Taçsız Varis kitap kapağı

1. bölüm / 6

Taçsız Varis

GİRİŞ

Vaveyla Yazarı: Melek Tahir

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: GİRİŞ

“Bu hikaye, adını bilmediğimiz halde yokluğunu hissettiğimiz; ardında bir bayrak, bir dua ve yarım kalmış nice hikaye bırakanlara…”

Gece, evin üzerine ağır ağır inerken içeride yalnızca salonun köşesinde yanan lambanın sıcak ışığı kalmıştı. Pencerenin ardındaki şehir çoktan kendi uykusuna çekilmiş, uzaktaki birkaç sokak lambası karanlığın içinde solgun lekeler hâline gelmişti. Evin sessizliği, gün boyunca duyulan bütün sesleri yavaşça içine çekmişti; mutfakta unutulmuş bir bardak, koltuğun kenarına bırakılmış küçük bir hırka ve sehpanın üzerinde açık duran kitap, birkaç saat önce burada hayatın ne kadar başka olduğunu anlatmaya yetiyordu. Tunga, koltuğun bir köşesinde oturmuştu. Kitabın sayfası uzun zamandır değişmemişti. Okumuyordu. Zihni, kelimelerin arasından çok daha uzak bir yerde dolaşıyordu. Günün yorgunluğu yüzüne yerleşmiş, omuzlarına çöken ağırlık onu olduğundan daha sessiz göstermişti. Yine de evin içinde başka bir nefesin varlığını bilmek, bütün yorgunluğunun arasından geçip ona ulaşan ince bir huzur bırakıyordu. Koridorun ucundan gelen hafif sürtünme sesiyle başını kaldırdığında, kapının yanında küçük bir siluet belirdi. Zümrüt, uykunun verdiği mahmurlukla gözlerini ovuştururken bir eliyle oyuncak ayısını göğsüne bastırıyor, diğer eliyle hırkasının ucunu tutuyordu. Kestane kahvesi saçları uykudan dağılmış, birkaç tutam yüzünün iki yanına düşmüştü. Üzerindeki pijamaların paçaları ayak bileklerinde toplanmıştı. Küçücük hâliyle kapının eşiğinde öylece dururken Tunga'nın yüzündeki bütün sertlik, farkında olmadan yumuşadı. “Neden uyumadın, küçük hanım?” Zümrüt, cevabı hazırmış gibi başını iki yana salladı. Sonra oyuncak ayısını biraz daha sıkı kavrayarak salona doğru ilerledi. Tunga koltuğun yanındaki boşluğu eliyle gösterdi. Zümrüt hiç düşünmeden yanına sokuldu. Küçük bedeni onun yanına yerleştiğinde Tunga kolunu omuzlarının çevresine doladı. Kız başını göğsüne yasladı. Tunga'nın eli, uzun zamandır ezberlediği bir hareketin rahatlığıyla kestane kahvesi saçlarının arasından geçti. Parmakları birkaç tutamı düzeltti, sonra alnına düşen saçları kulağının arkasına yerleştirdi. Zümrüt buna karşılık vermek yerine yalnızca biraz daha yaklaştı. Tunga, onun böyle sessizce kendisine sokulmasını seviyordu. Çocukların sevgisi başka hiçbir şeye benzemezdi; içinde hesap yoktu, mesafe yoktu, geçmişin ağırlığı yoktu. Bir çocuğun size güvenerek başını omzunuza bırakması, dünyadaki en büyük sorumluluklardan birini sessizce ellerinize teslim etmesi demekti. Tunga bu sorumluluğu hiçbir zaman küçük görmemişti. Aksine, Zümrüt hayatına girdiğinden beri bazı korkuların insanı nasıl değiştirdiğini daha iyi anlamıştı. Onu kaybetme düşüncesi bile göğsünün içinde ağır bir taş gibi yerleşirken, Zümrüt'ün yanında olduğu her anı mümkün olduğunca sıradanlaştırmaya çalışıyordu. Sabahları kahvaltısını hazırlamak, okul çantasını kontrol etmek, saçlarını aceleyle toplarken birbirine karıştırdığı tokaları ayırmak, gece uyumadan önce odasının kapısını açık bırakmak... Bunların hiçbirinin büyük bir anlamı yokmuş gibi görünüyordu. Fakat Tunga için hayatın en kıymetli tarafı tam olarak buydu. Büyük sözlerden, gösterişli mutluluklardan çok; kimsenin fark etmediği küçük alışkanlıkların içinde saklanan huzur. Zümrüt başını kaldırdığında yeşil