin."
Tahir'in yüzü düştü.
"Komutanım, şaka yapıyordum."
"Ben yapmıyorum."
Tunga arkasını dönüp uzaklaşırken Tahir arkasından baktı.
"Ben bu timde niye sürekli cezalandırılıyorum?"
Riven sakin bir şekilde cevap verdi.
"Çünkü susmuyorsun."
Tahir ona döndü.
"Sen de mi?"
Riven omuz silkti.
"Gerçekleri söylüyorum."
Yine gülmeye başladık. Tam o sırada yemekhanenin girişine doğru baktım. Batu geliyordu. Yanında ise Liva vardı. İkisini birlikte görünce gülümsemem yavaşça kayboldu. Eftalya da onları fark etmişti. Elindeki çatal havada kaldı. Yüzündeki ifade bir anda değişti. Az önceki kahkahalardan eser kalmamıştı.
Batu ve Liva masaya doğru yaklaştılar. Batu, Eftalya'ya kısa bir bakış attı.
"Eftalya."
Eftalya cevap vermedi. Liva da sessizce Batu'nun yanında duruyordu. Rüya bana baktı. Ben de ona baktım. İkimiz de Eftalya'nın neden böyle davrandığını anlamıştık. Batu masaya oturmak için sandalyeyi çekerken Eftalya bir anda ayağa kalktı.
"Benim işim var."
Özlem şaşkınlıkla ona baktı.
"Daha yeni geldin."
"İşim çıktı."
Sesindeki gerginlik o kadar belirgindi ki hiçbirimiz onu durdurmaya çalışmadık. Eftalya tepsisini aldı. Batu'nun yanından geçerken bir an durdu. İkisi göz göze geldi. Eftalya'nın bakışlarında öfke vardı. Batu ise hiçbir şey söylemeden ona baktı. Eftalya gözlerini kaçırdı ve masadan uzaklaştı. Ben arkasından bakarken Rüya sessizce kulağıma eğildi.
"Sanem..."
"Evet?"
"Bu işte kesinlikle bir şey var."
Başımı hafifçe salladım.
"Bence de."
Ama gözlerim hâlâ Eftalya'nın arkasından giden siluetteydi. Batu'nun yanındaki Liva'ya baktım. Sonra tekrar Eftalya'nın gittiği koridora çevirdim gözlerimi. Dün yaşanan kavga artık tesadüf gibi görünmüyordu.
"Sanem!"
Hemen ayağa kalkıp seslenen kişiye döndüm. Sevda Komutan'dı. Eliyle yanına gelmemi işaret etti. Timime kısa bir bakış attıktan sonra yanına doğru yürüdüm.
Yanına vardığımda hiçbir şey söylemeden başıyla koridoru işaret etti. Birlikte beşinci kata çıktık. Komutan odalarının bulunduğu bu katta, diğer katlarda olduğu gibi birkaç toplantı odası vardı. Sevda kapılardan birinin önünde durup içeri girdi. Ben de peşinden girdim. Kapıyı arkamdan kapatıp önüme döndüğüm anda daha önce hiç görmediğim bir adamla göz göze geldim. Adam birkaç saniye beni inceledikten sonra konuştu.
"Sanem, sen misin?"
"Evet. Siz kimsiniz?"
Cevap vermesine fırsat kalmadan Sevda konuştu.
"Kevka Timi'nin Komutanı, Argun Aksoy."
Argun başını hafifçe salladı.
"Memnun oldum, Sanem."
"Ben de komutanım."
Birkaç saniye sessizce beni inceledi. Ardından konuşmaya başladı.
"Seni daha önce değerli meslektaşım Tunga'dan duydum. Hakkında oldukça iyi şeyler söyledi."
Ne diyeceğimi bilemeyip sadece başımı salladım.
"Şimdi seni bir görev için görevlendirmek istiyorum. Uygun musun?"
"Elbette, komutanım. Nasıl bir görev?"
