SÖNMÜŞ IŞIKLAR kitap kapağı

6. bölüm / 6

SÖNMÜŞ IŞIKLAR

5. BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Şimdilik Deli

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 5. BÖLÜM

Taht odasının önünde durarak derin bir nefes aldı. Dün gece Kral onun canını bağışlamıştı. Onunla konuşmak o kadar da tehlikeli hissettirmemeliydi. Hem o artık yargılanacak bir cadı değil, Altın Muhafız'ın nişanlısıydı. Saraydaki yerini daha iyi anlıyordu. Kimsenin -hatta Kralın bile- ona öylece zarar veremeyeceğini anlıyordu. Öylece yok olması kısa sürede sadece kaçtığını düşündürtse bile ona zarar veren kişiye uzun vadede bela olacak bir şeydi.
Başını dik tutarak kapıyı çaldı. Arka tarafta bekleyen askerler kapıyı iki yandan tutarak onun için açtı. Kral öylece tahtında oturmuş kapıdaki misafirine bakıyordu. Monasa her ne kadar kapıyı dik tuttuğu başıyla çalsa da Kral ile göz göze gelmek bile başını eğmesine yetmişti. Kral sert, görkemli, yenilmez veya korkulası durmuyordu. Ama bakışları bile saygı duyulması gerekilen biri olduğunu hatırlatıyordu. Onun Kral olduğunu bilmeyen birisi bile bu saçına aklar düşmüş adam karşısında başını eğerdi.
Karşısında biricik Altın Muhafız’ının nişanlısını görünce yüzüne bir gülümseme kondu.
“Yaklaş,” diyerek ona müsaade etti. Monasa hâlâ başı yere eğikken birkaç adım attı ve tam karşısında durdu. Monasa’nın konuşmaktan ne kadar çekindiği her halinden anlaşılıyordu. Kral da bu halini fark ederek ilk adımı attı.
“Bir ihtiyacın mı var.”
“Hayır Kralım.”
“Öyleyse neden buradasın?”
“Size bir konu hakkında danışacaktım.”
“Dinliyorum.”
“Takdir edersiniz ki, şu an içinde bulunduğum durumda en ufak davranışım beni suçlu görmek isteyenlere kanıt olacaktır. Demek istediğimi anlıyor musunuz?”
“Evet. Devam et.”
“Bu durumda saray içerisinde öylece dolaşsam, hatta odadan çıkmasam bile düşünmek isteyen birisi cadı olduğumu düşünebilir. Ancak öyle değilim. Ne yapacağımı bilmiyorum. Evleneceğim adam bile cadı olduğuma inanıyor. Siz benim durumumda ne yapardınız?”
Kral bir an durup karşısında başını eğmiş bir cevap bekleyen kadına baktı. Onun bir cadı olduğuna inanmak zordu. Ama ona doğrudan bir tavsiye verirse ve karşısındaki kadın gerçekten bir cadıysa işler karışırdı.
“Adın ne?”
“Monasa, Kralım.”
“Monasa… Cadı olmadığını söylüyorsun. Öyleyse buraya gelmeden önce neyle geçiniyordun?”
“Köy köy dolaşarak şifacılık yapıyordum, Kralım.”
“Eğer senin yerinde olsaydım,” diye başladı Kral. Monasa eğilmiş başına rağmen göz ucuyla Kral’a bakıyordu.
“Ne yapıyorsam onu yapmaya devam ederdim.”
“Bir saniye, anlamadım…”
“Şifacı mısın?”
“Evet Kralım.”
“Güzel. Kışlada yaralı askerlerle ilgilenebilirsin. Hem sürekli nişanlının gözü önünde olacağından o da elbet cadı olmadığına ikna olacaktır.”
“İyi de…” Şikâyet etmek istiyor ama doğru kelimeleri bulamıyordu. Onu zaten cadı sanmalarının sebebi şifacı olmasıydı, şifacılığa devam etmesi nasıl faydalı olabilirdi ki? Kral, Monasa’nın tereddüdünü hemen gördü.
“Bu bir emir değil, tavsiyeydi.”
“Ancak Kralım… Şifacılığımı ya kötü niyetli görürlerse?”
“Bir şey değişmiş olmaz. Peki Sevgili Monasa, ya iyi niyetini görürlerse?”
Kral haklıydı. Sadece bekleyerek hiçbir yere varamazdı. Hem insanlar onun cadı olduğunu düşünmeye devam etse
bile son zamanlarında bile hayat kurtarabilirdi.
“Öyleyse, kralımın tavsiyesini ciddiye alacağım.”
