Taç Kime Eğilir? kitap kapağı

4. bölüm / 6

Taç Kime Eğilir?

4. YÖNSÜZ PUSULA

Vaveyla Yazarı: Yazar.Asya. K

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 4. YÖNSÜZ PUSULA

4
YÖNSÜZ PUSULA
Saray

Nehirlerin kenarlarında yaprakları süzülen ağaçların arkasında, koca dağların gizlediği şehrin en çıplak yerinde yer alan, ışıkları hiç sönmeyen, kimine cehennem kimine cennet olan saray... Bugün de birilerinin cehennemiydi. Sadece tek bir küçük hatanın ölümle sonuçlandığı bu saray acımasızdı, gaddardı; lakin bir o kadar da korkaktı.

"Bırakın, bırakın! Yalvarırım bırakın!" diye haykırıyordu zavallı şarapçıbaşı.

Ona da tuzak kurulmuştu. O da oyuna getirilmiş, kandırılmış ve ihanete uğramıştı. Sarayın koridorlarından bahçesine doğru, yerlerde süründürerek getirdiler onu.

"Pişman mısın?" diye sordu Edmund Lancaster.

"Ben masumum kralım, ben masumum!" diye boşuna yalvarıyordu şarapçıbaşı. Af yoktu; Edmund Lancaster kimseyi affetmezdi.

"Çeşnicibaşım senin yüzünden öldü! Eğer o ölmeseydi de ben ölecektim! Zehirleyecektin beni, öldürecektin!" diyerek kustu öfkesini Edmund Lancaster.

"Ben yapmadım kralım, yalvarırım inanın bana. Yıllardır sizinleyim, bir kusurum oldu mu size? Lütfen acıyın bana!"

Doğru muydu, o yapmamış mıydı? Kimse bilmiyordu. Kimse zaten bilmek de istemiyordu. O adam bugün ölecekti, kaderi çoktan yazılmıştı. Şarapçıbaşı dev kaynar kazanın önüne getirildiğinde, artık korku bedenine tamamen hükmediyordu.

Yakılacaktı. Yağ dolu kaynar kazanın içinde cayır cayır yakılacaktı. Gözleri doldu, bağırdı, haykırdı, yalvardı; fayda etmedi. Kral ona acımadı.

Şarapçıbaşı kazanın içine atıldığında, sanki
hayat "yetmez!" diye haykırmıştı. Düşündüğü gibi değildi; kaynar kazan onu hemen öldürmemişti. Can çekiştiriyor, yakıyor, acı çektiriyordu. Bedeni kazanın içinde erimeye başlıyordu. Beş dakika öncesinde kanlı canlı duran adam, kazanın içinde yakılıp erimişti. Artık ondan eser yoktu.

Aynı sarayda farklı bir hayat daha vardı; belki daha merhametli, belki daha neşeli, belki de daha sessiz, belki de daha öfkeli... Ama vardı. Saray, sadece o sessiz ama bir o kadar da gürültülü çığlıklardan ibaret değildi. Kim bilebilirdi, kim tahmin edebilirdi? Var mıydı, yok muydu kesin değildi; belki de sadece bir ruhtan ibaretti...

Kasaba

Bir insan dışarıdayken bile kendini hapisteymiş gibi hissedebilir miydi? Gökyüzüne bakıp saatlerce yürüyüp yine de sanki elleri ayakları zincirlenmiş gibi hissedebilir miydi? Aldığı nefes, bir insana neden zehir gibi hissettirirdi?

Peki ya bir insanın yaşamak için hiç mi nedeni olmazdı?

Bazılarının yoktu. Bazılarının varlığı dahi belirsizdi. Kimileri hayatının en güzel dönemlerini yaşarken, kimileri belirsizlik içerisinde, kin ve öfkenin içinde kaybolup kafayı yerdi.Bunlar kimdi? Winchester’da kim güzel bir hayat yaşayabilir koca bir dünyaya sahip olacakken neden bir anda zirveden aşağıya düşmüşlerdi? Kötü olmak kolaydır, kötülük yapmak kolaydır; ama bunların arasına merhamet girerse ne olacaktı?

Belki de kötülük zor gelirdi kimilerine, kim bilebilirdi ki? Belki de bir zamanlar karıncayı bile incitmeyenler, bugün ailesinin bile sonunu getirebilirdi.

Burası Winchester’dı; herkes sanki bugün son günleriymiş gibi yaşardı. Kimse bilmiyordu ne kadar yaşayacaklarını.

Kazanç mı, zafer mi, özgürlük mü?
Hiçlik mi, ölüm mi, yenilgi mi?

Bir evi olup da sokakta yaşamayı kimse tercih etmezdi. Bu delilikti. Kim, neden sıcacık bir evi varken sokakta kalmayı seçerdi? Herkesin evi sıcacık olacak diye bir kanun yoktu, herkes mutlu mesut yaşayacak diye bir şey yoktu. Parası olup da sefil bir hayat sürmek ise tamamen intihar sebebiydi.

Bu durum, tıpkı yönsüz bir pusulayı yansıtıyordu. Yol var, yön var, gidebilecek güç var; ama pusula bozuk, çalışmıyor, yönünü göstermiyor.

Kasabanın dar sokaklarında birkaç adım attıktan sonra bitiyordu her şey; kasaba yoksul ve küçüktü. Ama eğer zamanınız bolsa —daha doğrusu zaman denen kavram çoktan sizi terk etmişse— kasabanın bir şehirden farkı kalmazdı.

Buz gibi havada, dizlere kadar gelen karda yürümek dahi zorken evlerine az da olsa iki üç kuruş para götürmeye çalışan esnaflar... Saçlarını, gözlerini kapatıp kimse onları görmesin diye gizlenerek dolaşan kadınlar... Evleri basılıp, büyü yapmaya çalıştığı iddia edilen kadınları bekleyen işkenceler...

Yalvarışlar, haykırışlar, çığlıklar ve çaresizlik.

Benim gördüğüm sadece bunlardan ibaretti. Winchester bunlardan ibaretti. Bunları izlemek artık bunaltıyordu, yıkıyordu beni. Bunlara engel olacak gücüm var mıydı?

Vardı. Yardıma ihtiyacım da vardı. Kim bilir, belki de güç gösterisi yapan zalimlere, günün birinde gerçek bir güç karşı çıkardı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.