"İki gün önce bir aile ormanda kamp yapmak için bölgeye gitmiş. Ancak küçük kızları kamptan kaybolmuş."
Bir an durdu.
"Polis ekipleri iki gündür bölgede arama yapıyor fakat henüz herhangi bir iz bulamadılar. Biz de yardımcı olmak için devreye gireceğiz."
Başımı salladım.
"Anlaşıldı, komutanım. Göreve kiminle gideceğim? Kendi timimle mi?"
Argun'un yüzündeki ifade hafifçe değişti.
"Hayır."
Kısa bir sessizlik oldu.
"Kevka Timi'yle gideceksin."
Şaşkınlıkla ona baktım.
"Komutan olarak. Rütben ve son operasyondaki kararların nedeniyle bu görevde saha komutanlığı yapmanı uygun gördük.”
Toplantı odasından çıktığımda kafam hâlâ söyledikleriyle meşguldü. Kevka Timi'yle görev yapacaktım. Üstelik komutan olarak. Böyle bir görevi beklemiyordum. Daha önce birçok operasyona katılmıştım ama ilk kez başka bir timin başında görev alacaktım.
Koridorda ilerlerken Sevda birkaç adım önümde yürüyordu. Sessizliğini bozmayınca ben de konuşmadım. Beşinci kattan aşağı indik ve sonunda koğuşların bulunduğu kata geldik. Sevda kapının önünde durdu.
"Yarın sabah hazırlıklı ol."
"Emredersiniz, komutanım."
"Bu gün dinlen. Görev ayrıntıları sana yarın iletilecek ondan sonraki gün ise görev başlayacak."
Başımı salladım. Sevda uzaklaşırken bir süre arkasından baktım. Sonra koğuşa girdim. Kapıyı açtığımda kızların hâlâ içeride olduğunu gördüm. Rüya yatağının üzerinde oturmuş bir şeyler anlatıyor, Özlem onu dinlerken Eftalya sessizce yatağında oturuyordu. Beni görünce Rüya hemen başını kaldırdı.
"Neredeydin?"
"Sevda Komutan çağırdı."
Rüya merakla kaşlarını kaldırdı.
"Niye?"
Çantamı yatağımın üzerine bıraktım.
"Bir görev çıktı."
Rüya'nın yüzündeki gülümseme kayboldu.
"Yine mi?"
"Evet."
Özlem de bize doğru döndü.
"Ne görevi?"
Bir an duraksadım.
"Tam olarak bilmiyorum. Yarın detayları verecekler."
Rüya yatağından kalkıp yanıma geldi.
"Bizim timle mi gidiyorsun?"
Başımı iki yana salladım.
"Hayır."
"Kimle?"
"Kevka Timi'yle."
Rüya'nın yüzündeki şaşkınlık hemen belli oldu.
"Kevka Timi mi?"
"Evet."
"Sen mi?"
"Evet, ben."
Rüya birkaç saniye hiçbir şey söylemeden yüzüme baktı.
"Sanem... Sen komutan olarak mı gidiyorsun?"
Derin bir nefes aldım.
"Evet."
Koğuşun içinde kısa bir sessizlik oluştu. Özlem şaşkınlıkla bana bakarken Rüya'nın yüzünde yavaş yavaş bir gülümseme oluştu.
"Vay be."
"Ne?"
"Sanem Kılıç, kendi timi olmadan göreve çıkıyor ve üstelik komutan olarak."
Gülümsemeye çalıştım.
"Abartma."
"Abartmıyorum. Bence senin için büyük bir şey."
Tam o sırada Eftalya'nın sessizce bize baktığını fark ettim.
"Ne görevi?" diye sordu.
Ses tonunda belli belirsiz bir merak vardı.
"Ormanda kaybolan küçük bir kız varmış."
Eftalya'nın yüzündeki ifade bir anda değişti.
"Kaybolan mı?"
"Evet."
"Kaç yaşında?"
