SÜRGÜN kitap kapağı

7. bölüm / 8

SÜRGÜN

Uyarı

Vaveyla Yazarı: lemonkoli

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 8Şu an: Uyarı

“Yorgun görünüyorsun Hadrin.”

Benden bir adım ötede koşan adımları aksadı. Kısa bir sessizlik. “Öyleyim.”

Bu sabah bana eşlik etmek isteyen kendisi değilmiş gibi tepemizde doğmaya yüz tutmuş güneşe doğru huysuz bakışlar gönderdi. Hızlanıp ona yetiştim. “Sorun ne?”

“Bu aralar pek uyuyamıyorum.”

Kısa zaman önce eşini ve çocuğunu kaybetmiş birinden keyifli ya da enerjik olmasını bekleyemezdiniz. Zaten daha öncesinde de neşeli ruh haliyle bilinen biri değildi. Kendini eskisinden de çok görevlere adamış ve önceliklerini belirleme konusunda beklediğimden çok daha iyi bir iş çıkarmıştı. Ki buna gerçekten minnettarım. Hadrin neredeyse başa geçtiğimden beri benimle birlikteydi. Yine de böyle bir kayıpla baş etmek kolay değil.

“Dönünce şifacılara söyle, sana bir uyku karışımı hazırlasınlar.”

Sesli şekilde homurdandı. Benimle ilgili önemli önemsiz her konuyla ilgilenmesine rağmen, ilginin kendi üzerinde olmasından hoşlanmazdı. “Sen kendi halini görüyor musun?” dedi alaylı bir sesle. “Ne oldu? Gece rüyanda savaşçılar mı kovaladı?”

“Aslına bakarsan yalnızca bir kişiydi.” derken istemsiz bir şekilde gülümsedim. Hadrin yüzümü incelerken bir an akıl sağlığımı sorguluyormuş gibi göründü. Yine de başka soru sormadı. Göğsümdeki ağrının tamamen geçmesi sabahı bulmuştu. Tabii bir daha uyumam da mümkün olmadı.

Aslında yorgunluğa rağmen kale kapısında Zhmir’e rastlayana kadar keyfim oldukça yerindeydi. Ona hala öfkeliydim ama uzatmanın ikimize de bir faydası yoktu. Hadrin’in ona verdiği ceza bol miktarda maden işçiliği içerdiğinden az sonra işçilerin yanına gidecekti. Aslında doğrudan yatağa gidecektim ama yeniden insan formunu aldığımda anlık bir kararla Zhmir’e döndüm.

“Madenlere gitmeden yapmanı istediğim bir şey var.”

Üzerimdeki dünden kalan gömleği sıyırıp eline tutuşturduğumda Zhmir anlamsız gözlerle bana baktı. “Bunu Ligefr’a ver.” dedim açıklama olarak. “Ona yarım kalan işimizi bitirmek için döneceğimi söyle.”

Zhmir bir bana bir gömleğe bakarken odaya doğru uzaklaşmaya başlamıştım bile. Arkamdan seslendi. “Sen nereye gidiyorsun?”

“Uyumaya.”

Gerçekten de akşam olana dek gözlerimi açmadım. Uzun zamandır bu kadar deliksiz uyumamıştım. Daha fazla zaman kaybetmeden önce kendimi yataktan çıkmaya zorlayarak masanın başına geçtim ve babamın notlarını içeren defterini karıştırmaya başladım. Kalenin kaynaklarını, köylerin içeriklerini ve sınırları, tahmini popülasyonu ve birliklerin gücünü, kısaca ulaşabildiği tüm raporları titizlikle not etmişti. Notları kendi raporlarımla kıyaslamaya başladım. Daha önce defalarca okuduğum satırların arasında bana yol gösterecek bir çözüm bulmayı umuyordum.

Tüm notları gözden geçirmem birkaç günüme mal oldu. Bu süre boyunca içimde gittikçe büyüyen onu görme isteğini bastırmaya çalışmak için kendimi daha fazla işe verdim ve yalnızca ihtiyacım olduğunda odadan ayrıldım. Ancak bana kendisi geldiği taktirde avantajlı olacağımı biliyordum ve bunun için beklemeye razıydım. Yine de her yatağa girdiğimde tuhaf bir heyecanla bir kez daha aynı numarayı deneyip denemeyeceğini merak ettim. Sonuç hayal kırıklığı oldu.

Ta ki bir öğleden sonraya kadar. Askerlerden bir tanesi telaşla odama girdi.

“Avluda bir durum yaşandı.” dedi nefes nefese.

“Ne oldu?”

“Ligefr’la Zhmir tartıştılar. Kız seni görmek istiyor. Hadrin onu toplantı odasına aldı.”

