2. bölüm / 6
SÖNMÜŞ IŞIKLAR1. BÖLÜM
Bölümler 6Şu an: 1. BÖLÜM
- 1 Giriş1.420 kelime
- 2 1. BÖLÜM1.042 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 2. BÖLÜM1.465 kelime
- 4 3. BÖLÜM1.450 kelime
- 5 4. BÖLÜM1.795 kelime
- 6 5. BÖLÜM1.407 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Uyan.” dedi cadıya, Altın Muhafız. Saraya varmışlardı. Artık bu Dünya’ya sadece zararlı olan o cadı hakkettiği sonu yaşayacaktı. Hakkettiği sona da bir başkası karar veriyordu. Çünkü herkesin gözünde cadının hakkettiği buydu.
Altın Muhafız’ın sesiyle beraber gözlerini yavaşça araladı cadı. Cadının siyah gözleri ve Altın Muhafız’ın altını kıskandıracak renkteki bal gözleri yeniden buluştu. Bu ikinci göz temasını ikinci defa kesen kişiyse yeniden Altın Muhafız oldu. Arkasını dönerek saraya ilerlerken iki asker cadının ayaklarındaki ipi çözmeye başladı.
Cadıysa uyandığından beri ilk defa zamanı ve mekânı sorguladı. Çoktan gece olmuştu. Gökyüzünde birkaç karga onun adına bağırıyordu. Ve hemen karşısında bütün görkemiyle saray duruyordu. Onu sadece savaş kitaplarından biliyordu. Bir de çocukluğunun tozlu anılarından.
Hani bazı anılar olur ama o kadar az kullanılmıştır, o kadar eskimiştir ki doğru düzgün hatırlanamaz bile. Ama o anın kırıklığı hep içeride bir yerlerde yaşar. İşte saray da cadı için öyle bir yerdi. İçinde yıllardır uyuyan özlemi o denli körüklüyordu ki neredeyse ölmeyi isteyecekti. Neredeyse…
Ölmeyi ve bu özlemi sonlandırmayı ummadan edemedi. Kim aklından o ihtimali geçirmeden edebilirdi ki? Ne kadar yaşama bağlı ve umutlu olursanız olun cadı yargısına götürülüyorsanız bir gerçek yüzünüze çarpardı. Masum olmanız artık bir önem arz etmiyordu. Her hâlükârda sizi bekleyen yegâne şey ölmekti.
Birisini asıyorsunuz; yaşarsa cadı, ölürse değil. Yakıyorsunuz; yaşarsa cadı, ölürse değil. Bu bir mahkeme değil. Bu idamın en süslü hali. Şimdiyse iki asker koluna girmiş onu saraya doğru yönlendiriyordu. Onu “yargı”layacaklardı. Annesi gibi…
Başka çaresi kalmadığını kabul ederek annesinin ona her gece söylediği ninniyi mırıldanmaya başladı.
“Küçük kuş uçmuş aslanın ağzına. Uç kuşum, uç…”
Annesinden kalan son şeyi, ninniyi mırıldanırken Altın Muhafız inanamayarak ona döndü. Bu ninniyi cadı nereden biliyordu? Anlam vermeyen gözleri cadı üzerinde gezinirken içine bir şüphe tohumu ekildi. Ekilmemesi gerekilen bir şüphe tohumu. Her şeyi değiştirecek bir şüphe. İnsanı harekete geçiren iki duygudan biri olan şüphe. Altın Muhafız önüne dönerken cadı ninniyi mırıldanmaya geri döndü.
“Aslan açmış ağzını küçük kuşa. Uç kuşum, uç. Tilki anlamış olacakları. Uç kuşum, uç. Hala yapabiliyorken uç kuşum. Uç kuşum, uç. Kanatlarını çırpabiliyorken uç. Aslan seni yememişken uç. Tilki olanlara susmamışken uç. Uç kuşum, uç. Hala yapabiliyorsan uç.”
Ninnilerin en zehirli yanı budur. Çocukken hoş gelen birkaç kelimedir ancak büyüdükçe anlamı da büyür. Cadı artık uçamayacağını biliyordu. Artık annesinin ona her gece ne demeye çalıştığını da biliyordu. Dua etti sessizce. Annesinin ona kanat olması için dua etti, aynı kaderi yaşamamak için dua etti.
Dua etmek için çok mu geç kalmıştı? Sarayın bahçesinde onu bekleyen Papa ve Kral korkusunu büyütüyordu. Askerler onlara selam verirken cadı bir tepki veremedi. Biraz sonra öleceğini bilen birisi gibi selam vermenin bile anlamını sorguluyordu.
Altın Muhafız da selamını verdikten sonra yakınlarına gidip anlatmaya başladı.
“Emrettiğiniz gibi Belenler Dükü’ne mektubunuzu ilettim. Ancak dönüş yolunda saraya gönderilmiş bir elçiyle karşılaştım. Elçi bir cadıdan bahsedince zaman kaybetmemek adına köye bizzat gittim. Köyün papazı bahsedilen cadının bu kadın olduğunu iddia edince buraya getirdim.”
Altın Muhafız sözlerini bitirmeden Papa ayağa fırladı. Cadıya doğru birkaç adım atarken korkusuzdu. Onun bir cadı olmadığını en iyi o bilirdi.
“Öyleyse derhal bu kadının yargısı başlasın!”