Kral gülümseyerek bakarken odada hali hazırda bekleyen askerler inanamayarak Kral’a bakıyorlardı. Bu cadı kadına askerlerin hayatını mı emanet edecekti? Kral delirmiş olmalıydı. Monasa son olarak izin isteyerek taht odasından çıktı. Henüz alt kata inmeden başka bir belâ onu bulmuştu. Yukarı çıkan Papa onun yukarıdan geldiğini görmüştü.
Papa her ne kadar koşup hesap sormak istese de etraftaki hizmetçiler yüzünden sakin adımlarıyla yukarı çıktı. Monasa da onu gördüğüne pek memnun sayılmazdı. O da aşağı inerken yan yana gelince durdular.
“Yukarıda ne işin vardı?”
“Seni aşağı itmemi ister misin?”
“Ne?”
“Kralla konuştum.”
“Ne konuştun?”
“Seninle ilgili değil.”
“Görüyorum ki Aldric sana öğüt vermeyi ihmal etmemiş. Ama seni temin ederim ki kötü olan ben değilim, Aldric.”
“Sen Kral’a beni yargılamak için yalvarırken o benim hayatımı kurtardı. İyi bir ilk izlenimin yok.”
“Pekâlâ. Sanırım sen kimin tarafında olacağını seçmişsin. Bol şans.”
Monasa’dan başka bir yanıt beklemedi. O arkasını dönüp ilerlerken, Monasa olduğu yerde “Size de.” demekle yetindi. Aldric haklıydı. Sözcükleriyle açıklayamasa bile Papa’nın onu kandırmaya çalıştığını anlamıştı. Monasa bir tarafta değildi. Ne Aldric’i ne de Papa’yı koruyacaktı. Burada olmasının tek sebebi bir yanlış anlaşılmaydı. Çok uzun kalmayı planlamıyordu. Ancak cadı olmadığına somut bir delil nasıl bulacaktı?
Çözmesi gereken çok mesele vardı. Ama şimdilik en basit yolu seçecekti. Bodruma inecekken zaten yukarı çıkan Aldric’i gördü.
“Ben de yanına geliyordum.” Olduğu yerde durarak Aldric’in gelmesini bekledi.
“Sen?” dedi, tek kaşını kaldırarak Aldric. Demin onu tersleyen kadın yanına mı geliyordu? Açıkçası ne diyeceğini merak ediyordu.
“Kralla konuştum, kışlada yaralı askerlerle ilgilenmeme izin verdi. Haberin olsun istedim.”
Bu iyi mi, kötü mü karar veremiyordu Aldric. Sonuçta artık hem işini yapıp hem de Monasa’yı izleyebilirdi. Ancak askerlerin hayatını ona emanet etmek ne kadar doğruydu? Kral’ın bir bildiği olmalıydı?
“Ne zaman başlayacaksın?”
“Bugün başlamam mümkün mü?”
“Evet. Kışlaya geri gidiyorum. Benimle gelebilirsin.”
“Çantamı almam lazım. Beni bekle.”
Aldric başını sallarken Monasa aşağıya hızlı adımlarla inmeye başlamıştı. Her ne kadar bu kadından şüphelense bile aksi yönde de bir şüphesi vardı. O ninni elindeki tek olumlu şüpheydi. Altındaki gerçeği öğrenmesi lazımdı. Monasa’nın o ninniyi nereden duyduğunu bilmesi lazımdı.
Monasa çok geçmeden omzunda çantasıyla döndü. İkisi de tek kelime etmeden saray çıkışına ilerlediler. Ancak onlar dışarı çıkarken içeri giren başka bir ikili vardı. Finlo ve Lioris. Lioris önden giderken, Finlo elinde boş çamaşır sepetiyle bir adım gerisinde yürüyor, yol göstermesine izin veriyordu. Ve Finlo…
Sessizdi. Gerçekten sadece bir keşiş gibi huzurluydu. Sessizce biricik Lioris’ini izliyordu. Öyle ki ona bakan Monasa’yı fark etmemişti bile. Monasa’ysa tek bakışta anlamıştı Finlo’nun o kıza nasıl tutulduğunu. Yüzüne bir gülümseme konarken Aldric’le olan bütün soğukluğunu bir an unutarak yanına vardı.
“Gördüğümü görebiliyor musun?”
“Neyi?”
“Finlo’ya bak.”
Aldric felaket senaryoları kurarken arkasına baktı. Ama gördüğü onun da soğuk yüzüne bir yay oturmasına yetmişti. Lioris de Finlo ve Aldric gibi sarayda büyüyen bir yetimdi. Aldric’se Finlo’yu tanıdığından beri Lioris’e olan ilgisini biliyordu. Finlo doğrudan karşısına geçerek onunla konuşmamıştı ancak anlamak çok da zor değildi. Lioris’se hep sessiz ve soğuk bir kız olmuştu. İkisi gerçekten doğru çift mi bilinmezdi ancak Finlo onunla yanlışa bile razıydı.
Aldric’in keyifli ifadesini görünce Monasa’nın aklındaki netleşti. Finlo gerçekten bu kızı seviyordu.
