Taçsız Varis kitap kapağı

3. bölüm / 6

Taçsız Varis

GÖLGE

Vaveyla Yazarı: Melek Tahir

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: GÖLGE

Sekiz asker de yaşıyordu.
Bir anlığına mağaranın içindeki herkesin üzerinden bir rahatlama geçti. Ben dayanamayıp birkaç adım öne çıktım.
“Ağabey!”
Tam onlara koşacakken Tunga kolumdan tuttu.
“Dur.”
Şaşkınlıkla ona baktım.
“Komutanım ama—”
“Bir şey ters.”
Berk bize bakıyordu. Ama gözlerinde alıştığım hiçbir şey yoktu. Yorgun, boş ve sanki çok uzaklara dalmış bir hâli vardı. Devran'ın yüzü bembeyazdı. Diğer askerler de ondan farklı görünmüyordu. Sanki günlerdir uyumamış, hatta günlerdir doğru düzgün dinlenmemiş gibiydiler. Hiçbiri konuşmuyordu.
Tunga sesini yükseltti.
“Toprak Lider! Durum raporu!”
Berk birkaç saniye cevap vermedi. Sonra boğuk bir sesle konuştu.
“...Geri dönün.”
Hepimiz birbirimize baktık.
“Neden?” diye sordu Sevda.
Devran başını yavaşça kaldırdı.
“Geç kaldınız.”
“Ne demek o?”
Bu kez Toprak Timi'nin en arkasındaki asker konuştu.
“Biz...”
Cümlesi yarıda kaldı. Başını ellerinin arasına aldı. Sanki dayanamayacağı bir şeyle mücadele ediyordu.
“Burada yalnız değiliz.”
Mağaranın derinliklerinden yine aynı metal sürtünme sesi yükseldi.
Scrrrrk...
Toprak Timi'nin sekiz üyesi aynı anda arkalarına döndü. Yüzlerindeki korku, şimdiye kadar gördüğüm hiçbir şeye benzemiyordu. Berk silahını kaldırdı. Kimse ateş edemedi. Çünkü neye baktığımızı bile bilmiyorduk.
Sadece şunu biliyordum...
Toprak Timi kaybolmamıştı. Bir süredir mağaranın içinde av olmamaya çalışıyordu.
Tam o anda...
Mağaranın derinliklerinden başka bir ses yükseldi. Bu kez metal sürtünmesi değildi. Ayak sesleri. Düzenli, kontrollü ve insan adımları...
Herkes yeniden silahlarını kaldırdı.
Tunga sertçe seslendi.
“Olduğunuz yerde kalın!”
Karanlığın içinden bir ışık belirdi. Ardından siyah kamuflajlı askerler göründü. Önde yürüyen kişi elini kaldırdı.
“Ateş etmeyin!”
Herkes olduğu yerde kaldı. Üzerlerindeki arma yabancı değildi. Türk Özel Kuvvetleri. Ama bu timi daha önce hiç görmemiştik.
Komutanları birkaç adım öne çıktı.
“Pars Timi.”
Tunga'nın bakışları sertleşti.
“Buraya neden geldiniz?”
Pars Timi Komutanı derin bir nefes aldı.
“Çünkü sizden haber alamadık.”
“Ne kadar süredir buradasınız?” diye sordu Sevda.
Komutanın yüzündeki ifade bir anda değişti.
“Üç gün.”
Üç gün...
Sanki söylediği kelimeleri anlamakta zorlanıyordum.
“Üç gün mü?”
Sesimin titrediğini fark ettim.
“Ama biz buraya dün gece indik.”
Pars Timi Komutanı başını salladı.
“Bizim dışarıdaki kayıtlarımıza göre üç gündür kayıpsınız.”
Bakışlarım etrafımdakilere kaydı. Bir anda her şey birbirine bağlanmaya başladı.
Zaman...
Yollar...
Kaybolan izler...
Telsizlerin susması...
Berk yavaşça konuştu.
“Size söylemeye çalıştığımız şey buydu.”
Hepimiz ona döndük.
“Bu mağarada sadece yollar değişmiyor. Zaman da değişiyor.”
Kartal Timi'nden beyaz saçlı, mavi gözlü bir kadın asker konuştu. İsmini hâlâ bilmiyordum.
“Burada ışık olmadığı için kaç gün geçtiğini fark etmiyoruz.”
Sözleri havada asılı kaldı.