Toplantı odasına ulaşmam beş dakikadan kısa sürdü. Sürgülü, geniş kapıları açar açmaz Hadrin’in duygusuz bakışlarıyla ve hemen arkasında duran kızın kan toplamış yüzüyle karşılaştım. Gözleri benimle buluştuğunda omuzları kendini korumak ister gibi içe kıvrıldı. Sağ yanağında bir çizik vardı.

“Zhmir’i daha sonra bana yolla.” dedim Hadrin’e, gözlerimi ondan ayırmadan. Hadrin odadan ayrıldığında benimle tek kalmaktan çekiniyormuş gibi kısa bir nefes verdi. Bir süre hiçbir şey söylemeden birbirimizi inceledik. Benden çekindiğini anlamak için kalp atışlarını duymama gerek yoktu ama Dryad yetenekleri sayesinde buradan bile ritminin hızlandığını işitebiliyordum. Onu son gördüğümden bu yana boynundaki çürükler iyileşmiş, yüzündeki solgunluk azalmıştı.

“Yine beni mi özledin?” dedim alaylı bir sesle.

Bakışları büyürken yüzüne hafif bir pembelik yayıldı. “Anlaşma yapmak istiyorum.”

Dudaklarım hafifçe kıvrıldı. “Anlaşma yapmak için sende de benim istediğim bir şey olmalı.”

Tahmin ettiğim gibi yüzü iyiden iyiye kızarırken kalp atışları hızlandı. “Yok mu?” dedi başını dikleştirirerek.

Var elbet. Gülümsememi saklamadım. “Sen akıllı bir kızsın.” Üstelik bir değil, birçok şey var.

“Benden tam olarak ne istiyorsun?”

Cevabım sekmedi. “Tılsımını.” Ve tabii seni. Ama ona bunu söylemedim.

Aniden gülmeye başladı. Neyi bu kadar eğlenceli bulduğunu sormama gerek kalmadan “Sen kafayı yemişsin.” dedi boğuk bir sesle. “Onu sana versem bile -ki vermem- ben olmadan hiçbir işine yaramaz.”

Ona benden kurtuluşu olmadığını nasıl anlatabilirdim? “Seni bırakacağımı kim söyledi?” dedim kendimden emin bir şekilde. Ondan vazgeçeceğimi düşünüyor muydu gerçekten?

Az önceki neşesi silinirken hafifçe yutkundu. “Aklında olsun pazarlık iki tarafın da özveride bulunduğu bir iletişim şeklidir.”

Gücenmiş hali bir an için öyle savunmasız ve komikti ki kendime engel olmadan kafamı arkaya atıp bir kahkaha patlattım. “Pekala, şuna ne dersin? Sen bana tılsımının yerini söyle, ben de sana umutsuzca istediğin şu küreyi vereyim.”

Arkamda kapı açılırken odaya girenin Hadrin olduğunu bildiğimden bakmak için dönmedim. Gözleri benimle Hadrin arasında gidip gelirken kısa bir süre düşündü. “Benim daha iyi bir fikrim var. Aradığım kişiyi bulmama yardım eder ve gitmemize izin verirsen, tılsımdan vazgeçerim.”

Şaşkınlık aniydi. Her kimi arıyorsa bunu kaleye geri dönecek kadar arzuladığını biliyordum ama tılsımdan vazgeçecek düzeyde olmasını beklemiyordum. Gerçekten tılsımını geride bırakıp gidebilir mi?

“Ligefr’ların sözlerinden dönemediğini sanıyordum?” dedim sözlerini tartmak için.

Cevabı netti. “Dönemiyoruz.”

Bu plandan hoşlanmadım. Ancak tılsımın gücü sorunlarımızın cevabına en yakın şey olabilir. Ben cevap vermeden önce devam etti. “Bir daha böyle bir şansın olmayacak. Başka hiçbir şartta sana onu vermeyeceğim.” Eğlenme sırası ona geçmiş gibi gülümsedi. Bunu doğrudan reddedemeyeceğimin farkındaydı.

Bu yalnızca merakımın daha da şiddetlenmesine neden oldu. “Kimi aradığını söylersen bunu kabul etmeyi düşünebilirim.”

“Uzun zaman önce kaybettiğim birini.” Başka bir üstü kapalı cevap.

Onu konuşturmanın kolay bir yolu olsaydı her şeyin ne kadar da basit olacağını düşünürken derin bir nefes verdim. “Neden misafirimiz için daha konforlu bir oda hazırlamayalım Hadrin?”

Cevabımla birlikte tuhaf şekilde rahatlamış göründü. Anlaşılan istediğini almıştı. Öyle ya da böyle ben de istediklerimi alacaktım. Ufak bir uyarının zararı olmadı değil mi? Ona arka dişlerimi rahatlıkla görebileceği geniş bir gülümseme gönderdim. “Eğer sözünü tutmazdan seni diğerlerinden önce kendim avlarım.”

Uyarının yerini bulduğunu artan kalp atışlarından anladım. Gözleri dişlerime kayarken istemsizce titredi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

4okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.