4. bölüm / 6
Taçsız VarisBîGÂNE
Bölümler 6Şu an: BîGÂNE
- 1 GİRİŞ1.299 kelime
- 2 KAYIP2.250 kelime
- 3 GÖLGE754 kelime
- 4 BîGÂNE1.901 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 YÜZLEŞME4.393 kelime
- 6 KEVKA1.536 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İki hafta sonra…
Yemekhaneye girdiğimde yine oldukça kalabalıktı. Bu kalabalıkta bizim timi bulup onlara doğru ilerlemeye başladım. Yanlarına oturduğumda Eftalya'nın biraz gergin olduğunu fark ettim ama üzerinde çok durmadım. Kızların bakışı bana döndü. Rüya hafifçe gülümsedi ve bir yönü işaret etti. İşaret ettiği yöne dönünce Kartal Timi'ni gördüm ama garip olan, Batu'nun yanında daha önce hiç görmediğim, tanımadığım kısa sarı saçlı bir kız oturuyordu. Her zamanki sert ifadesinin aksine Batu'nun yüzünde alışık olmadığım bir sakinlik vardı. Önüme döndüğümde Rüya bana imalı bir şekilde baktı. Eftalya'nın gerginliği bu yüzden miydi acaba?
"Eftalya?" Sesimdeki merakı gizleyemedim.
Eftalya bakışlarını bana kaldırdı.
"Efendim?" dedi boş bir ifadeyle.
"Batu'nun yanındaki kız kim?"
"Bilmiyorum." dedi. Ardından tepsisini aldı.
"Afiyet olsun." diyerek yanımızdan uzaklaştı.
Eftalya uzaklaşırken Rüya ile göz göze geldik ama ikimiz de bir şey söylemedik. Ardından Nilüfer yeni bir konu açarak dikkatleri başka yöne çekti.
Yemekhanedeki uğultu devam ederken bir anda metal bir ses duyuldu.
Tak!
Herkes aynı anda o tarafa döndü. Tahir elindeki tepsiyi havaya kaldırmış, masanın üzerinde duran boş bardaklara bakıyordu. Ne yaptığını anlamam birkaç saniye sürdü. Yan masada oturdukları için konuşmaları ister istemez kulağıma geliyordu.
"Ne yapıyorsun sen?" diye sordu Uraz şaşkınlıkla.
Tahir hiç bozuntuya vermeden, "Bir şey deniyorum." dedi.
Rüya'yla bir an göz göze geldik. Kendimi gülmemek için zor tutuyordum gerçekten. Riven karşısında oturmuş onu izliyordu. Her zamanki sakin ifadesi yüzündeydi.
"Yine mi?"
Tahir kaşlarını kaldırdı.
"Yine ne?"
"Geçen sefer eğitim alanında da 'bir şey deniyorum' demiştin."
Kısa bir sessizlik oldu. Rüya merakla sordu:
"Sonra ne olmuştu?"
Riven çatalını bıraktı.
"Komutan Tunga'nın önünde çamura düşmüştü."
Herhalde Tahir'in düşmeye zaafı var. Masadaki birkaç kişinin kahkahaları duyuldu. Tahir hemen itiraz etti.
"Düşmedim. Kontrollü iniş yaptım."
Tam o anda yanından geçen bir asker, Tahir'in bıraktığı küçük su şişesine çarptı. Şişe kaydı. Tahir refleksle uzandı. Yakalamaya çalışırken sandalyesi geriye doğru kaydı. Bir saniye sonra... Güm!
Tahir yere düşmüştü.
Yemekhanede öyle bir kahkaha koptu ki anlatamam. Sonra Riven sakin bir şekilde:
"Kontrollü müydü?" dedi.
Bu sefer ben bile kontrolümü kaybetmişçesine gülüyordum. Tahir yerden kalkarken,
"Bu timde bana saygı duyan biri yok mu?" diye sordu.
Tunga'nın sesi arkadan geldi.
"Yok."
