5. bölüm / 6
Taç Kime Eğilir?5. KİBİRLİ KRALİÇE
Bölümler 6Şu an: 5. KİBİRLİ KRALİÇE
5
KİBİRLİ KRALİÇE
Sessiz bir gecenin karanlık gökyüzünün ışığı, umududur yıldızlar.Bizler Winchester halkı olarak gördüğümüz, bakıp da dilek dileyebildiğimiz tek ışıktır yıldızlar.
Bana tek umut veren yıldızlar değildi, Thomas da yardımcı olmuştu. Evet, güvenmemem gerekiyordu ama belki de şu an burada, yıldızların altında durup hayaller kurabiliyorsam onun da etkisi olmadığını söylemem haksızlık olurdu.
Haklıydı, bu ormanda benden başka kimse yoktu. Kim bana ne yapabilirdi ki? Kasabadan epey uzaktaydım.
Korkuyordum, hâlâ korkuyordum ama belki de küçük bir cesaret bana yıldızları izleme hakkı verebilirdi. O cesaret Thomas’tı.
Çimlerin arasına uzanmış sessiz gökyüzünü izlemek bana huzur veriyordu. Belki de babam öldükten sonraki ilk huzurlu gecemdi. Aniden gelen çalıların hışırtısıyla irkildim. Arkamdaki ağaca gizlenerek korkuyla kimin geldiğine baktım.
Oydu, gelmişti.
Ağacın arkasından çıkıp yavaş adımlarla yanına doğru ilerledim.
"Korkuttum mu?" diye sorduğunda hafif utanmış gibiydim.
"Hayır, aslında gelmene sevindim. Burada yalnız kalmak korkutucu." Söylediklerim karşısında içten içe kendime şaşırdım. Ne demiştim? Gelmene sevindim mi demiştim? Utanç içerisindeyim.
Gülümsedi. "Peki, rahatsız etmedim o zaman," dediğinde nedensizce hâlâ utanıyordum.
"Ne yapıyordun dışarıda?" diye sordu.
"Hiiç," diye cevap verdim. "Şey, yıldızları izliyordum. Bu gece çok parlaklar.
"Kafasını kaldırıp yıldızlara baktı. "Evet, bu gece fazla parlaklar. Agnes, seni bir yere götürebilir miyim?
"Şaşkınlıkla ona baktım. "Nereye?" diye sordum.
"Korkmana gerek yok, ormandan ayrılmayacağız. Sadece yıldızları izleyebilecek çok güzel bir yer biliyorum. Çok uzakta değil, görmek ister misin?"
İstiyordum, gerçekten istiyordum fakat iç sesimin sebepsizce "gitme" diye bağırmasını duymak tedirgin ediyordu. "Pekala, olur.
"Gülümseyip ormanda ilerlemeye başladığında onu takip ettim.
"Nereye gidiyoruz?" diye dayanamayarak sordum.
"Merak etme, çok uzak değil," diye cevapladı ama bu bir cevap değildi.
"Ama nereye gideceğiz?" diye tekrar sordum.
"Sabret," dedi bay gıcık.
Ormanın sonuna doğru geldiğimizde nutkum tutulmuştu. Ormanın sonunda bir uçurum olduğunu bilmiyordum. Birkaç adım gerileyerek, "Beni aşağıya mı atacaksın?" diye sordum.
Güldü, bu adam hep gülüyordu. "Hayır, saçmalama. Sadece yıldızları izleyeceğiz." Bir kaya parçasına doğru oturup kafasıyla işaret vererek yanına çağırdı.
Yanına oturduğumda sanki ellerimi uzatsam yıldızlara dokunacak gibiydim. "Burası çok güzel," dedim hayran hayran bakarken.
"Evet, çok güzel," diyerek iç çekti.
"Bak, oradaki kraliçe... Kibirli kraliçe," diyerek parmağıyla gökyüzündeki keskin zigzagı işaret etti.
"Kibirli kraliçe mi? Nasıl?" diye sordum.
"Şuradaki zigzag şeklinde duran yıldızlara dikkatli bak. Gümüşten bir tahta benziyor, değil mi?"
Dediği yöne doğru baktım. Haklıydı, şanlı, gerçekten gökyüzünde bir taht vardı.
"Evet, gördüm. Peki ona neden kibirli kraliçe dedin?"
"Çünkü Poseidon'un öfkesiyle göğe çakılan Kraliçe Cassiopeia duruyor orada... Cassiopeia öyle büyük bir kibre sahipti ki, kendi güzelliğini deniz perilerinden üstün tuttu," diye anlatmaya başladı.
"O kadar güzel miydi peki?" diye sordum.
"Bilmem, güzeldir herhalde," diye yanıtladı. "Bak şimdi, o kibirli tacıyla tanrıların gazabı yüzünden gecenin yarısında tahtından aşağı, karanlığa doğru baş aşağı sarkıyor. Tıpkı krallığımızın hırslı soyluları gibi.
"Son cümleyi söyledikten sonra sessizleşti ve kibirli kraliçeye bakmaya devam etti.
"Bu kibirli kraliçe Edmund Lancaster'a benziyor. O da çok kibirli, kendisini çok güçlü zannediyor," dediğimde gözlerini gökyüzünden ayırıp bana baktı. Gözlerinden hangi duygunun geçtiğine anlam veremiyordum, sadece bana bakmaya devam ediyordu.
"Yanlış bir şey mi dedim?" diye sordum.
"Hayır, haklısın. Edmund Lancaster'a benziyor," derken bakmaya devam ediyordu.
"Belki bir gün o da kibirli kraliçenin yanında olur, tanrılar onu da cezalandırır. Bu mümkün mü?" diye sorduğumda bakışlarından ürkmeye başlamıştım. Şu an bunu sormak hata mıydı?
"Bilmem, belki o da bir gün hak ettiğini bulur," derken gözlerini gökyüzüne çevirmişti. Derin bir nefes verdikten sonra, "Artık evine dön, hava çok soğudu," diyerek ayağa kalktı.
Yerimden kalkıp beraber yürümeye başladık.
"Seni üzecek bir şey mi söyledim?" diye sordum.
"Hayır, neden ki?" dediğinde nedenini ben de bilmiyordum.
"Boşver," diye yanıtladım.
Eve geldiğimde ona veda ettim ve sonunda evime gelmiştim. Babam öldükten sonra geçirdiğim en güzel geceydi ve belki de en durgunu.
Bu adamın gizlediği bir şeyler vardı. Fazla düşünerek konuşuyordu, fazla derinlere dalıyordu. Sakladığı bir şeyler vardı, söyleyemediği bir şeyler... Belki de düşünmemem gerekiyordu, belki de iyi birisiydi.
Kim bilebilirdi ki, belki de Kibirli Kraliçe bana evrenin gönderdiği bir işaretti.
Bölüm etkileşimi