Sorusu karşısında şaşırdım.
"Bilmiyorum. Detayları yarın öğreneceğim."
Eftalya birkaç saniye düşündü. Sonra bakışlarını kaçırdı.
"Umarım bulunur."
"Bulacağız."
Bu söz ağzımdan düşünmeden çıkmıştı. Rüya bana baktı.
"Bu kadar emin misin?
Başımı salladım.
"Bir çocuğu bulmaya gidiyorsak, onu bulmadan dönmeyeceğiz."
Rüya gülümsedi.
"İşte benim Sanem'im."
Ben de gülümsedim. Ama içimde garip bir huzursuzluk vardı. Sadece kayıp bir çocuğu arayacağımızı düşünüyordum. Fakat nedenini bilmediğim bir şekilde, bu görevin sıradan bir arama kurtarma görevi olmayacağını hissediyordum.
Timimizin birkaç dersi daha olduğu için kızlar eğitim alanına gitmek zorunda kaldı. Ben ise koğuşta yalnız kaldım.
Bir süre yatağımda uzanıp uyumaya çalıştım ama ne yaptıysam gözlerimi kapatamadım. Yeni görevin heyecanı içimi öylesine kaplamıştı ki aklım sürekli aynı soruların etrafında dönüp duruyordu. Nasıl bir görev olacaktı?
Kevka Timi beni nasıl karşılayacaktı? Ve en önemlisi... Küçük kızı bulabilecek miydik?
Bir süre daha yatağımda dönüp durduktan sonra pes ettim. Biraz dolaşmaya karar verdim. Koğuştan çıkıp koridorda ilerledim. Sessiz adımlarım boş koridorda yankılanırken ikinci kata indim. Koridorun köşesini döndüğüm anda iki tanıdık siluet gördüm.
Riven ve Tahir.
İkisi de koridorun ortasında durmuş bir şeylerle uğraşıyordu. Kaşlarımı çattım. Acaba yine ne soytarılık yapıyorlardı? Sessizce birkaç adım daha yaklaştım. Beni henüz fark etmemişlerdi. Tahir telsizi ağzına yaklaştırdı.
"Dinle beni asker!"
Bir an durdu, ardından boğazını temizleyip sesini kalınlaştırdı.
"Ben Komutan Tunga Arslan."
Riven ona boş boş baktı.
"Hiç benzemedi."
Tahir kaşlarını çattı.
"Bir dakika. Daha yeni başladım."
Telsizi tekrar ağzına götürdü.
"Derhâl ikinci kattaki bütün nöbetçileri toplayıp eğitim alanına gönderiyorsunuz."
Riven başını iki yana salladı.
"Tunga böyle konuşmaz."
"Nasıl konuşur?"
"Bağırmadan korkutur."
Tahir birkaç saniye düşündü.
"Doğru."
Sonra yüzünü ciddileştirip Tunga'nın sesini taklit etmeye çalıştı.
"Nöbetçi."
Sesindeki ciddiyet yüzünden kendimi zor tutarak gülmemeye çalıştım.
"Emredin, komutanım."
Tahir bu kez daha da ileri gitti.
"Beş dakika içinde bütün nöbetçiler eğitim alanında olacak."
Riven sakince ekledi:
"Ve kimse nedenini sormayacak."
Tahir ona döndü.
"İşte! Bunu söylemek aklıma gelmemişti."
"Çünkü kötü fikir."
"Sen de yardım ediyorsun ama."
Riven omuz silkti.
"Merak ettim."
Tam o sırada telsizden gerçek bir ses geldi.
"Komutanım, emriniz anlaşılamadı. Tekrar eder misiniz?"
Tahir'in gözleri parladı.
"İşe yarıyor!"
Riven hemen telsizi elinden aldı.
"Bir dakika."
Tahir itiraz etti.
"Ne yapıyorsun?"
"Sesini daha iyi taklit edeceğim."