Herkes bir anda sustu. Tunga yanımızdan geçerken bir an durdu. Bakışlarını önce Tahir'e, sonra bize çevirdi.
"Yemeğinizi soğutmadan bitirin."
Kısa bir sessizlik oldu. Ardından hafifçe ekledi:
"Yarın yine eğitim var."
Tahir'in yüzü düştü.
"Komutanım, az önce yaşadığım travmayı atlatmam lazım."
Tunga ona dönerek,
"İlk önce yürümeyi öğren." deyince, masadan birkaç kahkaha daha yükseldi. Tunga hiçbir şey olmamış gibi arkasını döndü ve yemekhaneden çıktı.
Birkaç saniye daha masada oturup yaşananları konuştuk. Tahir hâlâ kendini savunmaya çalışıyor, Riven ise her zamanki sakin tavrıyla onu izliyordu. Sonunda biz de kalktık ve koğuşlara doğru yol aldık.
Koridorlarda yürürken yüzümde istemsiz bir gülümseme vardı. Mağaranın karanlığından sonra böyle basit bir anın bile ne kadar değerli olduğunu yeni fark ediyordum. O kadar yorulmuştum ki... Bir an önce yatağıma girip uyumak istiyordum.
Kızlarla koğuşa girdiğimizde Sevda bana baktı.
"Sen nereye?" diye sorunca, bir an duraksadım.
"Bir sıkıntı mı var, Komutanım?" diye sordum.
"Nöbetçisin, Sanem!"
İçimden derin bir nefes verdim.
Tabii ki...
Tam iki hafta sonra ilk defa rahat bir gece geçireceğimi düşünürken, beni bekleyen şey yatağım değil, soğuk bir nöbet kulübesiydi.
Nöbet kulübesinde oturmuş öylece dikiliyordum. Bir silaha bakıyor, bir de gece kulübesindeki camdan görünen lambaya bakıyordum. Üs geceleri bambaşka görünüyordu. Gündüzleri hareketli, seslerle dolu olan yer şimdi neredeyse tamamen boşalmış gibiydi.BÎGÂNE
İki hafta sonra...
Yemekhaneye girdiğimde yine oldukça kalabalıktı. Bu kalabalıkta bizim timi bulup onlara doğru ilerlemeye başladım. Yanlarına oturduğumda Eftalya'nın biraz gergin olduğunu fark ettim ama üzerinde çok durmadım. Kızların bakışı bana döndü. Rüya hafifçe gülümsedi ve bir yönü işaret etti. İşaret ettiği yöne dönünce Kartal Timi'ni gördüm ama garip olan, Batu'nun yanında daha önce hiç görmediğim, tanımadığım kısa sarı saçlı bir kız oturuyordu. Her zamanki sert ifadesinin aksine Batu'nun yüzünde alışık olmadığım bir sakinlik vardı. Önüme döndüğümde Rüya bana imalı bir şekilde baktı. Eftalya'nın gerginliği bu yüzden miydi acaba?
"Eftalya?" Sesimdeki merakı gizleyemedim.
Eftalya bakışlarını bana kaldırdı.
"Efendim?" dedi boş bir ifadeyle.
"Batu'nun yanındaki kız kim?"
"Bilmiyorum." dedi. Ardından tepsisini aldı.
"Afiyet olsun." diyerek yanımızdan uzaklaştı.
Eftalya uzaklaşırken Rüya ile göz göze geldik ama ikimiz de bir şey söylemedik. Ardından Nilüfer yeni bir konu açarak dikkatleri başka yöne çekti.
Yemekhanedeki uğultu devam ederken bir anda metal bir ses duyuldu.
Tak!
Herkes aynı anda o tarafa döndü. Tahir elindeki tepsiyi havaya kaldırmış, masanın üzerinde duran boş bardaklara bakıyordu. Ne yaptığını anlamam birkaç saniye sürdü. Yan masada oturdukları için konuşmaları ister istemez kulağıma geliyordu.
"Ne yapıyorsun sen?" diye sordu Uraz şaşkınlıkla.
Tahir hiç bozuntuya vermeden, "Bir şey deniyorum." dedi.