“Ne zamandır?” diye soruverdi Monasa. Aldric de karşısındaki kadının dün cadı olmaktan yargılanmak üzeri olduğunu unutuvermişti. Eski bir dostuna geçmişi anlatır gibi cevapladı.
“Onu tanıdığımdan beri. O asık suratlı Lioris’de ne buldu anlamıyorum.”
“Birisinde bir şey bulduğun için âşık olmazsın ki…”
“Aşk hakkında tecrübeli misin?”
“Sayılmaz, izleyiciyim. Sen?”
“İnsanlar genelde Altın Muhafızı sever.”
“Şaşırmadım. Havalı bir şey.”
“Aslında bu sevgi istediğim bir sevgi değil.”
“Neden?”
“Onlar Altın Muhafızı seviyorlar. Fazla yüzeyseller. Aşk böyle olmamalı.”
“Vay be… Dışarıdan böyle düşünecek bir adama benzemiyorsun.”
“Nasıl yani?”
“Yani ne bileyelim… Kendi aşk tanımının olacağını düşünmemiştim.”
Aldric buna bir cevap vermedi. O an ne kadar samimi konuştukları ve çok daha korkunç bir şeyi fark etti. Aldric bu samimiyetten keyif almıştı. Monasa ile konuşmaktan keyif almıştı. Belki de sadece Finlo hakkında konuştukları için keyif almıştı. Bir anlık gaflete düşmüştü o kadar.
“Nişanlımsan bana rütbemle seslenmeyi kes.”
Bu sözler ve Aldric’in rahatsızlığıysa artık Monasa’ya daha mantıklı geliyordu. Bir süre sormaya çekinse de derin bir nefes alarak söze girdi.
“Bir şey sormak istiyorum.”
“Sor.”
“Sana ‘Altın Muhafız’ demem bu yüzden mi seni rahatsız ediyor?”
“İlgisi yok.”
“Öyleyse neden?”
“Sana ne?”
“Her soruma böyle sana ne mi diyeceksin?”
“Sorma o zaman.”
“Beni tanımıyorsun bile. Neden sürekli bana karşı bir duvar örüyorsun?”
Monasa’nın şikayetiyle beraber Aldric’in adımları durdu. Bir adım ilerisinde onun durduğunu fark ederek Monasa da durdu ve ona döndü. Aldric’se… Gülüyordu. Kahkaha atmaya yakın sesiyle devam etti.
“Emin ol seni, senin gibileri çok yakından tanıyorum.”
“Ben bir cadı değilim.”
“Kendini kandır anca…”
“Madem inanmıyorsun, neden kurtardın beni o zaman?”
İki düşman gibi karşı karşıya birbirlerine dik dik bakıyorlardı. İkisi de eksik sorulardan tam cevap bekliyordu. Her ne kadar çekinse de sorusunu tamamlayan ilk kişi Monasa oldu.
“Bak… Beni bir cadı olarak buraya getirdin. Hiç umudum yokken beni kurtardın ve sana ne diyorsun. Sen olmasan canice öldürülecektim. Ve en başında beni buraya getiren de sensin. Ne oldu da fikrin değişti?”
“Ninnini duydum.”
“Ne?”
“Dedim ya. Söylediğin ninniyi duydum.”
“Ve bu yüzden fikrin mi değişti? Bu duyduğum en saçma gerekçe.”
“O ninniyi nereden biliyorsun?”
“Annem çocukken söylerdi. Neden soruyorsun?”
Aldığı cevap Altın Muhafız’ın gözünü döndürmeye yetmişti bile. O cadı… Monasa’nın annesi miydi? Babasını öldüren o katilin kızı karşısında mıydı? Derin bir nefes alarak gökyüzüne baktı. Aynı babası gibi bir cadıya güvenmişti, babasının güvendiğini cadının kızına güvenmişti. Sonu babası gibi mi olacaktı?
Hayır. Buna izin vermeyecekti. Başını yavaşça gökyüzünden karşısındaki kadına çevirdi.
“Yaşamak istiyor musun?”
“Ne?”
“İstiyor musun?”
“Yani, evet.”
“Öyleyse arkana bile bakmadan kaç. Başka bir yere git. Bu krallığı terk et.”
“Ne? Neden?”
“Çünkü artık arkanda Altın Muhafız yok. Sana hâlâ izin veriyorken git.”
Başka bir cevap beklemedi. Soğuk ifadesi yüzündeyken arkasını döndü. Bir an bile “Acaba?” demeden, arkasına bakmadan, içindeki tüm umutları ve şüpheleri gömerek gitti. Monasa’ysa henüz ne olduğunu bilmeden orada öylece arkasında kalmıştı. Peşinden gitmeyi bile akıl edememişti. Artık arkasında Altın Muhafız yoktu. “Aldric” yerine neden “Altın Muhafız” demişti ki?

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.