Riven'ın yüzündeki ciddi ifadeyi görünce şaşırdım. Telsizi ağzına götürdü.
"Emri tekrar ediyorum."
Bu sefer sesi Tunga'ya o kadar çok benziyordu ki ben bile bir an gerçekten Tunga konuşuyor sandım.
"İkinci kattaki nöbetçiler, eğitim alanına geçecek. Beş dakika."
Telsizden hemen cevap geldi.
"Emredersiniz, komutanım."
Tahir'in yüzünde şeytani bir gülümseme oluştu.
"İşte bu!"
Ben artık dayanamayıp arkalarından konuştum.
"Çok güzel."
İkisi de aynı anda dondu. Tahir yavaşça arkasını döndü. Beni görünce yüzündeki gülümseme kayboldu.
"Sanem..."
Kollarımı göğsümde birleştirdim.
"Devam edin. Gerçekten çok merak ettim."
Riven bana bakarak,
"Tahir yaptı." diyince yüzüme bir tebessüm kondu.
Tahir şaşkınlıkla ona döndü.
"Ne? Sen de yaptın!"
"Ben sadece sesini düzelttim."
"Sesimi düzelttin ne demek?"
Onlara doğru birkaç adım attım.
"Komutan Tunga'nın sesini taklit edip nöbetçilere emir mi veriyorsunuz?"
Tahir başını eğdi.
"Teknik olarak..."
"Teknik olarak?"
"Biz sadece..."
Bir an düşündü.
"...iletişim becerilerimizi geliştiriyorduk."
Riven hiç düşünmeden ekledi:
"Başarısız olduk."
Kendimi tutamayıp güldüm.
"İkiniz de gerçekten akıllanmayacaksınız."
Tahir telsizi cebine koydu.
"Sanem, aramızda kalabilir mi?"
"Hayır."
"Niye?"
"Çünkü birazdan Tunga Komutan'ın kulağına gidecek."
Tahir'in yüzü bir anda düştü.
"Ben daha genç ölmek istemiyorum."
Riven sakin bir şekilde:
"Ölmezsin."
Tahir umutla ona baktı.
"Gerçekten mi?"
"Hayır. Önce eğitim alanında süründürülürsün."
Bir an sessizlik oldu. Sonra ikimiz de gülmeye başladık. Tahir ise yüzünü buruşturdu.
"Bu timde bana hiç saygı yok."
"Saygı mı?"
Arkadan gelen sesle hepimiz sustuk. Üçümüz aynı anda döndük. Koridorun diğer ucunda Tunga duruyordu. Tahir'in yüzündeki ifade görülmeye değerdi. Tunga ağır adımlarla yanımıza geldi. Bakışlarını önce Tahir'e, sonra Riven'a çevirdi.
"Demek saygı istiyorsun."
Tahir yutkundu.
"Komutanım..."
Tunga elini uzattı.
"Telsizi ver."
Tahir birkaç saniye tereddüt etti. Sonra telsizi uzattı. Tunga telsizi aldı, Tahir'e baktı ve sakin bir sesle konuştu.
"Beş dakika."
Tahir'in yüzü düştü.
"Nereye, komutanım?"
"Eğitim alanına."
Riven başını öne eğip gülmemeye çalışırken Tunga bu kez ona baktı.
"Sen de."
Riven'ın yüzündeki sakin ifade ilk kez bozuldu.
"Emredersiniz, komutanım."
Tunga arkasını dönüp uzaklaşırken Tahir bana baktı.
"Sanem."
"Efendim?"
"Bir daha benimle konuşurken beni görmemiş gibi yap."
"Memnuniyetle."
Tahir iç çekti.
"Bu üs benim yeteneklerimi hak etmiyor."
Riven omzuna dokundu.
"Koş."
Tahir homurdanarak onun peşinden eğitim alanına doğru ilerledi. Ben ise arkalarından bakarken istemsizce gülümsedim. Galiba bu üsse alışmaya başlamıştım.