Rüya'yla bir an göz göze geldik. Kendimi gülmemek için zor tutuyordum gerçekten. Riven karşısında oturmuş onu izliyordu. Her zamanki sakin ifadesi yüzündeydi.
"Yine mi?"
Tahir kaşlarını kaldırdı.
"Yine ne?"
"Geçen sefer eğitim alanında da 'bir şey deniyorum' demiştin."
Kısa bir sessizlik oldu. Rüya merakla sordu:
"Sonra ne olmuştu?"
Riven çatalını bıraktı.
"Komutan Tunga'nın önünde çamura düşmüştü."
Herhalde Tahir'in düşmeye zaafı var. Masadaki birkaç kişinin kahkahaları duyuldu. Tahir hemen itiraz etti.
"Düşmedim. Kontrollü iniş yaptım."
Tam o anda yanından geçen bir asker, Tahir'in bıraktığı küçük su şişesine çarptı. Şişe kaydı. Tahir refleksle uzandı. Yakalamaya çalışırken sandalyesi geriye doğru kaydı. Bir saniye sonra... Güm!
Tahir yere düşmüştü.
Yemekhanede öyle bir kahkaha koptu ki anlatamam. Sonra Riven sakin bir şekilde:
"Kontrollü müydü?" dedi.
Bu sefer ben bile kontrolümü kaybetmişçesine gülüyordum. Tahir yerden kalkarken,
"Bu timde bana saygı duyan biri yok mu?" diye sordu.
Tunga'nın sesi arkadan geldi.
"Yok."
Herkes bir anda sustu. Tunga yanımızdan geçerken bir an durdu. Bakışlarını önce Tahir'e, sonra bize çevirdi.
"Yemeğinizi soğutmadan bitirin."
Kısa bir sessizlik oldu. Ardından hafifçe ekledi:
"Yarın yine eğitim var."
Tahir'in yüzü düştü.
"Komutanım, az önce yaşadığım travmayı atlatmam lazım."
Tunga ona dönerek,
"İlk önce yürümeyi öğren." deyince, masadan birkaç kahkaha daha yükseldi. Tunga hiçbir şey olmamış gibi arkasını döndü ve yemekhaneden çıktı.
Birkaç saniye daha masada oturup yaşananları konuştuk. Tahir hâlâ kendini savunmaya çalışıyor, Riven ise her zamanki sakin tavrıyla onu izliyordu. Sonunda biz de kalktık ve koğuşlara doğru yol aldık.
Koridorlarda yürürken yüzümde istemsiz bir gülümseme vardı. Mağaranın karanlığından sonra böyle basit bir anın bile ne kadar değerli olduğunu yeni fark ediyordum. O kadar yorulmuştum ki... Bir an önce yatağıma girip uyumak istiyordum.
Kızlarla koğuşa girdiğimizde Sevda bana baktı.
"Sen nereye?" diye sorunca, bir an duraksadım.
"Bir sıkıntı mı var, Komutanım?" diye sordum.
"Nöbetçisin, Sanem!"
İçimden derin bir nefes verdim.
Tabii ki...
Tam iki hafta sonra ilk defa rahat bir gece geçireceğimi düşünürken, beni bekleyen şey yatağım değil, soğuk bir nöbet kulübesiydi.
Nöbet kulübesinde oturmuş öylece dikiliyordum. Bir silaha bakıyor, bir de gece kulübesindeki camdan görünen lambaya bakıyordum. Üs geceleri bambaşka görünüyordu. Gündüzleri hareketli, seslerle dolu olan yer şimdi neredeyse tamamen boşalmış gibiydi.
Tam o sırada gittikçe yaklaşan adım seslerini duydum ve karanlığın içinden yaklaşan kişiyi seçmeye çalıştım. Birkaç saniye sonra loş ışığın altında tanıdık bir siluet belirdi.
"Sanem?"
Gelen kişi Tunga'ydı. Hemen ayağa kalktım.
"Evet, Komutanım." dedim, ne diyeceğimi bilemeyerek.