gözleri salonun loş ışığında parladı. Tunga'nın yüzündeki ifade bir anlığına değişti. O gözlerde, yıllar önce görüp de unutmadığı bir şeyin izine rastlamış gibi oldu. Bunun ne olduğunu kendi kendine açıklamaya çalışmadı. Bazı benzerliklerin adı konulduğu anda büyüsü bozulurdu. Bir bakışın kenarında, bir gülümsemenin altında, insanın hafızasına ait olduğunu ancak kalbi fark ettiğinde anlayabileceği kadar küçük ayrıntılar vardı. Zümrüt'ün gözleri de onlardan biriydi. Tunga, küçük kızın yanağına düşen saçları tekrar geriye aldı. “Yarın okul var.” Zümrüt dudaklarını büzdü. “Biliyorum.” “Uyumazsan sabah kalkamazsın.” “Kalkarım.” Tunga'nın kaşları hafifçe kalktı. “Öyle mi?” Zümrüt kendinden emin bir ifadeyle başını salladı. “Hem sen kaldırırsın.” Tunga'nın yüzünde sıcak, kısa bir gülümseme belirdi. Zümrüt bunu görünce memnun olmuş gibi tekrar göğsüne yaslandı. Onun bu küçük güveni Tunga'nın içine her defasında aynı duyguyu bırakıyordu.
Ne kadar sert bir hayatın içinden geçmiş olursa olsun, Zümrüt'ün yanında kendisini yalnızca bir adam gibi hissediyordu. Komutan değildi. Üniforması yoktu. Emir vermesi, karar alması, başkalarının hayatından sorumlu olması gerekmiyordu. Sadece bir çocuğun başını yasladığı kişiydi. Belki de onu bu kadar çok sevmesinin sebebi buydu. Zümrüt, Tunga'nın hayatındaki bütün sert köşelere dokunmadan onları yumuşatmayı başarmıştı. Kızın küçük eli gömleğinin üzerinde gezinirken Tunga parmaklarını onun elinin üzerine kapattı. Avuç içi küçüktü. Parmakları incecikti. Bir insanın bütün dünyayı koruyabileceğine inanacak kadar küçüktü. Tunga'nın içinden geçen düşünce, yüzüne yansımadan orada kaldı: İnsan sevdiği birini korumaya başladığında, kendi hayatının değerini de onun hayatına göre ölçmeye başlıyordu. Zümrüt bir süre sonra sehpanın üzerindeki kitaba uzandı. Kitabı iki eliyle alıp kapağına baktı. “Bunu neden okuyorsun?” Tunga kitabı onun elinden alırken hafifçe gülümsedi. “Çünkü bazı hikâyeler insanı başka yerlere götürür.” Zümrüt düşünür gibi yaptı. “Ben zaten senin yanındayım.” Tunga'nın gülümsemesi bu kez biraz daha belirginleşti. “Öylesin.” Bu tek kelimenin ardından ikisi de sustu. Fakat sessizlik bu kez boş değildi. Zümrüt yeniden onun yanına kıvrılmış, başını göğsüne bırakmıştı. Tunga'nın eli saçlarında gezinirken küçük kızın nefesi yavaş yavaş düzene girdi. Uykunun ağırlığı göz kapaklarına çöktükçe parmakları Tunga'nın gömleğinde gevşedi. Tunga onu uyandırmamak için hareketlerini daha da yavaşlattı. Bir süre sonra Zümrüt tamamen uykuya daldı. Tunga'nın yüzünde, kimsenin kolay kolay göremeyeceği bir şefkat vardı. Çocukluğundan beri kendisine öğretilen bütün sertliklerin aksine, bu duygu saklanması gereken bir zayıflık gibi gelmiyordu ona. Tam tersine, belki de hayatında gerçekten güçlü olduğu tek yer burasıydı. Zümrüt'ü kucağına alırken kızın başı omzuna düştü. Küçük kolları uykunun arasında boynuna dolandı. Tunga, onu taşırken bile yüzüne düşen saçlarını düzeltmeyi ihmal etmedi. Merdivenlere doğru ilerlerken adımlarını yavaşlattı. Her basamakta kucağındaki küçük ağırlığı biraz daha sıkı kavradı. Zümrüt'ün yanında olduğu her an, dünyanın geri kalanının bir süreliğine önemini yitirmesine yetiyordu. Onu korumak, Tunga için yalnızca bir görev değildi. Bu kelimenin içine sığmayacak kadar derin, sessiz ve kişisel bir bağdı. İnsan bazı insanları seçmezdi. Hayat onları karşısına çıkarır, sonra da bir gün farkına varmadan kalbinin en korunaklı