Akşam olduğunda koğuşa dönüp Rüya'yı ve diğer kızları beklemeye başladım. Birkaç dakika sonra kapı açıldı. Kızlar kendi aralarında konuşup gülüşerek içeri girdiler. Günün ağırlığı üzerlerinden biraz olsun kalkmış gibiydi. Rüya beni görünce diğerlerinden ayrılıp doğrudan yanıma geldi ve yatağın kenarına oturdu.
"Eftalya'yla konuşma zamanı."
Başımı salladım. Gün boyunca aklımızın bir köşesinde duran mesele, sonunda kaçamayacağımız kadar yakınımıza gelmişti. Gözlerim Eftalya'yı buldu. Çantasını yatağının üzerine bırakmakla meşguldü.
"Eftalya."
Başını çevirip bana baktı. "Efendim?"
"Gel, biraz konuşalım."
Birkaç saniye yüzüme baktı. Ne konuşacağımızı tahmin etmiş olmalıydı. Yine de bir şey söylemeden yanımıza geldi ve karşımızdaki yatağa oturdu.
"Dinliyorum."
Rüya fazla uzatmadan söze girdi.
"Bak Eftalya, bize yalan söylemenin anlamı yok. Biz kardeş gibiyiz. Ne olursa olsun yanında oluruz. O yüzden... ne olduysa bize anlat."
Eftalya'nın bakışları yere indi. Parmaklarını birbirine geçirip bir süre öylece durdu. Sanki söyleyeceği şeyleri zihninde sıraya koymaya çalışıyordu.
"Evet."
Rüya bana kısa bir bakış attı. Ardından yeniden Eftalya'ya döndü.
"Batu, Liva ve senin arasında tam olarak ne var?"
Bu kez Eftalya'nın yüzündeki ifade değişti. Omuzları gerildi. Liva'nın adını duymak bile yetmişti.
"Ne yaşandı?" diye devam etti Rüya. "Liva'yı gördüğün anda neden böyle tepki verdin?"
Eftalya hemen cevap vermedi. Derin bir nefes aldı, sonra gözlerini başka tarafa çevirdi.
"Annemle babamın ayrı olduğunu size söylemiştim."
Başımı salladım. "Evet."
"Annemin bir kazada öldüğünü de..."
Cümlesinin devamı gelmedi. Birkaç saniye boyunca sustu. Sonunda dudaklarını birbirine bastırıp devam etti.
"Size anlatmadığım şeyler var."
Rüya'nın yüzündeki ifade yumuşadı. "İstersen yavaş yavaş anlat."
Eftalya başını hafifçe salladı.
"Babam annemden sonra... değişti."
Sesi çok alçaktı. Bir an kelime aradı.
"Annemin onu terk etmesini kabullenemedi. Öfkeliydi. Ama bu sadece kızgınlık değildi. Anneme karşı takıntılı bir hâle geldi."
Ellerini dizlerinin üzerinde sıktı.
"Batu ise babama hep güvendi. Onu herkesten çok severdi. Ben ise..." Bir an durdu. "Ben onun anlattığı şeylere hiçbir zaman inanmadım."
"Babandan mı bahsediyorsun?" diye sordum.
Eftalya başını salladı.
"Babamın bazı şeyleri sakladığını biliyordum. Batu'ya defalarca anlatmaya çalıştım. Ama beni dinlemedi. Ona göre ben sadece babama karşı öfkeliydim."
Gözlerinin dolduğunu gördüm. Bu kez başını kaldırmadı.
"Sonra bir gün babam Batu'dan annemin nerede olduğunu öğrenmesini istedi."
Rüya'nın kaşları çatıldı.
"Neden?"
"Ben de aynı şeyi merak ettim." Eftalya kısa bir nefes verdi. "Batu da sormuş. Babam birkaç gündür takip edildiğini, annemi korumak istediğini söylemiş. Batu da inanmış."