O an Altın Muhafız’ın içinde ilk defa hissettiği bir duygu doğdu. Daha önce defalarca şüphe hissetmişti. Tek başına şüphe onu harekete geçirmeye yetmezdi. Ama o ikinci duygu, korku içinde büyürken artık duramazdı. Daha önce çok kez savaşmış, bir savaşçı olarak yetiştirilmişti. Korkusuzdu. Yani o ana kadar… O an ilk defa korktu.
Bir kararı almamızı sağlayan iki duygu vardır. Bu aşk, sevgi, sadakat veya kutsal duygulardan birisi değildir. Şüphe ve korku. Tüm kararlarımızın altında yatan duygular bunlardır.
“Saygısızlık olarak görmeyin ancak yargıdan önce birkaç söz daha söylemek isterim.”
Papa ağzını açmış karşı çıkacakken Kral ondan önce davrandı.
“Devam et.”
“Şimdiye kadar size olanlardan bahsettim. Çünkü bana bir görev verdiniz. Ama cadılarla ilgilenmek hiçbir zaman benim görevim olmadı. Bu kadını kendi şahsi meselem için buraya getirdim. Bu kararı alırken bir an bile kendimi sorgulamadım. Çünkü o kadını buraya Altın Muhafız olarak değil, yalnızca Aldric olarak getirdim. Şimdiyse Altın Muhafız olarak düşününce bu kadının cadı olmadığına inanmıyorum. İzin verirseniz onu yargılamak yerine zapt edebileceğimiz başka bir çözüm belirtmek isterim.”
“Cadı olup almadığını yargılamadan anlayamayız!”
Papa’nın şikâyeti kralın kalkan eliyle başlamadan bitti. Kral’sa gözlerini bir an bile Altın Muhafız’dan ayırmadan devamını bekledi. Babasını tanırdı. Onu da yakinen tanıdığı için bu konuşmayı öylesine yapmadığını anlayabiliyordu.
“İzniniz olursa bu kadınla evleneceğim. Evleneceğim ve cadılık yapmadığından bizzat emin olacağım.”
Altın Muhafız’ın sözleriyle bütün gözler irice açıldı. Papa’nın içinde bir panik uyanmıştı bile. Her şeyin değiştiğini anladığınızda oluşan cinsten bir panik. Kral’ınsa hoşuna gitmişti bu teklif. Cadı dahi olsa halkından birinin ölümü hep içini yakmıştı. Aldric’eyse gözü kapalı güvenirdi. Onu, babasının devamı olarak görürdü.
Cadıysa tüm bu konuşmalar onun hakkında olsa bile bir seyirci gibi onun adına verilen kararları izliyordu. Altın Muhafız’la evlenmek ölmek kadar kötü görünmüyordu. Ancak içinde anlam veremediği bir korku büyümeye başlamıştı bile. Anlamadığı şeyden korkan bir çocuk gibi korkarak Kral’ın cevabını bekliyordu.
“Bu senin görevin değil. Altın Muhafız olarak bunu yapmanı emretmem adaletsizlik olur. Ancak Aldric olarak böyle bir karar alıyorsan karını öldürmem.”
Kral'ın onayı gelir gelmez Papa bu cevabı değiştirtmek için itirazda bulundu.
“Ancak Kral’ım… Bu kadın ya bir cadıysa? Onu saraya, yanı başımıza mı sokacağız?”
Kral'a söylenen bu sözleri cevaplayan Altın Muhafız olmuştu. Her zaman Papa ona şüpheli gelmişti. Ama onun işlerine hiç karışmadığı için Papa’yla konuşmazdı bile. Şimdiyse durum farklıydı.
“İşte o zaman kılıcımla kafasını bedeniden ayırırım.”
Bu sözleri daha çok “İşime bir daha karışırsan kafanı bedeninden ayırırım.” tonlamasıyla söylemişti. Kendisi de ne kadar asi davrandığını anlayarak hızla saygısını geri takındı.
“Yani demeye çalıştığım, karım olacak kişinin cadı olup olmadığını anlayabilirim. Eğer cadı olduğunu düşünürsem istediğinizi yapabilirsiniz.”
“Öyleyse yakında bir düğünümüz var!”
Saray soytarısı Finlo yersiz konuşsa da Papa ve Aldric arasındaki gerginlik dağılmıştı. Aldric, Finlo’nun en çok bu hallerini seviyordu. Savaşın tersi ne diye sorsalar “Finlo” derdi. Finlo ne zaman ortamın gerildiğini, onları kötü bir şeyin beklediğini hissederse, kendini ortaya atardı. Bazen ona kızarlardı ama yine de saraydaki huzuru koruduğu için içten içe kendiyle gurur duyardı. Bunu fazla zeki olduğu için yapmazdı. Planlı olmazdı; sadece gerginliği hissederek yaşadığı yeri, yuvasını huzurlu tutardı. İşte Aldric bu yüzden Finlo’ya saygı duyardı. O yuvasına sadık biriydi. Aldric içinse en önemli şey buydu.
Konuşulacak başka bir şey kalmamıştı artık. Cadı, Altın Muhafız’ın sorumluluğundaydı. Kral saraya geri dönerken Papa hala itiraz ederek peşinden gidiyordu. Kral’sa kararını vermişti. Cadıya bir şans verecekti. Altın Muhafız’a bir şans verecekti. Birsinin masumluğunu ölmeden görecekti.
Bölüm etkileşimi
