6. bölüm / 6
Taç Kime Eğilir?6. SONSUZ KAPILAR
Bölümler 6Şu an: 6. SONSUZ KAPILAR
6
SONSUZ KAPILAR
Bir insana bütün kapılar ardına kadar açılamazdı; ya hepsi kapanır ya da birkaç tanesi açık kalırdı. İnsan zihni upuzun bir koridora benzer ve bu koridorda başından sonuna kadar bitmek bilmeyen kapılar vardır.
Hepsinde ayrı bir anı, hepsinde ayrı bir hikaye, hepsinde farklı bir düşünce barınır. Hiç kimse kapıların hepsine bakmaya cesaret edemezdi. Kimileri hepsini kapatmaya çalışır, kimileri kapıları sonuna kadar açıp kafayı yerdi.
Ve hepsinin ise ortak bir noktası vardı: Her iki grup da kafayı yiyordu. Kapıları sonuna kadar açanlar düşünmekten yorgun düşüyordu; kapatmaya çalışanlar ise hayatlarını sessizliğe adayıp kendi zihinlerinde yok oluyordu.
Peki ya ben hangi grupta olacaktım? Ben hayatımı neye adamalıydım?
Zihnim boş bir kutudan farksızdı; sanki bana küsmüştü, sanki sessizlik yemini etmiş gibiydi. Belki de yanlış şeyleri sorguluyorumdur. Belki de o bana küsmemiştir, ben ona küsmüşümdür.
Siyah pelerinim içinde dar sokaklarda adımlarken bunları düşünmemin bir anlamı yoktu; her an yakalanıp öldürülebilirdim. Bunu göze alıp sokaklarda yürüyor olmam büyük bir cesaretti.
Nereye gittiğimi biliyordum, bilinçsiz değildim. İçimdeki ses beni yanıtsız bırakmamış, nereye gideceğimi bana fısıldamıştı.
Saraya gidecektim; ailemi benden alan saraya. Görmek istiyordum; ben tek başıma acıdan kıvranırken onların vicdanlarında olan rahatlığın nedenini öğrenmek istiyordum.
Korkuyordum; kimse elini kolunu sallayarak saraya gidemiyordu, yol çok tehlikeliydi.
Yersiler ağaçlarda, vicdansızlar ise arkalarında saklanırdı.
Her ağacın arkasında saklanıyor olabilirlerdi; beni parçalara ayırıp yakabilirlerdi.
Göze alıyordum; bunları göze alarak yola koyulmuştum. Geri dönüş pes etmek demekti ve ben pes etmek istemiyordum.
Periler ormanda yaşar, denizkızları denizlerde. Periler ormanı güzelleştirir, denizkızları okyanuslara hükmeder.
İngiltere’ye ise Edmund Lancaster hükmediyordu; ormanlarda çiçek açtırmıyor, denizlerin dalgalarına "Dur!" emri veriyordu. Sonsuz kapıların ardında halkına işkence ediyordu.
Yaprakların hışırtısı eşliğinde temkinli adımlarla yoluma devam ederken çalıların arkasından büyük bir hışırtı sesi gelmişti. Hızlıca en yakın ağacın arkasına saklandığımda korkudan titriyordum.
"Bir adım sesi duyduğuma eminim," diyordu sessizce bir asker.
"Ormanı arayın! Kim buraya gelmeye cesaret ettiyse karşıma çıksın!" diyordu başka bir asker.
Korkudan nefes dahi alamazken yaklaşan ayak sesleri ile neredeyse bayılmak üzereydim.
Ayaklarımın toprakta hafif kayıp çıkardığı sese içimden defalarca kez sövüyordum. Yerimi anlayacaklardı, beni öldüreceklerdi, annemin kaderini yaşatacaklardı.
Bir askerin aniden önümde belirmesi ve çığlık atmam bir olmuştu.
"Yakalayın şunu!" diye emretti asker.
"Yaklaşmayın!" diyordum sadece etrafımı saran askerlere, "Yaklaşmayın!"
"Büyücüsün sen," diyordu asker. Pelerinim kafamdan düşmüştü; saçlarımı ve gözlerimi görüyorlardı.
"Hayır, değilim! Uzaklaşın benden!" diyordum, gözlerimin dolmasını umursamadan.
Aniden kafama aldığım darbeyle sarsılmıştım. Gözlerim kapanırken askerler kollarımdan tutup yerde sürüklüyordu.
"Ya gerçekten bir büyücüyse? Bunun tek bir anlamı var," diyordu asker.
"Büyük bir savaşa hazırlanıyoruz ve bu savaştan kimse sağ çıkamayacak," diyordu bir başka asker.
Gözlerim tamamen kapanmış ve bütün sesler bir anda uzaklaşmıştı.
Neyden bahsediyorlardı? Neden savaş çıkacaktı? Ben kimdim? Bir büyücü mü, yoksa sadece aptal bir insan mı?
Herkesin hayatının bir dönüm noktası vardır; kimileri tertemiz bir sayfa açar, kimileri ise kirlettiği sayfaların temizlenemeyeceğini en ağır şekilde anlardı.
Benim hayatım temizlenemezdi; kirlenen sayfalar yırtılıp atılamaz, yeni bir sayfa açılamazdı.
Herkesin hayatının bir defteri vardır; herkesin kendi kaderini yazdığı bir defter.
Benim sayfalarıma kan bulaşıyordu; ellerime, ayaklarıma kan bulaşıyordu.
Ve benim dönüm noktam bu gece başlayacaktı.
Ben Rowena Agnes Stafford, bir daha içimdeki seslere kulak vermeyeceğime dair ant içerim.
Bölüm etkileşimi