Tunga birkaç saniye beni inceledi. Ardından bakışlarını çevreye kaydırdı.
"Rahat."
Emir vermişti ama sesi her zamanki kadar sert değildi. Burada ne işi vardı acaba? Sormak istiyordum. Sonuçta gece yarısı nöbet kulübesine gelmesi sıradan bir durum değildi. Ama karşımdaki kişinin Tunga Arslan olduğunu hatırlayınca soruyu içimde tuttum.
"Berk ve Devran nasıl?"
"İyiler, Komutanım."
"Nöbet nasıl gidiyor?"
"Sakin, Komutanım."
"Güzel."
Bakışlarını karanlık piste çevirdi. Birkaç saniye boyunca ikimiz de konuşmadık. Sessizlik rahatsız edici değildi ama Tunga'nın söyleyecek başka bir şeyi olduğunu hissedebiliyordum.
"Komutanım..."
"Evet."
"Timinize yeni biri mi katıldı?"
Bana bakarak,
"Evet. Liva Alin." dedi sakin bir sesle.
"Liva Alin..."
Bir yandan ismi aklımda tutmaya çalışıyor, bir yandan da ismin ve kendisinin ne kadar güzel olduğunu düşünüyordum.
Tunga birkaç saniye daha sessiz kaldı. Ardından saatine baktı.
"Nöbetine devam et, Sanem."
"Emredersiniz, Komutanım."
Başını hafifçe salladı. Tam dönecekken kısa bir an durdu.
"Sanem."
Başımı kaldırdım.
"Bazen güçlü olmak, hiçbir şey hissetmemek değildir."
Ne demek istediğini tam anlayamadan arkasını döndü ve karanlık koridora doğru yürümeye başladı. Birkaç saniye sonra ayak sesleri de sessizliğin içinde kayboldu. Ben ise olduğum yerde kalıp söylediklerini düşünmeye başladım.
Gece yavaş yavaş geride kaldı. Saatler sessizce geçti. Gökyüzünün karanlığı yerini solgun bir sabaha bırakırken nöbetimin de sonuna gelmiştim. Nöbeti gelen askere teslim ettim ve derin bir nefes alarak koğuşlara doğru yürümeye başladım.
Kapıyı sessizce açıp yatağıma yöneldim. Gözüm bir an Rüya'ya takıldı. Derin uykuda olduğu her hâlinden belliydi. İç çekip yatağıma uzandım ve gözlerimi kapattım.
Aradan kaç dakika geçtiğini bilmiyordum.
"Sanem, son uyarım! Eğer şimdi kalkmazsan kötü olacak!"
Gözlerimi araladığımda karşımda bana doğru eğilmiş, sinirli bakışlarla bakan Sevda Komutan'ı gördüm.
"Üzerini değiştir. On dakika sonra eğitim alanında ol."
Hay aksi...
"Komutanım... Ben bütün gece nöbetteydim." diye durumumu belirtmeye çalıştım.
Sevda hiç tereddüt etmeden cevap verdi.
"Ben de!" diyerek yanımdan uzaklaştı.
Birkaç saniye boş tavana baktım, ardından isteksizce ayağa kalktım. Koğuşta benden başka kimse kalmamıştı. Demek ki kızlar beni uyandıramayınca işi bizzat Sevda Komutan devralmıştı.
Daha fazla zaman kaybetmeden eğitim alanına doğru yürüdüm. Alana vardığımda o günkü eğitimin Pars Timi'yle ortak yapılacağını fark ettim. Kartal, Ay ve Pars timleri geniş eğitim sahasında sıralanmıştı. Gözüm istemsizce Kartal Timi'ne kaydı. Batu, Tahir, Riven ve diğerleri yerlerini almıştı. Birkaç sıra geride ise Liva Alin sakin bir ifadeyle ayakta duruyordu. Yemekhanede gördüğüm o genç kadın askerdi.
Tam o sırada eğitim alanında yankılanan sert bir ses hepimizi hazır ola geçirdi.
"Rahat!"