Pars Timi Komutanı çantasından küçük bir cihaz çıkardı.
“Biz buraya geldiğimizde sizi düşman sandık.”
Sevda'nın kaşları çatıldı.
“Neden?”
“Çünkü mağaranın içinde başka askerler gördük.”
Özlem'in yüzündeki ifade değişti.
“Başka askerler mi?”
Komutan başını salladı.
“Evet.”
“Kimlerdi?”
Komutan cevap vermeden önce hepimizin yüzüne baktı.
“Siz.”
İçimde garip bir ürperti dolaştı.
“Biz sizi günlerce takip ettik.” diye devam etti. “Mağaranın içinde sürekli başka ekiplerle karşılaştık. Sizin hareketlerinizi izledik. Bizi gördüğünüzde kaçtınız.”
Riven kaşlarını çattı.
“Biz kimseyi görmedik.”
Pars Timi Komutanı başını salladı.
“Toprak Timi'ni görmüş olmalısınız.”
İçimde bir şey düğümlendi.
“Berk...” dedim.
Sesim titriyordu. Günlerdir onu arıyordum ama şimdi karşımda olmasına rağmen yanına bile yaklaşamamıştım.
Berk bana baktı.
“Biz de sizi tanıyamadık. Korkudan hepimiz birbirimizi düşman gibi görmeye başladık. Bir de bu sefer karanlıkta yüzleri uzaktan seçmek neredeyse imkânsızdı. O yüzden kaçtık.”
Sesi gittikçe alçaldı.
“Kaçtıkça yine aynı noktaya varıyorduk. Buradan çıkış yoktu.”
Özlem'in yüzü soldu. Devran gözlerini kapattı.
“Biz de birinin peşimizden geldiğini sanıyorduk.”
Mağaranın içinde herkes yaşananları yavaş yavaş anlamaya başladı. Günlerdir... Herkes aynı şeyi yapıyordu. Birbirinden kaçıyordu.
Tunga silahını yavaşça indirdi.
“Yani bütün bu süre boyunca...”
Pars Komutanı cümleyi tamamladı.
“Birbirinizi düşman sandınız.”
“O sesi siz mi çıkarıyordunuz?” diye sordu Nilüfer.
“Evet. Karanlıkta birbirimizi bulmak için ekipmanlarımızı kayalara sürterek işaret veriyorduk.”
Tunga etrafına baktı.
“Önce herkes durum raporu verecek. Yaralılar, mühimmat ve ekipman kontrolü yapılacak. Sonra çıkış arayacağız.”
Daha fazla bekleyemedim. Önce Devran'a, sonra Berk'e sarıldım. İçimde saatlerdir biriken korku, onları sağ salim karşımda görünce yavaş yavaş çözülmeye başladı. Gözlerim doldu.
Sonra Rüya'ya döndüm. O da bana gülümsedi. Yanına gidip ona da sıkıca sarıldım. Çocukluğumuzdan beri aynı timde görev yapmanın hayalini kurmuştuk. Şimdi gerçekten aynı timdeydik ama hiç beklemediğimiz bir kâbusun ortasındaydık.
“Toparlanıyoruz.”
Tunga'nın tok sesi mağarada yankılandı. Duygusal an bir anda yerini göreve bıraktı. Herkes yeniden silahlarını ve ekipmanlarını kontrol etti.
Pars, Toprak, Kartal ve Ay timleri ilk kez aynı yerde, tek bir ekip gibi hareket etmeye başladı.
Pars Timi'nin bıraktığı izleri takip ederek ilerledik. Önümüzdeki tünelleri tek tek kontrol ediyor, her dönüşte işaret bırakıyorduk. Uzun ve yorucu bir yürüyüşün ardından ileride bir ışık gördük.
Gün ışığı.
Birbirimize bakıp hızlandık. Mağaradan çıktığımız anda temiz hava yüzüme çarptı. Telsizler de kısa süre sonra yeniden çalışmaya başladı. Üsle bağlantı kurup görevin tamamlandığını bildirdik.
Ama mağaranın içinde yaşadıklarımızın gerçekten geride kaldığından hiçbiri emin değildi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

193okunma 31beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.