yerine yerleştirirdi. Zümrüt de Tunga'nın kalbinde öyle bir yerdeydi. Kapısını kimseye açmadığı, kimsenin ulaşmasına izin vermediği bir yerde. Kızın odasına geldiğinde onu yatağına dikkatlice bıraktı. Oyuncak ayısını kolunun yanına yerleştirdi, battaniyeyi omuzlarına kadar çekti. Zümrüt uykunun içinden hafifçe kıpırdanıp yüzünü yastığa çevirdi. Tunga birkaç saniye yatağın kenarında kaldı. Küçük kızın yüzüne düşen saçları yeniden geriye aldı. Yeşil gözleri kapanmıştı ama o bakışların bıraktığı tanıdıklık Tunga'nın zihninden silinmedi. Zümrüt'ün yüzünde gördüğü bazı şeyleri kendisine bile açıklamak istemiyordu. Belki bir bakıştı. Belki başını hafifçe yana eğişi. Belki de gülümserken gözlerinin kenarında oluşan o belli belirsiz çizgiydi. İnsan bazen birini yıllarca unutamadığını, bir başkasında ona benzeyen küçücük bir hareket gördüğünde anlardı. Tunga elini cebine götürdü. Parmaklarının altında ince bir zincirin soğukluğu hissedildi. Küçük zümrüt taşını avucunun içine aldı. Yıllardır yanında taşıdığı bu kolye, zamanın içinden geçerken sessizce eskimişti. Taşın kenarları ilk günkü kadar keskin değildi. Zincir, sayısız kez aynı parmakların arasından geçmekten matlaşmıştı. Ama Tunga onu hiçbir zaman başka bir yere koymamıştı. Cebinden çıkarmadığı günlerde bile orada olduğunu bilmek ona yetiyordu. Kolyeye bakmadı. Bakmasına gerek yoktu. Bazı şeylerin anlamını hatırlamak için yüzüne bakmak gerekmezdi. Tunga avucunu kapattı. Ardından Zümrüt'ün üzerine bir kez daha eğildi. Küçük kızın alnına, neredeyse duyulmayacak kadar hafif bir öpücük bıraktı.
“İyi geceler, güzel kızım.” Zümrüt uykunun derinliklerinden belli belirsiz bir ses çıkardı. “İyi geceler, baba...” Tunga doğruldu. Kapıya yöneldiğinde bir an durdu. Arkasına dönüp yatağın üzerindeki küçük bedene baktı. O an yüzündeki ifade, yıllardır kimsenin görmediği kadar açıktı. Sevgi bazen insanın yüzünde bir gülümseme bırakmazdı. Bazen yalnızca gözlerinde ağırlaşır, insanın bütün cümlelerini sustururdu. Tunga'nın gözlerinde de öyle bir şey vardı. Zümrüt onun için yalnızca korunması gereken bir çocuk değildi. Hayatın bütün gürültüsünün içinde kendisine kalan en temiz yerdi. Onu kaybetme düşüncesi, henüz gerçekleşmemiş bir acının gölgesini bile taşısa, Tunga bunu zihninde büyütmemeye çalışıyordu. Çünkü bazı korkuların adı konulduğunda gerçekliğe dönüşeceğine inanırdı insan. Kapıyı sessizce kapattı. Koridorda yalnız kaldığında elini yeniden cebine götürdü. Küçük zümrüt taşı avucunun içinde duruyordu. Tunga bir süre onu parmaklarının arasında tuttu. Sonra elini cebinden çıkardı ve odasına doğru yürüdü. Evin ışıkları birer birer sönerken geriye yalnızca koridordan sızan solgun bir aydınlık kaldı. Salonda açık unutulmuş kitap, koltuğun üzerinde duran küçük hırka ve sehpanın kenarında bırakılmış oyuncak ayının küçük kurdelesi, gecenin sessizliğinde yerli yerinde duruyordu. Her şey sıradandı. Belki de en güzel şey buydu. Çünkü insan, hayatın bir gün değişebileceğini bilmeden yaşadığı sıradan anların kıymetini çoğu zaman çok geç anlardı. Tunga'nın cebindeki küçük zümrüt ise karanlığın içinde sessizce durmaya devam etti. Geçmişten bugüne uzanan ince bir bağ gibi. Adı söylenmeyen bir hatıranın, henüz kimsenin anlamını bilmediği küçük bir işareti gibi. Ve ev, o gece hiçbir şey olmamış gibi sessizce uyudu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

176okunma 39beğeni 6yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.