Bir süre sustu.
"Annemin yerini öğrenmiş."
Sesi daha da kısıldı.
"Ve babama söylemiş."
Koğuşta kimse konuşmadı. Eftalya'nın gözleri bir noktaya takılmıştı.
"Sonra annemin öldüğü haberini aldık."
Rüya'nın yüzündeki ifade değişti.
"Kaza mı?"
Eftalya bu kez doğrudan ona baktı.
"Öyle söylediler."
İki kelimenin ardından uzun bir sessizlik bıraktı.
"Şüpheli bir trafik kazasıydı."
Başını eğdi.
"Batu o zaman bir şeylerin ters olduğunu anlamış. Ama artık çok geçti. Babam onu susturmak için..." Sesi titredi. "Beni bir daha göremeyeceğini söylemiş."
İçimden bir şey çekildi sanki.
"Yıllarca benden gerçeği sakladılar."
Gözünden tek bir damla yaş süzüldü. Eftalya hemen silmedi.
"Ben annemin gerçekten nasıl öldüğünü çok sonra öğrendim."
Rüya biraz daha yaklaştı.
"Peki Liva bunun neresinde?"
Eftalya'nın parmakları yeniden birbirine kenetlendi.
"İşte korktuğum şey de bu."
Birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.
"Liva buraya tesadüfen gelmedi, Sanem."
İçimdeki huzursuzluk yeniden kendini gösterdi.
"Neden geldi?"
Eftalya gözlerini kapattı. Sanki vereceği cevap, söylemek istemediği başka bir gerçeğin kapısını açacaktı.
"Çünkü babamın yaptıklarını bilen biri vardı."
"Kim?"
"Liva'nın babası."
Rüya'nın yüzündeki şaşkınlık gizlenemedi.
"Liva'nın babası mı?"
Eftalya başını salladı.
"Babamla eskiden birlikte çalışıyorlardı. Ne iş yaptıklarını hiçbir zaman tam olarak öğrenemedim. Babam o konuda konuşmazdı. Ama annem öldükten sonra bazı şeylerin birbirine bağlandığını fark etmeye başladım."
"Ne gibi?"
"Liva'nın babası annemin ölümünün kaza olduğuna inanmıyordu."
Rüya'nın bakışları sertleşti.
"Neden?"
"Çünkü annem ölmeden önce babamın onu takip ettirdiğini öğrenmiş."
Bu kez ben araya girdim.
"Sonra?"
Eftalya'nın bakışları yere kaydı.
"Sonra ortadan kayboldu."
"Nasıl yani?"
"Bir gün vardı. Sonra yoktu."
Eftalya'nın sesi titremeye başlamıştı.
"Hiçbir iz bırakmadan."
Rüya'nın gözleri büyüdü.
"Babası öldü mü?"
"Babam öyle söyledi."
Kısa bir sessizlik.
"Ama ben ona hiç inanmadım."
Eftalya'nın yüzündeki acı, öfkenin yerini almıştı.
"Liva yıllar sonra karşıma çıktığında..." dedi ve sustu.
"Ne oldu?"
"Liva'nın babasını aradığını düşündüm."
"Yalnızca bunu mu düşündün?" diye sordum.
Eftalya başını kaldırdı. Bakışlarında korkuya benzeyen bir şey vardı.
"Hayır."
Bir an bekledi.
"Liva bana bir şey söyledi."
Rüya hemen öne eğildi.
"Ne söyledi?"
"Annemin ölümünden önce çekilmiş bir fotoğrafı olduğunu."
İkimiz de sustuk.
"Fotoğrafta annem yalnız değilmiş."
"Kim varmış?" diye sordum.
Eftalya'nın cevabı gecikmedi.
"Babam."
İçimden soğuk bir ürperti geçti.
"Ama bu tek başına bir şey kanıtlamaz," dedim. "Babanın orada olması..."
"Biliyorum."