Tunga Arslan ve Pars Timi Komutanı yan yana yürüyerek önümüze geldi. Pars Timi Komutanı hepimizi süzdükten sonra konuşmaya başladı.
"Bugünkü eğitim bir koordinasyon tatbikatı. Üç tim karma ekipler hâlinde çalışacak. Amaç, belirlenen hedefi en kısa sürede ele geçirmek. Burada bireysel başarı değil, ekip uyumu değerlendirilecek."
Komutan konuşmasını bitirince timler hızla karıştırıldı. Şansıma aynı ekipte Rüya, Riven, Liva ve Pars Timi'nden iki asker vardı.
İşaret verildiği anda hepimiz koşmaya başladık. İlk engelleri kısa sürede geçtik. Ardından hedef binaya ulaştık. Dar koridorlarda ilerlerken herkes sessizce birbirini kolluyor, tek kelime etmeden işaretlerle anlaşıyordu. Son hedefi de başarıyla tamamlayınca düdük sesi duyuldu.
"Tatbikat bitti!"
Hepimiz derin bir nefes verdik. Komutanlar kısa değerlendirmelerini yaptıktan sonra eğitim sona erdi. Silahlarımızı teslim edip yemekhaneye doğru yürümeye başladık.
Yemekhaneye vardığımızda her zamanki masamıza geçtik. Tepsimi bırakıp oturacakken Riven da hiçbir şey söylemeden gelip yanımıza oturdu. Rüya ona kısa bir bakış attı. Yüzündeki şaşkınlığı gizlemeye çalışsa da belli oluyordu. Yine de tek kelime etmedi.
Birkaç dakika sonra Özlem ile Eftalya da tepsilerini alıp masaya geldi. Riven'ı aramızda görünce ikisi de bir an duraksadı. Ardından bakışıp pis pis sırıttılar.
Masaya garip bir sessizlik çökmüştü. Kimse konuşmuyor, sadece yemekleriyle uğraşıyordu.
Bir anda Rüya çatalını masaya bıraktı.
"Ben artık dayanamıyorum!" deyince hepimiz şaşkınlıkla ona döndük.
"Riven, senin bu masada ne işin var kardeşim? Derdin ne? Ne yapmaya çalışıyorsun?"
Riven lokmasını sakince çiğneyip suyundan bir yudum aldı. Sonra başını kaldırıp Rüya'ya baktı.
"Hiçbir şey yapmaya çalışmıyorum." dedi son derece sakin bir sesle. "Kartal Timi henüz gelmedi. Boş masa da burasıydı. Oturdum."
Rüya kaşlarını kaldırdı.
"Bu kadar mı?"
"Bu kadar."
Masadaki sessizlik birkaç saniye daha sürdü.
Birkaç dakika sonra Tahir ve Uraz'ı gördük. İkisinin de yüzünde kendini belli eden alaycı bir gülümseme vardı. Doğrudan bizim masaya doğru geliyorlardı.
"Ooo... Riven."
"Ne?"
"Ay Timi'nin masasında oturuyorsun."
"Evet."
"Büyük gelişme."
"Yemek yiyorum, Tahir."
"Ben sadece tarihe tanıklık ediyorum."
Tahir'in sözleriyle masada birkaç kişinin gülümsediğini fark ettim. Riven ise her zamanki gibi hiçbir şey olmamış gibi yemeğine devam ediyordu.
Bir süre daha oturup sohbet ettikten sonra tepsilerimizi kaldırdık.
"Ben hâlâ bunun nedenini merak ediyorum." dedi Rüya, Riven'a bakarak.
Riven sadece omuz silkti.
"Belki de sadece yemek yemek istemişimdir."
Bu cevabıyla birlikte Rüya'nın tekrar konuşmasına fırsat bilmeden masadan kalktık. Yemekhaneden çıkarken son kez arkamıza baktım. Kartal Timi hâlâ gelmemişti. Ama nedense Riven'ın bugün bizim masaya oturması aklımın bir köşesine takılmıştı.
Bölüm etkileşimi