Eftalya sözümü tamamlamama izin vermedi. Sesinde ilk kez öfkeye benzeyen bir sertlik vardı.
"Ben de aynı şeyi söyledim."
Sonra biraz sakinleşti.
"Ama fotoğrafın arkasında bir tarih varmış."
Rüya kaşlarını çattı.
"Hangi tarih?"
"Annemin öldüğü günden bir gün önce."
Kimse konuşmadı.
Bir fotoğraf. Bir tarih. Ve yıllardır cevapsız kalmış bir ölüm.
Eftalya ellerini dizlerinin üzerinde birleştirdi.
"Liva fotoğrafı bana gösterecekti."
"Sonra?"
"Tam konuşacaktık ki Batu geldi."
Batu'nun adı geçince Eftalya'nın yüzündeki ifade yeniden değişti.
"Batu ne yaptı?"
"Hiçbir şey."
"Hiçbir şey mi?"
"Hayır. Ama Liva'yı gördüğü an..." Eftalya durdu. "Yüzündeki ifadeyi gördüm."
Rüya bana baktı. Ben de Eftalya'nın devam etmesini bekledim.
"Onu tanıyor muydu?" diye sordum.
Eftalya acı bir gülümsemeyle başını kaldırdı.
"Tanımakla kalmıyor."
Sözlerinin devamını bekledik.
"Bir süredir görüşüyorlar."
Bir an ne diyeceğimi bilemedim.
"Yani Batu, Liva'nın kim olduğunu biliyor?"
"Evet."
"Ve sen bunu ne zamandır biliyorsun?"
"Birkaç zamandır."
"Öyleyse neden şimdi anlatıyorsun?"
Eftalya'nın gözleri yeniden doldu.
"Çünkü Liva'nın buraya gelmesinden korkuyorum."
"Onun sana zarar vereceğini mi düşünüyorsun?"
Başını iki yana salladı.
"Hayır."
Cevabı beklemediğim kadar netti.
"Babamın peşinde."
Rüya'nın yüzündeki ifade değişti.
"Babasıyla ilgili gerçeği öğrenmek istiyor."
Eftalya başını salladı.
"Ve eğer gerçekten babasının bıraktığı şeylerin peşindeyse..." Sesi giderek kısıldı. "Bir gün Batu'ya ulaşacak."
Rüya hemen karşılık verdi.
"Batu zaten onunla görüşüyor."
"İşte beni korkutan da bu."
"Belki Batu gerçeği öğrenmeye çalışıyordur."
Eftalya bir süre düşündü. Sonra gözlerini kaçırdı.
"Umarım."
Bu iki kelime, söylediği her şeyden daha ağır geldi.
Bir süre sonra yeniden bana baktı.
"Çünkü Batu babamın yaptıklarını gerçekten öğrenirse..."
Cümlesinin devamını getirmedi. Buna gerek de yoktu. Ne söylemek istediğini yüzünden anlayabiliyordum.
"Onunla aynı çatı altında bile kalamaz."
Eftalya sustuğunda koğuş yine sessizliğe gömüldü. Az önce duyduklarımın hepsini bir araya getirmeye çalışıyordum. Liva'nın gelişi, Eftalya'nın ona karşı duyduğu öfke, Batu'yla arasındaki bağ... Hiçbiri artık eskisi kadar anlamsız görünmüyordu.
Eftalya'nın Liva'yı gördüğü anda neden kendini kaybettiğini de şimdi daha iyi anlıyordum. Liva yalnızca geçmişten çıkıp gelmiş biri değildi. Babasının yarım bıraktığı bir şeyin peşindeydi. Ve o şey, yıllardır Eftalya'nın ailesinin içinde saklı kalmıştı.
Mesele yalnızca annesinin ölümü değildi artık.
Geçmiş, onları bulmuştu.
Ve bu kez kapıyı çalan kişinin gitmeye hiç niyeti yoktu.
Bölüm etkileşimi
